Sosyal medyada öğretmen düşmanlığı yapılıyor. Buna bakanlık önlem almalı bunun sonu iyi değil dedik. Birçok kötülüğü körüklüyor dedik. Dikkate alınmadı.
Zorunlu eğitim uzun, okula gelmek istemeyenler zorla geliyor ve ciddi sorunlar çıkartıyor dedik ama öğretmenler değil özel okul babalarının dediği oldu.
Okullara giriş çıkışlarda sorunlar var. Öğrenciler de öğretmenler de risk altında dedik. Anlatamadık.
Daha dün eylem kararı alınınca bile öğretmenler yatıyor denildi. Tek kelime sahip çıkanımız olmadı.
Giden canlarımıza yanıyoruz. Çok yazık çok...
Dün Şanlıurfa’daki olaydan sonra arka arkaya görüntüler paylaşıldı. Bu sorumsuzcaydı. Bunu örnek alabilecek, bundan cesaret alabilecek yeni kişiler olabileceği aşikardı. Korkulan oldu, bugün Kahramanmaraş’ta 4 can kaybı. 1 öğretmen 3 öğrenci… 20 yaralı… İnsan “Nasıl?”, “Neden?” “Niçin?” diye soruyor. Cevap vermiyor. Nutku tutuluyor, nefesi kesiliyor, gözleri doluyor, elleri titriyor.
Elinde kalem ve kitap olması gereken bir 8. sınıf öğrencisi yapıyor bunu… Bu cesareti nereden alıyor? Kalbi neden sevgiyle beslenmiyor? Zihni neden kötülüğü planlıyor? Sahi ne oldu bize?
Bir öğrenciyi kazanacağız derken koca bir nesli ve öğretmenin itibarını kaybediyoruz. Sınıfta disiplini sağlayacak yetkimiz yok, can güvenliğimiz yok ama sorumluluğumuz çok. Bu “sosyal çürüme” hepimizi tüketmeden önlem alınmalı…
— BEN VE KIZIM BİR ŞEKİLDE HAYATTAN KOPARILACAĞIZ. BAŞIMA BİR ŞEY GELİRSE İNT*HAR DEMEYİN!
— Kuran’a Hizmet Vakfı kurucusunun ist*smar ettiği çocuğu için adalet nöbetinde bulunan ve kızıyla birlikte hayattan koparılan Fatma Nur Çelik’in kısa bir süre önceki ifadeleri:
“Elimizde çocuğun istismarına ilişkin birçok rapor mevcut. Türk devletine soruyorum: Bu faili kim koruyor? Neden hâlâ dışarıda? Biz öldükten sonra adaletin sağlanmasını istemiyorum. Çünkü ben 5 Mayıs’a kadar hayatta kalabileceğimi düşünmüyorum. Güvenliğimden endişe ediyorum. Başıma bir şey gelirse, bu karanlık yapı ve beni korumayanlar; sesimi duyup da susan herkes sorumludur.
Ben ve kızım bir şekilde hayattan koparılacağız. Bu karanlık yapı, böyle iftiralarla kadınları ve çocukları hayattan koparıyor. Amaçları, şu an benim kendi intiharımı sağlamak. Başıma bir şey gelirse, üzerinin intihar süsüyle örtülmemesini; bunun peşine düşülmesini istiyorum.”
Bütün ömrüm boyunca biz iyi olalım, çocuklar iyi olsun, öğretmen iyi olsun, aileler iyi olsun, okullar iyi olsun diye uğraştım; ne yazık ki, ruhumuzun derinliklerinde kök salan, göstermeye çalıştıkça görmezden gelinen o devasa çürümenin altında kaldı bütün uğraşlarım, uğraşlarımız. Yine de durmadık. Biz öğretmenler hep yeniden başlarız, her yıl, her hafta, her ders yeniden başlarız. Buna alışkınız. Kolay kolay düşmeyiz, derdik. Bugün öyle olmadı. Fatmanur Öğretmenin haberini aldığımda onunla birlikte düştüm yere. Sadece ben değil, bütün öğretmenler, bütün meslektaşlarım hiçbir silginin toplumsal hafızamızdan silip atamayacağı bir yükle yüklendik, çöküp kaldık olduğumuz yere. Öğretmen kelimesi yeniden tefekkür edilmedikçe, öğrencinin tanımı yeniden yazılmadıkça, “öğretmeni say” cümlesi milyonlarca kez söylenmedikçe evlerde, okullarda, kalplerde, dudaklarda; kalkamayız ayağa. Çok üzgünüm. Bütün öğretmenler adına, bütün öğrenciler adına, bütün veliler adına çok üzgünüm.
Son üç günde;
-Çekmeköy’de bir kadın öğretmen öldürüldü.
-Tanju Özcan tutuklandı.
-Akaryakıta 6 lira zam yapıldı.
-İstismarcısıyla evlendirilmek zorunda bırakılan bir kadın, aynı adamın istismar ettiği kızıyla ölü bulundu.
“Bir cehennemde ayakta kalmak” adlı eser…
“Öğretmenler yatıyor.”
“Öğretmenlik zaten kolay.”
“Yatarak maaş alıyorlar.”
“100 bin lira maaş alıyorlar.”
Bunları söyleyen gazeteciler, televizyon yorumcuları vardı.
Bugün bir öğretmen, öğrencisi tarafından katledildi.
Okul kapılarına dedektör koymakla, koridorlara güvenlik dikmekle çözülecek bir mesele değil bu. Bu, kutsal sayılanın ayaklar altına alınması meselesidir. Öğretmenin itibarını, otoritesini ve canını koruyamayan bir toplumun, kendi geleceğini koruma şansı yoktur.