30 Ağustos Zafer Bayramı'mız kutlu olsun. 🇹🇷
Atatürk, Büyük Zaferi şöyle anlatıyor:
“26/27 Ağustos günlerinde, iki gün içinde Afyonkarahisar’ın güneyinde 50 km. ve doğusunda 20-30 km. uzunluğundaki güçlendirilmiş düşman cephelerini düşürdük. Yenilen düşman ordusunun büyük kuvvetlerini 30 Ağustos’a kadar Aslıhanlar yöresine çevirdik. 30 Ağustos’ta yaptığımız savaş sonunda (buna Başkomutan Savaşı unvanı verilmiştir) düşmanın ana kuvvetlerini yok ettik ve tutsak ettik. Düşman ordusunun başkomutanlığını yapan General Trikopis de tutsaklar arasındaydı. Demek, tasarladığımız kesin sonuç 5 günde alınmış oldu...”
Atatürk, 17 Ağustos gecesi Akşehir’e giderken Salih Bozok’a: “Düşündüğümü uygulayacak zamana sahip olursam dünyanın gözlerini kamaştıracak bir askeri manzara oluşacaktır” demişti.
Öyle de oldu.
Büyük Zaferin baş mimarı
Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk başarıyı hiç bir zaman kendine mal etmedi.
Atatürk, Nutuk’ta Büyük Zafer’den ordunun ve milletin eseri olarak şöyle söz ediyor:
“Her evresi ile düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş olan bu hareket, Türk ordusunun, Türk subaylarının ve komuta kurulunun yüksek güçlerini ve yiğitliklerini tarihe bir daha geçiren muazzam bir eserdir. Bu eser Türk milletinin özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz anıtıdır. Bu eseri yaratan bir milletin çocuğu, bir ordunun başkomutanı olduğum için sevincim ve mutluluğum sonsuzdur.”
Bu toprakların vatan olarak kalmasını sağlayan ve bu vatanda tam bağımsız, laik, üniter bir ulus devletin; Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasına sağlam bir zemin hazırlayan BÜYÜK ZAFER'İN 104.yıl dönümünde Başkomutan Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk'ümüzü ve silah arkadaşlarını, kahraman Mehmetçiğimizi, fedakar Kuvayı Milliyecilerimizi saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
Yaşasın tam bağımsız ve laik Türkiye Cumhuriyeti 🇹🇷
‼️TÜRK UYUMA... Uyursan seni boğacaklar...
Bakın 2 kamu Bankasının genel müdürlerinden gelen peşpeşe açıklamalar.
👉Halkbank Genel Müdürü; "Diyarbakır'a ayrımcılık yapacağız" diyor.
👉Vakıfbank Genel Müdürü de "1.5 milyar dolar Diyarbakır ve çevresine dağıtacağız" diyor.
‼️Anayasamızın 10. Maddesine göre Kanunlar Karşısında herkes eşittir.
Ayrıca; Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz...
‼️Bu açıklamalar Anayasanın EŞİTLİK İLKESİNE AYKIRIDIR. Bürokratlar alenen suç işliyorlar...
‼️UYAN TÜRK...!!!
Vergiler altında eziliyorsun bir de üstüne çerçeve yasanın nimetlerinden faydalanacak kişilere finansör olacaksın...
#cumartesi #ekonomi #çerçeveyasa #HainsizTürkiye
Fotoğrafta gördüğünüz kişi abim Samet Özgül.
Gazi Üniversitesi öğrencisi ve motokurye olarak çalışan abim Samet, Ankara’da trafikte uyardığı 3 kişi tarafından darp edilip canice boğazından bıçaklanarak katledildi.
Sabıkalarında uyuşturucu dahil 20 ayrı suç olan 2 kişi serbest bırakıldı. 19 yaşındaki katilin ise 'pişmanım' sözüyle müebbet hapis cezası 25 yıla indirildi. Dava dosyamız hala Yargıtay’da!
Samet için ses verin, adalet yerini bulsun!
@adalet_bakanlik@TCYargitay
#SametÖzgülİçinAdalet
Kurtuluş Savaşı'nda Hainler! | 30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun! 🇹🇷
YouTube'dan İzleyin : https://t.co/c9tC4oRGET
Mustafa Kemal Atatürk, bugünküne çok benzer şartların içinden geçmiş, hıyanetin her çeşidiyle yüz yüze gelmişti…
Anadolu fiilen işgal edilirken, aynı zamanda çeşitli "cemiyetler" vasıtasıyla içten çökertme operasyonu da devreye girmişti.
