Teknik olarak bugün ayrılışımızın birinci ayı. (1 Ağustos) Çok sancılı geçen bu bir ay özlemim her gün daha fazla arttı. Birilerini suçlamak, bok atmak çok kolayken kabullenmeyi tercih ettim. Gidene bu kadar zor mu bilmiyorum ama kalan olmak gerçekten çok can sıkıcı.
Ömrümün çeyreğini birlikte geçirdiğim insanı artık görmüyor oluşum çok garip. Evimde ki hatıraların bile her yerde. Dolabımın yüzde 90ı senin aldığın şeyler dolu. Ancak kabullenmeliyim. Artık yoksun. Seni çok özlüyorum.
Erha'da "bana dikkatini ver" diye çevirdiğim o önemli repliğin anlamını tüm erha okuyucusu zaten anlıyor, biliyorum ama erha okumayıp da okuyanların yazdığı alıntıları anlamayan çok insan vardır diye düşünüyorum.
Mo Ran 14 yaşında Sisheng Tepesi'ne ilk mürit olarak geldiğinde meraklı insanlar arasından bir tek Chu Wanning'in ona dikkat etmediğini görmüştü.
Chu Wanning elinde yeni icat ettiği mekanik zırhı deniyordu, tek ilgisi, odağı oydu.
Ama bizim Shizunumuz çok güzel, çok zarif biri. Mo Ran hemen onun ilgisini çekmek ve onun müridi olmak istedi. "Xianjun, tüm gün sana baktım ama sen neden bana bakmıyorsun? Neden ilgini bana vermiyorsun?" diye düşündü.
Mo Ran çok zor ve acınası bir çocukluk geçirmişti. İstedikleri basit şeylerdi. Sıcacık bir yuva ve biraz ışık. Kalbindeki o saflık başka bir saflığa çekilmişti belki Chu Wanning'in ilgisini isterken.
Daha sonraları Mo Ran'in bu cümleyi Chu Wanning'e sıklıkla kullandığını görüyoruz. Mo Ran shizununun dikkatini isterken aslında yüreğini görmesini istiyor. Türkçede biz metaforik olarak beni gör de deriz. Bana bak.
Demem o ki o basit "bana dikkatini ver" sözü çok daha derin anlamlıdır ve her seferinde canımızı yakar.