Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın tutuklanmasının ardından yapılan seçimlerde yine CHP den Sibel Tan Çetinkaya zorlu bir seçimden sonra Bşk vekili seçilmişti.
Hazmedemedi AKP, seçimi yeniletme kararı çıktı yargıdan. Valilik bildirdi: Ctesi saat 10.00 da seçim var . Fakat bakın neler yaptılar:
Dün, 4 CHP li Üsküdar Meclis Üyesi ifadeye çağrıldı. 2 Belediye Meclis üyesi gözaltına alındı ve seçim günü gözaltında olacaklar.
Nasıl? Beğendiniz mi?
Bu kadar bayağı dümen olur mu? Yargı, yürütme el ele seçim çalacaklar. Göstere göstere
Adamın birisi çıkıyor ve herkese rüşvet dağıttığını söylüyor. Bunu onlarca belediyede yaptığını söylüyor. Rüşvet verdiklerini söylediği insanlar ağır cezalara çarptırılıyor ve bu beyefendi beraat edip elini kolunu sallaya sallaya gidiyor.
Sizin adaletinizi sevsinler.
Türkiye'de artık siyasal partilerden dini cemaatlere medyadan futbol kulüplerine kadar her şey iktidarın ne tarafında olduğunuza göre belirleniyor.
Ekrem İmamoğlu seçimle iktidarı değiştirmek istediği için "kötü" ama PKK lideri Abdullah Öcalan iktidarla işbirliği yaptığı için "iyi"
Süleymancılar ve Furkancılar iktidarla anlaşamadığı için "kötü" ama Menzil ve İsmailağa anlaştığı için "iyi"
Doğu Demirkol iktidara yakın olduğu için dini değerlerle ilgili şaka yapabilir o "iyi" ama Deniz Göktaş yaparsa hakaret etmiş olur, o "kötü".
MURAT KARAYILAN YASADAN HEMEN YARARLANABİLİYOR.
İLK SEÇİMDE İSTERSE KANDİL'DEN TBMM YOLUNU TUTABİLİYOR!
İşte gerekçeler:
1- Karayılan hakkında soruşturma söz konusu olup, terör amacıyla öldürme suçu dahil kesinleşmiş bir mahkümiyet kararı bulunmuyor.
2- Yasa yürürlüğe girip uygulama başlayınca, yasanın 3 üncü maddesi gereğince yargılama ve soruşturmanın ertelenmesi söz konusu oluyor.
3- Kesinleşmiş mahkümiyeti olmadığı için, bu yasa gereği erteleme ve hak yoksunluğu iade kararı öncesinde bile, yasanın 3 ve 7 nci maddelerine rağmen, Anayasa'nın 38 ve 76 ncı maddeleri gereğince siyasi haklarını kullanabiliyor ve Kandil'den, TBMM'nin yolunu tutabiliyor!
4- Yasanın 3/son maddesi gereği, daha sonra ortaya çıkacak önceki terör suçları soruşturma iznine tabi tutulduğu ve izin verilmeyeceği için, TBMM'de iken de dokunulmazlığa istisna bir terör suçu da söz konusu olmuyor.
#TerörsüzTürkiye
Deniz Zeyrek:
"Bugün üç AK Partili milletvekili oturuyordu. Ben de karşılarında oturuyordum. Açık açık sordum:
'Tweet atanın içeride, kurşun atanın dışarıda olduğu bir ortamı nasıl anlatacaksınız millete?'
Güldüler, gülümsediler. Böyle bir cevapları yoktu çünkü.
Sen espri yapan adamı içeride tutarken silah atan, kurşun atan adamı dışarı bıraktığında toplumsal barışı nasıl anlatacaksın?"
Adamlar "devlete başkaldırarak yanlış hata ettik" demedi, "pişman olduk" demedi, "yanlış yaptık" demedi, "hakkınızı helal edin" demedi;
Asker öldürdüler, polis öldürdüler, köylü öldürdüler, öğretmen öldürdüler, bebek öldürdüler....
Biz dedik ki, "Gelin sizi affedelim!"
Olay bu!
