Yunan Ord. Prof. Dr. Dimitri Kitsikis’in tarihi itirafları:
İmparatorluğun gerçekte kimlerin elinde olduğunu açıkça ortaya koyuyor: Batı’nın kışkırtması başlayana dek Osmanlı yönetimi aslında Rumlar, Ermeniler ve devşirme bürokratların kontrolündeydi.
O dönem yaşayan Yunan halkının isyan etmesi için hiçbir makul sebep yoktu; zira askerlik yükümlülükleri bulunmadığı gibi, Boğaz'ın her iki yakasında, Marmara sahillerindeki köşk ve yalılarda fevkalade lüks ve konforlu bir hayat sürüyorlardı.
İstanbul başta olmak üzere Ege, İzmir ve Muğla gibi kritik bölgelerde nüfus üstünlüğü de tamamen onların elindeydi.
Öyle ki, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiğinde Türk kökenli Çandarlı Halil Paşa’yı idam ettirip sadaret makamına Rum asıllı Zağanos Paşa’yı getirmişti.
Hatta Rum asıllı Mehmet Paşa, Osmanlı ordusunun başında Konya’daki asi Türkmenlerin üzerine yürüyerek Karaman Türklerini bastırmıştı.
Kısacası, İstanbul’un fethi Rumların konfor alanına hiçbir zarar vermemişti. Fakat Batı’nın oyununa gelerek giriştikleri o akılsızca isyan, kendi elleriyle yükselttikleri koca imparatorluğu yıkarak onları bugünkü küçük ve kırılgan Yunanistan’a hapsetti ve kendi felaketlerinin başlangıcı oldu.
Nihayetinde 1922 yılına gelindiğinde, Mustafa Kemal Paşa bu stratejik saflığa ve Anadolu’daki 3000 yıllık Yunan varlığına son noktayı koydu. Zira 1918-1923 yılları arasında, yani İngiliz işgali altındaki İstanbul’da dahi nüfusun neredeyse yarısını hala Rum ve Ermeni cemaatleri oluşturmaktaydı.
Tüm bu çarpıcı gerçekleri ve tarihi itirafları dile getiren kişi ise dışarıdan biri değil, özbeöz Yunan bir tarihçidir.
(Kaynak: D. Kitsikis, 1998/2005/2008; B. Lewis, 2002; H. Yalçın, 2008)
İşte bu kozmopolit ve Türk’ü dışlayan sosyo-ekonomik tablonun üzerine Mustafa Kemal Atatürk, "Zenginliği ülkemdeki gayri Türk unsurlardan alıp Türklere verdiğim için, malum azınlıkların bana kini bitmez! Gayri Türk unsurlar yeniden yönetime geçip, Türkler yeniden sefalete düştüğünde, Türk genci beni daha iyi anlayacaktır" diyerek hem ekonomiyi hem de devleti gerçek sahibine, yani Türk milletine iade etmiştir.
Bugün tarihten ve arkeolojiden bihaber şekilde uydurma mühürlerin arkasına saklanıp ecdat siyaseti üretenler; saraylarda, yalılarda sefa süren gayri Türk unsurların bıraktığı mirası değil, zenginliği ve egemenliği yeniden bu millete kazandıran Atatürk'ün vizyonunu rehber edinmelidir.
Mezunu olmaktan gurur duyduğum, ilim ve irfan yuvası şanlı yuvamız Kuleli Askeri Lisesi tekrar açılarak nice vatanını ve milletini sevecek ve uğrunda can verecek kahramanlar yetiştirecektir. Kapatılan Askeri okullar en kısa sürede açılmalıdır.
❓Tarih Öğretiminde “Orta Asya” mı, “Türkistan” mı?
Türkistan, tarih boyunca Türklerin yaşadığı ve siyasî, askerî, iktisadî ve kültürel faaliyetlerini yürüttüğü geniş coğrafyayı ifade eden tarihî bir kavramdır. Kelime, Türk adı ile Farsçada “ülke, memleket, yurt” anlamlarına gelen “-stan” ekinin birleşiminden oluşmakta ve “Türklerin ili” veya “Türklerin yurdu” anlamına gelmektedir. Her ne kadar isimlendirmede Farsça bir ek kullanılmış olsa da Türkistan adı, asırlar boyunca Türklerin hâkimiyet kurduğu ve Türk kültürünün şekillendiği coğrafyanın müşterek adı olarak kabul edilmiştir.
