@Purch92 Hani gereksiz seyahatler yapılmayabilir demişsin ya 4 Eylül'de Muğla tarafında olacağım bir hafta Sizin bir düşünceniz var mı Teşekkürler şimdiden
Bu yasa geçer ya da geçmez.
Ama ne geçmeyecek biliyor musunuz?
Sizin, bu meclis toplantısından sonra katilleri koruduğunuz gerçeği, Türk milletinin aklından öylece geçip gitmeyecek.
Anneler, babalar, gençler, çocuklar mıh gibi kazıyacak aklına sizi.
O da size yeter.
Öyle alışmışım ki her görüntünde neşene, eğlenmene, göz kırpışlarına, gülüşüne. Gülüşüne…❤️
Ağladığını gördüğümde darmaduman oluyorum. Sığamıyorum yere göğe, gökyüzü bile dar, her şeyi yakıp yıkma isteği kavuruyor içimi o zaman. Öyle eziliyor ki içim, içimi bulamıyorum.
Adının geçtiği o lüzumsuz yerlere katlanamıyorum. Adını birlikte andıkları o kahrolası şeyleri hazmedemiyorum. Adını ağzına alan o müsveddelere tahammül edemiyorum.
Benim minik kelebeğim, tüm kelebekler sensin şimdi. Benim gözümdeki her bir yaşın adı, sensin. Beni gökyüzüne baktıran tek şey, sensin.
Senin o bal suratın benim nefesim, mucizem, cennetim…
Ben bu hayatta annemin 8 yaşımdayken yerde yattığı, bana “kurtarmamız çok zor” dedikleri günü de gördüm. Çok sevdiğim insanları da toprağa gömdüm.
Ama hiçbiri, evet hiçbiri ne Ahmet’i morgda gördüğüm gün ne de 21 Ekim kadar ağır değildi.
Hakim de yargılanacak.
Yasa henüz geçmedi, mecliste oylama yapılacak. Oy çoğunluğuna göre kabul edilecek. Henüz bitmiş değil. Mücadeleyi bırakmıyoruz. #MinguzziYasasıHemenŞimdi
Yasemin başarmamışmış.
Hayır, Yasemin başardı.
11 Şubat’tan beri hiç durmadı.
Şehir şehir yürüyüşler, oturma eylemleri, meclis ziyaretleri gerçekleştirdi. Yasemin olmasa “SSÇ yasası” kimsenin gözüne sokulmayacaktı. Kimse konuşmayacaktı. Yasemin başardı.
Ben, Ahmet’i hiç tanımadan, dünyanın bir ucundan kalkıp, davasına gelen, hüngür hüngür ağlayan koca yürekli insanları gördüm. #MinguzziYasasıHemenŞimdi
HARP, Yapay Yağmur, Yapay Deprem… Peki Allah’ın Ayetlerini Nereye Koyuyorsunuz?
Bugün insanlara öyle bir korku dili servis ediliyor ki sanki yağmuru da tamamen onlar yağdırıyor, sıcağı da onlar veriyor, depremi de onlar kırıyor, yanardağı da onlar patlatıyor, rüzgârı da onlar estiriyor. Peki insan bu kadar kudret sahibi olduysa, Allah’ın Rab oluşunu nereye koyacağız? Kur’an bize defalarca der ki mülk Allah’ındır, hüküm Allah’ındır, ölçü Allah’ındır, takdir Allah’ındır. İnsan ancak sebepler âleminde oynar, fakat sebebin sonucunu yaratamaz. Yağmurun ölçüsünü veren de Allah’tır. Bulutu sevk eden de Allah’tır. Yeri sarsan da, yeri tutan da Allah’tır. Rum Suresi 41. ayette insanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozulma çıktığı bildirilir. Şûrâ Suresi 30. ayette başınıza gelen musibetlerin ellerinizle kazandıklarınız yüzünden olduğu söylenir. Bakara Suresi 155. ayette korku, açlık, maldan, candan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edileceğimiz açıklanır. Hadid Suresi 22. ayette yeryüzünde ve nefislerde meydana gelen hiçbir musibetin Allah’ın ilminden bağımsız olmadığı bildirilir. Zilzal Suresi ise yerin sarsılıp ağırlıklarını çıkardığı günü anlatır. Şimdi soruyorum, bütün bunları nereye koyacağız?
