Kur'an-ı Kerim kalbini Allah ve Resulü'nün sevgisiyle dolduran mü'minlerin musibetler karşısında nasıl bir vakar ve metanete sahip olduğunu bizlere açıkça beyan eder. Onu imanla bağlar.
Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:
"O, inananların imanlarını kat kat artırmaları için kalplerine sekinet, huzur ve güven indirendir." (Fetih;4)
İnsanın, Allah ve Resulü'ne muhabbeti çoğaldıkça imanı kuvvetlenir. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyuruyor: "Siz beni kendinizden, nefsinizden, annenizden, babanızdan, dünya malından, sevdiğiniz her şeyden daha çok sevmedikçe gerçek mü'min olamazsınız."
Allah Resulü, sevgiyi imana bağlıyor. Böyle bir sevgi, acıları nasıl dindirmez? O'nun yolunda çekilen her cefa, her eziyet hafif kalır. Musibet anında teslimiyet ve sevgi gösteren kalbe Allah azze ve celle 'sekinet' adı verilen manevi bir ilaç indirir.
Sümeyra binti Kays radıyallahu anhanın beş yakınını kaybettiği an, dağ gibi dik durabilmesi kendi gücüyle değildi; kalbindeki sevgi ve muhabbete Allah'ın lütfettiği bir 'sekinet' sayesindeydi.
Uhud Savaşı'nda Sümeyra binti Kays radıyallahu anha; babasını, kardeşini, eşini ve oğullarını şehit verdi. Kendisine peş peşe bu acı haberler ulaştığında ise tek bir soru sordu: "Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem nasıl?" Efendimizin hayatta olduğunu görünce, "Seni sağ gördükten sonra bütün musibetler bana hafif gelir." diyerek Allah Resulü'ne olan muhabbetini ortaya koymuştu...
Modern psikoloji ve nöroloji çalışmaları da Sümeyra binti Kays radıyallahu anhanın yaşadığı ruh halini ve sevginin acıyı hafiflettiğini doğrulamaktadır. Psikolojide "giriş-çıkış kapısı teorisi" ve "odaklanma" diye bir durum vardır. İnsan beyni aynı anda gelen milyarlarca sinyali işlemez; hangisine odaklanacağına karar verir. Günde yaklaşık 60-80 bin düşünceye sahip olan insan, güçlü bir bağ kurduğu bir varlığa veya amaca yöneldiğinde beyin, acı sinyallerinin etkisini azaltır. Sümeyra binti Kays radıyallahu anhanın zihni bütünüyle "Peygamber sağ mı?" sorusuna kilitlendiği için kayıplarının şokunu o an en derinden hissetmemiş, sabırla büyük bir travmanın darbelerinden korunmuştur. İşte bu, Allah ve Resulü'ne olan muhabbetin tesiridir.
Netice olarak, Sümeyra binti Kays'ın Uhud'daki o muhteşem duruşu ne hissizliktir ne de donukluk. O, kalbini öyle büyük ve ilahî bir muhabbetle doldurmuştu ki, kainatın en ağır musibetleri bile o okyanusa düşen bir damla gibi kalmış, onun rengini değiştirememiştir.
Faiz haramdır. Müslümanlar faizden uzak durmalı.
Ne acıdır ki, faiz ateşini yiyenlerin faizlerini biz Müslümanlara ödetiyorlar.
Vergilerimiz, en ufak bir sebebten kesilen cezalarımız ve başka başka paralarımız, yabancı sermayeleri ve dinsizleri zengin etmek için ödenir oldu.
Bereketsizliğin Türkiye'yi kuşatmasının en büyük sebeblerinden bir tanesi faizdir.
Müslümanlar, hicret sonrası Mekke’de yağmalanan mallarının da içinde bulunduğu ticaret kervanını durdurmak amacıyla Bedir’e çıkmışlardı. Ancak karşılarında tam teçhizatlı büyük bir müşrik ordusu buldular.
Bir yanda kervan var bir yanda ordu var. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ashabıyla istişare ediyordu. Özellikle ensarın fikrini almak istiyordu. Kervana mı saldıralım diyeceklerdi yoksa orduyla savaşalım mı diyeceklerdi? Nefis orduyla savaşmak istemez. Çünkü orda can tehlikesi vardır ama Sahabe-i Kiram'ın burada iradesi tamamen Allah ve Resulü'nün iradesine boyun eğmiş ve teslim olmuş olarak görüyoruz.
