TRT Spikeri meselesi sürekli önüme düştüğü için bir örnekle katkıda bulunmak istedim. 1994 Amerika'da ülkeyi üçe ayırdık. Doğu yakasında Levent Özçelik, Hüseyin Başaran, Batı yakasında Erdoğan Arıkan, Aydın Köker, Atlanta'da Murat Ünlü vardı. Ankara'daki ekip de çok güçlüydü. Ercan Taner, Melih Gümüşbıçak, Melih Şendil, Gökhan Telkenar, Kerem Öncel tüm programları götürdüler. Dallas'taki ana merkezde Tansu Polatkan, Barbaros Talı, Okay Karacan, Yalçın Çetin, Orhan Ayhan, Güven Göktaş görevliydi. Ana merkez ile maçların oynandığı stadlara ve Ankara'ya bağlı bir ses hattı kuruldu. Tüm maçları biz Dallas merkezde ekrandan izleyip, maç günleri statta anlattık. Zaman zaman doğu ve batı ekibine destek için seyahatler yapıp Dallas'a geri döndük. Misal Boston'da biri anlatıyorsa hep beraber izliyor, gerektiğinde destek veriyorduk. Kimse ekran karşısından ayrılmıyordu. Ankara da bazen devreye girip bilgi ve son dakika desteği atıyordu. Ankara, Dallas ve maçın oynandığını şehir bir ay boyunca online olarak yaşadık. Amerika gündemini, Türkiye gündemini her sabah gözden geçirdik. Eleştiri notlarını okuyup değerlendirdik. Tansu Polatkan oyunun kuralları, takım oyunlarının inceliklerini sürekli anlatıp uyarılarda bulunuyor rehavete girmemize izin vermiyordu. Barbaros Talı ekip lideri olarak iç ve dış koordinasyonu sağladı. İnanılmaz bir işi yüklenmişti tek başına. Ben Newyork'tan Erdoğan Arıkan'ın arayıp bazı telafuzları sorduğunu, bizim onu arayıp tanıdığı bir oyuncunun özelliklerini sorduğumuzu hatırlıyorum. Tabi şimdiki gibi İnternet yok!
Bu sistem böylesi büyük bir ülkede nasıl iş yapılacağını çözmek için TRT Spor servisi tarafından kurgulandı.
Özetle Dünya Kupası yayıncılığı bir kültür yayıncılığıdır. Maç anlatmakla futbol anlatmak farklı şeylerdir... Maçı herkes anlatır, futbol anlatmak sanattır.
@yusuferboy Artık lütfen en azından birer maçta yorumcular değişsin. Kulaklarım kanıyor her maçı her maçı ihsan bayülken anlatıyo. Dünyanın en iyi yorumcusu bile olsa fazla artık bu kadarı. Maç sonu üzgündü sesi resmen, sesi içine kaçtı. Madem o kadar duygusal derbi anlatmasın
İlk yarı bitecek, kenarda sürekli agresif tavırlar sergileyip her pozisyonda itiraz eden Dusan’a hala teknik faul çıkmadı.
Serinin 2. maçında ise Saras’a 3. dakikada ilk teknik, 7. dakikada ikinci teknik çalınmış ve oyundan atılmıştı.
bir dünya kupası spikeri tam 4 dakika boyunca nasıl takımları karıştırabilir
ezbere maç anlatıyor
adam
ekrana Taremi gelince farketti beyazların İran olduğunu
her maç yeni bir rezillik izliyoruz sayenizde @trt@trtspor@trt1
Ya Emin Avrupa'da yüz yıldır maç yönetiyorsun. 1 (bir) tane böyle karar verip ikinci teknikten ilk periyotta hoca attın mı abicim sen. Neyin şovundasın. Hadi abicim ya hadi ya
FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ’nü biraz öven hesaplar bir anda popüler oluyor.
Çoğu hesap Kripto Fetöcü.
Her söylenene inanmayın ayık olun.
