Kendinize küçük küçük bir hayat kurun. Sevdiğiniz bir kahveci olsun, tek başınıza yürüdüğünüz bir yol olsun, maaş yatınca kimseye söylemeden kenara attığınız bir para olsun, geceleri açıp izlediğiniz saçma bir diziniz, arayınca gerçekten açacak iki insanınız olsun. Bütün keyfinizi bir kişinin mesajına, bir işin sonucuna ya da şu olursa mutlu olacağım dediğiniz tek bir güne bağlamayın. İnsan en çok hayatında tutunacak bir sürü küçük şey olduğunda rahat ediyor.
otuz yaşına gelmiş biri olarak yaşadığım en değerli kabullenme şu oldu... bana kendim kadar kimsenin zarar veremeyeceğini ve yine kendim kadar kimsenin beni iyileştiremeyeceğini... o nedenle ne kadar sevgi, saygı, huzur varsa önce kendim diyorum artık. sonra geriye kalanlar...
O yüzden her amelinde kulun rızasından çok ihlası esas alan zayi olmaz.Kendini heder edip sırf şahsına iyi desinler diye yaparsan Rabbil aleminin şevkat tokadıyla imtihan olursun.İlişkilerde dengeyi ve ihlası gözden kaçırmamak lazım.
insan ilişkilerinin Allahın elinde olmasında öyle hakikatler var ki, insan bunun farkına vardığında artık kendi başına çabalamiyor, Allahtan istiyor. çünkü kalpler Allahın elinde ve kalpteki her duygu ona tâbi. ondan başka kalpleri evirip çeviren de yok, o yüzden tek istikamet o.
@asmabahcesii En imrendiğim insan tipi ne yaşarsa yaşasın onu asla belli etmeyen ser verip sır vermeyen insandır.Üzüncünü de sevincini de aşırı belli etmemek gerekiyor çünkü dikkat çeken bence düşman çekiyor.Kan kusup kızılcık şerbeti içen insanların kafası daha rahat
Hayattaki en güzel kaide belli etmemek, belli etmeyeceksin ne sevincini ne de üzüntünü, ikisini de gülümseme ile geçiştireceksin, tebessümden güzel zırh olamaz, gülümse ve geç. Neşeni çok görüp derdine güleceklerdir, içte yaşa ve devam et.
Ağustos’un 14’üne girdik. Daha dün Ocak’tı. Zor anlar, eksilen insanlar, değişen hikâyeler. zamanın en adil ve belki de en şifalı yanı: her an eninde sonunda geride kalıyor.
Hayata seninle aynı perspektiften bakmayan insanlarla yürümeye çalışırsan; bir süre sonra kendini en açık şeyleri açıklarken, en basit şeyleri savunurken ve karakterini bile gerekçelendirmek zorunda kalırken bulursun.
Bir şey anlatıyorsunuz. Muhatabınız daha sözünüz bitmeden, 'benim de...' diye başlıyor. Buna 'hikaye çalmak' deniyor. Odağı hemen kendine çevirenler sizi aslında dinlemiyor ve anlaşılmamış hissettiriyor.
Dinlemek bir sanattır.
Şimdi sizinle son 9 aydır yaşayarak tecrübe ettiğim birkaç bilgiyi sizlere aktarıcam belki birileri faydalanır.
Öncelikle Çankırı Kaya tuzu
9 ay önce uzman bir arkadaş tavsiye etmişti.
Günlük içeceğin su şişelerinin içine mutlaka bir iki tane kaya tuzu at hasta olmazsın ++
samiha ayverdi diyor ki "hayatta olan şeylere "neden" diyen kimse acemidir." önüne açılan yoldan yürü. şöyle olsaydı, böyle olsaydı daha iyi olurdu diye vehmettiğin tüm yollar kaderin dışındadır. kaderin dışında olansa yok hükmündedir.
Hayatta üç şey sizi asla pişman etmez. Bir, sıkı çalışmak. İki, en ufak bir saygısızlığı sineye çekmemek. Üç, özgür kararlarınız konusunda kimseye en ufak bir yorum ve yargı hakkı tanımamak. Yüksek standartlı mutlu bir hayatın tek garantisi bu.
Bilinçli olarak olayların dışında kalın, insanların sizinle iletişime geçmekte tereddüt etmelerine izin verin, dünyada olun ama dünyaya ait olmayın, gerçekten önemli olan şeylere odaklanın ve geri kalanını içtenlikle görmezden gelin — eğer önemliyse sizi bulacaktır, değilse başka yere gitsin.
Allahım yüzümü güzelleştir , cildimi temiz eyle ,huyumu güzelleştir, kalbimi yüreğimi temiz eyle . Beni dünyada da ahirette de zengin varlıklı eyle ,beni cömert eyle. Kısmetimi nasibimi açık eyle . Beni sana yakışır bir kul eyle