Ensarın lideri olan Saad bin Muaz radıyallahu anh ayağa kalktı ve teslimiyetin zirvesi olan şu tarihi konuşmasını yaptı:
"Ey Allah'ın Resulü! Biz sana inandık, seni tasdik ettik. Bize getirdiğin şeylerin hak olduğuna şehadet ettik. Bu yolda seni dinlemek ve itaat etmek üzere sana kesin sözler verdik.
Ey Allah'ın Resulü! Nasıl dilersen öyle yap. İstediğin yere git, biz seninle beraberiz. Seni Hak Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki sen bize şu denizi gösterip içine dalsan bizden tek bir kişi bile geri kalmamak kaydıyla hepimiz seninle birlikte denize dalarız. Biz düşmanla karşılaşmaktan korkmayız. Muharebe anında geri dönmeyiz Allah'ın bereketi ile yürüt bizi."
Onlar; denizin dibinde ne olduğunu sormadılar. Fırtınayı, dalgayı hesaba katmadılar. Çünkü biliyorlar ki Nuh'un gemisine binen dalgadan korkmaz ve o gemi asla batmaz. Rasulullah'ın izinden giden deryada kaybolmaz. O derya onlara ateş bile olsa İbrahim'in gül bahçesi gibi olur.
Kaygan zeminde sapkınlığın tek tutar dalı rüya, keşif ve keramet istismarıdır.
Tarikat ve tasavvufta keşfi süfli-adi- diye tabir edilen herşey sanki yüce hakikatlermiş gibi sunulur.
Uyanık olmalı...
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve sahabe-i kiram nice eziyetlerden geçtiler, öyle açlıklar ve zorluklar çektiler ki, bizim çektiğimiz sıkıntılar, onların çektiği sıkıntıların yanında hiçbir şey değildir.
Şimdi Gazze'deki kardeşlerimiz de buna benzer imtihanı yaşıyorlar. Ama Elhamdulillah onlar kazanıyorlar. Çünkü onlar sabır gösteriyorlar ve mücadele ediyorlar. Şu an onlarla beraber mücadele etme imkanımız yok. O halde, biz de onlara yardım etmeye layık olmaya çalışalım.
Özellikle o zalim Yahudilerin mallarını boykot etmeye devam edelim. Onların yayınlarını izlemeyelim. Çünkü onlar bir yandan köpeklerin yaşam haklarını savunurken, diğer taraftan insan öldürmeyi normal gösterirler. Bunlara sakın aldanmayalım!
Ey Gazze,
Sen ki; dünyanın en barbar mahlukların komşusu olmak gibi büyük bir imtihanı veriyorsun.
Ey Gazzeli,
O kadar yanlız bıraktık ki; barbarların yıktığı evinizin enkazını ellerinizle kaldırmaya çalışıyordunuz. O nasırlı elleriniz kalplerimizden daha yumuşaktı.
Gelip dizlerinize başımızı koysak, gözyaşlarımız kuruyana kadar ağlasak, sonra o yaşlarla ruhumuzu yıkasak, affeder misiniz?
Çok yaş dökeceğimiz için değil aslında. Çok sabırlı olduğunuzdan, çok merhametli ve gerçek onur sahibi olduğunuzdan. Gerçekten insan olduğunuzdan dolayı ümitliyiz.
Bazıları diyor ya, 'Benim şeyhimin sözü ayet, hadis gibidir.’ Neuzubillah
Ayet Allah'ın kelamıdır. Ayeti inkar etmek küfürdür. Mürşidinin sözünü inkar etmek ise küfür değildir. Şeyhin sözü hüküm olarak bağlayıcı da değildir. Allah azze ve celle'nin dinine uygunsa alınır, uygun değilse alınmaz! Bitti. Kimden gelirse gelsin...
Bizim yolumuz budur elhamdülillah. Biz zaten Allah ve Resulünün yolu için buradayız. Allah ve Resulünün yolu için saadatlara intisap ettik. Haşa onlara rağmen değil.
"Meşayıha Zaman Geçmez" İddiası
Peygamberlere dahi zaman geçmiş, hepsi ecelleriyle bu dünyadan göçmüş birer kul iken; mürşidleri zamanın ötesinde ve Allah ile bir tutmak açık bir sapıklıktır.
