Münir'in yeni kitabı çıktı yeni dünya düzeni için kafanızın içinde yeni soru işaretlerine yer açmak isterseniz, buyrun okuyun ve meraklılarına da önerin lütfen. Narratus Lab evreninden başka sesler başka projeler de duyacaksınız.
BİR KİTABIN HİKAYESİ :KIyamet Kapitalizmi
"Kitap Nisan 2025’te tamamlandı. Fakat yazmak kadar yayımlamak da ayrı bir süreçmiş. Başlangıçta Aralık 2025 için planlanan yayın, beklediğimden daha zorlu bir yola girdi. Şubat ayında, yayınevinin tahammül edilemez boyutlara ulaşan özensizlikleri nedeniyle sözleşmeyi iptal etmek zorunda kaldım.
Kurgu dışı bir çalışmayı yayımlamak üzere umutla sözleşme yaptığım yayınevinden ayrılmak kolay bir karar değildi; ama gerekliydi. Sonrasında yeni bir yayınevi bulmak, süreci yeniden kurmak ve kitabı yeniden yola çıkarmak gerekti."#kitap #kıyametkapitalizmi #münirkaratas by Münir Karataş
Bir kitabın hikâyesi: Kıyamet Kapitalizmi https://t.co/TpmXsEJx7C
Bir saatte 400 bine yakın istifa olduysa bugün 1 milyonu geçer.
Gelecek haftaya kadar partide üye kalmaz muhtemelen.
Böyle durumlarda hazine yardımlarının kesilmesi lazım.
Üç beş butlancının sefası için milletin milyonlarca vergisi neden heba olsun ki.
Şimdi arınma vakti.
Gazeteci Mustafa Balbay, "CHP üyeliğinden istifa edenlerin sayısı 800 bin civarında. Bir furyaya dönüşmüş durumda. Buna kimse 'troll' diyemez, bir ülkede 800 bin troll olmaz. Yoğunluktan dolayı şu an e-Devlet çökmüş durumda. Bu, insanların duruşunu gösteren kitlesel bir iradedir." diyerek durumun ciddiyetine dikkat çekti.
https://t.co/tDQvvQygES
"Son Wi-Fi Sinyalini Kurtarmak" Sinyalini kurtarmak isteyenler için e-book olarak da yayında. @mnrkrts Nurcan Güzel & Münir Karataş
Romanın Zaferi, Şiirin Direnci
Bugün bazı yayınevlerinin önümüze diktiği “şiir dosyası kabul etmiyoruz” duvarlarıyla romanların dijital platformlar için senaryo hammaddesine dönüşmesi, birbirinden bağımsız gelişmeler midir? https://t.co/vVqawbeG03
Fatih Altaylı:
"İlber'i anmadığım gün yok, özlemediğim gün yok, bir anı hatırlayıp gözlerimin dolmadığı gün yok.
Ve geçen gün galiba Oray Eğin gündeme getirmiş, “Kızı eşyalarını satıyor” demiş.
Bilip bilmeden konuşmak da bu işte.
Birincisi, ister atar ister satar kime soracak, kendi babası.
İkincisi, “Babasının eşyalarını satıyor” diye çirkin bir itham yapacaksan önce bir arayıp öğreneceksin.
Kızı Tuna’nın dediği gibi İlber Hocamızın bir sürü evi vardı. Kiraya verip gelir elde ettiği evler değil, oturduğu evler.
İlber, hepinizin de bildiği gibi, normal bir adam değildi. Çocuksuydu.
Mesela diyelim ki bize geldi oturduk, sohbet ettik. “Yahu bu mahalle çok güzelmiş. Manzara da iyi. Her yere de yakın. Ben de buralara bir yere taşınayım” der ve gerçekten ertesi gün orada bir ev kiralardı.
Üç gün sonra sıkılır, burayı boşaltmadan başka bir yerde ev alır ya da kiralardı.
Sonra da bazen birinde, bazen diğerinde, akşam eve dönerken hangisine yakınsa orada kalırdı.
Son olarak Yeşilköy’e kafayı takmıştı. Celal’in Yeşilköy’de çocukluğunun geçtiği evi Celal’den almak istemiş, Celal “Al senin olsun” deyince gidip başka bir ev almıştı.
Ben son olarak beş evde kalmışım. Tuna açıkladı. Sekiz evi varmış.
Hepsi lebalep eşya dolu, kitap dolu evler. Sık sık kitaplarını da bağışlardı. Çünkü Türkiye’deki her yayıncı, çıkan kitabından İlber’e yollar, birkaç ay içinde binlerce kitap gelirdi. O da bunları bir yerlere bağışlardı.
En iyilerini Galatasaray Üniversitesi’ne bağışlamış, okulda çıkan yangında kitaplar yanınca çok kızmıştı.
Bunların hatıra değeri olanları elbette saklıyor kızı ama o kadar çok eşya var ki, bunları ya birine vereceksin ya da satıp parası ile hayırlı bir iş yapacaksın. Tuna Ortaylı’nın da yaptığı bu.
Ayrıca da isterse atar isterse satar. Hesap mı verecek birine.
Babasının malı sonuçta. Milletin malını satıp savanlardan hesap soramayanlar, babasının malını satana mı hesap soruyor."
⚠️ “Kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar.”
👉🏻 Tutuklu komedyen Deniz Göktaş, cezaevinden mektup yazdı:
• Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
• Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor.
• Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye.
• Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
• Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım?
• Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan.
• Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
• Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu.
• Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var.
• Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar.
• Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
• Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
• Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü.
• “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
• Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Deniz Göktaş, cezaevinden mektup yazdı:
“Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, ‘politik mizah’ yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım.
O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.”