Şimdi düşünün:
Bir belediye başkanı hakkında yazılmış, rüşvetten, ihaleden, ruhsattan söz eden bir ceza iddianamesi.
Bu iddianame, bu Cumhuriyeti kuran partinin kapatılması için Yargıtay'a bildirimle bitiyor.
Bir yolsuzluk dosyası bir partinin kapatılmasına nasıl bağlanır?
Kurultayın iradesi bir butlan süreciyle yok sayılmak istendi.
Delegeyi satın alan yok; delegenin iradesini mahkeme kararıyla silmeye çalışan var.
Burada yargılanan bir kurultaydır; yani siyasettir.
Bu dosyanın içinde kaybolmayacağım; bu dosyanın üzerinden geçeceğim.
Her hukuksuzluğun üstünde bir an duracağım, gösterip yoluma devam edeceğim. Çünkü bu dosyada hukuksuzluk o kadar çok ki, her birinin dibine dalmaya ömür yetmez.
Ama merak etmeyin, üstünden geçerken bile hepsi görünüyor.
Bu ülke bugün sayısız adaletsizliğin ağırlığı altında. Seçilmiş belediye başkanları
tutuklanıyor.
Ana muhalefet partisi ısmarlama davalarla dizayn edilmek isteniyor.
Gazeteciler haber yaptığı için tutuklanıyor.
Hakkını arayan işçi, toprağını savunan köylü, "Ben bu düzeni kabul etmiyorum" diyen genç gazla, copla ve tutuklamayla karşılaşıyor.
Bu arada enflasyon düşmüyor, kira yükseliyor, mutfak küçülüyor.
Yirmi beş yılın sonunda varılan yerin bir adı var: Vurgun düzeni!
Bir seçilmiş görevden alındığında, yerine kayyum atandığında, sandıktan çıkan sonuç başka yollarla değiştirildiğinde bunun sonucu yalnız o başkanın hayatında görülmez.
O ilçede oy veren yüz binlerce insanın oyu değiştirilmiş olur.
Türkiye’nin özeti bellidir!
Kurumlar ayakta ama işlevsiz.
Meclis var ama denetleyemiyor.
Mahkeme var ama bağımsız değil.
Basın var ama özgür değil.
Sendika var ama gücü kısıtlanmış.
Ekonomi var ama emeğin, üretimin değil, rantın ekonomisi.
Ve bütün bunların faturası, her seferinde, emeğiyle geçinen milyonlara kesiliyor.
@klarkkent_ Demem o ki her şeye rağmen gidip oy vermek bizi bu hale soktu. Yıllardır bunu yapıyoruz tüm muhalefet bloğu olarak. Bu da siyasi kadroya cesaret veriyor ve her durumda inanılmaz pervasız davranıyorlar. Parti farketmeksizin hem de.
@klarkkent_ Gidip oy vermek onlara iyice vazgeçilmez kılacak. Aynı şey Kılıçdarda da geçerliydi. Her şeye rağmen kendini dayatan Kılıçdara gidip %48 oy vermeseydik, boykot edip ne haliniz varsa görün deseydik o da bu kadar pervasız olmazdı. CHP’nin kapısını polisle basmaya cesaret edemezdi.
Ülkenin özeti gibisin Hamdi! Cahilsin ama konuşmacı rolündesin. Hiçbir liyakatın olmadığı halde milletvekili seçildin. Emek harcamadığın halde paraya kavuştun.
Ve ne yaparsan yap rezil olmuyorsun !
Türkiye’nin gündemi “VURGUNLAR!”
AK Parti hükümeti ve saray zihniyeti tamamen çökmüştür.
Asrın Soygunu “FON VURGUNU” ile milletimizi göz göre göre 20 milyar dolar bedelle soyanlar hesap vermekten kaçma ve milleti oyalama yoluna girmiştir!
Selahattin Demirtaş’tan Ekrem İmamoğlu’na dek siyasi iktidarın “düşmanlarının” yargı sopasıyla saf dışı edilmeye çalışmasında büyük emek harcayan Akın Gürlek, Şubat 2026’da Adalet Bakanı koltuğuna oturtuldu. Gürlek, savcılık döneminde siyasi davalardaki üstlendiği rol ve görev nedeniyle ortaya çıkan imajını düzeltmek için bir dizi hamle yaptı. Adalet Bakanlığı’na getirilmesi siyasi/toplumsal bir polarizasyona neden olan Gürlek, özellikle mal varlığına ilişkin tapu kayıtlarının tartışma konusu olmasından (Gürlek bu konuda delilsiz karalama, mal beyanlarının mevzuata uygun verildiği, yasal süreç başlatılacağı ve yargı görevi nedeniyle hedef alındığına dönük klasik savunmalar yaptı) sonra kurumsal siyasi meşruiyet inşası üzerinden imaj yenileme işlerini hızlandırdı.
