Keşke şunu okullarda çocuklara öğretseler; kiminiz temizlikçi, kiminiz kasiyer, kiminiz güvenlik görevlisi olacaksınız deseler de koca koca hayaller satmasalar.
Ne zaman eğitimle kastımız “iyi bir insan olmak” olur, o zaman toplum düzelir. İyi bir insan olmak, iyi bir meslek sahibi olmak kadar değerli görülmüyor bugün.
Sınıf arkadaşlarım bırakın hayalindeki mesleği, okulunu okuduğu mesleği dahi yapmıyor; güzel sanatlar okuyan güvenlik oldu, veterinerlik okuyan bankacı oldu, okumayıp sanayiye girip marangoz olan ben 25'ten sonra hayalimin hafzalamın almayacağı bir noktaya geldim. Benim okumakla yazmakla ne işim olurdu? Sınıfın en ümit vadeden, sayısala geçip doktor, mühendis olacak dediğimiz kızları liseden sonra kocaya gitti...
Çocuk yetiştirmeye, eğitime, öğretime, hayata dair her şey çok yanlış, çok yanlış, çok yanlış... Yorumlarda birinin dediği gibi bazı şeyleri “hayat döve döve öğretiyor.” Keşke vaktinde doğru öğretilse de hayat dövmese!
Osmanlı medreselerinde asırlarca okutulan ve kısaca İzzî diye anılan eserin müellifi İzzüddîn ez-Zencânî'nin hocası Allâme İbn Habbâz; İbn Cinnî'nin el-Luma'ına yazdığı Tevcîhu'l-Luma' adlı şerhinde, zamanının insanları arasındaki hâlini şu acı ve ibretlik sözlerle dile getirir:
Yine bakıyorum konu en olmadık yerlerinden tutuluyor; dizileri suçlama, evde silahın ne işi var vs...
Bunlar yeni şeyler değil; tüfek icat olduğundan beri evin duvarında asılı dururdu zaten... TV icat olduğundan beri vurdu kırdı filmler vardı zaten... Babalarımız da biz de böyle büyüdük, yeni şeyler değil bunlar!
Yeni olan şey çocuk büyütme tarzımızdır. Böyle bir çocuk yetiştirme şekli olamaz. Otoriteden yoksun, sorumluluktan muaf, sınırdan uzak, hayattan izole...
Bir çocuk okulun koridorunda yüksek sesle sinli kaflı küfürler edecek ve öğretmen ona haddini bildiremeyecek! Böyle bir eğitim şekli olamaz. TV'de Kemal Sunal'ın “eşşoğleşek” sözünü bipleyeceğiz ama okulda sinkaflı küfürler edilmesine göz yumacağız. Benim çocuğum okuldan hayasızlık öğrenip gelecek. Bu pedagojik riyakârlığı bırakmak ve acilen kadim öğretilere dönmek durumundayız. İnsan yetiştiremiyoruz, bununla biran önce yüzleşmemiz gerekiyor.
Din eğitiminde bile cehennem yok artık, cehennemi kapattık. Oysaki Allah peygamberini “beşîr ve nezîr” yani; cennet ve nimetleriyle müjdeleyen, cehennem ve azabıyla ikaz eden, olarak vasıflamıştır. “Sizi önünüzde yaklaşan bir günün azabına karşı uyarıyorum” diye İslâm'a davet ediyordu Allah Rasûlü (s.a.s.). Ne oldu da cehennemin kapısına mühür vuruldu?
Biz birinin ağacına elimizi uzatmadıysak, bir karıncanın yuvasını bozmadıysak, ağzımıza küfür koymadıysak cehennem de yanarız diye korktuk hep. Bir hayvana zarar verecek olsak, nenem “Anası kargış eder” derdi korkardık el uzatmaya. Kimsenin olmadığı yerde bile en aciz bir hayvanın da sahibi var bilinciyle büyüdük.
Şimdi bu canavarları kim yetiştiriyor?
Dümdüz söylüyorum, bu neslin mimarı modern psikoloji ve pedagojinin sınanmamış öğretileri ve dogmatik bir biçimde kabulüdür. Anne babaları bu çarpık ebeveynlik tarzına sevk eden budur. Eğitim kurumlarını, eğitmekten aciz bırakan budur. Bunun acilen tartışmaya açılması gerekiyor.
Evde baba otoritesi, okulda öğretmen otoritesinin olmayışı akran zorbalığını besleyen en temel etkendir. Öğretmen ve baba yeniden eski saygınlığına kavuşmalıdır. Meseleyi bir iki olaya münhasıran ele almak son derece yanlıştır.
@dailyislamist Afgan büyükelçisi yıllarca savaştığı Rusya'ya, Rusya devlet başkanına güven mektubunu sunarken kendi kültür ve geleneklerinden vazgeçmiyor. Düşmanına benzememeye dikkat ediyor. Büyükelçimizi görünce aklınıza kurtuluş savaşında şehit olanlar mı geliyor yoksa şehit edenler mi?
@IbnMahbub_@Maturidi1453 Bu adam Arap olduğu için kendi kültürel kıyafetini giymiş, ne var bunda? Arap Selefiler taylasan giysinler onlara lafımız yok, adamların kültürü ama bir Türk niye taylasan takar ? Sünnet değil bir şey değil
Orta Asya Türki Cumhuriyetlerinde ve Tacikistan'da, Çarlık Rusya'sının hegemonyasına ve Sovyet Komünizminin çok uzun süren ağır baskılarına rağmen insanlar fevç fevç tekrar İslâm'a koşup hızla dindarlaşırken, ülkemizde/Türkiye'de ise insanlar, Türkler ve Kürtler, fevç fevç ateizme, deizme doğru koşup dinden/İslâm'dan kopup İslâmsızlaşıyorlar. Türkiye âdeta Endülüsleştiriliyor.
Cengiz Çandar 1989'daki bir röportajında:
"Bugün İslâm Dünyasının dinamizmini Sovyetler Birliği'ndeki İslâm Cumhuriyetleri temsil ediyor. Canlı bir değişim odağı onlar olabilir. " ( İmza Dergisi, Sayı: 10-11, Aralık-Ocak, 1989-1990)
Demişti. Doğru bir tesbit yapmış. Erken bir döemde çok doğru bir öngörü de bulunmuş.
Abdullah İbn Mesut'tan (radiyallahu anh) bekarlara dua tavsiyesi:
"Allah'ım, ona baktığımda içimi mutluluğun kapladığı, bir şey istediğimde sözümü yerine getiren ve ben yokken ehlimi ve malımı koruyacak bir eş nasip et bana."
-روضة المحبين
Medrese usulü dediğin İslam'ın en temel meselelerine dair ümmetin itibar ettiği âlimlerin yazdığı ve sahanın uzmanlarının hüsn-i kabulüne mazhar olmuş kitapların derinlemesine okunmasıyla bu meselelerin özünün kavratılmasıdır. Bunu medrese denen binada ya da bir cemaatin kontrolünde yapmak şart değil tabii ki. Ama bu metinlerin ortaya çıktığı usta-çırak ilişkisini reddedip yerine müslüman olup olmadığı belli olmayan adamların yazdığı güvenilirliği belirsiz yüzeysel metinleri ikame etmek dinin altına dinamit koymaktır.
Yıllarca gözünün önünde anası, babası, evladı doğranmış ve son çare Türkiye’ye sığınmış insanlarla uğraştı, mülteci düşmanlığı yaptı. Kendisi de ortada bir savaş yokken, 3-5 ay hapse girerim korkusuyla bir fare gibi saklanarak kaçmaya çalıştı. Allah böyle rezil eder insanı.