Trump’ın Yahudi damadı Kushner’in emlak yatırımı ve protesto eylemleri ile gündeme gelen Adriyatik Denizinde Arnavutluk’a ait stratejik Sazan adasındaki gelişmelerle Paşa Limanında İtalyan tersane yatırımlarına farklı gözle bakmak gerekir.
Konu Adriyatik’in jeopolitiğidir.
Arnavutluk, Osmanlı Devleti’nden ayrılan ilk Müslüman çoğunluklu Balkan toprağıydı. Balkan savaşından sonra bağımsız olmuştu.
Soğuk Savaş sonrasında hızla Amerikan etki alanına girmiştir. 2009 yılında NATO üyesi oldular. AB üyeliği süreci hızla devam ediyor.
NATO’nun BM yetkisi olmayan 1999 Kosova müdahalesiyle yalnızca Belgrad’ın Adriyatik’e erişimi kesilmemiş, aynı zamanda Rusya’nın bölgedeki sürekli deniz varlığı sona erdirilmiştir.
Türkiye bu sürece seyirci kalmamıştır. 1997 sonrası Arnavutluk ile geliştirilen askeri iş birliği kapsamında Vlore’deki (Avlonya) stratejik Paşa Limanı’nın geliştirilmesine destek verdi. Deniz altyapısı kuruldu, eğitim desteği sağlandı, Türk savaş gemileri düzenli olarak bölgeyi kullandı. Türkiye yaklaşık otuz yıl boyunca Adriyatik’te sessiz ama etkili bir deniz varlığı oluşturdu.
Bugün ise farklı bir tablo ortaya çıkıyor.
30 Nisan 2026 tarihinde Arnavutluk devlet savunma şirketi KAYO ile İtalyan Fincantieri arasında Paşalimanı Tersanesi’nin yeniden inşası ve modernizasyonu için iş birliği anlaşması imzalandı.
Başbakan Edi Rama, burada yalnızca Arnavut silahlı kuvvetleri için değil, müttefik ülkelerin donanmaları için de gemi üretileceğini ve İtalya’nın Avrupa’daki yeni stratejik üssü konumuna yükseleceğini belirtti.
Türkiye’nin 27 yıldır emek, kaynak, personel ve stratejik dikkat harcadığı Paşalimanı havzası, artık İtalyan savunma sanayi üzerinden NATO merkezli yeni bir deniz üretim ve kontrol mimarisine bağlanmaktadır.
Başbakan Edi Rama uzun süredir NATO, AB ve ABD çizgisine son derece yakın bir siyaset izlemektedir.
Kushner projesine açılan kapılar da bu tercihin açık göstergesidir. Bu tablo Türkiye’nin çıkarlarından çok Washington, Brüksel ve Roma eksenli tercihlerin öne çıktığını göstermektedir.
Sazan Adası’nın milyarlarca dolarlık uluslararası yatırım projelerinin odağına yerleşmesi ve Paşalimanı Tersanesi’nin İtalyan Fincantieri üzerinden yeniden yapılandırılması birlikte değerlendirildiğinde yeni bir jeopolitik dönüşüm görülmektedir.
Sazan Adası ile Vlore-Paşalimanı hattı Adriyatik’in girişindeki en kritik gözetleme ve kontrol bölgelerinden biridir. Diğer bir değişle Sazan Adası ile Karaburun Yarımadası arasındaki geçit, Adriyatik’e giren veya çıkan deniz trafiğinin izlenebileceği kritik bir noktadır. Bu nedenle konu Ankara için bir tatil adası ya da bir tersaneden ötedir. Adriyatik’te Türk deniz gücü varlığının kalıcılığı ve ikinci aşamada Sazan adası üzerinden çevrelenmesi sorunudur.
Otuz yıl önce Rus etkisi Adriyatik’ten büyük ölçüde uzaklaştırıldı. Bugün ise Türkiye’nin bölgede otuz yılda oluşturduğu deniz etkisinin aşındırıldığı yeni bir sürecin işaretleri görülmektedir.
Bu gelişmelerin en fazla Yunanistan’ın işine geleceği açıktır. Çünkü Türkiye’nin Adriyatik’teki hareket alanının daralması, Ege ve Doğu Akdeniz’deki jeopolitik rekabette Ankara’nın manevra alanını da dolaylı olarak etkileyecektir.
