Eylül 2025’te İstanbul İl Başkanlığına kayyım atandığında, orada direnen vekillerden biri de kendisiydi. Hatta o gün çok hastaydı ve bir süre sonra fenalaşmıştı. Ayakta ancak iki kişinin koluna girmesiyle durabiliyordu. Diğer vekiller onu dışarı çıkarmak istemişti; ancak polis, çok hasta olduğunu görmesine rağmen ablukadan çıkmasına izin vermemişti. Buna gözlerimle tanık olmuştum ve bu acımasızlık karşısında resmen donup kalmıştım.
Bunu görünce girişte bulunan diğer vekiller de “Kadın hasta, görmüyor musunuz? Bu kadar mı vicdansızsınız?” minvalinde sözlerle, onun ablukadan çıkmasına izin vermeyen emniyet müdürüne doğru koşmuştu. Sonunda, insanların tepkisi üzerine polisler güçlükle de olsa onun ablukadan çıkarılmasına izin vermişti.
İşte Nimet Özdemir de bugünkü tercihiyle, ayakta duramayacak durumda olmasına rağmen kendisinin tıbbi bakıma erişmesine izin vermeyenlerin safına katılmış; o gün kendisine yöneltilen bu tavra karşın, kendisinin tıbbi müdahaleye ulaştırılması için canıyla başıyla uğraşanlara da ihanet etmiş oldu. Bence bu utanç, kendisine bir ömür yeter.
sol ve sendikacılık o kadar geriletildi ki,ankara’da bir avuç öğretmen kendi başına açlık grevinde darp ediliyor,biber gazı yiyor,yanlarına arada bir kravatlı siyasetçiler uğrayıp gidiyor.disk-kesk’ten ses yok. ülkede her sektörde emek tamamen değersizleştirilip bit pazarında patronlara satılıyor.
O kadın düşmanı cinsel saldırı güzelleyicisi sefilden bin kat fazla bedel ödemiş, kelle koltukta politik eleştiri yapmış, can vermiş çok şerefli devrimcilerin topraklarındayız. Kendisine duyulan sonsuz tiksintinin kaynağını anlamamak için özel çaba gerekir.
bu şirince meydan muharebesini çekirdek çitleyerek takip ederken eğlenmedim diyemem ama babalarının esamesi okununca bünyeme musallat olan ağzımın içinde kusmuşum hissi sebebiyle cumaya dek bu mesele gündemden kalkmış olursa sevineceğim, goygoyun da bir miadı var.
Tutuklu İBB İmar Müdürü Ramazan Gülten maddi açıdan zor durumda. Kredi ile alınmış evi ve arabası vardı. Borcu ödeyemeyince arabasını satmış. Bu arada bebekleri dünyaya gelmiş. Hiç gelirleri yok. Bir çocuk kitabı yazmış eşi resimlerini çizmiş. Adı Müjde Kuşu. Alalım, aldıralım👇
Bu twitteki temel yanlışlar, rezilliklerden rezillik seçin:
1. burası askeri bir havalanı idi ve lojistik olarak kullanılıyordu.
2. Ama şimdi şahsının havalanı oluyor, zaten VİP havalanı olacak.
3. Bunu saklamak için adına Ankara ismi verildi.
4. Trump'ın uçağı insin diye pist uzatıldı.
5. Uzatma gerekçesi ile Şeker fabrikasına çöktüler.
6. Böylece bir taşla 3-5 kuşu öldürdüler.
7. Devlet konuk evi filan yapıldı ve kaçak saray tarafına kapı yapıldı.
8. Ego burası için çok sayıda toplu taşıma hattını yok etti, yolunu değiştirdi.
9. Her protokol uçuşu ile Barıkent ve Eryaman halkı jet motoru sesi ile zıplayacak.
10. dahası var ama kimse konuşmuyor. Ankara siyasetinin konuşmaması AOÇ'Ye çökülürkenki sessizliği benziyor.
11. bu böyle devam eder ama insanların çok bilmiyor, bakanın sözlerinin aslında ne anlama geldiğini duyurmak lazım.
haziran ayında üşütmeyi başardığımdan boktan bir boğaz ağrısı ve alelade bir ergenin çatallaşan sesine sahip olmaya bile hasret kalarak sürdürüyorum hayatımı şu sıra, aşırı sevimsiz bir vaziyet…
Tüm bu butlan krizinin bir sebebi de İBB davası asrın yolsuzluğu falan dedikleri şeyin kocaman bir balon olduğunu gölgelemek. Her yönüyle çökmüş, bomboş bir dava.
iktidar önce istanbul sözleşmesi, peşinden şiddet karşısında cezasızlık politikası, sonra da nafaka konusunda kadın için ne planladığını belli ediyor fakat gelin görün ki yine erkek mağduriyeti hikayeleri okuyoruz.
Vize aracısı şirketlerin kurduğu tezgahı ifşa eden haberlere erişim engeli getirilmiş.
Rende binası aparatı sözde gazeteciler, bu işten büyükelçilikleri sorumlu tutuyordu.
AB üyesi ülke diplomatlarının böyle yolsuzluklara girebileceğini düşünen aptallar bile vardı.
