“Çocukların yeri sıralar, sınıflardır” dedikleri ve “Arda Tonbul’un atölyede ne işi var?” diye sordukları için 16 genç yoldaşımız 4 gündür tutuklu.
Arda Tonbul kafasının makineye sıkışması sonucu hayatını kaybettiğinde yalnızca 14 yaşındaydı. Okulda olması gereken yaşta, sermayenin çıkarı uğruna MESEM’e çocuk “işçi” olarak gönderilmişti. 16 arkadaşımız ise sorumluların yüzüne şunu sordu: “Çocuklar neden sınıfta değil de atölyede?”
Bu soruya verecek bir cevabı olmayanlar, çözümü 16 yoldaşımızı tutuklamakta buldu. Biliyoruz ki 16 yoldaşımız özgür kalacak; bu düzenin sorumluları ise bu hesabı vermekten kaçamayacak!
16 genç yoldaşımız “MESEM köleliğine son vereceğiz!” dedikleri için, "Kardeşimiz Muhammed Kendirci'nin işkenceyle katledilmesi araştırılsın!” dedikleri için 3 gündür tutuklu.
Muhammed Kendirci çalıştığı iş yerinde işkenceye maruz bırakılarak katledildi. Muhammed daha 15 yaşında, yani sıra başında, okulda olması gereken yaştaydı. Arkadaşlarımız "15 yaşındaki Muhammed'in atölyede işi ne?" dediler. Bu soruyu cevaplamaktan korkanlar ve onların destekçileri 16 arkadaşımız tutuklandığı için susarız sanıyorlar. Ne Muhammed'in ne de katlettiğiniz hiçbir kardeşimizin hesabı sorulmadan geri adım atmıyoruz! Katillerden hesap soran 16 genç yoldaşımızı geri alacağız!
Parti Sözcümüz Sera Kadıgil, Adalet Bakanlığı Bütçe Komisyonu'nda konuştu:
"Anayasası işgal edilmiş bir ülkenin Adalet Bakanlığı'na vergilerimizden kaç para vereceğimizi konuşmak üzere toplandık. Oysa bu ülkede anayasa fiilen ortadan kaldırılmıştır!
Adalet Bakanı 400 milyar TL'ye yakın bütçe istiyor. Bu zamana kadarki faaliyetleriyle bu bakanlık beş kuruş bütçeye bile değmez. Kapatalım bu bakanlığı!"
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, MESEM’lerde katledilen çocukların adını duymaya tahammül edemeyip Parti Sözcümüz Sera Kadıgil konuşurken bütçe komisyonu toplantısından kaçmıştır.
Çocukları iş cinayetlerine, gençleri geleceksizliğe mahkum ediyorsanız dinleyeceksiniz!
Bu satırları, kendini sağduyulu olarak tanımlayan ama bu çarpık medya düzenini farkında olmadan besleyen herkese yazıyorum.
Siz başka ortamlarda “özgür basın, tarafsız haber, daha adil bir ülke” istemiyor musunuz?
Peki hayalini kurduğumuz ülkenin haberciliği, gazeteciliği, medyası bu mu olmalıydı?
Bugün haberin yerini dedikodu aldı.
Gazeteciliğin yerini linç, gerçeğin yerini kurgulanmış algılar aldı.
Kelimeler artık doğruları aydınlatmak için değil, karanlığı daha inandırıcı göstermek için kullanılıyor.
Siz o haberleri okurken, o çirkin başlıklara tıklarken, aslında farkında olmadan bu çürümenin bir parçası oluyorsunuz.
Sorun bir kişi değil; sorun bu zihniyet.
Bu zihniyet öyle bir zihniyet ki, halkı yavaş yavaş manipülasyonla uyuşturuyor, vicdanı susturuyor, gerçeği magazinleştiriyor.
Birkaç tık fazla almak, biraz daha görünür olmak uğruna insan onurunu yok sayıyor.
Ve işte tam da bu yüzden, aklımızla alay edercesine aynı kalıplar tekrar ediyor.
Gerçekler çarpıtılıyor, yalanlar normalleşiyor.
Bir insan hem seçimde yolsuzluk yapmış, hem diploması sahte, hem hırsız, hem casus olabilir mi?
Olabiliyor, çünkü medya buna zemin hazırlıyor.
Siyasette, sanatta, ekranda; her yerde aynı zihniyet dolaşıyor:
Kişisel çıkar için başkalarına zarar vermek.
Bana defalarca “Sus, kariyerine zarar verir” dediler.
Evet, belki verir.
Ama bu zihniyeti kökünden söküp atamayacaksak, o kariyerin, o ekranların, o manşetlerin hiçbir anlamı yok.
Bunlara alışma. Normalleştirme. Parçası olma.
Ürünleri piyasadan acilen toplatmak gerekiyor.
“yerli ve milli” diye okullarda dağıtılan, kışla ve kamu kurumlarına satılan Alpedo dondurmada dışkı kaynaklı bulaş ve ölümcül hastalıklara yol açabilen bakteriler tespit edildi. https://t.co/LmjXfKhhIv
HACETTEPE'YE KAÇAK GİREN ÇETELER PALAYLA ÖĞRENCİLERE SALDIRIYOR!
Hacettepe'de dışardan okula alınan ülkücü çeteler ellerinde palalarla sıra arkadaşlarımızı kovalıyor ve saldırıyor! Bu saldırıda sıra arkadaşlarımız yaralanmasına rağmen polis saldırganları değil sıra arkadaşlarımızı gözaltına alıyor!
Kampüslerimize her gün gerici ve ülkücü çeteleri sokmaya çalışan kayyum rektörlerden ve Saray'dan hesap soracak, arkadaşlarımıza yapılmasına göz yumulan bu saldırıyı unutmayacağız!
Veri sızıntısı ile suçlanan şirket 34 gün önce Teknofest'te ödül almış! Hem de veri güvenliği başarısından https://t.co/dXpSZZvLXs @halktvcomtr aracılığıyla
Hakan Tosun’un öldürülmesinin üzerinden günler geçti.
Gerçeği hâlâ bilmiyoruz.
Cumartesi, onun anısına karanfillerimizi bırakıyor, adalet talebimizi yineliyoruz.
#HakanTosunaNeOldu
Hakan Tosun’un saldırıya uğramasından tam bir hafta sonra emniyet 2 müfettişi görevlendirdi. O zaman o müfettişlerler şunu da sorsun: emniyet neden Sosyal medyada gündem olunca harekete geçti? Deliller nerede? Aileye neden bilgi verilmedi? Neden görüntüleri alan adli kontrolle serbest kaldı?
Ekolojik kırımları, kent suçlarını ve hak ihlallerini belgeleyen Hakan Tosun neden hunharca katledildi? Bu soruya cevap ararken kamuoyunun onu “Esenyurt’ta öldürülen gazeteci”den öte, hayatını vakfettiği işlerle, kişiliğiyle tanıması, hatırlaması dilegiyle
Vakıflar Genel Müdürlüğü, İBB'den el konulan Gezi Parkı'nın bir bölümünü kafe ve çay bahçesi olarak aylık 600 bin TL'ye kiralama ihalesine çıkardı. (Halk TV)
Soruyoruz: Gazeteci arkadaşımız #HakanTosun'un kayıp eşyalarının Esenyurt Mevlana Polis Merkezi Karakolu'nda olduğu neden aileye söylenmedi? Aileden ve avukatlardan bu bilgi neden 5 gün boyunca gizlendi?
#HakanTosunaNeOldu