Türkistan, Türk milletinin tarih sahnesine çıktığı, ilk boylarını, kağanlıklarını kurduğu, kültürünü şekillendirdiği ve medeniyetini inşa ettiği büyük yurdun adıdır. Günümüze kadar yaygın olarak kullanılan “Orta Asya” tâbiri, bölgeyi sade bir coğrafî isim olarak tanımlamakta, onun tarihî ve kültürel kimliğini geri planda bırakmaktadır. Hâlbuki Türkistan adı, asırlar boyunca bu topraklarda yaşayan Türk topluluklarının ortak hafızasını, müşterek kültürünü ve tarihî mirasını bünyesinde barındıran köklü bir kavramdır. Hunlardan Türk Kağanlığına, Uygurlardan Babürlere kadar pek çok Türk kağanlığı bu coğrafyada doğmuş, Türk dilinin, edebiyatının ve devlet geleneğinin temelleri burada atılmıştır. Bu sebeple Türk tarihini ele alan araştırmalarda Türkistan adının tercih edilmesi, tarihî gerçekliğin korunması bakımından önem arz etmektedir. Zira “Türkistan”, Türk tarihinin ve kültürünün şekillendiği, Türk topluluklarının ortak hafızasında “müstesna” bir yere sahip olan tarihî bir coğrafyanın adıdır.
Aslında Türkistan adının yaygınlaştırılması ve “Orta Asya” adının yerine kullanılmasına yönelik düşünceler yeni değildir. Bu husus, 20. yüzyılın önde gelen Türkistanlı mütefekkirlerinden ve Türkistan davasının önemli temsilcilerinden İsa Yusuf ALPTEKİN ile Dr. Baymirza HAYİT tarafından da dile getirilmiş, Türklerin tarihî yurdunun coğrafî bir yön tarifinden ibaret olmayan “Türkistan” adıyla anılması gerektiği savunulmuştur. Türkistan’ın tarihî ve kültürel kimliğinin korunmasına yönelik bu (esaslı) yaklaşım, sonraki yıllarda Türk tarihçileri ve araştırmacıları tarafından da benimsenmiştir. Nitekim Prof. Dr. Muallâ UYDU YÜCELgerek ilmî çalışmalarında gerekse katıldığı konferans ve sempozyumlarda bu mesele üzerinde önemle durmuş ve Türklerin ana yurdundan ve tarih sahnesine çıktıkları coğrafyadan bahsedilirken “Orta Asya” yerine “Türkistan” kavramının kullanılmasının daha isabetli olduğunu belirtmiştir. Benzer şekilde, Millî Eğitim Bakanlığı da Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında ders kitaplarında uzun yıllardır kullanılan “Orta Asya” tâbiri yerine “Türkistan” adınıtercih etmiştir. Bakanlık tarafından yapılan açıklamalarda, “Orta Asya” kavramının yerine “Türkistan” adının kullanılmasının tarihî gerçekliğe dönüş ve Türk dünyasının ortak tarih şuurunun güçlendirilmesi bakımından önemli olduğu ifade edilmiştir. Böylece uzun yıllar boyunca çeşitli yayınlarda ve ders kitaplarında kullanılan “Orta Asya” tâbirinin yerine, tarihî kaynaklarda karşılığı bulunan “Türkistan” adının yeniden öne çıkarılması yönünde önemli bir adım atılmıştır.
ABD Kurucu Başkanı Thomas Jefferson: Kızılderililer Türk’tür:
Son uluslararası makalemde Kızılderili dilleriyle Türkçenin ortaklığını kanıtlıyorum. Bunu kanıtlamak Türkçenin en eski dil olduğunu kanıtlamaktır. Türkçenin Hint Avrupa denen dillerle yoğun ortaklığı biliniyor. Bu durumda tüm Avrupa dillerinin kökünün Türkçe olduğu da kanıtlanıyor.
Araştırmam sırasında rastladığım en ilginç kitaplardan biri 2012’de Donald N. Yates, tarafından yayınlanan “Çerokelerin Kökleri” adlı kitap.