Önümüzdeki dönemde gerek damat Kushner’in siyonist sermayesi gerek İtalyan şirketleri üzerinden Sazan Adası ve Paşa Limanı çevresinde göreceğimiz yeni düzenlemeler Türkiye’nin Paşalimanı çevresindeki etkisini kontrol altına almaya çalışacaktır.
Türkiye söz konusu tersane ve üsteki varlığını her koşulda devam ettirmelidir.
Jeopolitikte hiçbir stratejik ada yalnızca ada; Hiçbir liman yalnızca liman; Hiçbir tersane yalnızca tersane ve hiçbir yatırım yalnızca yatırım değildir.
(Aşağıdaki resimde Arnavutluk başbakanı İtalyan başbakanını çömelerek karşılıyor)
🔴KJM’DEN TURBOFAN MOTOR HAMLESİ! ARAT MOTORU’NDA SON DURUM…
▪️Kale Jet Motorları Genel Müdürü Cüneyt Kenger:
“Motorlarımıza talep hem yurt içinden hem de yurt dışından oldukça fazla. Buna paralel olarak biz de önlemlerimizi alarak önümüzdeki yıllarda yılda üç haneli, dört haneli rakamları yapabilecek şekilde konumlandırdık kendimizi.
Dolayısıyla üç haneli, dört haneli rakamlara büyümek bizim için çok büyük bir efor anlamına gelmiyor; sadece tedarik zincirimizi konumlandırmamız gerekiyordu, bunu da gerçekleştirdik.
ARAT projesindeki durum şu an iyi gidiyor; motorumuzun irtifa testleri yapılıyor. Bu yılın sonuna doğru kalifikasyon çalışmalarını büyük oranda bitirmeyi hedefliyoruz. Önümüzdeki yıl da ARAT motorumuzu artık yavaş yavaş seri üretime sokmayı hedefliyoruz.
Turbofan gibi farklı motorlar üzerinde çalışmalarımıza başladık. Önümüzdeki yıl bununla ilgili bir sürprizimiz olabilir.”
MSB bugün İran’dan ateşlendiği belirtilen bir balistik mühimmatın Türk hava sahasına yöneldiğini ve Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından düşürüldüğünü açıkladı.
Ancak geçen üç vakada olduğu gibi ortada hâlâ cevap bekleyen kritik sorular var.
Füzenin radar izi nerede? Hangi rota ile geldi, hangi irtifada vuruldu? Hangi unsur angaje oldu? (Halen doğu Akdeniz‘de ABD Arleigh Burke sınıfı muhripler dışında bu Angajmanı yapabilecek başka bir unsur yok)
Türkiye’nin Kürecik’ten Anamur’a kadar uzanan radar ve erken ihbar altyapısı bu verileri ortaya koyabilecek kapasitededir, dolayısıyla soyut açıklamalar yeterli değildir.
Öte yandan bir yanda Adana’da NATO kolordusu, diğer yanda İstanbul Boğazı girişinde NATO deniz unsuru komutanlığı haberleri gündemdeyken, her seferinde füzelerden Türkiye’yi “NATO korudu” vurgusuyla gelen bu açıklamalar güçlü bir algı operasyonu izlenimi doğurmaktadır.
Kısacası “füze İran’dan ateşlendi” algısı ile “ söz konusu füze Akdeniz’deki NATO unsurları tarafından önlendi” algısı sürekli tekrar ediyor.
Türk milleti bu algı mesajını okumaktadır.
Oysa gerçek tablo farklıdır. ABD’nin dışladığı NATO’nun cephane sorunu tartışılıyor, Avrupa ordularının hazırlık seviyesi sorgulanıyor, İngiltere’nin Kıbrıs’taki üssüne bile gemi sevkinde zorlandığı görülüyor.
Yani NATO’nun taze kana, gönüllü figüranlara ihtiyacı var.
Rusya Ukrayna Savaşında Kiev’e sınırsız sağlanan askeri, finansal ve siyasi desteğe rağmen NATO bu savaşta hedeflerini başaramamıştır.
O nedenle Türkiye gibi büyük bir ülkenin aktif olarak Rusya ile olan tarafsız pozisyonunu bozarak Rusya düşmanı olarak yanlarına geçmesi istenmektedir.
