İhtiyârın varsa seçici ol, yoksa bahane bul/suçlamaya devam edeceksin. Mecburen. Veya olanı olduğu gibi kabûl etmeyi öğren, kendin dâhil. Bu ise pek zordur.
Şunu da not düşmek lâzım: Taşradaki hiçbir suret, idea ya da arketip olarak anne/baba/sevgili vb. mânasını tam karşılayamaz. Önünde sonunda çuvallayacaktır. O yüzden suretlere çok yüklenip yormamak gerek. Bu ilişkiler, seninle senin aranda.
Maşuğun çok bir numarası yoktur; âşıktır içindeki tüm mükemmel giysileri maşuğuna giydiren. Âşıktır göz(lem)leyen ve sonuçları belirleyen, gördüğü de kendisi. Platonik aşk denenin gerçekle karşılaşıp hayal kırıklığına uğramak istemeyen çocukların işi olduğunu söylemek doğru olur.
Yaş aldıkça mecburiyetlerden kurtulmaya çalışan varlıklarız. Gereksiz şeylerin yükünün altında gittikçe ağırlaşmamız bunun sonucu.
Bu işin hakkı verilmezse huysuz bir ihtiyara dönüşmek de az rastlanan bir durum değil.
İnsan için öyle deneyim imkânları mevcut ki yaşanırsa tutunulan acı-tatlı her şey silinir. Yaşam/öykü/kimlik zannettiğimiz her şey boşa çıkar. Bambaşka bir bakış açısı gelişir ki hayatı değerlendiriş baştan aşağı değişir.
Âhiret korkusu bile bir pula sayılmaz.
Contact (1997)
Ben ama hangi ben? Bir benin altında binlerce ben var çoğu zaman ve bu benler, hipnoz altında. İç içe hipnozlar. Var mı kurtulmak isteyen?
İletişim, hipnoz aracı ve bununla hükmetmek isteyen çok: Umalım ki hipnozcumuz bizim selâmetimizi kastediyor olsun. Değilse işimiz zor.
#İLETİŞİM#DİL#ZİHİN
Bebek doğduğunda derdini anlatmak için sadece ağlayabiliyor. Diğer ifadeler ve dil becerileri zaman içinde kazanılıyor ve bunların edinimi için kritik dönemler var. İletişim sadece dille sınırlı değil; Ten, göz, ses, hatta uzaktan temas da söz konusu.
Özel teknikler hariç zihin, 3 yaşından evveline ulaşamıyor çünkü ben denecek bir şey yok ortada. Ama mekanizma çalışıyor, öğreniyor o hâlde de. B ve M seslerini farkındalıkla çıkarmaya çalış, anlarsın.
Öyleyse ben denileni duyumsama aslen beynin yan ürünüdür sözü anlaşılabilir.
İnsan (olan), bir şekilde doğumu da ölümü de aşacaktır. Acı ve hazzın bir şekilde üstüne çıkmayı başaracak, geriye sessizlik ve zevk kalacaktır.
Gâh inecek yer yüzüne bilinmek istediği için, gâh çıkacak gök yüzüne seyir etmek için.
Hamnet (2025)
#ÖLÜM ve #ZİHİN
Bir zaman etrafımdaki yaşlılara "Ölünce nereye gidiyoruz? Ölmeye hazır mısın?" gibi sorular sorardım. Bazısı hazır olduğunu söyledi içi titreyerek, bazısı yeni rahata kavuştum ölesim yok dedi. Bir tanesi çok samimi çıktı, kızıp: "ölüm deyip durma bana" dedi.
Ölümle kontrollü, gerçekte ölünmeyecek olsa da bir karşılaşma yaşasa zihin/bedenin nasıl terle/çırpın/karşı koyduğunu görmek muazzam bir deneydir. Buradan da anlaşılır ki ölümü tatmak istemeyen yüksek melekelerimiz değil, beden/zihnimizdir.
Ne ki kendini kandırmak tatlıdır zihin için. Esâsında bir alışverişten ibârettir olay ama çekilmez dünyâyı çekilir hâle getirmekse amaç, süslemek zorundadır zihin. Bunun için de romantize, idealize vs eder.
Allah kurtarsın.
Daddio (2024)
Dişil yanımızın pek sevdiği arzulanmak, kendisi olduğu için sevilmek seçenek bolluğundan ve teke adanamamaktan dolayı zor artık.
Arzu süreci ve öğrettikleri (sabır, özlem vb.) değil de arzunun bir an evvel sönümlenmesi zihinlerin amacı.
Bu belli ki bir istidat/kâbiliyet meselesi. Çoğumuzun buna gücü yetmez ama kopyanın kopyasına da mahkûm etmek zorunda değiliz ya kendimizi.
Sabahları eğreti ve kısa olan uzun geceler yorucudur.
Unutmamalı ki milyonlarca galaksiden birinin ücrasında bir yıldız sisteminin bir gezegeninde zuhur etmiş bir türün milyarlarcasından bir tanesi kendisi.
Şehir ışıklarından uzakta (tercihen hafif hafif dönerek) gece gökyüzünü izlemek umulur ki sonsuzluk hissiyatını bize zevk ettirir, "biz neyi neye fedâ etmişiz?" dememizi sağlar.
