19 yaşındaki üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz, Gezi Parkı Eylemleri sırasında 3 Haziran 2013 gecesi esnaf ve polis tarafından ara sokakta darp edilmiş ve 38 gün komada kalmasının ardından, 10 Temmuz 2013'te hayatını kaybetmişti.
Ali İsmail Korkmaz davasında yargılanan polis memurları ve sivil sanıklara "kasten yaralama sonucu ölüme neden olma" suçundan hapis cezaları verildi. Ancak verilen cezalar, kamuoyunun ve Korkmaz ailesinin adalet beklentisini tam olarak karşılamadı ve uzun yıllar boyunca hukuki mücadele üst mahkemelerde devam etti.
Ali İsmail, 2011 yılında henüz 17 yaşındayken "Toplum İçin Gençlik" adlı bir hareket başlatmış ve arkadaşlarını da bir araya getirerek toplumsal fayda sağlayan birçok etkinliğe öncülük etmişti. Ailesi, onun bıraktığı bu mirasa sahip çıkarak kurdukları Ali İsmail Korkmaz Vakfı (ALİKEV) aracılığıyla adını ve hayallerini yaşatmaya devam ediyor.
Türkiye’deki çoğu siyasi parti parti maalesef gençleri seçimden seçime oy istemeleri gereken, afiş asan, mitingleri dolduran kalabalıklar olarak görüyor. Gençlere, partinin bünyesinden uzakta tutulması gereken fazlalıklar olarak bakıyorlar. Bunun bir tezahürü olarak da gençlik kolları yapısı ortaya çıkıyor.
Elbette örgütlenmeyi kolaylaştırmak, partinin bilinirliğini artırmak için üniversite birimleri gibi yapılar mantıklı. Ancak bunlar da doğrudan partiye bağlı olmalı. Gençler harcadıkları emek ve zamanın karşılığında, çalışkanlıkları ce yetkinlikleri doğrultusunda partinin karar ve yürütme mekanizmalarında görev alabilmeliler.
Hürriyet Partisinde gençlik kollarımız yok. Çünkü biz gençliği idare edilmesi gereken bir kalabalık olarak görmüyoruz.
Ulu Önderimiz Atatürk, en büyük mirasını gençlere emanet etmişti. Biz de bu emanete sahip çıkmak için çalışıyoruz. Bizim partimizi biz, gençler kurduk. Biz yönetiyoruz.
Vatansever, hürriyetçi ve cumhuriyetçi tüm gençleri de partimize katılmaya davet ediyoruz.
@HurriyetPartiTr
Ay-yıldızlı formamızı taşıyan A Milli Takımımıza Dünya Kupası yolculuğunda başarılar diliyoruz.
Sahada mücadele eden her futbolcumuz, milyonlarca vatandaşımızı aynı heyecanda buluşturuyor. Umarız bu turnuva, ülkemize güzel anılar ve gurur duyacağımız başarılar getirir.
Kalbimiz ve desteğimiz Milli Takımımızla.
HÜRRİYET PARTİSİNİ GENÇLER KURDU, GENÇLER YÖNETİYOR!
Mevcut İcra Kurulumuzun en büyük üyesi 1994 doğumlu. Hürriyet Partisinin dinamizminin sırrı da burada yatıyor.
KİMSENİN HUKUKİ GÜVENCESİ KALMADI!
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafınca 8 ilde yürütülen operasyon kapsamında, Türkiye’nin önde gelen 13 beyaz et üreticisine "denetim kayyımı" atanması mülkiyet hakkının açıkça ihlalidir.
Tüketiciyi koruma motivasyonuyla atıldığı belirtilen bu adım, yapısal olarak ciddi riskleri beraberinde getirmektedir.
Enflasyonla mücadele, fiyat sınırlamaları ve polisiye tedbirlerle yürütülemez. Haksız ve agresif müdahaleler, üreticinin önünü görememesine ve üretimi azaltmasına neden olur. Azalan arz ise uzun vadede fiyatları daha da yukarı çeker.
