1. Mekanik İbadetin İflası (Formun Kof Kutsallığı)
Sıradan yığınlar, dini ve ruhsal eylemleri kaskatı bir "yapılmalı/yapılmamalı" ikili koduna (algoritmaya) indirgeyerek; o eylemin içindeki ruhu öldürüp, sadece dışsal kuralların ve tekrarların (şeklin) uyuşturucu konforuna taparlar.
Oysa usta, bu sığ, şekilci fanatizmi ve kutuplaşmayı; "Mutlaka kılınmalıdır demek ne kadar yanlışsa, Kesinlikle kılınmamalıdır demek de o kadar yanlıştır." diyerek ilk hamlede ezip geçer.
Matriks (düzen), senin şekillere ve isimlere ("kandil namazı" gibi etiketlere) takılıp kalmanı ister. Çünkü aracı (namazı, ritüeli) amacın kendisi haline getirdiğinde, o eylem artık seni dönüştüren yıkıcı bir devrim olmaktan çıkar; sadece zihnini uyuşturan, vicdanını rahatlatan ruhsuz ve kof bir jimnastiğe dönüşür.
2. Aracın Ontolojisi ve Mutlak Menzil (Şuurun Kaskatı Dönüşümü)
Kitleler, namaz kıldıklarında, zikir çektiklerinde veya bir ritüeli tamamladıklarında görevi bitirdiklerini ve "kurtulduklarını" sanarak, aracın (arabaya binmenin) kendisini menzile (hedefe) varmak zannederler.
Usta, bu devasa körlüğü ve hakiki şuurun (Arifliğin) o buz gibi matematiğini acımasızca yırtıp atar: "Burada mesele ibadetin kendisi değil, o ibadetin kalpte neyi uyandırdığı... Araçla maksadı birbirine karıştırmayın. O namazın sizi hangi hale taşıdığına bakın."
Gerçek bir eylem, sadece dışarıdan görünen o iki rekatlık eğilip kalkma veya sessizce durma (tefekkür) hali değildir. O eylem bir kılıçtır, bir araçtır. Eğer o araç kalbindeki kaskatı mühürleri parçalamıyor, egonu ezip geçmiyor ve seni mutlak olana (Allah'a) bir milim bile yaklaştırmıyorsa; o aracın içinde sonsuza dek gaza basman hiçbir şey ifade etmez.
"Arif olmaya layık değilim" İllüzyonu: Matrix insana sürekli "yetersiz" olduğunu fısıldar ki, uyanıştan vazgeçsin. Arif olmak bir rütbe değil, bir "farkındalık" (frekans) meselesidir.
@arifzamankader
Stüdyo kaydında kusursuzluk vardır; konser kaydında ise insan vardır. İnsan, acısını saklamadığında sesi de değişir. İşte kalbe dokunan da o değişimdir. Çünkü ruh, mükemmelliği değil, samimiyeti tanır. Eski konser kayıtlarının insanı kalbinden vurmasının sebebi işte budur.
Devletin en sevmediği insan tipi, bir şey istemeyendir. Bir şey istemeyen insanla pazarlık yapamazsın. Onu makamla satın alamaz, parayla susturamaz, korkuyla yolunu değiştiremezsin. Çünkü onu hareket ettiren şey çıkar değil, inandığı hakikattir.
İnsan önce Allah'ın kapısını korkuyla çalar. Sonra O'nu tanıdıkça kapıyı çalmak için bir sebebe ihtiyaç duymaz. Çünkü artık aradığı şey korunmak değil, bir şeye ulaşmak da değil; O'nun huzurudur.
duygulardan arın. Gerçek huzurun, dışarıdaki gösterişte değil, samimi bir kalpte olduğunu hatırla. İşte insan bunu kavradığında, çevresindeki dünya ne kadar değişken ve karmaşık hâle gelirse gelsin, kendi içinde sarsılmadan, sağlam ve dengeli kalabilir...
Hayatın getirdiği karmaşa içinde kendini de inancını da mümkün olduğunca yalın ve temiz tut. Gösterişe, yapmacıklığa ve insanların onayını kazanma çabasına kapılma. Çünkü gerçek kuvvet, insanın kalbindeki samimiyetten ve Allah’a karşı taşıdığı içten bağlılıktan doğar. Dünya >>>
seni farklı yönlere çekebilir, zihnini ve kalbini karıştırabilir; fakat sen kim olduğunu ve özünde neye bağlı olduğunu unutma. Rabbin birdir, eşsizdir ve seni her an kuşatan bir yakınlıktadır. Gönlünü temiz tut, içinde biriken karmaşadan ve seni özünden uzaklaştıran >>>
kötülükten arındırmakta saklıdır. Unutma, her doğan sabah sana yeniden başlama fırsatı sunar. İçindeki ışığın sönmesine izin verme ve hayatın hâlâ barındırdığı güzelliklere olan inancını kaybetme...
Hayat bazen insanın gözünde karanlık, karmaşık ve tehlikelerle çevrili bir hâle gelebilir. Kötü niyetler, kıskançlıklar, belirsizlikler ve seni huzursuz eden pek çok etken etrafını kuşatabilir. Fakat bütün bu karanlığın içinde kendini muhafaza etmek ve içinde taşıdığın >>
aydınlığı korumak yine senin elindedir. Korkularının, kuşkularının ve sana zarar veren olumsuz etkilerin seni ele geçirmesine izin verme; Rabbine sığınarak bunlardan uzaklaş. Çünkü asıl güç, dışarıdaki karanlığa teslim olmamakta, kendini korumakta ve kalbini her türlü >>
İnsan, zaman zaman kendi içinde büyüyen korkularla, kaygılarla ve zihnini karartan düşüncelerle karşı karşıya kalabilir. Hayatın karmaşası ve dış dünyanın yükü seni yorup tüketebilir. Fakat asıl kuvvetin, kalbinde taşıdığın sükûnetten ve Rabbine duyduğun güvenden gel >>
diğini unutma. İçine yerleşen kötü düşüncelerin, kıskançlığın ve vesveselerin seni ele geçirmesine izin vermeden Rabbine yönel ve gönlünü O’nun sevgisiyle doldur. Çünkü insanı en güçlü şekilde muhafaza eden şey, kalpten gelen iman, güven ve teslimiyettir. Bu nedenle kend >>
Abdülkadir Geylânî'nin yediği bir tavuğu anlatarak bugünkü şeyhlerin lüks hayatını meşrulaştıramazsınız. Geylânî, ömrünün yaklaşık 25 yılını Irak'ın çöllerinde, ıssız bölgelerde insanlardan uzak; meditasyonla, tefekkürle, oruçla, açlıkla ve ibadetle geçirdi. Ancak ellili yaşlarından sonra Bağdat'ta halkın arasına karışarak vaaz etmeye ve öğrenci yetiştirmeye başladı. Onu örnek gösterecekseniz yalnızca sofrasındaki tavuğu değil, o sofraya gelmeden önce geçirdiği 25 yıllık riyazet ve inziva hayatını da anlatacaksınız.
Bir deniz fenerinin amacı nedir hiç düşündünüz mü? O, fırtınanın içine atlayıp dalgalarla savaşmaz veya gemileri tek tek kurtarmaya çalışmaz. Onun tek bir amacı vardır: Kendi merkezinde (kayalığında) sarsılmaz bir şekilde durmak ve sadece ışığını yaymak.
@arifzamankader