İnsanın aynı kalacağı tek yer fotoğraftan başka bir yer değildir. Bu olur ve zaman geçtikçe vücut nihai aşkı ölüme doğru koşmaya devam eder. Fotoğraflara bakınca sanki kendi değilmiş, bir başkasının hayatına bakıyormuş gibi hissettigi an işte o an heyecanı bitmiş olur.
Soluk renklerden geçen günün tekrar eden sıkıcılığı içinde hatta berbatlığı içinde kavrulmak mı için varız. Kendimizi önemli addetmekten başka işe yaramayan, seçimlerimizin olduğu sanan sıfırı tüketmiş, bitik insan türü farkındalık ile ne zaman tanışacak?
şeyleri. Ardından yaşlı adama selam veriyorum, selamımı alıyor ama bana bakmadan. Geçip gidiyorum yanından ama sıkıntısının bir parçasını almış gibi hissediyorum. O geride kalıyor, ben ise başka tablolara yelken açıyorum. Anlamsızlığın denizi yine yutuyor beni acımasızca.
Sıcak mı sıcak, toprağın alev aldığı yolun ufacık kuş gözü gölgeliğine oturan adama baktım sonrasında. Kafasına hangi tarım şirketi bilinmez beyaz, yanları kıpkırmızı bir şapka takmış öylece yeri seyrediyor. Elinde pazardan aldıklarını koyduğu alalede pazar arabası onunda kenar-
dan domatesleri görünüyor belli ki fazla bir şey yok halde soluğunu tutmuş gibi titremeden duruyor. Nasıl keşfetmeli bu sancıları diye düşündüm sonra ama adını koymak istemedim. İnsan olmanın ağırlığı yaş aldıkça daha bir eziyor bir lanete tutulmuş gibi adeta görebiliyorum bazı-
Kızmanı anlamam
Kızınca da güzelliğine doyamam
Anlaşamayınca üzülürüm
Diretmene de bayılırım
Sensizliğin acısını yaşatma bana
Yoksa kaybolurum
Yaşam senle başlamış gibi
Üzüntüm senle bitmiş gibi
Sensizliğin acısını yaşatma bana
Yoksa kaybolurum
Ama kendime temas ettiğimde ise bu yanmanın başka bir hali gibiydi Bitmeyen alevi kavuruyordu içimi Kurtarılamaz eşya gibi arkada bırakılmış gibi hissediyordum Biliyordum yangın her yeri sarmış şekilde üstüme geldiğini ama bilmezlikten gelmenin gücüne sarılmıştım.Ben buydum işte.
Çöl kavurucu sıcaklığı bir kaç seçenek dışında çözümsüzlüğü ile derimi dışarıdan dağlar gibi yakarken helezonlarla yukarı çıkan seraplar olmak istediğim yeri gösteriyordu bana. Serinlemek için boca ettiğim su bile kaçıyordu benden saniyeler içinde buharlaşarak. Issız dişlerde-
çiğneniyordum adeta. Renk atıyordum deneyde kullanılan bir meta gibi. Çıkan toz bulutlarından sinema izliyordum bitmişliğe dayanarak. Gözlerimi kısmaktan bir hal olmuş şekilde yine kendime kızmakta buluyordum kendimi ama bozmuyorum bu hali. Bu çölde temas edilen şeyler yanardı.
Unutmadan yaşamayı denedim
Olmadı anlayacağın
Ne yaptıysam katlanamadım
Olmayacağı vardı demek ki
Sözlerin içine saklamak istedim
Gün yüzüne çıkmayasın diye
Kendimi kandırdım yine yapamadım
Çünkü yapacak bir şey bulamadım
Sevmelere doyamadım ama imkansız günyüzüm
Aksam üstüne kararan hayatımı geceye çıkardın çünkü
Beni senle hayallerde bile kavuşturamıyorum oysa ki
Seviyorum ama unutmalıyım düşüncesi içinde yanarak hem de
Umut etmez mi diye sorarlar hep bu kadar konuşmaya,
Yine de beklemez mi her şeye rağmen diyen tahtı gözleyen prens,
Çok kolay ki arsız sefillik diyeceğim ben ona,
Ama yine de bekleyeceğim hazırım mutlu olmaya.
İçinde yaz gibi umut ettigin aşklar olacaktı sıcacık,
Kurşun kalemle yazacaktın sevdiğini yaşın kaç olsada çocuklar gibi,
Seni sadece senin için düşünenin olmasıyla rüyalar görecektin,
Ama gelip çatan daima yalnızlık daima keder oldu.
Hiç bir şey olamamanın dayanılmaz kıvrımlı yakıcılığı.Bir şey olmadığının tüm ekranlardan naklen gösterilmesi gibi bir his yumağıyla çalıştığın batık yeri açıklarken hafif gülümsemenin vatan hainliğine eşdeğer üzgün tavrı.İşte tamda olan ezikliğin net tarifi bu.Ultra kaybetmiştik