Bir beklenti/arzu üretim fabrikası olan zihin denetlenemiyorsa her şey berbat olacak, beklentiler çoğun karşılanamayacak, hayal kırıklığı kaçınılmaz olacaktır. Büyüklüğüne göre netice üzecektir.
Kişiler arası aşkın en güzeli içinde tutulandır ama yanıp tütmemek hayli zor tabii.
Adı çoğun aşk konan güçlü çekim, uzun vâdede sürdürülemezdir. Devâmı isteniyorsa mutlaka sevgiye döndürülmeli. Değilse bu güç, taraflardan en az birini perîşân eder. (Perîşânlık, her zaman kötü bir şey değildir.)
https://t.co/RwxurbEAXO
Sen Aydınlatırsın Geceyi (2013)
Rabbinle/kendinle görüşmek iyi hoş da bir de âlemlerin rabbi var. İşte zıtlıkları bir arada tutan sistem sana had aşımında gerçekleri hatırlatır acıtarak; bu acı senin gözünü kapatma inadın kadar sürer. Aşkın serhoşluğuna can uzun dayanmaz. "Her şey zeval olucudur". Denge gerek.
Mesele yen(il)mek değil esâsında, içtenlikle yapılmıyorsa bir işten hayır gelmeyeceğini fark etmek. Evetlerin çoğunun altında farkında olmadığımız zaaf/mekanizmalarımız vardır.
Kısa bir iç denetimin akabinde rıza yoksa; açıkla/savunma/duygulara bulanmadan basitçe bir "hayır".
İstemeden bir sürü evet dedikten sonra kişi, hayır demeyi ve ricâların asla geri çevrilmeyeceği anlayışında olan/bunu silah olarak kullananları yenmeyi öğrenir sonunda.
Hayır demeyi öğren. Sağlam ve yerinde bir hayır, bir sürü istenmedik yükten kurtarır. En başta da arsız nefsine hayır demeyi öğren. Bunda yetkinleştikten sonra evet ve belki demeyi de öğrenirsin. Bak, onlar da çok işe yarar. :)
Yes Man (2008)
Cesaretin, davranışların kopyalanırlığı sebebiyle, yine çocuk/ergenliğimizle ve o süreçte (yapılabilirliğini) gördüklerimizle ilintisi olmalı. Sonuçta görgülü kuşlar gördüğünü işler. Cesareti mücessem hâlde görmemiş olan nasıl cesaret etsin ki?
The Life of Chucky (2024)
'Yunan' sözcüğü doğrudur ama okurken eksik gelebilir bize. Kulağımız/ağzımız 'yunanlılar' kullanımına alışıktır.
Bize öğretilenlerin dışına çıkınca da bir eksiklik-rahatsızlık duyarız çünkü güvenli/alıştığımızdan ayrılmışızdır. İşte burası cesaret/konfor tercihi yapılan yerdir.
"Tanrı kadîm kul kadîm ayrılmadum bir adım
Gör kul kim Tanrı kimdür anla iy sâhib-kabûl
Eyid eyid kamusın ne kân u ne ma‘densin
Sûret-i pür-ma‘nîsin pâdişâhı sende bul
Gel imdi hicâbun aç senden ayrıl sana kaç
Sende bulasın Mi'râc sana gelür cümle yol"
Derler ki insanın yolculuğu bir dairedir; er geç başladığı yere yine gelir ama artık başladığı hâlde değildir. O yüzden daireyi tamamlamışla -mamışın görüşü başka başkadır.
Tõde ja õigus (2019)
Yapay zekânın mod/dilini vs ayarla yazar. Alıcının hangi duygularla savrulmak istediğini belirledin mi bitti gitti. Şimdilik kendi başına çözemiyor tüm meseleleri(en azından bizim kullanımıza sunulanlar), yetenekli bir kalemin redaksiyonundan da geçmeli.
https://t.co/EUSsucKfWK
Hikâyeler, çocuklar için besleyi/doyurucudur ve her çocuğa dünyasını inşa için elzemdir de. Kendimizin ve ortak zihnin ürettiği hikâye/kıssaların üstünde kendini tanıma niyetiyle durulmalıdır fakat olgunlaşınca, yani olanı olduğu gibi görmeye hazır olunca vedâlaşılmalıdır.
Kişilerden dolayı hayâl kırıklığına uğra/yaralanınca dert yanarken kullanılan bir tâbir var: Gerçek yüzünü görmek.
Beklenti/duygularla dolu bir zihinle gerçek yüz görülebilir mi? Mümkün mü acaba böyle bir şey? Tırtıl hâli mi, kozadaki hâli mi yoksa kelebek hâli mi gerçek?
Ama hikâyeler güzel. İyi yazılırsa, bir de reklamını iyi yapacak kuvvetli bağlantılardan destek alınırsa çok satar/izlenir/keyifli vakit geçirtir. İçine biraz gizem, cinsellik, romantikli devrik cümleler, okuyucu/izleyicinin fark etmeden tarafını tutacağı hınçlı bir kahraman...