İngiliz Muhipleri Cemiyeti bunlardan biriydi. O yıllarda da İngilizlere muhabbet duyanlar, para ve güce âşık olanlar İngilizlerle el ele vermişti.
İngiliz Muhipleri Cemiyeti tek başına değildi; Kürt Teali Cemiyeti de Sait Molla ile el eleydi. İngiliz kontrolündeki Askerî Nigâhban Cemiyeti vatanseverleri yok etmekle görevliydi. Sahte imamlarla Millî direnişi kırmak için uğraşan Teali İslam Cemiyeti de İngiliz parasıyla iş çevirmekteydi. Türk Zabıta-i Hususiye Teşkilatı, İngiliz fonu ve emriyle, Mustafa Kemal’in yanında olanları "avlamakla" görevlendirilmişti.
Bugün de gerek İslam’ı, gerek Sol’u, gerekse Türkçülüğü KULLANARAK Batı ile el ele bu vatana ihanet edenler vardır. Onlara Sait Molla gibilerin sonunu hatırlatmak isteriz! İngiliz Muhibi Sait Molla ve diğer işbirlikçiler Paris’te, Roma’da, Atina’da, Kahire’de dolanmışlar; Batılı devletler adına ajanlık faaliyeti yapmış; vatansız ve şerefsiz olarak tarihin derinliklerinde yok olmuşlardır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün naçiz bedeni toprak olmuştur; ancak düşünceleri en taze şekilde bizlere yol göstermektedir. O bizde yaşamaktadır ve bizimledir!
"Siz ölürseniz biz ne yaparız?" diyen köylüye "Atatürk sensin!" demiştir. İçinden geçtiğimiz bu günlerin gelebileceğini düşünerek yol haritasını NUTUK’ta önümüze sermiştir.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun!
Banu AVAR
Japonlar, fabrikalarda yıllarca üretim yapan ve kullanım ömürleri biten eski makineler için veda töreni düzenliyorlar.
Yandakiler de 20’li yaşlarda vatan hizmetine çağrılıp orada kolunu, bacağını, gözünü, yüzünü kaybeden bizim gaziler…
Türkiye’de 2021-2023 arasında 5 milyon kayıtlı 2 milyon kayıtsız, kaçak Suriyeli olduğunu bir çok kez açıkladım. İktidar ve devlet kaynakları rakamı hep 3.5 milyon civarında çevirdiler. Numan Kurtulmuş Zafer Partisi ziyareti sonrasına basına yaptığı açıklamada 4 milyon 900 bin olarak ilk kez açıkladı.
Şimdi Türkiye’nin Şam büyükelçisi Türkiye’deki Suriyeli sığınmacı sayısı 6 milyonu bulmuştu diyor. Ve şimdi 2026’da 2 milyon 300 bin Suriyeli sığınmacı olduğunu ileri sürüyor.
Sayın Büyükelçi,
2015’de Milli Eğitim Bakanlığının resmi açıklamasına göre anaokul-üniversite arasında Türkiye’de 777 bin küsür Suriyeli öğrenci varmış. Bunları sadece anne ve babaları ile toplam Suriyeli sayısı 2 milyon 331 bin ediyor. Türkiye’deki Suriyeli ailelerin doğum oranı 5.3 olduğuna göre lütfen rakamları gözden geçirin derim. @zaferpartisi@MilliEgitimBak@TC_icisleri@TC_Disisleri
Yaklaşık 2 aydır haklarını arayan gazilerimizden Oktay, Seçkin ve Özkan isimli 3 gazimiz, P-K tarafından yerleştirilen mayının üzerinden araçla geçtikleri sırada meydana gelen patlamada, 3 arkadaş beraber gazi olmuşlar.
Oktay gazimiz: “86 milyona bizi yalnız bırakmamalarını söylüyoruz. Biz birilerinin deyimiyle (Hulusi Akar) ‘azınlık ve marjinal grup’ değiliz.”
Özkan gazimiz: “Bir Ankaralı olarak Ankara halkından destek bekliyoruz. Ankaralıların bize karşı duyarlılığı yok. Biraz duyarlı olmalarını bekliyoruz.”