İradenin ve "Ol" (Kun) emrinin tek sahibi yalnızca Allah-u Zülcelal’dir.
"İnşaallah" Ayetine Karşı Çıkan Felsefe
Kur'an-ı Kerim, Alemlerin Efendisi Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve selleme bile "İnşaallah demeden yarın şu işi yapacağım deme" buyururken; "İnşaallah demezse kesin olur" mantığı İslam'a tamamen terstir.
Kulun dilindeki "İnşaallah" anahtarı olmadan hiçbir kapı açılmaz. Bu sinsi fikirler, Mahmud Efendi hazretlerine atılmış büyük birer yalan ve iftiradır.
Hulûl ve Şirk Tehlikesi:
Hadis-i Kutsi'nin Çarpıtılması
"Konuşan dili ben olurum..." Hadis-i Kutsi'sini haşa mürşidin içine Allah girmiş gibi (hulûl) yansıtmak batıldır.
Ehl-i Sünnet alimlerine göre bu hadis; kulun azalarının Allah’ın rızasına muvaffak kılınması, kula tevfik verilmesi demektir, kulun ilahlaşması değil.
Yanındaki Alimler Vebal Altındadır
İmanı yerlerde sürüyen bu düşüncelere "incelik" kılıfı uyduran kişinin yanında bulunan alimler, büyük bir vebal altındadır.
3-5 kuruşluk dünya menfaati için susanlar, ahiretlerini tehlikeye atmaktadır. İzzet sahibi her Müslüman bu batıla karşı durmalıdır!
İnsanoğlu her şeyi kendi içinde yaşar, kendi içinde halleder.
Allah-u Zülcelal, "Ben size şah damarınızdan da daha yakınım" buyurmuyor mu?
Peki, biz Allah'a ne kadar yakınız ? Harama dalan bir insan Allah'a yakın olabilir mi? Allah-u Zülcelal bize şah damarımızdan daha yakınsa, bizim de O’na yakın olmamız gerekiyor değil mi? Bu yakınlık fiziki bir yakınlık değildir! Bu kalp aynasından yansıyan şeyin, ne kadar hakikatini kavradığının yakınlığıdır. Ne kadar kavrıyorsan o kadar yakınsın.
Gazze de bizim içimizde böyledir… Gazze başta olmak üzere mazlum İslam beldelerine fiziki olan uzaklığımıza bakmayın!
Allah-u Zülcelal mekanları insanın kalbinde dürer, katlar, hepsi bir araya gelir. Kadir Gecesi'ne bin ayı sığdıran Allah-u Zülcelal; mekanları da kalbimize koyar.
Mekan önemli değildir. Mekanları aşabilirsin. Önemli olan bu dünyada, bu imtihan gerçeğini kavrayabilmektir.
Kalıcı değiliz burada biz! Yarın öleceksek; o zaman bugün ölebileceğimizden korkmanın hiçbir anlamı yok! Çünkü öleceğiz zaten. Yarın da öleceğiz. Bugün de ölebiliriz.
Öyleyse Hamas gibi ölümden korkmamak lazım! Zilletten korkmak lazım! Alçalmaktan korkmak lazım! Onursuz yaşamaktan korkmak lazım! Senin canın, onurundan daha önemli değildir. Bu hakikati insan kavradığı zaman gerçek bir mü'min olur.
Mü'minin bir şerefi, bir haysiyeti vardır. Sen dinin uğruna canını ortaya koyamıyorsan, henüz dindar olamamışsın demektir!
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor:
"Hristiyanların Meryem oğlu İsa'yı övgüde aşırıya kaçtıkları gibi siz de beni aşırı övmeyin. Ben ancak bir kulum. Benim için Allah'ın kulu ve elçisi deyin."
Bu hadis-i şerif en üstün insan olan peygambere dahi ilahi bir konum atfedilemeyeceğini gösteriyor. Mürşide hulûl izafe etmek, onu Hazreti İsa'ya yapılandan daha büyük bir aşırılıkla ilahlaştırmaktır.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, direkt Hazreti İsa'yı örnek getiriyor. Çünkü onlar, hulûl iddiasında bulunuyorlardı. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin bu örneği tüm ümmete kıyamete kadar bir uyarıdır.
