Birçoğumuz gibi ilk tweetimi zulüm surecinin başladığı 14 Kasım 2013 günü atmıştım..
O gün aynı zamanda 10 Muharrem Kerbela günüymüş..
Acı bir tevafukla, Yezidlerin misyonunun bitmediği o gün işaret edilmiş bize..
OSMANLI İMPARATORLUĞU BU MARŞLA KITALARI FETHEDİYORDU, SİZ KIZ ÖĞRENCİLERİ YAKALAYIN!
İzmir Emniyet Müdürlüğü, dün gözaltına alınan çoğu kız öğrenci 40 kişinin görüntülerini yayınladı. Ancak görüntülerde kızlar yok, sadece iki erkek var. Oysa çoğu başörtülü öğrenciler. Arama yaptıkları evlerde ele geçirilen dini kitapları da buzlamışlar.
Bir ordu polisi çoluk çocuğun peşine taktıkları yetmiyor bir de Osman Paşa Mehter Marşı'yla şov yapıyorlar. Osmanlı İmparatorluğu bu marşla kıtaları fethediyordu, siz kızları yakalayın!
İfadelerde çocuklara ne sorduğunuzu, yaptığınız tüm hukuksuzlukları biliyoruz. Allah şahidim olsun ki, gizlediğiniz her şeyi O’nun izniyle ortaya çıkaracağız.
Cezaevleri SusuzVeHukuksuz
SAVCI Medya AŞ Genel Müdürü #FatoşPınarTürker'i ÇOCUKLARI İLE TEHDİT ETMİŞ
Cezaevinde SEGBİS'le görüşmen var dediler. Ekran açıldı karşımda savcı var.
Savcı bana “Böyle ağlarsın işte"dedi.
“Niye konuşmadın sen?” “Vereceksin ifadeni, gideceksin” dedi.
Ben de dedim ki: “Savcı bey, ben yeniden ifade veririm. Vermemi istiyorsanız avukatıma bir danışayım.”
Çünkü karşımda savcı var.
Yok diyemem diye düşündüm.
Ben SEGBİS'in ne olduğunu bilmiyorum bile.
Dedim ki: “Tamam, avukatıma bir danışayım.”
Elini masaya vurdu
“Hâlâ avukat diyorsun bana” dedi. “Sen bu kafayla çocuklarının velayetini asla alamayacaksın” dedi.
“Sen bekârsın değil mi?” dedi.
“Evet.”
“Velayet de sende değil mi?”
“Evet.”
“Senin çocukların reşit değil değil mi” dedi.
“Artık sosyal hizmetler alır çocuklarını” dedi.
Şimdi anlamıyorum.
İnsan hiç tanımadığı birinden nasıl bu kadar nefret edebilir?
Beni tanımıyor ki.
Tanımadığım insanlar.
Nasıl olur?
Mesela annesi yok mu bu insanların?
Ben kimseye hakkımı helal etmiyorum.
Çok düşündüm bunu."
Fatoş Pınar Türker, savunmasının son kısmında tutukluluk ve cezaevi sürecinin en soğuk, en yıkıcı, en korkunç yanlarını anlattı. Salonda avukatlardan izleyicilere, tutuklulara kadar herkes ağladı. Bunu ilk defa yazıyorum ama lütfen sonuna kadar okuyun:
Türker, savunmasının sonunda önce gözaltındaki çıplak arama sürecini şu sözlerle anlattı:
“Vatan Emniyet’teyken arşiv odası gibi bir yere aldılar beni. Eldiven giyen bir polis üstünü çıkar dedi çıkardım. Sonrasında gidip gidemeyeceğimi sorduğumda, altımı da indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. Cinsel organını aç dedi, arkanı dön-eğil dedi. (Kadın izleyicilere dönerek) Utanan varsa çıkabilir ben utanmıyorum. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum”
Daha sonra, tutuklanıp Silivri’ye sevk edildikten sadece bir gün sonra infaz koruma memuru tarafından SEGBİS için çağrıldığını belirten Türker, şöyle devam etti:
Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun ya da dedi malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyler... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. Bunu çok düşündüm çünkü şimdi Düzce'ye götürüldüm. Düzce'de insanın benim şeyim bozuldu... İnsan olarak öğrendiğim iyilik ve kötülük kavramı bozuldu. Çünkü iyi insan dediğimiz bir tarif var, bir de kötü insan dediğimiz bir tarif var; birbirine girdi bu. Çünkü Düzce'ye bir gittim, 40 metrekarede 25 kişiyiz, 16 kişilik. Koğuş arkadaşlarım; uyuşturucu satıcıları, cinayet, hırsız... Artık mesela bir Roman gördüğümde ben onun çadırcı mı, göçebe mi, arabacı mı olduğunu anlarım. Valla anlarım. Uyuşturucu mu satıyor, hırsız mı onu da anlarım. Hani böyle bir bilgi benim neyime yarayacak bilmiyorum ama... Ve o, hani bir kız getirdiler hamile, 5 aylık, 4 aylık. 1.5 yaşındaki kızını duvara vura vura öldürmüş. İddianamesini ben okudum. Ama diyor ki: "Eşime benziyordu." diyor. "Çok ağlıyordu." "Dayanamadım." diyor. "Ama benim içim" diyor, "çok ferah. 7'sini de yaptım, 40'ını da yaptım, mezarı da çok güzel." diyor. Hamile bir de. Devlet de gayet iyi bakıyor yani gerçekten hamile diye.