Çok ciddi finansal kriz içerisine giren Ankara, 100 günden az kalan bir süre içerisinde NATO’nun 2026 zirvesini yapacaktır. Bu nedenle Ankara’daki bürokratlara ve NATO Muhiplerine zirvede prestij sağlayacak projelere de ihtiyaç vardır.
Türkiye bir yandan Gazze katliamını eleştiriyor, Filistin halkının çıkarlarını savunuyor ama diğer yandan fiilen İran’da savaşta olan İsrail ve ABD’ye en büyük siyasi ve kısmen askeri desteği sağlayan NATO’nun bir nevi reklam ajansı gibi davranıyor.
Böyle bir ortamda Türkiye’nin bu denli NATO dümen suyuna sokulması Karadeniz’de, Doğu Akdeniz ‘de ve Hazar havzasında stratejik risk üretir.
Türkiye figüran değildir, kendi hava savunmasını, kendi egemenlik refleksini esas almalı, teknik verileri açıklamalı ve bu tür sahte bayrak kokan yönlendirmelere karşı son derece dikkatli olmalıdır.
Türkiye tarafsız rejimini korumalı, ikinci Dünya ve soğuk savaş yıllarında olduğu gibi çevresinde hiçbir tarafın kışkırtma ve manipülasyonlarına alet olmamalıdır.
İnanılmaz üzgünüm, insanların gözyaşlarıma anlam verememesini hiç anlamıyorum.
Türk öksüz, Türk yetim, Türk bugün 1 tarihçisini daha kaybetti…
Mekanın cennet olsun hocam, toprak incitmesin seni 😢
#ilberortaylı
İLBER HOCA'NIN BİLİNMEYEN HASSASİYETİ ; DUA BEKLEYEN KİMSESİZ CARİYE VE SARAY AĞALARI
Prof. Dr. İlber Ortaylı hocamızın Müslümanlığına dair bir şeyler yazmayı ayıp ve de yersiz addederim. Fakat hakkında yazılanlar bu yazıyı yazmaya beni mecbur bıraktı. Hoca aleyhinde yanlış zan sahibi olabilecekleri hem aydınlatmak ve hem de tarihe not düşmek için bu yazıyı yazdım. Merhum Ortaylı hocamız samimi bir Müslümandı, fakat bunu birilerine göstermekten hassaten ictinab ederdi. Allah ile kul arasında olan ve başka kulların da haberdar olmasının gerekli olmadığı çok güzel hasletlere sahipti.
Fazla kişinin bilmediği, hocamızın hassasiyetini gösteren aşağıda anlatacağım olay ise ibretlik tarihi bir hadisedir. İlber hocamız 2005 yılında Topkapı Sarayı Müzesi müdürü tayin edildi ve bu görevde 2012 yılına kadar kaldı. Göreve geldiğinde ilginç bir âdet başlattı. Müdür tayin edildiği senenin Ramazan ayında Topkapı Sarayı’nda görev yapmış ağalar, cariyeler ve diğer hizmetliler için hatim okuttu. Hatim bittiğinde küçük bir katılımcı grubu ile duasını okuttu. Kasım 2005 tarihindeki hatim duasına davet edilen birkaç kişiden biri olan değerli dostum Murat Kargılı o gün yaşananları şöyle anlattı: “2005 Ramazan ayında [5 Ekim-2 Kasım] İlber Hoca beni aradı ve ‘Yarın (Salı) Hırka-i Saadet’i açacağız ve siz de gelir misiniz’ dedi. Ben de severek davete icabet ettim. Saat 11.00 gibi Topkapı Sarayı’na intikal ettim. Salavatlar eşliğinde Hırka-i Saadet açıldı. İlber hoca daha önceden destmâller hazırlatmıştı. Hırka-i Şerif’in açılması töreninden sonra Hocamız bana ‘Murat, akşam iftar yapacağız gelir misin’ dedi ve gelmem hususunda ısrarcı oldu. İftardan sonra Fatih Çollak Hoca bir aşir okudu. İlber Hoca aşir kıraatinden sonra elime ekte fotoğrafını yayınladığımız belgeyi verdi. Fatih Hoca, İlber hocanın listesini hazırladığı ağaların duasını yaptı. Duadan sonra İlber hocanın listesini aldım, hocaya imzalattırdım ve tarih attırdım. Hoca o sırada bana ‘Bu sarayın sahipleri sultanlar değildir, asıl sahipleri bunlardır, bunların adı sanı unutulmuştur ve bazılarının nesepleri kesilmiştir, kimseleri de yoktur' dedi'.