Seçkin gazimiz: “Gelip burada bizim yanımızda olmalarını istiyorum. İnsanları duyarlı olmaya davet ediyorum.”
Bugün markette tespit ettiğimiz Feast markalı bu limonlu cheesecake ürününde Türkiye'de 2024 yılından bu yana yasaklı E171 kodlu titanyum dioksit isimli genotoksik madde bulunuyor!
Bu ürünleri denetleyen bir tane kurumumuz yok mu?
@TCTarim@tcbestepe
https://t.co/q2wbGfNuXz
🇺🇸Amerikan lobi şirketlerine oluk oluk para akıtıyorlar!
👉Şimdi de Millî Savunma Bakanlığı!
👉Ballard Partners şirketi ile "lobi anlaşması" yapmış.
🇺🇸Şirket Trump’a yakın, onun kampanyalarını düzenlemiş.
👉Ayrıca KYB, yani Talabani için de ABD'de lobi faaliyetleri yapmış.
💰Bir yıllık faaliyet için 2,4 milyon dolar para ödenecek. Yani 115 milyon TL. Masraflar hariç, onlara ne kadar vereceğiz belli değil. Adamların yol, yemek paraları bile Millî Savunma Bakanlığı tarafından karşılanacak.
👉Yazık değil mi bu paraya?
👉Biz NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip değil miyiz?
👉NATO’nun en büyük ordusuna sahip ABD’nin bir lobi şirketine neden bizim Millî Savunma Bakanlığımız bu kadar büyük bir para öder?
👉S-400’lerin satışı, F-16’ların modernizasyonu, F-35'lerin alınabilmesi için mi? Yoksa başka bir amaçla mı?
👇Anlaşmada imzası olan Millî Savunma Bakanı Sayın Güler’e detaylı sorular sordum. @tcsavunma
https://t.co/EIzjYfkgBw
👉Eminim bunların neredeyse tamamı cevapsız kalacak,
👉Ama unutmasınlar ki hepsi kayda geçecek ve gelecek nesiller bunları sorgulayacak, hesap soracak.
TERÖRİSTLER DEVLETİN PARÇASI OLUR MU?
Abdullah Öcalan’a ait olduğu ileri sürülen sızdırılmış İmralı görüşme notlarında üç cümle özellikle dikkat çekiyor:
“Eskiden bağımsızlıkçıydık, şimdi Cumhuriyet’e katılacağız.”
“Anayasada yerimizi alacağız.”
Ve en çarpıcısı:
“Şimdi devlet bize terörist gözüyle baksa da yarın en az MHP kadar bu devletin sağlam bir ayağı olacağız.”
Bu sözlerin ortaya koyduğu siyasi model ile hemen yanı başımızda, Suriye’de yaşananlar arasındaki benzerlik dikkat çekici.
“Bağımsızlıkçıydık, Cumhuriyet’e katılacağız”
Suriye’de YPG’nin ana omurgasını oluşturduğu SDG artık bağımsız bir askerî güç değil. 25 Ağustos 2026’da SDG’nin feshedildiği ve Suriye devlet yapısına entegrasyonunun tamamlandığı açıklandı.
Ancak “tasfiye” burada eski kadroların bütünüyle ortadan kaldırılması anlamına gelmedi.
SDG/YPG'liler Suriye ordusuna alındı. Bölgedeki SDG kökenli birlikler yeni askerî yapı içerisine yerleştirildi. YPG’nin önemli askerî isimlerinden Sipan Hamo, Suriye Savunma Bakan Yardımcısı oldu.
Yani dün devlete karşı veya devletten bağımsız silahlı güç olan kadroların bir bölümü bugün devletin askerî sisteminin parçası.
Öcalan’a atfedilen “Cumhuriyet’e katılacağız” ifadesiyle Suriye’deki bu dönüşümün mantığı arasında dikkat çekici bir benzerlik var.
Suriye’de SDG/YPG’nin Suriye devletine entegrasyonu çoğu zaman “YPG tasfiye edildi” şeklinde anlatılıyor. Ancak sahadaki model, klasik bir silahsızlandırma ve dağıtma sürecinden farklı.