Bazı bilim insanlarının Kızılderili-Türk genetik akrabalığını ortaya koyan çalışmaları üstüne yazılmış. Giriş bölümünde aynı zamanda bir düşünür yazar olan ABD kurucu başkanı Thomas Jefferson’un görüşleri aktarılıyor. Jefferson başka bazı yazarlara karşı Türk-Kızılderili akrabalığını savunuyor. Bu kitapta bahsedilen başka bir yazar yine aynı görüşte olan Constantine Samuel Rafinesque.
Norm Kisamov’un günümüzde yayınladığı Abrar Karimullin’in uzun bir makalesinden de yararlandım. Bu makalede 1600’lerden başlayarak, 1800-1900’lerde yoğunlaşan ve günümüze dek süren aynı güçlü sav özetleniyor. Birçok kitap ve yayından söz ediliyor. Hepsi Türkçe Kızılderili dilleri akrabalığını savunan bu yazarlar tek tek anlatılmış.
Bazılarını sayarsak, Otto Rochrig (1819-1908), Stig Wikander (1908-1983), Benigno Ferrario (1887-1956), Georges Dumezil (1898 - 1986), John Josselyn (1638-1672), John Macintoch (published in 1844), Rolando Araujo Solis (published in 1965), Robert Gordon Latham (1812–1888), Karl Julius Platzmann (1832)…
Bunların hepsi zamanının önemli dilbilimcileri ve Doğu bilimcileri… Bazıları unutturulmuş, unutturulamayanların Türkçe konusundaki görüşleri sansürlenmiş. Amerikalı ve Rus iki yazarın da bu sansür konusundaki görüşü ortak. Hatta kitabın bir tanıtım makalesinde başka bir Amerikalı yazar aynen şöyle diyor: Bu kadar çok somut kanıt karşısında artık bu bilgilerin Amerikan tarih kitaplarına girmesini bekleyebilir miyiz? “Öngörüm şu: Asla!”.
İnsanlığın kadim göçlerinin genetik haritalarını çıkarma konusunda en büyük uzmanlardan biri Anatole Klyosov. O da Avrupa halklarının ağırlıklı olarak Asya’dan göç eden R1b geni tarafından oluşturulduğunu belirtiyor. Proto-Türklerin de bu grup içinde bulunduğunu söylüyor. Elbette bunu söylemesi “bilimsel” camiadan dışlanması için çok yeterli bir sebep. Klyosov bu halklara Arbin halkı, dillerine Arbin dili adı veriyor (R1b geni nedeniyle). Ona göre Avrupa dillerinde çok yoğun Proto-Türkçe bulunması son derece doğal.
Fakat burada benim işaret ettiğim şey gerçeğin başka bir yönü. Türkçe konuşanlar sadece R1b ile sınırlı değil. 10 kadar başka genetik grubu kapsayan çok yaygın bir aile Türkçe ailesi. Türkçe-Amerikan Yerli dil ortaklığı ağırlıklı olarak C ve Q haplogrupları üstünden gelişiyor. Bu haplogruplar Kırgızlar başta olmak üzere Doğu Asya Türk topluluklarında yaygın.
MATERYAL, METOD ve SONUÇ: Bu çalışmada Maya diliyle ilgili iki; Atabaskan diliyle ilgili dört; Tlingit diliyle ilgili iki sözlük taradım. Ayrıca başka iki ayrı çalışmanın mini sözlüklerinden yararlandım. Öncelikle 207 maddelik Swadesh standart listesini kullandım. Bu liste en eski, kök, temel sözcükleri içerir. Bu liste dışında rastladığım çarpıcı örtüşmeleri de ayrı bir listeye aldım.
207 maddelik Swadesh listesine göre 125 temel sözcük birbiriyle uyumludur. 37 kesin uyumlu, 57 güçlü uyumlu madde vardır. Türkçe – Kızılderili ortaklığı gösteren sözcüklerin çoğunda, değişik Amerikan yerli dilleri sözcükleri de benzerdir. Bu duruma göre en kötümser tahminle en az yüzde 32 ortaklık bulunmuştur. Sibirya’ya yakın Türk lehçeleriyle özel bir karşılaştırma yapılsa bu oranın belirgin oranda artacağı kuşkusuz. 20 bin yıl önce birbirinden ayrılmış halklar için bu oranlar kesin kanıt anlamına gelen çok yüksek oranlardır.