İlber Ortaylı hocamız müdür olduğunda başlattığı bu âdedi sonraki yıllarda da devam ettirdi. Her Cuma muhakkak ağalar ve cariyeler için hayır yapar, Kur’an okur ve okuturdu. 2005-2012 yılları arasında hiç ara vermeden Ramazan aylarında Topkapı Sarayı’nda ağalar, cariyeler, Enderun hizmetlileri ve diğer hizmetlilerin ruhu için hatim duası okuttu. Bunu özellikle Osmanlı teşrifatına uygun bir şekilde Hırka-i Saadet ziyaretlerinden sonra yaptırırdı. Hatim duasına davet edilenler arasında muhakkak Saray’ın o dönemdeki “çalışanları da” bulunurdu. Bu hadiseye şahit olanlardan biri de hocam Prof. Dr. Mehmet İpşirli’dir. İpşirli Hocamız şahit olduğu töreni şöyle anlattı: “İlber, Saray’a müdür tayin edildiğinde Ramazan ayında bir gün beni aradı. Akşam hatim duası yaptıracağını ve duayı da benim yapıp yapamayacağımı sordu. Ben de hukukumuza binaen kabul ettim. Akşam yaklaşık on kişinin katıldığı bir iftar yemeği verildi. Yemekten sonra bizzat İlber’in okutturduğu hatimin duasını okudum. Katılımcılar farklı meslek gruplarından idi. İlber, hatimi Saray’da hizmet etmiş ağalar, cariyeler ve diğer hizmetliler için yaptırdığını, çünkü bunların arkalarında kendilerine dua edecek ve Kur’an okuyacak kimselerin bulunmadığını söyledi. Duadan sonra tatlı bir sohbet oldu ve daha sonra dağıldık”.
Ekte bu hadiseye dair ilginç bir belge yayınlıyorum. Belgeyi değerli dostum Murat Kargılı gönderdi. Merhum Hocamız, Topkapı Sarayı Müzesi müdürü olduğu 2005 yılı Ramazan’ın da ağalar ve cariyeler için hatim indirttiği gibi kendisi de 50 Yasin-i Şerif adamış. Fotoğraftaki listeyi bizzat İlber Hocamız, Murat Bey’e bir hatıra olarak vermiş. Listede kimler için dua edildiği yazıyor. İlber hocamız bizzat kendisi “50 Yasin-i Şerif adadım” yazmış.
Freiburg Üniversitesi'nden Prof. Dr. Frank Hutter ve Prof. Dr. Abhinav Valada'nın birlikte hazırladığı ücretsiz, 3 modül ve toplam 42 saatten oluşan "Derin Öğrenmenin Temelleri" kursu oldukça iyi bir kurs
1-Foundations of Deep Learning I: Basics
https://t.co/YakB5L1TbE
2- Foundations of Deep Learning II: Architectures & Methodology
https://t.co/JeKGKbki1Y
3- Foundations of Deep Learning III: Advanced Topics
https://t.co/hr0FBULKaF
Çok öfkeliyim
Fatmanur Çelik ile 8 yaşındaki kızı Hifa İkra Şengüler'in Zeytinburnu sahilinde cansız bedenleri bulundu. Fatmanur hanım ile 2023 yılında bir kafede görüştük, yaklaşık iki saat yaşadıklarını belgeleriyle anlattı.
Birçok haber yaptık ama seslerini duyan olmadı süreci belgeleriyle anlatıyorum. Çünkü Fatmanur Çelik, "Başıma bir şey gelirse intihar demeyin" demişti.
Sorumlunun kimler, hangi "makamlar" olduğuna siz karar verin +
5 aydır kahve içmiyorum. Yaklaşık 5 haftadır karbonhidrat yemedim, protein tozundan gelen çok küçük bir şeker dışında şeker yemedim. Su, soda, çay ve bitki çayı dışında bir şey içmedim.