Eski SDG/YPG personelinin önemli bölümü birbirinden koparılarak ülkenin farklı birliklerine dağıtılmadı. Haseke, Kamışlı, Derik ve Kobani ekseninde dört bölgesel tugay oluşturuldu. Daha önemlisi, eski YPG/SDG komuta kadrosundan isimler yeni devlet sisteminde üst düzey görevler aldı. YPG’nin önemli askerî yöneticilerinden Sipan Hamo, Suriye Savunma Bakan Yardımcılığına getirilirken; SDG komuta kademesinden Çiya Kobani, 60. Tümen Komutan Yardımcısı oldu.
Benzer bir süreç iç güvenlikte de yaşanıyor. Rojava’nın polis ve güvenlik yapılanması olan Asayiş tamamen yok edilmiyor; personelinin önemli bölümü Suriye İçişleri Bakanlığı sistemine geçirilerek yine kuzeydoğudaki yerel güvenlik yapısında değerlendiriliyor.
Bu nedenle ortaya çıkan model, Türkiye veya Fransa’nın mevcut üniter devlet düzeninden farklıdır.
Türkiye’de Diyarbakır, Van veya Hakkâri’ye ait ayrı bir bölgesel askerî güç bulunmaz. Aynı şekilde Fransa’da Korsika’ya ait, geçmişte merkezi devlete karşı savaşmış kadrolardan oluşturulmuş özel askerî tugaylar yoktur. Polis ve ordu doğrudan merkezi devletin genel güvenlik sisteminin parçalarıdır.
Suriye’deki modeli Türkiye’ye uyarlarsak fark daha kolay görülür:
PKK’nın feshedildiğini; fakat eski mensuplarından Diyarbakır, Van, Şırnak ve Hakkâri merkezli dört TSK tugayı oluşturulduğunu düşünelim. Eski üst düzey bir PKK komutanının Doğu ve Güneydoğu’dan sorumlu Millî Savunma Bakan Yardımcısı, bir diğerinin ise bölgede tümen veya kolordu komutan yardımcısı olduğunu varsayalım. Ayrıca örgütün eski yerel güvenlik kadrolarından binlerce kişinin Emniyet veya Jandarma bünyesine alınarak yine aynı bölgede görev yaptığını düşünelim.
Böyle bir durumda “PKK’nın eski askerî ve güvenlik kapasitesi tamamen ortadan kaldırıldı” demek mümkün olur muydu?
Fransa için de aynı analoji kurulabilir: Korsikalı silahlı bir örgüt dağıtılıyor; fakat savaşçıları Korsika merkezli Fransız ordusu tugaylarına dönüştürülüyor, eski komutanları Savunma Bakanlığı ve ordu yönetimine giriyor, eski güvenlik kadroları da Fransız İçişleri Bakanlığı bünyesinde Korsika’da görev yapmaya devam ediyor.
İşte Suriye’de yaşanan süreci en doğru anlatan ayrım budur.
Üstelik YPG, Suriye'de Kürtçe'yi "Ulusal Dil" statüsüne aldırmış, matematik kimya fizik gibi derslerin de Millş Eğitim bünyesinde Kürtçe verilmesini kanuna koydurmuştur.
Bu aslında zihni olarak bölünmedir.
Kürtler kendi bölgelerinde polis.
Kendi bölgelerinde asker.
Eğitim dilleri farklı.
Ama Suriye hepimizin diyor. YPG'nin modeli bu.
TÜRK MİLLETİNE ÇAĞRIMIZDIR! 🇹🇷
Bizi “azınlık bir grup” olarak görenlere artık en güçlü cevabı verme zamanıdır.
Biz azınlık değiliz; bu vatan uğruna bedel ödemiş terörle mücadele er gazileriyiz. Haklarımızı 4 yıldır anlatıyor, sorunlarımızı ilgili makamlara iletiyor ve adalet talep ediyoruz.
Konuya hâkim olup çözüm üretmek yerine haklarımızın verilmemesi için direnenler artık şunu görmelidir: Gaziler yalnız değildir, Türk milletinin vicdanı gazilerin yanındadır.
Bugün @gazilerplatform sahip çıkmak; gazisine, vatan için ödenen bedele ve adalete sahip çıkmaktır.
30 Ağustos Zafer Bayramı’nın arifesinde çağrımız nettir: #30ağustoszaferbayramı 🇹🇷
Gazilerimizin sesine ses olun.
GazilerPlatform’a destek verin.
“Gazinizin yanındayım” deyin.
