Sağlık ve Sosyal Hizmetler İşkolunda Görev Yapan Tüm Emekçi Arkadaşlarımıza Duyurumuz ve Çağrımızdır:
Sevgili çalışma ve mücadele arkadaşlarımız;
Sağlık ve sosyal hizmet kurumları tüm topluma hizmet veren komplike çalışma sistemi içerisinde yer alan kamusal alanlardır. Bu alanlarda birçok meslek mensubu bir ekip halinde çalışmak zorundadır. Sistem; mesleklerimize, cinsiyetimize, etnik kimlik ya da dünya görüşümüze bakmadan en yüksek verimi alacak şekilde bizi çalıştırmak için devlet gücü başta olmak üzere tüm olanakları kullanıyor.
Fakat örgütlenme ve mücadele söz konusu olunca da zenginliğimiz olan tüm farklılıklarımızı birbirimiz ile çatışmanın zemini haline getirmek için de çok yoğun bir çaba sarf ediyor. Bunlar ve daha birçok dışsal etkenler gerçek anlamda örgütlenmemizin önünde engel oluşturuyor. Grev ve özgür pazarlık hakkını içeren toplu sözleşme düzeneği kuramamamızın, sefalet ücretlerine mahkum angarya çalışma koşulları, demokratik olmayan çalışma yaşamı, kışkırtılan talep artan şiddet, iş cinayetleri, tükenmişlik hepsinin dışsal onlarca sebebini sayabiliriz.
Fakat bu dışsal sebepler Dünya ve Türkiye emek mücadele tarihinin her aşamasında karşılaştığımız sorunlardı. Bu engelleri; büyük bedellere, yitirilen canlara mal olsa da Dünya ve Türkiye işçi ve emekçi sınıfları her dönemde aşmayı başarmış ve büyük kazanımlar elde etmiştir. Bizlerde bu kazanımların bir sonucu olarak istediğimiz düzeyde olmasa da örgütlenebiliyoruz.
Bugün Türkiye kamu emekçilerinin sendikal hareketinde dışsal baskıların yanında örgütlü yapıların ayrıştırcı diline tanıklık etmekteyiz. İşkolumuzda sendika sayısı bu yıl itibari ile 72’ye, üye oranı da yüzde 80’lere çıkmıştır. Dışardan bakıldığında ciddi bir örgütlülük gibi görünmektedir. Oysa artan sendika sayıları, meslek sendikacılığı, siyasetsiz sendikacılık, yeni nesil sendikacılık gibi birçok ifade ile kavramsallaştırılan sendikal hareketin kendisi üyeleme yapmış olsa bile aslında örgütsüzlük ve parçalanmışlığın sebebi haline gelmektedir.
SİSTEM KADAR BU SENDİKALARININ AYRIŞTIRICI AÇIKLAMA VE PRATİKLERİ EKİP ANLAYIŞINA, ORTAK MÜCADELEYE ZARAR VERİYOR!
Kamusal alanda yaşanan istihdam ve ücret rejimindeki değişikliği sistemin politik aklını, emperyal kapitalist sistemin işleyişini tahlil etmeden ve nasıl bir siyasal saikle bizleri çalıştıran sistemi tam ve derinlikli olarak analiz etmeyen hiçbir sendikal yapının emekçilere vereceği hiçbir şeyi yoktur.
Bugün kamu sağlık kurumları adeta fordist üretim dönemlerinde olduğu gibi bant sistemi ile çalışan onbinlerce kişinin bir arada olduğu fabrikalara dönüşmüş durumda. İşkolumuzdaki tüm çalışmanın bir ekip işi olduğunu ve ekibin tüm bileşenlerinin mutlu olacağı bir sistemin inşa edilmesi gerektiğini bunun için de ortak ve birleşik bir mücadeleye ihtiyaç olduğunu öncülümüz sendikalar ile birlikte 35-36 yıldır ifade ediyoruz.