En görünür imaj yatırımı çoğunluğu siyasi olmayan faili meçhul cinayetler oldu. Bakanlık bünyesinde birim kurduran Gürlek, yüzlerce eski dosyanın taranıp onlarca olayın aydınlatıldığını düzenli olarak açıklıyor. Bunlar içinde en önemli dosya Gülistan Doku soruşturmasıydı. Ancak Doku soruşturmasının geldiği aşamanın sahibi de Gürlek değil Tunceli Cumhuriyet Başsavcısı Ebru Cansu’ydu. Doku’nun ölümünün aydınlatılmasına dönük Başsavcı Ebru Cansu’nun emeğinden rant elde etti desek abartı olmaz. Uyuşturucu ve organize suç, bahis, sosyal medyada lüks yaşam–kara para mizansenleri, dijital suç ve dezenformasyon gibi konularla ilgili başlatılan soruşturma/kovuşturma süreçleri hep Gürlek tarafından duyuruldu.
Gürlek’in ne kadar “çalışkan” ve “hakkaniyetli” bir Adalet Bakanı olduğu imajı geleneksel medya ve sosyal medya araçlarından gözümüze sokuluyor. Böylece Gürlek kendi tabanına görünürlük üretirken yeni bir kitleyi de kazanmaya çalıştı/çalışıyor. Türkiye gündemini kilitleyen fon soygunuyla ilgili hakkında çeşitli iddialar da dile getirilen Akın Gürlek, süregiden soruşturmayla ilgili açıklamaları yapan kişi olarak sahne aldı. Hakkındaki iddialara rağmen fon soygunu soruşturmasını kararlılıkla sürdüren bir adalet bakanı görüntüsüyle Gürlek üzerindeki düşen gölgeyi yumuşatmaya çalışıyor. Bu çalışma için hem iktidar yanlısı geleneksel medya hem de sosyal medyanın trol hesapları kullanılıyor.
Sosyal medyadaki trol mekanizması, Fahrettin Altun’un yönettiği dönemde İletişim Başkanlığı tarafından kurulan bir ağla daha organize bir hale getirilmişti. Altun döneminde İletişim Başkanlığı kadrosunda olan Furkan Torlak orada edindiği tecrübeyi Adalet bakanlığına taşıyarak Akın Gürlek’in vazgeçilmezi oldu. Torlak muhalif toplumsal tabanın en çok ses çıkardığı yer olan en kalabalık sosyal medya uygulaması X’in “ünlü”, “çok takipçili” trol hesaplarının yanı sıra çeşitli medya organlarının bilinen iktidar yanlısı olmayan kimi isimlerinin de dahil edildiği bir sistem kurdu. Bir telefon hattı üzerinden whatsapp uygulamasıyla kurulan iletişimle kurulan ağla Akın Gürlek’in açıklamaları vs iletiliyor ki bunda sorun yok. Ama kamuoyunun bildiği isimlerin ya da dikkatlerin yoğunlaştığı kimi soruşturmalarla ilgili şüpheli haklarını ihlal eden bilge, belge, fotoğraf ve görüntüler ile doğrulanmamış dedikodu mahiyetindeki haberler de bu sistemle servis ediliyor. Aşağıdaki görsellerde bazı örnekler bulunuyor.
Sistem ilkin, Özgür Özel’in genel başkanlığı sırasında CHP’li belediyeleri ve kimi isimleri hedef alan Tamar Tanrıyar üzerinden işletilmeye başlamıştı. Ancak Tanrıyar’la ilgili açılan soruşturmayla yöntem değiştirildi ve bu yeni sistem devreye sokuldu.
Bu uzun girişten sonra Adalet bakanı Akın Gürlek’e sorularımıza geçelim:
1-) Adalet Bakanlığı kadrosunda Mehmet Kap siminde bir kişi çalışmakta mıdır?
2-) Mehmet Kap ismi gerçek midir yoksa sahte bir kimlik mi yaratılmıştır.
3-) Kurulan sisteme dahil edilen trol hesap sahipleri ile medya mensupları ile +905070317XXX nolu telefon hattı ile whatsapp üzerinden Mehmet Kap adıyla kamuoyu yönlendirilmesi için iletişim kuran kişi Furkan Torlak mıdır?
4-) +905070317XXX nolu telefon hattı Suriye uyruklu bir kişi adına mı kayıtlıdır?
5-) +905070317XXX nolu telefon hattı ile Furkan Torlak’ın kullanımında olan şahsi telefonlarının sinyal baz kayıtları aynı sürekli aynı konumlarla örtüşmekte midir?