Herkesi takip etmeyin.
3 Temmuz 2011 hainleri,şimdilerde en büyük FENERBAHÇE savunucuları.Yersen tabi.
İtenide,tutanıda sen anladın!!!
-Son 25 yılda Yeniden Değerleme Oranı kuruşu kuruşuna uygulansaydı Gelir Vergisinin ilk dilimi bugün 190.000₺ değil 521.210₺ olacaktı.
-O dönem brüt asgari ücretin 21 katı olan ilk dilim bugün 5,8 katı.
-100 bin lira brüt maaşlı bir çalışan bu durumdan dolayı bu yıl 60.000₺ daha fazla gelir vergisi ödeyecek.
-Aynı maaşlı çalışanın Ocak ayında eline net 75.953 lira geçerken, Haziran ayında eline net 65.753 lira geçmektedir.
-Milyonlarca bordrolu bu vergi tarifesi nedeniyle ve sair uygulamalarla daha fazla yoksullaşmaktadır.
Aristoteles felsefeyi, Avustralya ise bizi gökten yere indirdi. Hiç hazırlayamamış, ilk maç psikolojisini yönetememiş hoca. Coşku bizim milli takımın en önemli özelliği, bugün yerini kötü yönetilmiş heyecana bırakınca "bir şekilde çeviririz" hissini hiç veremedi takım.
@MilliTakimlar Türk Milli Takımı'nı propaganda malzemesi yapmak ne demek! Bu takım tüm Türkiye'nin takımı, bu paylaşımı yapıp hangi birlik beraberlikten bahsediyorsunuz? Yazıklar olsun!
When you separate with a coach, you often fear that they could portray the club in a negative way. I never had those worries with Tedesco. A true gentleman until the very end. Good luck at Bologna, gaffer. Come back home one day 💛💙
Dün akşam oynanan Anadolu Efes - Fenerbahçe Beko maçında yalnızca skoru değil, oyunun nasıl yönetildiğini de konuşmak zorundayız.
Bir basketbol maçında 83 serbest atış, 66 takım faulü ve sürekli duran bir oyun varsa, burada mesele artık sadece “sert mücadele” değildir. Böyle bir tabloda hakem standardı, temas kriteri ve kararların oyunun akışına etkisi doğal olarak sorgulanır.
Özellikle play-off seviyesinde oynanan kritik bir maçta düdüklerin ritmi; oyuncuların sahada kalma süresini, takım rotasyonlarını, maçın psikolojisini ve serinin dengesini doğrudan etkiler. Bu nedenle “iki tarafa da faul çalındı” demek tek başına yeterli bir açıklama olamaz.
Asıl mesele faul sayılarının kâğıt üzerindeki eşitliği değil; o faullerin ne zaman, hangi temaslara ve hangi standartla çalındığıdır.
Fenerbahçe Beko’nun uzun rotasyonunda Jantunen, Melli ve Birch’in beş faulle oyun dışı kalması, pota altındaki temas standardının nasıl uygulandığı sorusunu beraberinde getirmektedir. Aynı temaslara iki tarafta da aynı düdük çalındı mı? Hücumda ve savunmada kriter gerçekten eşit miydi? Kritik anlarda verilen faul, hücum faul, devam kararı ve sportmenlik dışı faul değerlendirmeleri aynı hassasiyetle ele alındı mı?
Nicolo Melli’nin sakatlandığı sert temas başta olmak üzere, oyunun akışını ve Fenerbahçe Beko’nun rotasyonunu doğrudan etkileyen pozisyonların hangi kriterle değerlendirildiği kamuoyuna açıkça anlatılmalıdır. Çünkü bu seviyede mesele yalnızca bir düdük değildir; bir oyuncunun sağlığı, bir takımın emeği ve bir serinin kaderidir.
Fenerbahçe Beko’nun talebi ayrıcalık değildir.