Günlük sanırım 20-25 supplement kullanıyorum, 1.5 öğün yemek + öğün atlamak için ka'chava içiyorum.
Hayatımda zihnimin bu kadar açık, vücudumun bu kadar temiz ve enerjimin bu kadar iyi olduğu bir başka zaman olmadı.
Son 2.5 ayda 3 defa alkol kullandım, hepsi de 2 kadehten fazla değil. Rakı içmeyeli daha fazla oldu (malum, en zararlısı rakı). Viski, meskal.
Zihin ve vücut sağlığı öneririm millet.
2026'da testosteron seviyesini arttırmak amaçlarımdan biri. Agresifleşmek istiyorum, kontrollü ve isteyerek. Komünite büyüme atağı geçiriyor, bu dalganın üzerinde kalmamız lazım, bu da agresif stratejiler ile oluyor. Zihnimin de o duruma geçmesi lazım, yoksa olmaz.
Atatürk’ün 1936 da hazırladığı Türk Bayrağı kanununda yerli Şaliden yapılır hükmü var .
Nedir bu Şali ?
Ankara Keçisinin (Dünyada tek)
Yününden yapılan kumaş.
Demirel kürsüde konuşuyordu:
“Şunu yaptım, bunu yaptım.
Baraj, köprü, yol yaptım. Fabrika yaptım.”
Kalabalığın içinden bir adam bağırdı:
“Bubaanın parasıynan mı yaptın?”
Polis, jandarma, korumalar ve zabıta hemen adama doğru harekete geçti.
Başbakan Demirel, görevlilere:
“Durun!” dedi. “Durun! Adam doğru bir şey sordu. Durun!”
Sonra protestocu adama dönerek konuşmaya başladı:
“Ülen! Senin bubanla benim bubamın parasını üst üste koysak yine yetmez.
Bu meydandaki herkes bubasının parasını getirip çuvalla koysak o bile az gelir.
Milletin parasıyla yaptım. Sizin verginizle.
Ama benden öncekiler yapmadılar; ben yapıverdim. Anladın mı?”
Protestocu adam, Demirel’i alkışlamaya başladı:
“Valla doğru söylüyon başbakanım. Allah senden razı olsun.”
Siyaset işte budur:
Protestocuyu azarlamamak
ve protestocuya kendini alkışlatmak.
Bir başka gün, Süleyman Demirel; babası Yahya Çavuş ve annesi Ümmühan Hanım’la birlikte İslamköy’deki baba evini gezdirirken, başımızı eğerek girdiğimiz kerpiç odaya şöyle bir baktı ve dedi ki:
“İşte ben bu odada kardeşlerimle yaşadım. Elektrik yoktu; gaz lambasıyla okur yazardık.
Köy okulunu bitirdim. Ortaokul yoktu. Ortaokula gitmek için her sabah kilometrelerce yürür, kasabaya giderdik.
Sonra Afyon Lisesi…”
Ardından durdu, gülümsedi ve ekledi:
“Eğer bana Cumhuriyet nedir? diye sorarsanız size cevabım şudur:
Cumhuriyet benim işte!
İslamköy’den çıkmış bir köylü çocuğunu cumhurbaşkanı yapan Cumhuriyet’tir.
Cumhuriyet budur. Bunu Büyük Atatürk’e borçluyuz”
Dumlupınar Gazetesi – “Bubaanin Parasıynan mı Yaptın?” (köşe yazısı)
Projede birini işe almamız gerekti. Yazılımcı gerek ama vibe coder da olur
İlana 23 cevap geldi. Biri de link atmış sadece. Tıkladım, karşıma bir ai chatbot çıktı "selim hakkında ne bilmek istersin?" diye soruyor
Elim ayağım birbirine dolandı
"Yazılım bilgisi" dedim, github projelerini döktü. Projemizi anlattım. Selim bunları her türlü kotarır minvalinde konuştu. Hayretler içinde sormaya devam ederken, beni Selim'e bağla, ücreti konuşalım artık dedim
Geldim ben buyrun, yazdı
CV yerine böyle kişiselleştirilmiş asistanlar göndermek... Selim resmen iş görüşmelerindeki tüm paradigmaları alt üst eden bir devrime imza attı. Bu akımın nerelere varacağını merakla bekliyorum...