Hükümet benzer bir fiyat baskılama ve müdahale politikasını büyükbaş hayvancılık sektöründe de uygulamış, sonuç yerli üretimin zarar görmesi ve kırmızı et fiyatlarının kontrolsüz yükselişi olmuştu. Aynı hatanın beyaz et sektöründe tekrarlanması sektörü krize sürükleyebilir.
Sektördeki olası bir tekelleşme veya fiyat anlaşmasının (kartel) denetimi savcılık eliyle değil, bu alanda uzmanlaşmış Rekabet Kurumu tarafından yürütülmelidir. Ekonomik iddiaların doğrudan organize suç kapsamına alınması piyasa işleyişini bozar.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 133. maddesinde şirketlere kayyım atanmasını gerektiren katalog suçlar net bir şekilde sınırlanmıştır. "Fiyatları etkileme" (TCK 237) bu katalogda yer almazken şirketlerin finansal ve ticari kararlarını kayyım onayına bağlamak mülkiyet hakkına yönelik orantısız bir müdahaledir.
Yerli sanayinin amiral gemisi konumundaki şirketlerin mülkiyet haklarının bu denli zedelenmesi, Türkiye’de yatırım yapması beklenen dış yatırımcıların nezdinde öngörülebilirlik algısına büyük zarar vermektedir.
Ekonomik krizlerin çözümü yapısal reformlardan, adil rekabet ortamının korunmasından ve hukuki öngörülebilirlikten geçer. Mülkiyet hakkını askıya alan geçici tedbirler sorunların çözülmesini sağlamaz aksine yeni sorunlara sebep olur.
Dünyada paradigma değişiyor, doğru. Değişen paradigma, ABD'nin yegane hegemon olduğu tek kutuplu bir düzenden başta Çin olmak üzere yeni bölgesel ve küresel hegemonların ortaya çıktığı çok kutuplu bir düzene geçişi gösteriyor.
Ve bu süreçte ulus devletler güçleniyor. 1990'lı yılların "Ulus devlet çağı sona eriyor" hülyası sona erdi. Ulus devletin ne kadar hayati öneme sahip olduğu daha da iyi anlaşılır oldu.
Bütün bu paradigma değişiminin Tayyip Erdoğan'ın bugün yapmaya çalıştığı Türkiye'yi lübnanlaştırma ve bir cumhuriyet olmaktan çıkarma haliyle bağlantısı nedir? Yanıt verelim, hiçbir bağlantısı yoktur. Tam aksine, paradigma Tayyip Erdoğan'ın yıkmaya çalıştığı güçlü ulus devlet kavramını dayatıyor. Paradigma iç barışı dayatıyor.
Değişen paradigma tek adam rejimini, demokrasinin rafa kaldırılmasını, hele hele bir saltanat rejimini asla dayatmıyor. AKPliler geçtiğimiz hükümetin PKK ile masaya oturmasını "Konjonktür" diye gerekçelendirmeye çalıştılar. En sonunda Suriye Ordusu eliyle Suriye'nin kuzeyindeki YPG "zor kullanılarak" dize getirildi. "Konjonktür" PKK ile masaya oturmayı değil, YPG'yi silah zoruyla dizginlemeyi gerektiriyordu. Zaten netice de bu oldu. Şimdi de paradigma tek adam rejimini değil, tam aksine güçlü bir ulus devlet demokrasisini gerektiriyor.
70 yaşını geçmiş, yaşadığımız dünyayı anlayamayan, şahsi ihtirasları peşinde bir ulusun geleceğini yakmaya hazır 4 kişi üstü örtülü bir biçimde ittifak etmiş durumda: Erdoğan, Bahçeli, Kılıçdaroğlu ve Öcalan.