Talep edilen şey çok nettir:
Aynı temasa aynı düdük. Kritik pozisyonda aynı standart. Sertliğe değil, adalete izin veren bir yönetim.
Dün akşam ortaya çıkan tablo, Türkiye Basketbol Federasyonu Merkez Hakem Kurulu tarafından detaylı şekilde incelenmelidir. Özellikle kritik faul kararları, sportmenlik dışı faul kriterleri, pota altı temas standardı ve maçın son bölümündeki düdük dengesi kamuoyu nezdinde tatmin edici biçimde açıklanmalıdır.
Fenerbahçe Beko sahada mücadele eder; kazanırsa da kaybederse de emeğe saygı duyar. Ancak bu takımın sezon boyunca verdiği mücadelenin, oyuncularının sağlığının ve alın terinin tartışmalı kararların gölgesinde kalmasına sessiz kalınamaz.
Bu seride kazananı düdükler değil, alın teri belirlemeli; çünkü Fenerbahçe Beko’nun emeği hiçbir hakem kararının insafına bırakılamaz.
Sanırım bugün Saray/Cumhur çevrelerinin en azından bir kısmında belirginleşen hava şu:
Bir rejim değişimi yaşanıyor. Bu, onların gözünde jeopolitik bir zorunluluk. Ortaya çıkmakta olan yapı Erdoğan’ın etrafında örülüyor; fakat mesele yalnızca Erdoğan’ın kişisel iktidarı değil. Onun ötesine uzanan, daha kalıcı, daha kapsamlı bir siyasal düzen ve güvenlik mimarisi tasarlanıyor.
Bu tasarımda demokrasi bütünüyle ortadan kalkmıyor; ancak giderek daha fazla tiyatral bir niteliğe bürünüyor. Seçimler, partiler ve muhalefet varlığını sürdürüyor; fakat bunların işlevi iktidarın gerçekten el değiştirmesini sağlamak değil, rejimin meşruiyetini ve sürekliliğini üretmek haline geliyor. En azından geçiş dönemi için öngörülen model bu.
Devlet siyasetin, “devlet aklı” siyasetçinin önüne geçiriliyor. Siyasal aktörler kendilerine uygun görülen yerlere yerleştiriliyor.
Erdoğan’ın liderliğini yaptığı, Saray’ın merkeze oturduğu, AKP’nin becerebildiği ölçüde siyasal meşruiyet sağladığı bu kompozisyonda MHP ve Bahçeli, yeni mimarinin fikrî kurucuları olarak görülüyor. Öcalan’a ve Kürt siyasetine ayrı bir rol biçiliyor; “bin yıllık kardeşlik”, “önderlik” ve yeni bir mutabakat dili etrafında konumlandırılıyorlar.
CHP içindeki Kılıçdaroğlu ve Butlan girişimine de bir işlev yükleniyor. Kurucu CHP tasfiye edilmiyor; aksine rejimin butik ortaklarından birine dönüştürülmek isteniyor. Bir tür müze, anıt ya da tarihî referans noktası gibi. Kılıçdaroğlu’na da kaybettiği itibarın bu yeni tasarım içinde iade edileceği ima ediliyor.
Herkes için bir yer var; yeter ki oyunun kurallarını kabul etsin ve kendisine verilen rolü oynasın.
Fakat bu tasarımın ciddi çelişkileri ve kırılganlıkları var. Rejim içindeki herkes aynı pozisyonda değil. İktidar alanının kendi içinde farklı beklentiler, fanteziler ve tahayyüller mevcut.
Ama en önemlisi, siyasal aktörlüğünü ve iradesini terk etmesi beklenen toplumun büyük çoğunluğunun buna gönüllü olmaması. Ekonomik çöküntünün yükünü taşıyan geniş toplumsal kesimler değişim istiyor. Geleceksizlik duygusuyla kuşatılmış genç kuşakların önemli bir bölümü ise bu siyasal düzene karşı derin bir hoşnutsuzluk duyuyor.