Türkiye ve dünya sendikal hareketinde “sarı sendika” olarak kavramsallaşan sendikal hareket tanımına bile uymayan bir sendikal yapıyı bu sistemin nasıl güçlendirdiği, beslediği, büyüttüğü ve yetkilendirdiğini hepimiz biliyoruz. Bu yapı “sarı sendika” tanımına uymadığı için biz buna “yetkilendirilmiş sendikamsı yapı” dedik. Kamu emekçilerinin sendikalaşma mücadelesinin başında ise; sendikalaşma sürecine engel olamayacağını anlayan sistemin bir gecede nasıl bir konfederasyon kurduğunu ve bu sendikayı güçlendirmek için kapalı kapılar ardında yapılan anlaşmalar ile sendika aidatlarının devlet tarafından nasıl ödenir hale geldiğini de unutmadık. İşte tamda bu sendika literatürde karşılığı olan “sarı sendika” kavramına tam olarak uyuyordu.
8 dönem yani 14 yıldır “yetkilendirilmiş sendikamsı yapı” ve “sarı sendika” kol kola vermiş iktidarların izdüşümü gibi iktidarlar (işveren devlet) ile birlikte emekçileri sefalet ücretlerine mahkum ediyor.
Bunların dışında kurulan yeni sendikalar ise; ortak ve birleşik mücadele olanaklarını zorlayarak tüm emekçilerin maaşlarını yoksulluk sınırı üzerine çıkarmak, çalışma koşullarını demokratikleşmek, özlük ve sosyal haklarını geliştirmek yerine adeta ücretler ve eğitim düzeyleri üzerinden meslekleri karşı karşıya getiren tam da sistemin istediği tarzda ekibi parçalayan açıklamalar ve pratikler ile gündem oluşturmaya çalışmaktadır.
Bir dönem “daha az okusaydık ta hemşire olsaydık” diyerek hekimleri ve hemşireleri ayrıştırıcı paylaşımlar, başka bir dönem “daha az okusaydık ta taşeron (süresiz sözleşmeli) işçi olsaydık” ifadeleri sosyal medya da sürekli dolaşıma sokuldu. Artık sosyal medya dolaşımları yerine bazı sendikalar direk kendi sosyal medya hesaplarından, web sitelerinden ve basına verdikleri demeçlerle bu karşılatırmayı yapar hale gelmiştir.
Bugün sağlık ve sosyal hizmet kurumlarında çalışan temzilik işçisinden profesörüne kadar hiç kimsenin maaşı yeterli değildir. İşkolumuz ağır ve tehlikeli işler kapsamındadır. OECD ve AB ülkelerinin yarısı kadar personel ile ve onların 2 katı başvurucuya ücretlerinin yarısı kadar alarak çalışmaktayız. Biziler bu ülkelerdeki meslektaşlarımıza göre onların yarı ücretine 4 kat çalışıyoruz. Aldığımız ücretlerin büyük çoğunluğu emekliliğe yansımamakta, performans, teşvik, ek ödeme vb birçok kalem adı altında ödenmektedir. Ücretlerimizi biraz arttırabilmek bizleri için daha fazla çalışmaya, nöbetlere gönüllü rıza gösterir hale getirdiler. Tüm bunlara (performans, teşvik vb) karşı durmamız gerekirken kimin teşviki, katsayısı kaç üzerinden birbirimize düşmeye başladık.
İster sağlık ve sosyal hizmetlerde ister yerel yönetimlerde ister başka bir kurumda çalışsın. İster hizmetli olsun ister hemşire veya doktor olsun herkesin yaşamını maddi kaygı güdmeden yaşayabileceği bir gelire sahip olması için mücadele etmek sendikaların temel görevidir. İşkolumuzdaki her meslek değerlidir. Her mesleğin bilimsellik ile ve mesleki bağımsızlığı korunarak ama aynı zamanda birbiri ile ilişkisi ve birinin eksikliğinde diğerinin de eksik kalacağı bilinciyle yaklaşmak gerekir. Yani işkolumuzdaki çalışma disiplinin ekip işi olduğunu bilince çıkarmak gerekir. Bu bilinç ile birlikte mücadelenin de ekipçe verilmesi gerekir.