Tarihten tek bir şey öğreneceksek o da Otoriterleşmenin çoğu zaman zorbalıkla değil, en erdemli kavramların arkasına saklanarak inşa edildiği gerçeğidir.
Ak Parti’nin de bu açıdan belki en temel özelliği araçları amaç diye pazarlama gücüdür. Öyle ki 2010’da yargının bağımsızlaştırıldığı söylendi. Vesayetle hesaplaşıldığı, 12 Eylül’ün izlerinin silindiği anlatıldı. O gün bu “ulvi amaç” için kendini siper edenler varken, iktidar açısından amaç iktidarını kısıtlayan kuvvetler ayrılığını siyasallaşmış yargıyla ikame etmekten ibaretti.
Ardından “beka” ve “terörle mücadele” söylemiyle başkanlık sistemi ve olağanüstü yönetim pratikleri meşrulaştırıldı. Bugün ise aynı işlevi “barış” söylemi görüyor.
“Ulvi amaçlar” değişse de iktidarın gücünü daha da merkezileştiren düzenlemelerin meşruiyet zemini hâline gelmesi değişmiyor.
Üstelik bütün bunlar yaşanırken ana muhalefet partisi üzerindeki hukuki ve siyasal baskılar sürüyor. Eğer gerçekten demokratik bir normalleşme hedeflenseydi, ilk emare siyasal rekabet alanının genişlemesi olmalıydı hiç şüphesiz.
Bu yüzden tartışılması gereken, kimin barış isteyip istemediğinden ziyade barış söylemiyle nasıl bir siyasal rejimin inşa edilmeye çalışıldığıdır.
Malum kesimin en büyük arzusu Özgür Özel’in tutuklanması. “Nasıl olsa tutuklanacak…” diyorlar.
Asla demokratik bir yarış, mücadele vs düşünceleri yok. Güya küçümsüyorlar ama Özel ile bile seçim yarışına girme cesaretleri yok. Korku dağları sarmış. Hababam fezleke…
Meclisteki partilere çerçeve yasa bilgilendirilmesi telefonla yapılmış!
PKK ele başı Öcalan'ın onayına götürülen yasa milli iradenin temsilcisi milletvekillerine genel ilkeler halinde telefonla bildiriliyor...
Sonra sürece de 'demokratikleşme' deniliyor. Ne demokrasi ama!
Recep Tayyip Erdoğan:
“Şu anda Cumhur İttifakı’nın karşısında kimler var? CHP, PKK terör örgütünün siyasi temsilcisi olan HDP.
Benim milletim terör örgütünün desteklediklerine oy verir mi?” https://t.co/wLJiEfY7xF
*Birgün Gazetesi'nden İsmail Arı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın damadı Selçuk Bayraktar'ın bir yatırımı için devletin vergi muafiyeti, 49 yıllık arsa tahsisi ve altyapı desteği verdiğini haberleştirdi.
Selçuk Bayraktar, bu haber nedeniyle Birgün ve İsmail Arı'ya 2 milyon TL'lik tazminat davası açtı.
Mahkeme, haberde yer alan bilgileri Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na sordu. Bakanlık, mahkemeye gönderdiği yazıda Selçuk Bayraktar'a ait tesise haberde belirtilen teşviklerin verildiğini doğruladı. (Birgün)
Demokrasiden geriye sadece sandık kalırsa, aslında sandık da kalmamıştır. Bakın, Erdal Beşikçioğlu'nun da tutuklanmasıyla şu an cezaevinde bulunan muhalif belediye başkanı sayısı 30'a çıktı. Bu şu anlama geliyor: 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde kullanılan 8 milyon 340 bin oy fiilen geçersizleşti. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil İstanbul'da 14 belediye başkanı tutuklu. Bir de ülke genelinde tutuklanıp bırakılan ancak göreve iade edilmeyen başkanlar var. Devamı da gelecek gibi duruyor. Üstelik seçimi kazanan CHP de "mutlak butlan" adı verilen bir kararla felç edildi. Yıllarca "milli irade" kavramı üzerinden meşruiyet üretenler, sandıkta kaybedince ve iktidardan düşme olasılığı güçlenince demokrasiyi işte böyle kolu kanadı kırık hale getirdi. Bu yaparken bir taraftan da zenginliği küçük bir kesime doğru daraltıp halkın çoğunluğunu yoksulluğa ittiler. Sandık dahil, Türkiye'nin demokrasiyi var aden tüm değerleri yeniden kazanmaya ve aynı zamanda ekonomik olarak adil bir paylaşım programını hayata geçirmeye ihtiyacı var.
