Güçlü çıkanın tarihi “gerçekleri” yazması diye bir şey var. Bu, insanın doğasıyla gelen bir yanılgı ne yazık ki. Ancak zaman gösteriyor ki algının kırılıyor, gerçeğin ikililiği ve sebepler zemini gün yüzüne çıkıyor. Haklı olduğunu sandığımız taraf aslında yaşanan çatışmanın ->
Çünkü zaman tüm kararlılığı, güçlülüğü, üstenciliği çözmüş ve “gerçekleri” tekrar düşünülür kılmış oluyor. Son olarak tüm kavimler, topluluklar, insanlar ve ilişkiler için şunu gönül rahatlığıyla şunu diyebiliyorum ->
Çekimden kopuk, yörüngeden uzak
Boşluğa savrulmuş, süzülen hayat
Galaksiler arasında bir seyahat
Bir yıldıza değmeden
Ardından gelen sesin tınısı
Yetişmeye çalıştığın görüntünün arzusu
Uzatsa elini birleşir parçalar
Bir bütün akar fezada
Sonsuzluğun içinde
Ama fanusta
Şimdi akacak bir boşluk kalmadı
Kumla doldu her çatlak
Vakit geliyor, yıkılıp çağlayacak
Su akacak, taş kayacak
Sert kıvrımlar birbiriyle parçalanacak
Su akacak, yolunu bulacak
Artık durmayacak
İçimde biriken taşlar set kurdu düşlerime
Birini alsam, akan sular getirdi yenisini
Geç kaldım kaldırmaya, halim var mı buna ?
Çağladıkça takıldılar her kıvrımlarıyla
Daha sağlam ördü duvarları
Yükseldikçe zihnimin suları
…
Neyi tutuyorum ki bırakayım. Her şey geçmişte, her şey gelecekte, her şey şu anda. Zaman dediğin doğrusal mı? Değil, döngüsel. İnsan bilinciyle gider ileri, kefesinde taşıdıklarıyla. Zaman dediğin, koca bir alanda.
Gerçek keza beşer idir
Hakikate yermek gerek
Doğruyu görmek demek
Önce yanmak, sonra pişmek.
Kabuk kararır düşer yere
Olgun içten döker yere
Burna değer kesif koku
Nefse vurur gerçek şuuru
Hata gelir başa ise
Dört döner beşer ise
Çeker derin nefes ile
Aş kalır ruha doğru