Ücretler, katsayılar, teşvik puanları, performans üzerinden sansayon yaratmak emekçileri ayrıştırmak yerine tüm bu kalemleri red edip, rekabeti değil dayanışmayı, angarya çalışmayı değil güvenceli istihdam ve yeterli personel ile sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarını talep etmeliyiz.
Bakınız resmi ve tahmin kuruluşlarının verilerine göre;
Türkiye'de 2026 yılı için kişi başına düşen milli gelir, hükümetin Orta Vadeli Program (OVP) hedefleri kapsamında 18.621 ABD dolar,
Uluslararası tahmin kurumlarının Worldometer verilerine göre ise bu rakam yaklaşık 19.018 dolar Kişi Başına GSYH (2026) - IMF - Worldometer seviyesinde tahmin edilmektedir.
Satın Alma Gücü Paritesine (SAGP) göre kişi başına düşen gelir ise 46.672 dolar Worldometer olarak hesaplanmaktadır.
O zaman bizlere düşen görev vergilerimizle toplanan milli gelirden payımıza düşeni almak mücadelesi olmaktadır. Mesleklerin aldığı ücretlerin tamanının eksik olduğunu bilen bir yerden birlikte gelirlerimizi yükseltmek için mücadele etmemiz gerekmektedir.
Biz SES olarak ücret meselesine şöyle yaklaşıyoruz.
Mesleği ne olursa olsun her bir emekçinin öncelikle temel ücreti yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmalıdır. Bunun üzerine yapılan işin niteliği ve riski, eğitim düzeyi, meslekteki çalışma yılı gibi kriterler ile bir ücret skalası oluşturulmalıdır. Bu şekilde belirlenen ücret skalasının tamamı emekliliğe yansıyacak şekilde olmalıdır. Çalışırken ve emeklilikte insanca yaşamaya yetecek ücret koşulları oluşturulmalıdır.
İnsanca yaşamdan bahsettiğimiz sadece uygun barınma ve belsenme koşulları ya da zorunlu ihtiyaclarımızı karşılama değil; kültürel ve sanatsal açıdan, eğitimin sürekliliğini gören yerden bilimsel çalışmalara ulaşacağımız ve yapacağımız olanaklara, bedensel sağlığımızı korumak adına spor yapacağımız olanaklara kavuştuğumuz yani kendimizi iş dışında da eğleyebileceğimiz ve geliştireceğimiz olanaklara sahip olmadır.
Bunun da yolu milli gelirden payımızı alma ile olur. Çalışma ve toplumsal yaşamın demokratikleşmesi ile olur. Angarya çalışmanın son bulması ile olur. Sağlıklı ve güvenli çalışma koşulları ile olur.
İşkolumuz emekçilerine bir daha sesleniyoruz;
Bunları önermeyen ve mücadelesini yürütmeyen hiçbir sendika ne mesleğin ne de sınıfın genelinin haklarını elde etme şansı yoktur. İçinde bulunduğumuz durumun politik ve siyasal sebeplerine değil sadece sonuçlarına odaklanan, emekçileri halktan ve birbirinden ayrıştıran, istihdam ve ücret rejiminin kapitalist sömürü sistemi ile bağını kur(a)mayan, p��trak gibi kurulan ve bireyler etrafında şekillenen hareketler sendikal hareket değildir.
Bu tarz sendikal hareketler; Dünya ve Türkiye emek hareketi içinde büyük bedeller ödeyerek, yaşamlarını ortaya koyarak ve bizlere örgütlenme kanallarını açan insanların sadece kemiklerini sızlatır.
Dışsal bütün olumsuz etkenler, baskılar mücadele ile aşılır. Ama içerden aşındıran, çatıştıran ve bölen yaklaşımları bertaraf etmek zordur. Bunu yapan ve kendine de sendika diyen tüm yapıları/kurumları emekçilerin takdirine bırakıyoruz.
Saygılarımızla.
KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ!