Bizim dil bilimciler, tarihçiler önlerine konan Altay dil ailesi – Hint, Avrupa dil ailesi ayrımıyla oyalansın dursun...
📌 Yunan Türkolog Prof. Dr. Dimitri Kitsikis: Amerikalılar, 1947'de Truman Doktriniyle, Anglo-Sakson planını uygulayıp, tekrar Türk-Yunan konfederasyonu kurmak istediler. Çünkü Yunan'ın ve Türkiye'nin Rusya'ya yakınlaşması Amerika'nın menfaatlerine aykırıydı. Biz de güçlü Ruslardan korktuğumuz için ABD'ye yanaştık ama bu büyük bir hataydı. Anglo-Saksonlar Osmanlı'yı yok etmek istemediler ama zayıflatmak istediler.
📌 Batılılar bizi kışkırtana kadar Osmanlıyı, Ermeniler, Biz (Yunanlı) ve diğer devşirmeleri yönetiyordu.
📌 Yunan isyanı dünyanın en akılsız en ahmak isyanıydı. Osmanlı idaresindeki Yunan halkının isyan için hiçbir nedeni yoktu. Askerlikten muaf özgür ve zengin yaşıyorlardı. Boğazın iki yakasında ve Marmara Denizinin çevresindeki köşklerde, yalılarda yaşıyorlardı. İstanbul, Ege, İzmir ve Muğla gibi güzel yerlerde çoğunluk onlardaydı.
📌 Düşünün Fatih İstanbul'u fethediyor Türk olan Veziri Azam Candarlı Paşa'yı idam ediyor yerine Rum olan Zağanos Paşa'yı getiriyor, Fatih'in has adamı Zağanos Paşa'ydı.
📌 İstanbul'un fethi ile Rum ahali için değişen bir şey olmuyor. Ardından Rum Mehmet Paşa serasker yapılıp Karaman Türklerinin üzerine yollanıyor; Konya'daki asi Türkmenleri yerle bir ediyor. Bu yüzden söylüyorum ki 1821'lerdeki Yunan kalkışmaları Yunan halkı için felaketin başlangıcıdır. Batılıların gazına gelip, kendi imparatorluğumuzu (Osmanlı) yıkıp bu küçük, kıytırık devleti (Yunanistan'ı) kurduk!
📌 1922'de Kemal Paşa (Atatürk) Ege, İstanbul ve Karadeniz'deki 3000 yıllık Yunan varlığını bitirmiştir. Bu Yunan ahmaklığının bir sonucudur.
💫🇹🇷 Ve Atatürk ;
"Zenginliği ülkemdeki "gayriTürk" unsurlardan alıp Türklere verdiğim için malum azınlıkların bana hıncı bitmez! Gayri Türk unsurlar yine yönetime seçilip, Türkler yeniden sefalete düşürüldüğünde, Türk genci o zaman beni ve yaptıklarımı daha iyi anlayacaktır..." demişti.
Şimdi anladınız mı Atatürk düşmanlığı yapanların özünde kimlerin torunu olduklarını !!
"Ben yaşayabilmek için, kesin olarak bağımsız bir ulusun evladı kalmalıyım..
Bu yüzden ulusal bağımsızlık bence bir hayat sorunudur.
Türk milletinin büyük bir millet olduğunu medeni alem az zamanda bir kere daha tanıyacaktır.""
.
M. Kemal ATATÜRK.🇹🇷
Ben yaşayabilmek için, kesin
olarak bağımsız bir ulusun
evladı kalmalıyım...
Bu yüzden ulusal bağımsızlık,
bence bir hayat sorunudur.
Türk milletinin büyük bir millet
olduğunu medeni âlem az
zamanda bir kere daha tanıyacaktır..!!!
Mustafa Kemal ATATÜRK 🇹🇷
Çanakkale Savaşı, zannedildiği gibi 1915’te başlayıp 1916’da kazanılmadı. Aslında üç yıl önce 1913’te kazanıldı.Çünkü Mustafa Kemal, Trablusgarp’tan yeni dönmüştü, askeri ataşe olarak Sofya’ya gitmeden önce Çanakkale Boğazı’na atandı.
