1400 yıl önce Kur’an bir şey söyledi…
“Allah, sapıklıkta bırakmak istediğinin göğsünü göğe yükseliyormuş gibi daraltır.”
En’âm Suresi, 6:125
Bugün modern bilim diyor ki:
Yükseklere çıktıkça atmosfer basıncı düşer, oksijen azalır, nefes almak zorlaşır.
Kur’an’ın indiği 7. yüzyılda ne Mekke’de, ne Roma’da, ne Çin’de hiç kimse bu bilgiyi bilemezdi.
Ama Kur’an, bunu hem fiziksel hem de manevî bir daralma olarak anlattı.
Sadece hissi değil, bilimsel bir gerçekliği tarif etti.
Bu kitap, zaman üstü bir söz olmasın da nedir?
Nasa, Kuran’ı Kerim’in mucizesini teyit etti.
Nasa:
“Güneş, saniyede yüzlerce mil hızla uzaya 1,5 milyon ton madde fırlatıyor, ancak Dünya'nın manyetik alanı onu koruyor.”
Enbiya 32:
“Biz gökyüzünü koruyucu bir tavan yaptık.”
Onları Biz yarattık ve eklemlerini birbirine sapasağlam bağladık
İnsan Suresi 28. Ayet
Sapasağlam Bağlamak: Vücudumuzdaki 200'den fazla kemik, eğer eklemler ve onları bağlayan o güçlü bağlar (ligamentler) olmasaydı, bir yığın gibi yere çökerdi.
“İnşallah demeyin, en hayırlısı deyin çünkü Allah kulunu sınar sınavları ağırdır”
Şu cümleyi duyduğumda tüplerim tersine dönüyor, bir insan nasıl dini ile kandırılır ve nasıl şartlı iman eder en büyük örneğidir. Hiç mi sorgulamaz, düşünmez, akletmezsiniz! İşini Allah’a bırakan yarı yolda kalır mı? Zulm görür mü? Allah’ın sınavından kaçanın razılığı nerededir? Şartlı iman ettiğinin farkında değil midir?
“Hiçbir şey hakkında, ‘Ben bunu yarın mutlaka yapacağım’ deme. Ancak ‘İnşâAllah (Allah dilerse)’ de.”
(Kehf, 18/23-24)
Allah, bazı kullarını cehennem için yarattığını Furkan Sûresi’nde açıkça bildiriyor. Nitekim onların varış yeri de haliyle orasıdır.
“Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan birçoğunu yarattık.”
(Furkan, 25/44)
Diğer yandan müminler için korku ve hüzün yoktur onlar canlarını teslim ederken melekler tarafından cennetle müjdelenirler.
“Şüphesiz, ‘Rabbimiz Allah’tır’ deyip sonra dosdoğru olanlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.”
(Ahkaf, 46/13)
“Melekler, ‘Korkmayın, üzülmeyin, size vaad olunan cennetle sevinin’ diyerek onların yanına girerler.”
(Fussilet, 41/30)
Sizin bahsettiğiniz her kulun cehennemi görecek düşüncesinden kastınız “A‘raf ehli” ise, amel defterleri denk gelen, cennet ile cehennem arasında bekleyen Müslümanlardır.
“İki taraf arasında bir perde vardır. A‘raf üzerinde de herkesi simalarından tanıyan insanlar bulunur…”
(A‘raf, 7/46)
Her yaratılan kul cehennemi görecekse, bu durumda Kur’an’daki bazı ayetlerle çelişki oluşur. Çünkü Kur’an’da, cehennemliklerle cennetliklerin birbirleriyle konuştuklarına dair birçok örnek vardır yani onlar birbirlerini görmektedirler.
“Cennet halkı, cehennem halkına seslenir: ‘Biz Rabbimizin bize vaad ettiğini gerçek bulduk, siz de buldunuz mu?’ derler.”
(A‘raf, 7/44)
Yüzyıllardır Allah’ın varlığını reddedenler, neden bir kenara çekilip sessizce yaşamıyor?
Çünkü bu savaş “Yaratıcı var mı?” savaşı değil, “Yaratıcısız sız insan anlamlı olabilir mi?” savaşından ibaret.
Reddediş bile O’nun varlığının yankısıdır. Reddetmeye çalıştığın şeyle savaşıyorsan, aslında varlığını kabul ediyorsundur.
Bu savaş, inançla değil teslim olamayan egoyla ilgilidir.
“Onlar nefislerinde bunu inkâr ettiler, hâlbuki içlerinde (onun doğruluğuna) kesin kanaat getirmişlerdi.” (Neml, 14)
Kur’an’a göre her şey Allah’ın ilminde yazılıdır
“Yeryüzünde veya kendi canlarınızda meydana gelen hiçbir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılmış olmasın.”
(Hadîd 57:22)
Bu, kaderin mutlaklığını gösterir.
Ancak Kur’an aynı zamanda duayı da kaderin bir parçası yapar:
“Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, size karşılık vereyim.”
(Mümin 40:60)
Yani dua, kaderin dışında değil
kaderin içindeki rahmet kapısıdır. Allah, kulunun ne zaman ve nasıl dua edeceğini de ezelde bilmiştir.
Ama o dua, yine kulun özgür iradesiyle yapılır. Dua, kaderi bozmaz
duanın kendisi kaderdir.
Ve kader, dua edenle konuşur.
İzmir’de velayeti babaya verilen çocuk, babanın kısa süre sonra cezaevine girmesiyle babaannesi ve dedesinin yanında kalmaya başladı. Ancak babaannesinin çocuğa şiddet uyguladığı görüntüler ortaya çıktı.