86 milyonun vicdanına sesleniyoruz:
Bizi görün, sesimizi duyun, adaletimizi verin! 🇹🇷
Milletimize saygıyla duyurulur.
#GazileriminYanındayım #GazilerimizinHakkınıVerin #KurtuluşParkı #güvenpark #Gündem #SONDAKİKA #türkiye
Vuran el değil canımızı yakan….
Teröriste kalkmayan el Türk’e ve gazisine kalkıyorsa sorun büyük demektir.
Lakin bilinmelidir ki tükenmeyiz vurmakla…
@YS_Turkoglu Türk milletinin vekilidir
Yanındayım
TÜRKİYEYİ SARAN KANSER TÜMÖRÜ...
İstanbul,Bodrum,Antalya tüm turistik yöreler uyuşturucu ve bahis sarmalında boğuluyor.
Restorant ve gece kulüpleri İstanbulda olduğu gibi mafyanın eline geçmiş.Dört kişilik bir masada balık-rakı hesabı maliyeti 7-8 bin olduğu halde;40-50 bin TL oluyor.
Mesela: 100 masalık bir restoran tüm masalar öğlen ve akşam servisi dolu gösterilerek günde 8 milyon,ayda 248 milyon TL aklayabiliyorlar.
Bodrum,Çeşme,İstanbulda bir mafya gurubu sadece 30-40 tane mekân aldığı söyleniyor.
Kara para turizmde hakimiyet kurmuş ve gerçek işletmecileri batırmışlar,mallarına çökmüşler.
Türk vatandaşları bütün yıl çalıştığı halde ağzının tadıyla kazıklanmadan bir tatil yapmaya yıllardır hasret kalmış.
Türkiyenin mavi yaka,beyaz yakalıları da bu astronomik fiyatlara yanaşamadıkları için Yunanistanda tatil yapmak zorunda kalıyor.
Turizm bakanı ise bu tabloyu purosunu tüttürerek izliyor.
İçişleri bakanı cami geziyor.
Adalet bakanı konuya çare bulmuyor.
Türkiyenin lokomotif sektörlerinden turizm batmak üzeredir,acil tedbirler alınmalıdır.
Bilkent’te polis tarafından muhasara altına alınarak İçişleri Bakanlığına gitmeleri engellenen Gazilerimiz eylemi sonlandırarak rehabilitasyon evine dönme kararı aldılar. Ancak ne yazık ki, Milli Savunma Bakanlığı Gazilerimizin rehabilitasyon evine alınmasını yasaklamış.
Güven Park’a İçişleri Bakanlığı sokmuyor. Rehabilitasyon evine Milli Savunma Bakanlığı. Gazilere bir yer gösterin.
Aşağıdaki videoda Güven Park’a ve rehabilitasyon evine alınmayan bir bacağı olmayan gazimizin vücudunu görüyorsunuz. @zaferpartisi@tcsavunma@TC_icisleri
Kimsesizsin Ey kavmi Türk…
Geceyi parkta geçiren Gazilerini teröristlere yapamadıkları şafak operasyonu ile derdest ettiler. Gazilerinin uyumak için çıkardıkları protezleri çöp poşetlerine doldurdular.
Gazilerini çuval gibi Gazi uyum evine bıraktılar.
Uyum evinden çıkmak isteyen gazileri yolda kalkan duvarının içine aldılar, gün boyu asfaltta yatırdılar.
Sabah polisle gazi uyum evine çuval gibi attıkları gazileri akşam gazi uyum evine almadılar.
Uzun uğraşlar sonucu çay içmelerine müsade edildi.
Bugün gazilik gibi bir kutsalının paramparça edildiği gündü.
DEVLETTEN BÜYÜK GÜÇ YOK MU?
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, Alparslan Kuytul’u hedef aldığı paylaşımına Kur’an ayetiyle başlıyor.
Kuytul’a:
“Din bezirgânı, bozguncu!”
diyor.
Ardından:
“Senin de suyun yeterince ısındı Kuytul! Akıllanmamışsın, sıra sana da gelecek!”
diye devam ediyor.
Ve aynı metinde şu cümleyi kuruyor:
“Devletten büyük hiçbir güç yoktur.”
Ertesi sabah Alparslan Kuytul’un evine operasyon yapılıyor ve Kuytul gözaltına alınıyor.
Sonra ne oluyor?