6-) Söz konusu telefonların nereden sinyal verdiği, hangi baz istasyonlarına bağlandığı ve bu kayıtların Furkan Torlak’ın hareketleriyle örtüşüp örtüşmediğine dair bir teknik inceleme yaptırılacak mıdır?
7-) İletişimde olunan trol ve medya ağına dahil kişilere yürütülen soruşturmalara dair şüpheli haklarını ihlal eden biçimde bilgi, belge, fotoğraf, görüntüler ile Akın Gürlek’i koruma ve reklamı amacıyla hazırlandığı iddia edilen toplu şablon paylaşımlar, ağın yaydığı dezenformasyon faaliyetlerine ilişkin çekirdek veriler servis edilmekte midir?
8-) Telefon görüşmeleri, mesajlaşmalar, hesap giriş kayıtları, IP bilgileri, baz istasyonu verileri ve sosyal medya hareketlerine dair bir inceleme başlatarak Mehmet Kap kimliğinin arkasındaki yapının ortaya çıkarılması için bir girişiminiz olacak mı?
9-) Şüpheli haklarını ihlal eden bu yasadışı fillerden Adalet Bakanı olan sizin bilginiz var mıdır?
İnanılmaz derecede umutsuzluk yüklüyor bu durum bana. Bir iktidarın değişitirilmesi ve tüm yaptıkları için hesap vermesi gereken bütün şartlar gün gibi ortadayken adamlar elini kolunu sallayarak devlet yönetiyor hala.
birçok ülkede birçok siyasi oluşum o ülkenin en önemli sorunları (işsizlik,yoksulluk,yolsuzluk,eğitim, konut vs.) üzerinden güçlü bir aktöre dönüşebiliyor,iktidar alternatifi ya da iktidar olabiliyor. peki bu bizde neden olmuyor? bugün tartışılması gereken en önemli mesele budur.
Boş maval okuyor. El sıkma işi Özgürü ele vermişti zaten. Bu olayda verdiği tepki de gösteriyor ki Özgür kontrollü muhalefet. Yazık oluyor ülkeye, geleceğimize. Çok yazık.
Anayasa Mahkemesi önünde hakkını ararken canına kıyan emekli polis memurumuz Ali Şekeroğlu’na Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve tüm emeklilerimize başsağlığı diliyorum.
Uzun süredir söylüyoruz; emeklilerimizin yaşadığı geçim sıkıntısı artık bir sorun olmaktan çıkmış, çaresizliğin ve isyanın eşiğine gelmiştir.
Başbakanlığın önüne bir yazarkasa atılması yıllarca konuşuldu, bugün bir emekli Anayasa Mahkemesi önünde canına kıyıyor.
Ama iktidar medyası haberi bile görmüyor.
Ya bir an önce sandığı getirsinler, emekliler bu iktidardan kurtulsun. Ya da emeklileri bu sefaletten kurtarsınlar.
Bu olaydan sonra hükümete istifa ve erken seçim baskısı yapmayan herhangi bir lider muhalefet ediyorum diyemez. İstifa iste istifa! Akıl mı var vicdan mı var davet ediyorum diyor bir de. Hepsi aynı hepsi.
Devletine yıllarca hizmet etmiş bir emeklimiz hak arayışında canına kıyıyorsa sözün bittiği yerdeyiz!
Emekli polis memuru Ali Şekeroğlu’na Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.
Emeklilerimizin yaşadığı sorunları görmeyen iktidarı da akla ve vicdana davet ediyorum.
Şimdi lütfen kendinizi benim yerime koyun. Beraat ettiğiniz bir dava var. Yargı ve siyaset oyunlarıyla, bu davada tekrar hakim karşısına çıkarılıyorsunuz.
Üstelik hakim sadece ifade alacak. Çünkü dava, ifade alınmadığı için bozulmuş. Yani esas değil usül meselesi.
Bu esnada, beraat veren hakim hemen değiştiriliyor. Yeni atanan hakim beraat kararını yok sayıyor ve 2 yıldan fazla hapis cezası veriyor ki siyaset yasağı da gelsin.
Tuzla davasının özeti budur ve tam bir skandaldır.
Bu asla tesadüf değildir. Bütün davalarımda hakimler değiştirildi. Müdahale edilen mahkemelerin “Türk Milleti adına” değil, siyaset ve bir kişi adına karar verdiğine artık şüphe yoktur.
Tuzla skandalı; bunun son, açık ve sarih kanıtıdır. Böyle bir düzenden kimse adil bir yargılama beklemesin.
Yüksek yargı camiasını, hakim ve savcıları tarihi bir sorumlulukla düşünmeye davet ediyorum.
Millet şahidimdir!