SES MERKEZ YÜRÜTME KURULU
https://t.co/EZuTk3eJuj
⚫Madımak’tan Bugüne 33 Yıl! Karanlığa Teslim Olmadık, Olmayacağız!👇
https://t.co/LYI3E5LzIq
Bundan tam 33 yıl öce; 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta, göz göre göre, planlı bir şekilde 33 aydın ve 2 otel emekçisi diri diri yakıldı. Bu, münferit bir “linç” değil; örgütlü, kışkırtılmış, cezasızlık zemininde büyütülmüş bir derin devlet operasyonuydu. Katliam öncesi günlerce dağıtılan bildiriler, yayılan yalanlar, hedef gösteren manşetler, göz yumulan gerici mitingler ve nihayetinde seyirci kalan kolluk kuvvetleri; hepsi aynı senaryonun parçalarıydı.
Bugün, yeryüzünün en kapsamlı savaş aygıtı ABD’nin başkanı’nı Ankara’da dikensiz gül bahçesinde ağırlamak adına, sıkıyönetim dönemlerini hatırlatan ,tüm alanları ve eylemleri yasaklayan devlet, 33 yıl önce Madımak’ta aydın, yazar, sanatçıların diri diri yakılmasını izledi. Bir kentin merkezinde, 15 dakikada tüm güvenlik güçlerini bölgeye aktararak, bu toplu cinayeti önleyebilecekken, saatlerce pasif biçimde beklemeyi tercih etti. Halklarımız bunu asla unutmayacaktır.
Karanlık dehlizlerde planlanıp uygulanan katliamda, ateş sadece Madımak Oteli’ne değil, sönmemek üzere yüreklerimize de düştü.
Yüreğimiz hâl�� kanıyor, hâlâ yanıyor… Çünkü Madımak ’ta yalnızca insanlar değil; düşünce ve ifade özgürlüğü, laiklik, eşit yurttaşlık ve birlikte yaşama umudu da yakıldı.
AKP iktidarı boyunca cemaatler ve tarikatlarla kurulan ittifaklar sayesinde eğitimden yargıya, sağlıktan güvenliğe kadar her alan dini referanslarla yeniden dizayn edildi. Bir cemaatin tasfiyesi, başka cemaatlerin önünü açarak telafi edildi. Laiklik ve inanç özgürlüğü karşıtı bu politikalar sadece kurumları değil, toplumsal dokuyu da tahrip etti. Kadın hakları, LGBTİ+ bireylerin yaşam hakkı, Alevilerin inanç özgürlüğü, seküler eğitim sistemi doğrudan hedef alındı. Diyanet İşleri Başkanlığı, toplumu dinsel referanslara göre şekillendiren bir aparata dönüştürüldü. Kamusal kaynaklar dini dernek ve vakıflara aktarıldı. Bu yetmezmiş gibi, tarikatlar ve onların servetleri, finans varlıklarına dönük inandırıcı ve halkın vicdanını rahatlatan bir denetim yapılmadı.
Bu uygulamalar, Sivas Katliamının zihinsel zeminini oluşturan tekçi ve otoriter anlayışın günümüzdeki yansımalarıdır.
Cezasızlık politikası, aynı zihniyetin iktidarda olduğu AKP döneminde daha da pervasızlaştı.
Aradan geçen bunca yıla rağmen gerçek failler yargılanmadı; tersine, ödüllendirildi. Firari sanıklar hakkında etkin bir soruşturma yürütülmedi. Adresleri bilinen failler korunarak, kamu görevlerinde çalışmaları, askerlik yapmaları, evlenmeleri görmezden gelindi. Arama kararları olmasına rağmen hiçbir işlem yapılmadı. Üstelik katliam sanıklarının avukatlarının AKP tarafından milletvekili, belediye başkanı, bakan ve hatta Anayasa Mahkemesi üyesi yapılması, yalnızca adaletsizliği değil, aynı zamanda ideolojik ortaklığı da açıkça ortaya koymaktadır.
Laikliğe, Adalete, Emeğe, Barış İçinde Birarada Yaşama İdealine Saldırılar Sürüyor!
Bugün iktidarda olanlar, sadece geçmişin karanlıklarını aydınlatmaktan kaçınmakla kalmıyor; aynı karanlığı derinleştirmeye devam ediyor. Kutuplaştırıcı dil, hedef gösterme siyaseti, muhalefeti kriminalize eden uygulamalar artarak sürüyor.