Oktay Saral bu paylaşımını siliyor.
Şimdi mesele yalnızca Alparslan Kuytul değildir.
Mesele, Türkiye’de devlet, millet, hukuk, siyaset ve din arasındaki sınırların ne hale getirildiğidir.
Önce Saral’ın o iddialı cümlesinden başlayalım:
“DEVLETTEN BÜYÜK HİÇBİR GÜÇ YOKTUR.”
Hayır Saral.
Devletten büyük güç vardır.
Hukuk devletinde önce MİLLET vardır.
Çünkü Anayasa ne diyor?
“Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.”
Devlet milletin sahibi değildir.
Millet devletin meşruiyet kaynağıdır.
Devlet millete hükmetmek için yaratılmış kutsal ve dokunulmaz bir kudret değildir; milletin haklarını, hukukunu ve güvenliğini korumak için vardır.
Bu nedenle demokratik hukuk düzeninde devletin üzerinde millet iradesi vardır.
Ama siz paylaşımınıza Kur’an ayetiyle başladığınıza göre bir şeyi daha hatırlatmak gerekiyor:
Devletten de milletten de büyük olan ALLAH’ın kudretidir.
Kur’an ne diyor?
“Ey mülkün gerçek sahibi olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın… Hiç kuşku yok sen her şeye kadirsin.”
Âl-i İmrân 3/26.
Öyleyse ayetle başlayıp birkaç paragraf sonra:
“Devletten büyük hiçbir güç yoktur”
demek nasıl bir çelişkidir?
Kur’an’ı referans gösteriyorsanız, mutlak kudret devlete değil Allah’a aittir.
Demokratik Cumhuriyeti referans gösteriyorsanız, egemenlik devlete değil millete aittir.
Yani hangi kapıdan girerseniz girin aynı yere çıkıyoruz:
DEVLET MUTLAK GÜÇ DEĞİLDİR.
Devlet milletindir.
Millet devletin tebaası değildir.
Ve devlet yöneticileri de devletin sahibi değildir.
Daha açık söyleyelim:
Hükümet devlet değildir.
AK Parti devlet değildir.
Cumhurbaşkanlığı devletin sahibi değildir.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı mahkeme değildir.
Hepsinin üzerinde hukuk vardır.
Milletin verdiği yetki vardır.
Ve bir Müslüman açısından bütün dünyevi iktidarların üzerinde Allah’ın kudreti vardır.
Asıl vahim olan ise bundan sonra başlıyor.
Bir Cumhurbaşkanı Başdanışmanı bir vatandaşa:
“Akıllanmamışsın.”
diyor.
Ne demek “akıllanmamışsın”?
Hangi suçun hukuki karşılığıdır “akıllanmamak”?
İktidarı eleştirmek mi?
Devlet uygulamalarını eleştirmek mi?
Bir operasyonu sorgulamak mı?
Savcılıkların görevi siyasi iktidara karşı konuşanları terbiye etmek midir?
Sonra:
“Sıra sana da gelecek.”
diyor.
Ve ertesi sabah sıra gerçekten Kuytul’a geliyor.
Üstelik bu ilk örnek de değildir.
Oktay Saral daha önce Fatih Altaylı için de:
“Suyun ısınmaya başladı.”
dedi.
Ardından Altaylı gözaltına alındı ve tutuklandı.
Şimdi aynı metafor:
“Senin de suyun ısındı.”
Ve yine ardından adli operasyon.
Tüm bu olanların HUKUKLA ZERRE KADAR İLGİSİ VAR MI?
Gazi ve şehid yakınlarımızı ziyaret ettik. Sadece bir rezaletle karşılaştık. Vatanı için can veren, ayağını, elini, gözünü uzuvlarını kaybeden insanlarımızın içinde olduğu durumu görünce içimiz kan ağladı. PKK’ya gösterilen hoşgörü neden gazilerimize gösterilmez. Savunma bakanı, İçişleri bakanı gelip onların hatırını sorsa, ziyaret etse, dertlerini dinlese ne kaybederler? PKK için oy veren, İmralı canisine gösterdikleri hoş görüyü gazilerine esirgeyen 467 milletvekili, ülkesi uğruna gazi olmuş insanlarına neden sahip çıkmaz? Yazık. Şehidine, gazisine sahip çıkmayan yönetimler ve uluslar çökmeye mahkumdur.