Oysa ki Türkiye’de her sorunun faili bellidir. O faili aklamaya çalışanları iyi tanıyın ve tuzaklarına düşmeyin.
@BuyukFener1 iddia doğruysa inkar etmeye devam ediyor dosyadaki yara bere fotoğraflarına fotoşop diyerek. zaten pişman olsa alenen özür diler, bir daha aynı “hataya” düşmeyeceğini ilan eder, kendini düzeltme iradesi gösterir ama böyle bir tavrı olmadığını görüyoruz hepimiz.
hanımefendiyle siyaseten zıt kutuplardayız ama kendisinin ozan güven gibi hiçbir bedel ödemeksizin hayatına geri dönebileceğini zanneden şiddet faillerine hayatı dar etme gayretini alkışlıyorum, daha nicelerine.
dün gece gittiğim mekanda bir kadın arkadaşım bana gelip "ozan güven burada, napalım?" diye sordu.
ben önce mehmet aslantuğ ve bir kadın arkadaşıyla oturduğu masasına yeltendim ama tuvalete gitti. masasına geri dönüp mehmet aslantuğ'a fail ozan güven'i ve hatta onun arkadaşı olan kendisini de güvenli alanlarımızda istemediğimizi, oradaki şiddet mağduru kadınları varlığının tetiklediğini ve toplumsal olarak cezalandırmak istediğimizi söyledim.
fakat bunun üzerine mehmet aslantuğ "yaw abartmayın, çocuklar, tadımızı kaçırmayın" gibi son derece geçiştirmeye yönelik sözler sarf etti.
kendilerinin bu çabasının nafile olduğunu, zaten apaçık bir faille aynı masayı paylaşmanın kendisinin sözünü tamamen değersiz kıldığını, eğer arkadaşını alıp gitmezse mekandan kovulacaklarını söyledim.
bunun üzerine "siz burda yetkili birisi misiniz?" dedi :) dedim ki sokaklarda gayet yetkiliyiz kadınlar olarak, mekanın da sahibiyiz.
yanlarından ayrıldım. fail güven geldi ve onunla konuşmaya başladı. fakat tabi ki yerinden hareket etmedi.
yeniden yanlarında gidip bu kez ozan güven ve yanındaki kadına mekanı terk etmemeleri halinde protesto edileceklerini söyledim. kendisi son derece özgüvenli bir halde önce rest çekti, sonra da "fotoşop hepsi" falan diye tuhaf şeyler geveledi :)
kendisine aynı zamanda avukat olduğumu, dosyaya da gayet hakim olduğumu ve bir yargı dosyası olmasa dahi inandığımız/ gördüğümüz şeyin deniz bulutsuz'un hali ve beyanı olduğunu belirttim.
çıkmaları için son kez uyardım.
en ufak bir hareketlilik olmayınca da mekandakilere seslenerek aramızda bir şiddet faili olduğunu ve onu burada barındıramayacağımızı söyledim.
mekanda protesto alkışları ve sloganları yükselmeye başladı. bu sırada mekan işletmesiyle de dışarı çıkarmaları yönünde konuştuk. çıkmayı reddettiğini, kapı kontrolünde bir şekilde gözden kaçtığını ve ona servis yapmayacaklarını iletti.
yaklaşık 1 saatin sonunda kendileri sloganlarla dışarı çıkmak zorunda kaldı fakat bu süreçte arkadaşı mehmet aslantuğ sık sık yanımıza gelerek "itidal" çağrısında bulundu ve "hukuken cezasını ödüyor" gibi şeyler söylemeye devam etti.
kendisinin örgütlendiği siyasi partiden ve oluşturmaya çalıştığı politik kimlikten söz ederek nasıl büyük bir yanlış içerisinde olduğunu anlatmaya devam ettik. buna rağmen arkadaşını alıp gidemedi.
aşağıda birtakım görüntüler mevcut, dahası da olursa gelir. herkesin de ellerine sağlık.
@BuyukFener1 darp raporuna rağmen kamuoyuna karşı hala daha yaptığını inkar edip özür dilemem diyor, pişmanlık olmamasına delilim bu. aşağıda 6 isnadın 5inden beraatten kastı da tarafına yöneltilen suçlamalar arasında sadece silahla kasten yaralamadan ceza almış olması, istinafça da onandı bu
Eski sevgilisi Deniz Bulutsuz'u darp ettiği gerekçesiyle 45 gün cezaevine girecek olan Ozan Güven:
"Herhangi bir kadının içine azıcık bile şüphe düşürdüysem hepsinden özür dilerim.
Deniz'den özür dilemeyeceğim çünkü ben ona hiçbir şey yapmadım."
Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Fetö ajanları" sözü ile kimi hedef aldığı tartışılıyor. KK bu öznesiz cümlesi ile herhalde 2017'de Fetö davasında 10 yıl hapse mahkum edilen eski başdanışmanı Gürsul değildir. Ama 15 Temmuz gecesi Aykut Erdoğdu ile Meclis'e giden Özgür Özel de olamaz.
Zira Özel orada kutsal Meclis'in çatısı altında CHP adına FETÖ'ye hem direndi hem Kılıçdaroğlu'nun o saat itibariyle görüntülü açıklama yapmamış olmasının nedenini de izah etti. A Haber'den izleyelim.