Kader adeta onu buraya getirmişti. O günlerde henüz kendisi de farkında değildi ama, üç yıl sonra tarihin akışını değiştireceği Çanakkale’yi üç yıl önceden inceleme fırsatı yakalamıştı.Üç bin yıl önce Truva Savaşı’nın yaşandığı yerleri karış karış dolaştı.Kitap merakı sayesinde klasik literatüre hakimdi.
İlyada’yı okumuştu Homeros’un mitolojik destanındaki yer tariflerini keşfetmeye çalıştı.Karadan ve denizden saldırı noktalarının o günkü konumlarıyla bugünkü şartlarını harita üzerinde karşılaştırdı, krokiler çizdi.
Milattan önce 334 yılında Asya seferine çıkan Büyük İskender, 35 bin kişilik ordusunu Çanakkale Boğazı’ndan geçirmişti.O geçiş güzergahını adım adım https://t.co/tkqUwHlgi3ğazı tekneyle geçti, Büyük İskender’in Anadolu topraklarına ayak bastığı yerden karaya çıktı, neden o noktanın seçilmiş olabileceğine dair coğrafi notlar tuttu.
Herodot okumuştu.Yıllar yıllar sonra 300 Spartalı filmine konu olacak Termofil Savaşı’ndan haberdardı.Tıpkı Homeros’un izini sürdüğü gibi, Herodot’un anlattığı yer tariflerini de keşfetmeye çalıştı.Milattan önce 480 yılında Yunan topraklarını istila etmek için gelen Pers kralı Kserkes’in 50 bin kişilik devasa ordusuyla Anadolu tarafından Avrupa tarafına geçtiği noktayı inceledi, notlar tuttu.
Yine böyle bir Mart günü, Truva antik kentine geldi.Saatlerce gezdi, düşündü, krokiler çizdi.Achilles’in mezarı olarak bilinen tümülüsü ziyaret etti.Tıpkı Mustafa Kemal gibi, Fatih Sultan Mehmet de Homeros’un İlyada’sından etkilenmişti. Kalkıp Truva’ya gitmişti.
Yanından ayırmadığı vakanivüsü Kritovulos’ın notlarından biliyoruz, Truva’nın kalıntılarını gezmişti, Achilles’in Hektor’un mezarları hakkında bilgi almıştı, kahramanlıklarını saygıyla anmıştı. Truva’nın coğrafi konumunu, denizle-karayla ilişkisinin stratejik yararlarını irdelemişti. Papa II. Pius’a yazdığı mektuptan anlıyoruz ki, İstanbul’un fethini Truva’nın rövanşı olarak görüyordu.
Bugün artık gayet net şekilde biliniyor ki, İngiliz genelkurmayı da aynı metodu uygulamıştı, Çanakkale Savaşı hazırlıkları sırasında bölgenin antik tarihi üzerine araştırmalar yapmışlardı, Truva dönemine ait antik çağ haritalarından faydalanmışlardı.Truva Savaşı’nda lojistik üs olarak kullanılan Bozcaada, Gökçeada ve Limni adaları, Çanakkale Savaşı’nda da İngilizler tarafından lojistik üs olarak kullanıldı.Truva Savaşı’nda Beşige koyu’na şaşırtma amaçlı sahte çıkarma yapılmıştı, İngilizler aynısını Çanakkale Savaşı’nda yaptı.
Truva Savaşı’ndaki efsane Truva Atı’nı bilmeyen yoktur.Çanakkale Savaşı’nda Truva Atı hilesi bile kullanıldı.Kurnaz İngiliz kurmayları, donanmanın kömür ihtiyacını karşılayan 105 metre uzunluğundaki River Clyde isimli kömür şilebini, modifiye ederek çıkarma gemisine dönüştürmüştü.
Dışardan bakıldığında eski püskü kömür şilebi görüntüsüydeydi, güvertesinde askeri teçhizat veya herhangi bir kişi görünmüyordu, halbuki, ambarları hınca hınç asker doldurulmuştu. Dümeni kilitlenip yanlışlıkla savrulmuş gibi karaya oturacak, vurulmaya değer hedef olarak görülmeyecek, hava kararınca içindeki iki bin asker karaya çıkacak, ilk savunma hattımızı delecek, arkadan gelecek olanlara gedik açacaktı. Beceremediler.