Ama ben o insanlarla birlikte kaldım. Mesela 1 yaşında, o Roman bir aile vardı 5 kişi; anneanne, iki kızı, iki torun filan, ailecek kalıyorlar uyuşturucudan. Ama annesi çok bakmak istemiyor, 1 yaşındaydı Afra da geldiğinde, daha yürümüyordu. Mesela ona bakıyordum. Ne yapayım? Onunla teselli ediyordum kendimi. Örgü ördüm, tuvalet temizledim. Çünkü tuvaletler taşıyor. Şey dedim ben de: "Çekilin" dedim, "madem 16 milyon için çalışıyoruz, hani burada da bari bu görevi ifa edelim. Ne yapalım?" Ama hani olduğu gibi anlatıyorum, bilmiyorum... Yani film gibi bu yaşananlar. Gözlerimi açıp şey denmesini bekliyorum, işim gereği tabii reklam çekimlerinin setinde filan da bulundum, birisi çıkacak şuradan: "Kestik! Selçuk Bey siz birazcık daha işte soru sorun, siz şey yapın. Ekrem Bey siz araya girmeyin, bir daha alıyoruz aynı planı." filan diyecekler diye umuyorum yani. Ama olmuyor. Tutukluyuz biz hakikaten.
Ben Medya A.Ş. Genel Müdürü olarak yargılanmaktan hiç gocunmuyorum. Elbette ki varsa bir hatamız, neyse ortaya çıksın. Bence yok, ben %100 beraat edeceğime, %90 bile değil, inanıyorum. Ama siz burada lütfen, rica ediyorum Medya A.Ş. Genel Müdürü Pınar'ı yargılayın. Ben anne olarak, benim çocuklarıma yazık günah değil mi? Bak geçen sene mezun oldu Nehir. Londra'ya gidemedik, o okuldan kabul olamadı. Benim kızım tüm dünyada yapılan sınavda %1'lik dilime girdi. Şu an dünyanın en iyi yapay zeka okulunda okuyor. Bak mezun oldu, ben göremedim. Orada benim güzel kızım. Babalarıyla... Diyor ki: "Anneciğim kepimi saklıyorum, sen eve geldiğinde havaya atacağım." Yani şu kadar, bacak kadar da onu ilkokula verdiğimde, mezun oldu, ben göremedim. Can sağlığı olsun. Ben kendim için yani rüşvet almadım, 15 aydır yatıyorum, bir şey çalıp çırpmadım, mal varlığıma tedbir kondu. Hakikaten, hakikaten çok mağdurum ama kendime dair, geleceğime dair bir şeyim, böyle bir yaşama sevincim, bir şeyim kalmadı.
Çok yorgunum. Anneme dedim ki, demesem iyiydi çünkü benim annem babam ablamı kaybetmişler, çok agresif bir lösemiden 9 ayda... Anneme dedim ki: "Keşke" dedim, "idam cezası olsa da kalemi kırsa, bitse bu iş." O kadar yorgunum, o kadar yorgunum ki kendime dair hiçbir beklentim, isteğim yok. Ama Sayın Hakim lütfen vicdanınıza sesleniyorum, Sayın Savcım sizin de. Yargılayın ama Pınar'ı yargılayın da anne Pınar'ı ne olur tahliye edin. Ev hapsi verin, ben çocuklarımla zaten el ele oturmak istiyorum. Teşekkür ederim.”
Bir insan suçsuz yere yıllarca hapiste kalabiliyorsa ve üstelik böbrek hastasıysa — o ülkede adalet sistemi sorgulanmak zorundadır.
MehmetParlakYaşasın
Cezaevinde nakilli böbreğinin fonksiyonunu büyük ölçüde yitiren Mehmet Parlak için, eşi;
"Eşim sağlığını her geçen gün biraz daha kaybediyor. Bugün oturup yeniden böbrek nakli üzerine konuştuk. Gerisini siz düşünün."
MehmetParlak Yaşasın
#AytaçBaran#İstanbulYönetilemiyor
🔴 İBB Davası’nda savunma yapan Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker:
📌 Polis 'Altımı indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. "Cinsel organını aç, arkanı dön ve eğil'' dendi bana.
📌İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum!
https://t.co/bitsGUgC2l
Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, İBB davasında savunma yapıyor:
"Tutuklanıp cezaevine girdiğimde ertesi gün mazgal açıldı, gardiyan bana 'SEGBİS' dedi.
Ben SEGBİS'in ne olduğunu bilmiyordum. Bana 'mahkeme' dedi.