Elbette insan teknoloji üretir, iklimle oynar, buluta müdahale eder, toprağı deler, denizi kirletir, ormanı yakar, atmosferi bozar, yerin dengesine zarar verir. Bunlar mümkündür. Ama buradan kalkıp her afeti, her depremi, her yanardağı, her fırtınayı sınırsız bir insan gücüne bağlamak başka bir tuzaktır. Çünkü bu dil, insana Allah’ın izin vermediği bir kudret yükler. Asıl tehlike de buradadır. Birileri korku üzerinden şunu yerleştiriyor olabilir: Allah’ın sistemi değil, onların sistemi güçlü. Kader değil, onların planı güçlü. Dua değil, onların teknolojisi güçlü. Tevekkül değil, onların makinesi güçlü. İşte ben tam burada duruyorum ve diyorum ki bu anlatı masum değildir.
Deccalî akıl zaten hakikati tamamen inkâr ederek değil, hakikatin yönünü değiştirerek çalışır. Sebebi büyütür, Müsebbib’i unutturur. Aracı büyütür, hüküm sahibini perdelemeye çalışır. İnsana öyle bir korku verir ki kul, Allah’a sığınmak yerine görünmeyen güçlerden titremeye başlar. Oysa Kur’an’ın dili çok nettir. Musibet bazen uyarıdır, bazen imtihandır, bazen insanların bozduğu düzenin geri dönüşüdür, bazen de gaflet perdesini yırtan ilahi bir ikazdır. Fakat hiçbir musibet Allah’tan bağımsız değildir. Hiçbir afet O’nun ilminden dışarıda değildir. Hiçbir güç O’nun izni olmadan hüküm süremez.
Ben şunu inkâr etmiyorum: İnsan zarar verir. İnsan doğanın dengesini bozar. İnsan teknolojiyi kötüye kullanır. İnsan korku üretir. İnsan algı yönetir. Ama ben şunu reddediyorum: İnsanın kudretini Allah’ın kudretinin üstüne çıkaran her anlatıyı reddediyorum. Çünkü bir yaprak bile O’nun bilgisi dışında düşmezken, dünyanın bütün sarsıntılarını, bütün yanardağlarını, bütün fırtınalarını birkaç gizli merkezin mutlak kontrolüne vermek, farkında olmadan kula ilahlık makamı vermektir.
O yüzden mesele sadece yapay yağmur, yapay sıcaklık, yapay afet meselesi değildir. Mesele insanın zihnine hangi makamı en güçlü diye yerleştirdikleridir. Korkunun merkezi Allah değilse, insan yanlış yerden korkmaya başlamıştır. Kudretin merkezi Allah değilse, insan aldatılmıştır. Sebepleri gör ama sebebi ilah yapma. Teknolojiyi bil ama teknolojiyi kaderin üstüne koyma. Algıyı fark et ama Allah’ın ayetlerini devre dışı bırakma. Çünkü en büyük hile, insanı Allah’ın kudretinden koparıp kulun oyununu mutlak güç gibi göstermektir. Bilirim ki Sebepler perdesine takılıp kalanın kalbi korkuya esir olur, perdenin arkasındaki hüküm sahibini gören ise bilir ki oyun kuran çoktur ama hükmü veren yalnız Allah’tır.☝️
@YMinguzzi78568#MinguzziYasasıTBMM
Evet CHP'li Aylin Nazlıaka, sen daha düne kadar Ahmet'in katillerinin cezasız kalmasından yakınmıyor muydun?
Şimdi ne oldu da DEM'liler gibi SSÇ edebiyatı yapmaya başladın?
Bu 180 derece dönüşünün sebebi nedir CHP'li Aylin Nazlıaka?