Truva’yla Çanakkale’nin üç bin yıllık hesaplaşma olduğunun bir başka çok önemli göstergesi, Agamemnon’du.Britanya donanmasının en güçlü savaş gemilerinden birinin adı, Agamemnon’du. Agamemnon, Truva’yı yıkmaya gelen Akha ordusunun başkomutanının adıydı!
Osmanlı’nın ölüm fermanı anlamına gelen Mondros Mütarekesi’nin, başka yer yokmuş gibi, Agamemnon zırhlısının güvertesinde imzalanması da, elbette tesadüf değildi.Fatih Sultan Mehmet’in muhteşem isabetli tespiti gibi, İstanbul’un fethi, Truva Savaşı’nın rövanşıydı.Üç bin yıl sonra Çanakkale’yi geçmeye çalışanlar, Truva’nın rövanşını kaybedenlerdi.Çanakkale Savaşı, tıpkı Truva Savaşı gibi, doğu ile batı’nın, Avrupa’yla Anadolu’nun mücadelesiydi.
Ve işte 1915 ...
Üç yıl önce Truva’nın stratejik planlarını bizzat yerinde inceleyen, ölçüp biçen Mustafa Kemal, üç yıl sonra yeniden Çanakkale’https://t.co/3LlY8S1mBj yapacağını, neler yapması gerektiğini kafasında çoktan kurgulamıştı.
Anafartalar.Savaşın kırılma noktasında yeralan iki köyümüzün ortak adıydı.Küçük Anafarta köyü.Büyük Anafarta köyü.Anafarta kelimesi, yerel ağızda rüzgara karşı, çok rüzgar alan yer manasına geliyordu.Anafartalar Kahramanı’nın emperyalizm rüzgarına karşı durduğu yer, coğrafyanın sözlük anlamına da cuk oturuyordu.
Özetle Çanakkale Zaferi Dan Dunla Değil Analitik Zekayla, Entelektüel Birikimle Kazanıldı...
"Ben gerektiği zaman en büyük armağanım olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim."
Atatürk'ün 13 Haziran 1937 tarihli bu sözlerini arşiv belgesinde ilk gördüğümde gözlerim dolmuştu. O günden beri zaman zaman paylaşırım.
Milletine olan sevgisine bakar mısınız?
👉Mektubun tam metni:
⭕Hatırlarsınız, Türk köylüsünün Türk’ün efendisi olduğunu söylediğim zamanı.
⭕Ben o efendinin isteği ve iradesi altında yıllardan beri çalışmış olan bir hizmetçiyim.
⭕Şimdi beni çok duygulandıran olay, değersiz olsa da Türk köylüsüne ufak bir görev yapmış olduğumdur.
⭕Milletin Yüksek Temsilciler Kurulu bunu iyi görmüş ve kabul etmişler ise, benim için en unutulmaz bir mutluluk anısını bana vermişlerdir.
⭕Bundan ötürü çok yüksek bir zevkle millet, memleket ve Cumhuriyet hükümetine yapmak zorunda olduğum görevlerden en basiti karşısında gösterilmiş olan iyi duygulardan ne kadar heyecanlandığımı anlatacak güçte değilim.
⭕Söz konusu olan armağan Yüksek Türk Milletine benim asıl vermeyi düşündüğüm armağan karşısında hiçbir değere sahip değildir.
⭕Ben gerektiği zaman en büyük armağanım olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim.
Batılı namuslu bir bilim adamı Justin Mccarthy çıkıyor ve dile getiriyor ölüm ve sürgün kitabında, tarihin bu en büyük insanlık trajedisini...
Balkanlar'da Türkler insanlık tarihinin en ağır katliamına uğradı diyor!
Milyonlardan bahsediyor!
Biliyor musunuz?
Anılarına bıraktık anıtı bir taş diktik mi?
Bir zamanlar onlar da sizin gibi mutlu bir yaşam sürüyorlardı.
Ve Osmanlı'nın son döneminde, iyi yönetilemeyişin sonucu büyük bir soykırıma uğradılar!