Akparti’nin yakın dönem siyaset ve iktidar anlayışı; baro seçimlerini kazanamıyorsan paralel baro kur, bir vakıf üniversitesine tahakküm kuramıyorsan kapat, bir belediyeyi kaybetmişsen ya kayyum ata, ya şantajla transfer et (birbirinize daha önce karşılıklı olarak çok ağır hakaretler etmiş olmanızın bir önemi yok, halk unutur) ya da başkanı içeri at. Dediğim gibi, artık bir demokraside değiliz, kime oy verdiğimizin de bir önemi yok. Türkiye yüzyılı!
Bu kadar milletvekilinin ve belediye başkanının partilerinden ayrılıp AKP’ye geçmesi normal değil.
Bu kadar belediyeye operasyon düzenlenmesi ve milletvekili hakkında fezleke hazırlanması normal değil.
Muhalefete yönelik darbe koşullarında dahi görülmemiş baskı uygulanması normal değil.
Bu kadar uzun süren ekonomik kriz normal değil.
Bu kadar anormalliğin içerisinde normal bir seçimle normal bir partinin iktidara gelmesi mümkün ve normal mi ?
Yaparsa AKP yapar!
Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı’nda;
AKP, yaptığı usulsüzlükler nedeniyle, önce 1 milyar 471 milyon dolar Tahkim cezası yedi, ardından 52 yıllık Türkiye-Irak anlaşmasını iptal etti.
Sonra da bire bir aynı boru hattıyla ilgili;
Paşa paşa yine Irak’la oturup, koşullarını gizlediği, kârını zararını açıklamadığı, sadece bir yıl süreli bir anlaşma imzalamak zorunda kaldı.
Bunu da diplomatik başarı diye lanse etmeye kalkıyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’a soruyorum!
Açıkla bakalım⬇️
Bu bir yıllık anlaşmanın koşulları nedir?
Kamuoyu önce onu bilsin!
Korkunç bir dönem korkunç. İçinde olduğumuz için tam idrak edemiyoruz belki. İleride bugünleri tanımlayacak kelime bulamayabiliriz. Göz göre göre tehditle şantajla rejim değişiyor, bir ülke yağmalanıyor, bir eşkiyalık düzeni çepeçevre sardı, inanılır gibi değil artık.
"Kendisine güvenen şifresini vermeli, mesela benim telefonumu gelip alsın savcı"
Bu sözlerin sahibi Cem Küçük, savcılıkta telefonunun şifresini vermeyi reddetti.
Her şey, dual state (ikili devlet) ilkesine uygun işliyor. Geçtiğimiz 10 sene içinde sivil bir siyasetçi olan Demirtaş terörist olmakla itham edilip tutuklandı. Gerekçesi, seni başkan yaptırmayacağız demesiydi. Şimdi ise binlerce insanın bizzat ölüm emrini vermiş Öcalan, bir siyasetçi gibi muamele görüyor. Gerekçesi ise muhtemelen seni bir daha başkan yapacağız demesi.
Bu durum tıpkı diğer bütün suçlar gibi terörün de tek bir tanımı olduğunu gösteriyor: AKP’nin iktidarını tehdit etmek.
Bir siyasetçi, eğer AKP’ye seçim kaybettiriyorsa terörist; eğer bir terörist AKP’ye seçim kazandırıyorsa anında siyasetçi olarak kabul ediliyor.
Burada artık suçun objektif tanımına, somut koşullarına gerek kalmamıştır. Bütün suç unsurlarının gerçekleşmesi tek bir ana suç ile (iktidarı tehdit etmek) ilişkili hale gelmiştir. Bu durum kabul etsek de etmesek de Türkiye’nin anayasasıdır.