Biliyoruz ki laiklik karşıtı politikalar sadece Alevilerin değil, toplumun tüm kesimlerinin demokratik geleceğini, özgürce birarada yaşam iradesini tehdit etmektedir.
Biliyoruz ki, gericiliğe yaslanan bu politikalar, aslında halkımızın, gençlerin bilimden, akıldan ve toplumsal vicdandan beslenmesi engellemek içindir.
Sivas Katliamı, sadece bir inanç grubuna değil; tıpkı 10 Ekim Katliamı gibi, farklı olan herkese, tüm muhalif kimliklere, özgürlük, eşitlik, demokrasi ve barış taleplerine karşı organize bir sindirme operasyonudur.
Katliamlara, ölümlere alışmayacağız!
Alışmayacağız! Alışmak yeni katliamlara davetiye çıkartmaktır!
Alışmayacağız! Alışmak faşizmin kurumsallaşması demektir!
Alışmayacağız! Her türlü gerici, ırkçı dayatmaya karşı mücadele etmeye devam edeceğiz!
Unutmayacağız, unutturmayacağız!
Unutmuyoruz! Çünkü unutturulmak istenen her gerçek, gelecekte daha büyük adaletsizliklerin kapısını aralar.
Unutmuyoruz! Çünkü bu ülkede hâlâ laik, demokratik, eşit yurttaşlığa dayalı bir yaşam için direnen milyonlar var.
Unutmuyoruz! Sivas’ın hesabı sorulana, gerçek failler yargılanana ve Madımak Oteli bir “Utanç Müzesi”ne dönüştürülene kadar bu ülkenin vicdanı olarak mücadelemizi sürdüreceğiz.
Sivas Katliamının 33. yılında, yaşamını yitiren canları saygıyla anıyoruz.
Sivas Katliamını Unutmadık, Unutmayacağız!
YÜRÜTME KURULU
TTB 78. Büyük Kongresi Tamamlandı
TTB Merkez Konseyi, Yüksek Onur Kurulu ve Denetleme Kurulu için yapılan seçimlere Çağdaş Hekimlik, Etkin Demokratik TTB, Tabip Odaları İnisiyatifi ve Türk Hekimleri Birliği olmak üzere dört grup katıldı. 496 delegenin 466’sının oy kullandığı seçimde 462 oy geçerli sayıldı.
Kesin olmayan sonuçlara göre 2026-2028 dönemi seçili kurulları şöyle oluştu:
📌 Merkez Konseyi:
Dr. Ali Karakoç, Dr. Ali Kanatlı, Dr. Alpay Azap, Dr. Ayşe Gültekingil, Dr. Ertuğrul Oruç, Dr. Güray Kılıç, Dr. Mehmet Şerif Demir, Dr. Mehvibe İrem Yıldız, Dr. Naki Bulut, Dr. Osman Öztürk, Dr. Pınar Mualla Saip.
📌 Yüksek Onur Kurulu:
Dr. Ceren Göker, Dr. Gürcan Altun, Dr. Hacer Ayşen Yavru, Dr. Hakan Şen, Dr. Mustafa Taner Gören, Dr. Muzaffer Çeliksöz, Dr. Özdemir Aktan, Dr. Taner Özbenli, Dr. Türkan Günay.
📌 Denetleme Kurulu:
Dr. Gamze Varol, diğer iki üye il seçim kurulu tarafından belirlenecek.
TTB Merkez Konseyi, görev dağılımını mazbatalarını almalarının ardından yapacak.
👇
https://t.co/DeLZu7Yv57
Türk Tabipleri Birliği (TTB) 78. Büyük Kongresi, yapılan seçimle tamamlandı.
Seçim sonucu 11 kişilik konseye Tabip Odaları İnisiyatifinden 3, Etkin Demokratik TTB Grubundan 8 kişi girdi. Kazanan meslektaşlarımızı kutluyoruz.