Ve çoğumuz, bir asırdan biraz fazla süre önce yaşanan bu büyük acıları bilmiyoruz bile...
En azından şimdi izleyiniz ve PAYLAŞINIZ lütfen!
Ve dua ediniz o canlarımız için!
İçerik üreticisi Öykü Zehra Aydemir, Atatürk’ün Güneş Dili Teorisi ve Türk Tarih Tezi ile ilgili konuştu:
♦️Atatürk'ün 1930'larda başlattığı Güneş Dili Teorisi ve Türk Tarih Tezini muhakkak ki duymuşsunuzdur.
♦️Bu çalışmalar akademik açıdan sıkça konuşulduğu gibi sadece bir milliyetçilik projesi ya da bir hype projesi değildi.
♦️Atatürk, Maya ve Aztek kültürlerinden Mu kıtasına kadar çok büyük bir araştırmaya sponsorluk yapıyordu, hem de devlet düzeyinde.
♦️Aradığı şey, Türklerin insanlığın kök hücresi olduğuydu.
♦️Ve bu asil kanın, ki ne demek istediğimi birazdan anlayacaksınız, aslında dünya üzerindeki karanlık manipülasyonları deşifre edebilecek kadim bir bilgi, bir kod taşıdığıydı.
♦️"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"
♦️Türklerin kökeni olduğu düşünülen Mu kıtasını, Güneş Dili Teorisini ve ilk dil teorisini, Tartaria'yı, silinen ve değiştirilen tarihi ve Atatürk'ün, kim olduğundan ve ne olduğundan habersiz Türk halkına kendini hatırlatma çabasını neye dayandırdığına bir bakacağız.
♦️Öncelikle kadim bir kod, özel bir bilgi taşıyan bir genetik derken neyden bahsediyoruz?
♦️Konuya bu perspektiften bakman, yıllardır Yahudiler ve Türkler arasındaki bitmek bilmez gerilime daha farklı bir bakış açısıyla bakabilmene de yardımcı olacak diye düşünüyorum.
♦️Çünkü bu ikisi arasındaki muhabbet bir kara parçası ya da bir güç gösterisinden ibaret olan bir şey değil aslında, bundan çok daha derin.
♦️Neden Türkiye'nin 6000 kilometre menzilli füzelerini de şu andaki zamanlamada ortaya çıkarttığını ve bunun biraz daha arka planlarını inceliyor olacağız.
♦️Ama tarihin hiç konuşulmayan taraflarıyla.
♦️Bazı spekülatif araştırmalarda belli kan gruplarının veya genetik işaretlerin üstün insan kökenli olduğuna inanılır.
♦️Ve Yahudi ezoterizminde seçilmişlik kanla belirlenirken, karşı tez olarak Türklerin yeryüzünün dengeleyicisi, muhafızlar olarak kodlandığı söylenir.
♦️Mitolojik bir anlatı gibi değil mi?
♦️Gelin, ezoterik çevrelerde bahsi geçen bu muhabbetin neyden kaynaklanıyor olabileceğine bir bakalım.
♦️Bu bakış açısına göre bir taraf dünyayı yönetmek için kodlanmışken, diğer taraf sistem bozulduğunda onu yıkıp yeniden kurmak için kodlanmıştır.
♦️Türkiye'de devletin derin hafızası olarak adlandırılan bazı yapıların "Heyet" ya da "İhtiyarlar" gibi isimlerle de anılıyorlar.
♦️Bu genetik ve ezoterik bilgileri koruduğu rivayet edilir.
♦️Ki kendilerini Kurtlar Vadisi'nden tanıyor olabilirsiniz.
♦️Evet, senaryolarını devletin gizli birimlerinden sızdırıldığı ve diziye dönüştürüldüğü o epik yapıdan bahsediyorum: Kurtlar Vadisi.
♦️Bu iddiaya göre küresel sermayenin ve genetik mühendisliğin karşısında henüz deşifre edilmemiş bir kod, Türkiye topraklarında saklıdır.
SAKLANAN GERÇEK ORTAYA ÇIKTI!
BU MECLİSİN YENİ ANAYASA YAPMA YETKİSİ YOK!
Kimse kendi kendine gelin güvey olmasın!
