Tavla oynuyor Kendiyle mesela. Satranç bile oynuyor. Kendi kendine hamleler yapıp heyecanlanıyor!
Ekonomi siyaset falan her şeyi konuşuyor Kendiyle! Hatta o hayali dünyada başkalarını da getirip onların tarafından da konuşup tartışabiliyor.
Kendi Kendiyle konuşan insanların akli dengelerinde sorun yok bence.
Yalnız büyüyünce insan, Kendiyle arkadaş oluyor.
O hayali Kendiyle, uzun uzun konuşuyor. Tartışıyor bazen. Kendi, kendine küsüyor da!
Hayatın korkunç dönüm noktalarından biri bana göre “yalnızken hayattan zevk almaya başlamak”dır. İnsanın yalnızlığa bürünen bir güvenli alanı oluyor.
Hayatına birini almaya ihtiyaç duymuyorsun veyahut birini alınca da ilk sorunda tekrar güvenli alanına geri dönüyorsun.
Artık unuttum seni!
Ama bazen aklıma geliyorsun. Her aklıma geldiğinde ise bir sigara yakıyorum.
Her fırtta seni içime çekip hapsetmek istiyorum ama saniyeler içinde çıkan o dumanla gözümün önünde kayboluşunu görüyorum.
Sigarayı bırakıcaktım. Ama nedense arttı!
/ o kaftanı başkasına da giydireceğiz elbet.
Aşk acısı bence, neye aşık olduğumuzu karıştırdığımız için oluyor. Kaftana aşıksak madem. Gelip gidenin bir ehemmiyeti olmamalı/bitti
İnsanların aklında bi rol model vardır. Bu rol model aslında bilinçaltından gelen puzzle parçaları gibidir. Her parça bir yerden toplanıp bir kaftan misali etrafımızdaki insanlara giydirmeye çalışıyoruz. Şayet karşımızdaki bu kaftanı giyerse, yakışırsa ve üstüne oturursa,/
/onu sevdiğimizi ve zamanla aşık olduğumuzu düşünürüz.
O kişi hayatımızdan çıktığında, hayatımızın aşkını kaybetmişcesine hayal kırıklığına uğruyoruz ama unuttuğumuz bir şey var. Biz o kaftana aşığız aslında. Giden o kaftanı çıkarıp gidiyor. Bizim bi kaybımız yok/