'Ben dün mahkemeye' çıktım dedim. Ekran açıldı ama mahkeme salonuna benzemiyordu.
Bir ofisti orası kırmızı kahve makinasından tanıdım savcı karşımdaydı.
Savcı bana 'ya Fatoş ben sana ne dedim. Böyle çocuklarından ayrı kalırsın. Reşit değiller değil mi? Şimdi sosyal hizmetler de alır' dedi.
Sonra mal varlığımı sordu. 'Ya bana gelirsin konuşursun ya da malvarlığını da elinden alırım' dedi."
(Kayhan Ayhan)
#Aleviten in Deutschland zwischen Selbstbehauptung und Selbstfindung
Mit rund 800.000 Angehörigen sind die Aleviten die viertgrößte Glaubensgemeinschaft in Deutschland. In der Türkei häufig angefeindet versuchen sie hier, ihren Glauben und ihre Kultur in die heutige Zeit zu übertragen.
https://t.co/OJKKw4W8uk
Avukat Figen Çalıkuşu, ‘içimdeki büyük sızı’ deyip yedi yıl önce işkence ile öldürülen Gökhan Açıkollu öğretmeni andı: “Devir değiştiğinde sorumlular yargılanacak.”
“Eşimin ve oğlumun dokunduğu saça ve sakala kıyamadım. Uzun süre kesmedim. Arkadaşlar kesmen gerekiyor diyordu ama ben yapamıyordum. O kaçakçılar ceza alana kadar, 5,5 yıl boyunca hiç kesmedim. Kestikten sonra görüş salonuna ilk girdiğimde olay olmuştu. Tarsus’taydım o zaman. Herkes beni saçlı sakallı bildiği için bir an tahliye haberi almış gibi herkes sevindi. “Ooooo” diyenler, alkışlayanlar, ‘Abi iyileşmiş’ diye sevinenler… Biz gerçekten büyük bir aileyiz.
Chrbaşkanı mademki kocamış ve hasta hali diye Çevik Bir ve Erol Özkasnak gibi generalleri affedebiliyor,niye hapisteki hasta ve yaşlıları affetmiyor?Onların günahı ne?Hoş , bana sorsaydı sırf güçlü olduklarından ailemize yaptıklarından dolayı hiç affetmezdim
Arkadaşlar, yeni bir İngilizce video serisi başlatıyoruz.
Ateist argümanlara cevaplar. İlk videomuz yayınlandı “Koskoca evren sadece insanlar için mi yaratıldı?”
Destek olup, paylaşır ve yorum yaparsanız memnun olurum.
https://t.co/tk29GpduEi
Hasan Aksoy: "İlk açık görüşümüze iki arkadaşın kolunda gittim. Ben içeri girince o koca salonda büyük bir sessizlik oldu. Edremit’teki tüm arkadaşlardan Allah razı olsun. Kadınıyla erkeğiyle hepsinden Allah razı olsun. Ben oradayım diye eşler birbirine sarılmadı. Babalar çocuklarını kucağına almadı. Öyle bir atmosfer. Üç-beş görüş bu şekilde devam etti. Görüşlere ben hep en son girdim. Çünkü beni bekleyen bir eşim ve çocuğum yoktu. Tutuklu kaldığım süre boyunca sadece bir kere ilk ben girdim. O da saçımı ve sakalımı kestiğim zamandı. O da ayrı bir olay olmuştu.*
https://t.co/cMg0aPjzDA
@sewileyy Sevil hanım,
~10 yıl geçti üstünden.. nice yavrular yetim üyüdü, nice selvi canlar topraklar oldu, nice ulusal kazanımlar yandı kül oldu.
Artık bu meselenin çözümü ancak ve ancak yakıcı adalet güneşinin gölgesinde çığılıklar içinde olur, resmi gazete küpürleri arasında değil..
@sevincozarslan@TAcikkollu Dünden beri izlemeye cesaret edemedim. Bu olayı ve abiyi hiç unutmadım. Eşi ve oğlunu kaybettiği günün ertesinde girdiği hapiste ne yapıyordur acaba diye düşünüp çok gözyaşı döktüm.. Rabbim Bundan sonraki hayatında bu acıyı dindirecek güzellikler çıkarsın karşısına..
Eşini ve 3 yaşındaki oğlunu Ege'de kaybeden KHK'lı edebiyat öğretmeni Hasan Aksoy:
"Oğlum can verdiğinde benim kucağımdaydı. Bizi kurtaran balıkçı teknesine çıktığımızda, bu bayrağın altına sığdırılmamış üç bebeğin cenazesi vardı. 79 ay hapis yattım, bu manzara zihnimden asla gitmedi, hayatım boyunca unutacağımı da zannetmiyorum."
Eşi Sena Aksoy ve oğlu Yusuf Baha’yı Ege’nin sularında kaybeden Hasan Aksoy, yaşadığı trajediyi ve 79 aylık cezaevi sürecini ilk kez anlattı.
Röportajın tamamı:
https://t.co/Ochn7rWDkN
SelmanHasta AnnesiHapiste