Sistem tıkır tıkır işliyor, planlar perde arkasından yürütülüyor olabilir... Ama unuttukları, halktan gizledikleri devasa bir HUKUKİ DUVAR var!
Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’ndan, Yeni Anayasa ve Başkanlık heveslilerine sarayları titretecek, ezber bozan tarihi uyarı geldi!
"Eğer Cumhurbaşkanı 'gözlerimi kaparım, işimi yaparım' dese bile; SEÇSİS ile her şey kurgulansa bile... BU MECLİS YENİ ANAYASA YAPAMAZ!"
İŞTE SİSTEMİ KİLİTLEYEN 3 BÜYÜK GERÇEK!
Mevcut parlamento istese de, zorlasa da hukuken sıfır noktasındadır. Neden mi?
📍YETKİ SINIRLI: Bu meclis, halktan sadece 5 yıl boyunca yasama (kanun yapma) yetkisi almıştır; devleti sıfırdan kurma yetkisi değil!
📍NAMUS YEMİNİ: Meclisteki her bir milletvekili, mevcut anayasaya sadakat yemini ederek o koltuğa oturdu.
Kendi namus yeminini çiğneyerek anayasa değiştiremezsin!
📍YETKİSİZLİK: Yukarıdaki iki somut nedenden dolayı, mevcut meclisin yeni bir anayasa yapma HUKUKİ YETKİSİ YOKTUR! Hukuken hükümsüzdür!
GERÇEK BİR ANAYASA İÇİN GEÇİLMESİ İMKANSIZ OLAN O 3 AŞAMA:
Eğer gerçekten yeni bir anayasa yapılmak isteniyorsa, o gizli planlar değil, şu "Kırmızı Çizgiler" uygulanmak zorundadır:
👉1. ADIM: Önce halka sorulacak! Halk yeni bir anayasa istiyor mu, istemiyor mu? Referandum şart!
👉2. ADIM: Halk "Evet" derse; barajsız, tam demokratik bir seçimle sadece bu iş için bir "KURUCU MECLİS" kurulacak!
👉3. ADIM: Kurucu Meclis'in hazırladığı o taslak, tekrar halkın onayına (ikinci referanduma) sunulacak!
Bunların dışındaki her yol, hukukun katledilmesidir!
VATANINI SEVEN HERKESE AÇIK ÇAĞRIDIR!
Yarın Kendi Elinle İdam Fermanı Yetkisini Verecekmisiniz?
Bu hukuki gerçekler kulaktan kulağa yayılmasın diye sansürleniyor, üzeri örtülüyor!
Eğer ülkenin geleceğini, Cumhuriyet'i ve haklarını korumak istiyorsan... Bu gerçeğe kör kalma!
ŞİMDİ PAYLAŞ, HERKESİ UYANDIR, OYUNU BOZ!
***
1- Eğer Tayyip gözlerimi kaparım , işimi yaparım dese bile;
2- SEÇSİS ile seçim hileleri önlenebilecekse,
YENİ ANAYASA VE BAŞKANLIK HEVESLİLERİNE ONURSAL CUMHURİYET BAŞSAVCISI
SABİH KANADOĞLU'NDAN UYARI
***
Kimse kendi kendine gelin, güvey olmasın!
***
YENİ ANAYASA
***
Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun Yeni Anayasa konusundaki görüşleri:
***
1. Bu meclis; dört yıl için yasama yetkisi almıştır.
2. Meclis üyeleri mevcut anayasaya sadakat yemini etmiştir.
3. 1. ve 2. maddelerde belirtilen nedenlerle bu meclisin bir yeni anayasa yapma yetkisi yoktur.
4. Yeni bir anayasa yapma şartları oluşturmak için,
a. Önce halkın yeni bir anayasa isteyip istemediği halkoylamasına sunulur.
b. Nitelikli çoğunlukla kabul edildiği takdirde barajsız bir seçimle bir kurucu meclis oluşturulur.
c. Bu kurucu meclisin hazırlayacağı yeni anayasa taslağı yeniden referanduma sunulur.
***
EĞER; ÜLKENİZİ SEVİYOR VE KORUMAK İSTİYORSANIZ , BU YORUMUN YAYILMASINA PAYLAŞARAK YARDIMCI OLUNUZ ...
(ALINTÍ)