EK ZAM taleplerimiz NOW tv ekranında👇
✔Temmuz ayı maaşlarımızda ek %35 artış yapılmasını,
✔İlave seyyanen ödenek başta olmak üzere mevcut tüm ek ödemelerin taban aylığımıza yansıtılmasını,
✔4688 sayılı yasa başta olmak üzere mevcut mevzuatın derhal, Grevli Toplu Pazarlık hakkımızın önündeki engellerin kaldırılmasını temel alan evrensel sendikal normlarla uyumlu hale getirilmesini
İSTİYORUZ!
Ek zam talebimizi güçlendirmek için KESK olarak başlattığımız imza kampanyasına katıl, taleplerimizi hep beraber savunalım.
Sağlık hizmetlerinin niteliğinin yükseltilmesi ve sağlık emekçilerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesi amacıyla Sağlık Bakanlığı’na Personel Formaları Hakkında yazı Gönderdik.
Gönderdiğimiz yazı aşağıdadır:
https://t.co/fE69cno5Co
Rahmi Koç’un bir hastane açılışında kadınları, özellikle de Kürt kadınlarını hedef alan sözleri; yalnızca bireysel bir dil sürçmesi değil, sermaye egemenliği ile erkek egemenliğinin ortak dilinin bir yansımasıdır.
Kadınların emeğinden yararlanırken kadınları aşağılayan, sağlık hizmetlerini piyasalaştırırken emekçilerin haklarını görmezden gelen, toplumsal eşitsizlikleri derinleştirirken bunu mizah adı altında meşrulaştırmaya çalışan anlayışı kabul etmiyoruz.
Kürt kadınlarını hedef alan ayrımcı söylemlerle kadın düşmanlığını harmanlayan bu yaklaşım; halkları birbirine düşman etmeye, kadınları ise kamusal yaşamdan ve mücadele alanlarından uzaklaştırmaya çalışan politikaların bir parçasıdır. Oysa Kürt kadınları da, tüm kadınlar da bu ülkenin eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesinin en güçlü öznelerindendir.
Bir hastane açılışında konuşulması gereken; kadınların maruz bırakıldığı şiddet, yoksulluk, güvencesizlik, sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan eşitsizlikler ve sağlık emekçilerinin ağır çalışma koşullarıdır. Kadınları aşağılayan fıkralar ve ayrımcı söylemler değil.
SES’li Kadınlar olarak; kadın düşmanlığının, cinsiyetçiliğin, ırkçılığın ve her türlü ayrımcılığın karşısında; kadınların emeğinin, halkların eşitliğinin ve özgür bir yaşam mücadelesinin yanında olmaya devam edeceğiz.
Ne sermayenin kibri, ne erkek egemen zihniyet, ne de ayrımcı politikalar kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesini durdurabilir. Cinsiyetçiliğe de, ırkçılığa da, ayrımcılığa da sessiz kalmayacağız.
SES KADIN MECLİSİ
Karanlık Gider Gezi Kalır!
Bundan 13 yıl önce demokrasiye, adalete, özgürlüğe susamış her yaştan, her kimlikten, her düşünceden, her inançtan, her meslekten milyonlar dayanışmayı, karşılıklı saygı ve sevgiyi, kardeşliği temel alan bir toplumsal direnişe, GEZİ’YE imza attılar.
AKP’nin bütün toplumu yok sayan, bütün demokratik tepkileri şiddet ve baskıyla yok eden politikalarına, milyonlarca insanın sokağa çıkmasıyla ve kurmuş olduğu dayanışma ilişkileriyle yar��na dair umutların yeşerdiği eylemin sembolüdür, Gezi Direnişi.
Bugün de , Gezi’nin üzerinden geçen yıllara rağmen, kampüslerde, meydanlarda, sokaklarda adaleti ve eşitliği savunanlar Gezi’nin açtığı yolda, baskının değil dayanışmanın, tahakkümün değil ortaklaşmanın mümkün olduğunu göstermeye devam ediyor.
O mücadele günlerinde yitirdiğimiz
Ali İsmail Korkmaz'ı, Abdullah Cömert'i, Ethem Sarisülük'ü, Ahmet Atakan'ı, Mehmet Ayvalıtaş'ı, Hasan Ferit Gedik'i, Medeni Yıldırım'ı ve Berkin Elvan'ı asla unutmaycağız.