Adam her dakikası ile çelişiyor hala savunma mekanınız başka türevler çıkarıyor bı dedi bide ile aynı değil kendi kendine ne yapıyor kendini rezil ediyor..
@c_ahmethoca https://t.co/2ncJakZihB
Hangisi dogru ?..
Videoyu kirptilar falan da demeyin inanmayanlar acip izlesin... ?
Bu ümmeti bölme projesini Cübbeliye mi verdiler ?
Surekli kendi kendini yalanlayan Cübbeli buna ne diyebilir ?
İçindeki makam ve dünya hırsı öyle bir körlük, öyle bir sarhoşluk vermiş ki kendi koltuğu uğruna hem kendisinin hem de başkalarının ahiretini mahvediyor.
Mahmud Efendi hazretlerinin ölmediğini söylüyor. Siz o gün kimi defnettiniz o zaman? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bile vefat etmişken, ayette açıkça "Sen de öleceksin, onlar da ölecek" buyrulmuşken, nasıl 'ölmedi' dersin? Üstelik bu zat, sanki o esnada oradaymış gibi bu yetkilerin verildiğine şahitlik ediyor!
Diyor ki: "Efendi Hazretleri bazı ihvanına alenen gözüküyor, onlarla görüşüyor ve bize zahiren talimat veriyor. Biz de ne talimat verirse onu yapıyoruz." Yani yarın bir gün bir pislik yapsa, suçu direkt Mahmud Efendi’ye atacak; şu anda zaten onu yapıyor.
Bir de utanmadan, 'Kalan ömrümde benden yararlanın' Haşa, Allah korusun! Yararlanamazsınız, ancak yaralanırsınız.
Taki Osmani Hocaefendi'ye, esmerliğinden ötürü laf atmıştı. Taki Osmani'nin tırnağının nuru onda yoktur!
Bunlar Bilal-i Habeşi’yi görseler ne diyeceklerdi? Fikri Efendi hazretleri için de aynısını yapıyorlar. İşte böyle helak olmuşlar; bataklığın içinde çırpındıkça batıyorlar!
Gazze’de her geçen gün derinleşen insani kriz, insanlığın ortak vicdanını yaralamaya devam ediyor. Dünyanın bu sessiz çığlığı duyması ve yaşanan felaketin son bulması en büyük beklentimizdir.
Hulûl, İlâhî zâtın veya sıfatın bir bedene veya nesneye maddî olarak girdiği inancıdır. - Seyda Feyzullah Konyevi Hazretleri Ks https://t.co/LAtjF2WaPq
Tenasuh, reenkarnasyon ve hulûl... Bu inanca göre insan öldükten sonra ruhu yeni bir bedene girerek tekamül eder; eğer kötüyse azap çekmesi için bir hayvanın (akrep, yılan vb.) bedenine girer ve güya kötülüklerinin cezasını çeker.
Bu inanç İslam akidesiyle asla bağdaşmaz, İslam'da yoktur; Hindularda vardır. Tenasuh, özü itibarıyla kabir azabını veya nimetini temelden inkar etmek demektir. Bir nevi kişinin ölmediğini iddia etmektir.
On dört asırdır bütün İslam alimleri, bu inancın küfür olduğunda ittifak (icma) etmiştir. Birçok meselede alimler arasında ihtilaf olabilir ancak bu konuda nesilden nesile aktarılan kesin bir ittifak vardır.
Alimlerin Görüşleri ve Nakiller
İbn-i Hazm (el-Fasl fi'l-Milel ve'l-Ehvâ' ve'n-Nihal): İslam ümmetinin tamamı, tenasuhun batıl bir inanç olduğu ve buna inanan kimsenin kafir sayılacağı konusunda icma etmiştir.
Saadettin et-Taftazani (Şerhü'l-Akaidi'n-Nesefiyye): Tenasuh, yani ruhun bir başka bedene girmesi batıl bir mezheptir. Bu ümmetin icmaına göre onu benimseyen kişi kafir olur.
İmam-ı Gazali (Tehâfütü'l-Felâsife): Ruhların bedenden bedene geçtiğini iddia eden filozofları hem akli hem nakli delillerle susturmuş ve bu görüşü İslam dışı ilan etmiştir.
İbn-i Arabi (el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye): Tenasuhu bir dalalet (sapıklık) olarak vasfeder; reenkarnasyonu ve hulûlü savunanların iman dairesinden çıkacağını açıkça yazar.