Bu nedenle asıl mesele, halkın siyasal iradesinin nasıl yönetileceği, denetleneceği ve gerektiğinde nasıl etkisizleştirileceği.
Bu çevrelerde hâkim görünen düşünce şu sanki: Seçimlere kadar olağanüstü yöntemlere ihtiyaç duyulacak. Yargı müdahaleleri, siyasi operasyonlar ve yoğunlaşmış istisna hâlleri bu dönemin araçları olacak. Çünkü bu bir inşa süreci. Acılar yaşanacak, bedeller ödenecek, tatsızlıklar olacak; fakat bunlar daha büyük bir dönüşümün kaçınılmaz maliyetleri olarak sunulacak.
Amaç, seçimlerde bir “kaza” ihtimalini ortadan kaldırmak.
Bu perspektiften bakıldığında bugünkü sert müdahaleler kalıcı değil; yeni düzenin kuruluş sürecinin zorunlu araçları olarak görülüyor. Tasarım, seçimlerden sonra siyasetin yeni bir normale kavuşacağı, toplumun zamanla bu yeni durumu kanıksayacağı ve bugünün çalkantılarının unutulacağı varsayımına dayanıyor.
Ama asıl mesele burada başlıyor: Halkın iradesini askıya alarak kurulan bir düzen, zorla istikrar kurabilir mi? Yoksa “geçici” diye sunulan olağanüstü yöntemler, yeni rejimin kaçınılmaz olarak ve kalıcı (hatta artarak devam eden) işleyiş biçimine mi dönüşür? Ya da çok daha kötü ihtimallere mi gebe bu yorgun ülke.
Özgür Özel’in demokrasi ve güvenlik ilişkisinin altını çizdiği Newsweek’teki yazısındaki ifade bence önemli bir uyarı niteliğinde. Öyle bitirelim:
“Demokrasi, vatandaşların iktidarı barışçıl yollarla değiştirebileceği güvenilir kanalları korumak demektir. Bu kanallar ortadan kalktığında, siyasal hoşnutsuzluk da ortadan kalkmaz. Yüzeyin altında birikir ve sonunda infilak eder.”
AKP Terme Belediye Meclis Üyesi olduğu iddia edilen rümeysa eker adındaki bir şahısın kullandığı bu ifadeler halkı alanen kin ve düşmanlığa tahrik suçudur.
Kemalist bir vatansever olarak şikayetçiyim!
@adalet_bakanlik@abakingurlek@TC_icisleri@mustafaciftcitr@EmniyetGM
Bugüne kadar sözleriyle, davranışlarıyla ve yaptıklarıyla kendisini açıkça ortaya koyan, Silivri’deki ilk günlerimden beri tanıdığım Sayın Özgür Özel, eğer Türkiye’de birileri FETÖ’cülükle suçlanacaksa akla gelebilecek en son isimlerden biridir
İlk F4 şampiyonluğundan sonra 5 dk çılgınlar gibi sevindikten sonra kendimi büyük bir boşlukta hissetmiştim. İkinci şampiyonlukta da aynısını yaşayınca güzel olan şeyin aslında o yolculuk olduğunu anladım.
Özellikle 15 bin liraya kongre üyesi olunmaya başladığı andan itibaren camiada kavramlar karıştı ve taraftarlığın ne olduğu unutulmaya başlandı. Herkes en güzel şey olan taraftarlığı unutup kanaat önderliğine soyunmaya başladı. En imkansız görülen görevler erişilebilir oldu, en erişilebilir şey olay taraftarlığın ise hakkını veren kalmadı.
Nasıl olur bilmiyorum ama biran önce buradan dönülmesi lazım. Camianın daha fazla akil adama ihtiyacı yok. Camianın takımı koşulsuz destekleyecek, Fenerbahçe’nin olduğu her yeri tekrar keyif alınabilir bir yere dönüştürecek, saf taraftara ihtiyacı var.