“Saraylar, saltanatlar çöker
kan susar birgün
zulüm biter,
menekşeler de açılır üstümüzde, leylaklar da güler.
Bugünlerden geriye bir yarına gidenler kalır, bir de yarınlar için direnenler!"
#Gezi umuttur .
#Gezi Dayanışmadır..
#Gezi13yaşında
Demokrasiyi Savunmaya Devam Edeceğiz!
AKP iktidarı, muhalefeti yok etmek ve toplumsal muhalefeti sindirmek için bir kez daha bir yargı sopasına sarılmıştır.
İstinaf mahkemesinin bugün CHP kurultayına yönelik verdiği "mutlak butlan" kararı, demokratik siyasete vurulmuş açık bir darbedir. Halkın iradesini gasp eden kayyum politikalarının bir başka tezahürü olan bu sipariş karar yok hükmündedir.
Yargı eliyle siyaseti dizayn etme çabalarına, irade gasplarına ve antidemokratik müdahalelere karşı demokrasiyi, adaleti ve halkın iradesini savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.
Yürütme Kurulu
Kamuda hekim krizi derinleşiyor: 78 branşın 28’i tercih edilmedi
Kamuda açılan kadrolar yine boş kaldı. Bakanlığın atama kurasında bin 747 uzman hekim kadrosunun 483’ü tercih edildi. 78 branşın 28’i hiç ilgi görmedi. 9 ilde kadrolar tamamen boş kaldı
https://t.co/vmFSneJHXW
301 can…
301 emekçi…
301 yarım kalan hayat…
Soma’yı UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ❗️
Bu düzenin ‘fıtrat’ dediği şeyin adı ihmaldir, denetimsizliktir, sömürüdür.
Emeğin, alın terinin ve yaşam hakkının yanında olmaya devam edeceğiz❗️
301 madenciyi saygı ve özlemle anıyoruz.
#Soma #301 #UnutmadıkAffetmiyoruz
@sesgenelmerkezi
Haksız ve hukuksuz biçimde 675 sayılı KHK ile ihraç edilen, önceki dönem oda başkanlarımızdan Dr. Elif Turan’ın görevine iade edilmesi; 10 yıldır süren haklı mücadelenin önemli bir kazanımıdır.
KHK rejimiyle bu ülkede yüzlerce hekim, sağlık emekçisi ve kamu çalışanı hiçbir somut delil olmadan siyasi tasfiye politikalarıyla işinden, emeğinden ve yaşamından koparıldı.
Yıllardır sürdürülen bu hukuksuzluk; yalnızca emekçilere değil, toplumun adalet duygusuna ve kamusal yaşama yönelmiş ağır bir saldırıdır.
10 yıldır devam eden KHK zulmü, bu ülkenin utanç sayfalarından biri olarak anılacaktır.
Direnenler, dayanışmayı büyütenler ve mücadeleden vazgeçmeyenler kazanmaya devam edecek.
KHK'lar Gidecek Biz Kalacağız!675 Sayılı KHK ile Hukuksuzca İhraç edilen Amed Şube üyemiz Elif Turan mahkeme kararı ile görevine iade edildi.
Haksız ve hukuksuzca ihraç edilen tüm arkadaşlarımız görevlerine dönene kadar mücadelemiz sürecektir!
Hakkari ŞÖNİM Müdürlüğü’nde görev yapan meslektaşımız Psikolog Yusuf Duman, uğradığı bıçaklı saldırı sonucu ağır yaralanmış ve hastanede ameliyata alınmıştır. Yaşanan bu olay, bizlere çok açık bir gerçeği bir kez daha göstermiştir. +++
Hakkari’de görev yapan psikolog arkadaşımızın uğradığı bıçaklı saldırıya karşı yarın Ankara’da Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, diğer illerde ise iş yerlerimizin önünde eylemdeyiz!
Şiddete ve güvencesizliğe teslim olmayacağız!
Hakkari’de görev yapan psikolog arkadaşımızın uğradığı bıçaklı saldırıya karşı yarın Ankara’da Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, diğer illerde ise iş yerlerimizin önünde eylemdeyiz!
Şiddete ve güvencesizliğe teslim olmayacağız!