Denedim.
Denedim.
Denedim.
Denedim.
Denedim.
Denedim.
Denedim.
Denedim.
Hiç bıkmadan yüzlerce kez daha denerdim.
Değerdi.
Ama artık kabul ettim; denemek güzeldi, olmadı, olmayacaktı.
Artık bıraktım.
Bırakmak tutmaktan daha çok acı verici ama kalbin de özgürlüğe ihtiyacı varmış.
Kendime fırtınadan uzak, daha şefkatli bir deniz diliyorum. İnsan, bir yaz sabahı üzerine uzandığı denizin kendisini boğmasından korkmayacak kadar güvenmek istiyor.
Kendi üzüntümü kimseye anlatmamış, içimde büyütmüşüm. Yalnızlığı sevmişim.
Sonra bir gün tükenirim.
Durup kendime sorarım:
Bu neyin özgüveni?
Ben tüm bunları tek başıma yapabileceğime ne ara inandım?
Benim etim budum ne ki…
Şuncağızcık insanım işte.
Her işin üstesinden gelirim.
Ne yapar eder, bir yolunu bulur, her şeyi çözerim.
Çevremdeki herkesi toparlarım, desteklerim.
“O aslında öyle demek istemedi.”
“Çok yoğun.”
“Yorgun.”
“Nasıl yapacağını bilmiyor.”
Derken bir bakarım, bütün ilişkilerimi tek başıma sırtlanmışım.
…bu kadar çok öfkeyi ne yapacağımı bir türlü bulamıyorum. Kavga etsek belki biraz rahatlarım. Ancak kavga belli bir samimiyet gerektirir. Seninle o kadar samimi olduğumuzu düşünmüyorum.
Her insan kendi hayatının başrolüdür. Türler değişir; bir gün komedi, bir gün dram, bir başka gün romantik komedi… Bazen başka başroller de girer filme ve hikayenin ritmini değiştirir. Ama filmin merkezindeki karakter hep aynıdır.
Bir dönem ben de ölümden dönmüştüm ama hayata değil.
Şimdiyse “hayatın kendisi olmak” denilen şeyin tam ortasındayım.
Şükür, her şey geçiyor. Nasıl geçtiği değil, sonunda neye dönüştüğün önemli olan.
Gezmesek de olur diyorsun.
Ayrı hayatlarımız olsun.
Daha az konuşuruz.
Daha az paylaşırız.
Ve bir gün fark ediyorsun; insan aslında hayallerinden bir anda vazgeçmiyor.
Kalbi, hayal kırıklığına alışa alışa daha azını istemeyi öğreniyor. Bu da tükenişe götürüyor.
Sanırım insanın kalbini en çok kıran şey, bir ilişki içinde isteklerinin yavaş yavaş küçülmesi.
Başta birlikte dünyayı gezmek istiyorsun mesela.
Birlikte spor yapmak, aynı hayatın içinde akmak, anılar biriktirmek…
Sonra zaman geçtikçe hepsi “tamam bu olmasa da olur”a dönüşüyor.
Bazı insanlar için tartışmalar kazanılması gereken küçük muharebelerden ibaret.
Haklı çıkmak uğruna huzuru, yakınlığı, sevgiyi tüketiyorlar.
Sürekli bir savaş meydanındaymış gibi tetikte yaşamaktan, her şeyi bir güç savaşına çevirmekten yorulmuyor musunuz gerçekten?
Bu tartışmayla ilgili değil, onların kapasitesiyle ilgilidir. Çünkü sizin acınızı kucaklayamayan biri, sizinle birlikte büyüyemez. İncinmeniz konusunda dürüst olduğunuzda karşı tarafın nasıl tepki verdiğine çok dikkat edin. O tepki, size her şeyi anlatacaktır.
Birinin duygusal olgunluğunu görmenin en hızlı yolu, ona sizi nasıl incittiğini söylemektir. Suçlayarak değil, kusursuz bir açıklama yaparak değil, sadece bunun size nasıl hissettirdiğini anlatın.
Duygusal olarak olgun biri, kendini savunmaya geçmeden dinleyecektir.
Olgunlaşmamış bir kalp ise sözlerinizi çarpıtıp bir saldırıya dönüştürecektir. İncinmenizi, sanki sizin sebep olduğunuz bir şeymiş gibi göstereceklerdir. Ve bir de bakmışsınız ki, acınız görmezden gelinirken siz çaresizce kendinizi açıklamaya çalışıyorsunuz.