Serbest seçimlerin sürdüğü bir düzende tekrar seçilmesinin mümkün olmadığını, siyasal ömrünü çoktan tükettiğini bilen Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidarını sürdürebilmek ve bu iktidarı uygun gördüğü kişiye devredebilmek için 2024 sonbaharından bu yana rejimi değiştirmenin yollarını aradığı görülebiliyor.
II. Çözüm Süreciyle beraber PKK terör örgütünün elebaşı Öcalan ve güdümündeki DEM Parti ile Türk ulusunun parçalanması pahasına kirli bir pazarlığa girişen Erdoğan, AKP-MHP-DEM Parti’nin temel aktörlerini teşkil ettiği genişletilmiş bir Cumhur İttifakı’nı kurabilmişti.
Bu ittifakın olgunlaşması sırasında 19 Mart Darbesiyle ana muhalefet partisinin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu tutuklandı. Böylece rejim değişikliğine giden yol belirginleşti.
Son olarak CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında Anayasa’ya aykırı olarak verilen mutlak butlan kararıyla ana muhalefet partisi, Erdoğan’ın iktidarda kalabilmesini temin edecek biçimde şekillendirilmeye çalışılıyor.
Karşı karşıya kaldığımız tablo nettir: Türkiye, Lübnanlaştırılmak isteniyor!
Ulusumuzun parçalanarak kamplara ayrıldığı, her kampın başında Erdoğan’ın tayin ettiği bir bekçinin bulunduğu, eşit yurttaşlık temelli Cumhuriyet’imizin ortadan kaldırıldığı bir düzen arzulanıyor.
Hürriyet Partisi, olanakları ölçüsünde bu hain plana karşı durmaya devam edecektir. Türk ulusu gücü el verdiği müddetçe, bulduğu her cephede mücadeleyi sürdürmelidir.
Cumhuriyet’i, öyle kolay teslim etmeyeceğiz!
Partisinin genel merkezine polis zoruyla girdiği yetmedi, şimdi de rakiplerinin FETÖ ajanı olduğunu ima ederek bir kez daha iktidar yargısına göz kırpıyor.
KK "Şimdi arınma zamanı" söyleminin hakkını veriyor gerçekten. Siyaseti utanma duygusundan büsbütün arındırdı. Muhtemelen iktidar ve KK sertlik dozunu artırdıkça CHP'nin Linkedin Premium milletvekilleri de birer birer peşine düşecekler.
Vakti geldiğinde bu duruma şaşırmayacağız zira Türkiye'de ana akım siyasetin ne yazık ki bir avuç kariyerist zavallının oyuncağı haline geldiğinin farkındayız.
Yazık değil mi bu memlekete?
Mutlak butlan kararıyla genel başkan olan Kemal Kılıçdaroğlu kağıttan okuyarak söyledi:
"Başlattığım o kutsal yürüyüşe arkamızdan sinsice sızan FETÖ Terör Örgütü ajanlarını zamanında fark edemediğim için sizlerden özür diliyorum."
@avaligul Bu kitabı daha evvel kendi başıma okumuştum ama daha sonra Genç Türkler (@gencturk_resmi) ile beraber fikir yürüterek, tartışarak okumanın keyfi bir başka olmuştu. Bu tür anıt eserleri kendi kuşağından insanlarla yeniden okuyabilmek çok değerli gerçekten
Tüm yurttaşlarımızın kurban bayramını gönülden kutluyorum. Bu hükümet altında huzurlu, neşeli, keyifli bir bayram geçirmek çok zor. Zaten hayat yeterince zorken, son bir haftada yaşadıklarımız birçoğumuzun moralini bozdu, canını sıktı ve belki karamsarlığa sürükledi.
Moralimiz bozulabilir, keyfimiz kaçabilir, fakat karamsarlığa kapılamayız. Çünkü her zaman bir yol bulunur. Yol yoksa, yolu açarız. Bu azme, cesarete, kararlılığa ve zamana sahibiz. Türk ulusu nice karanlık dönemden geçti. "Her şey bitti, artık hiçbir yol yok” denilen nice gün gördü.
Lakin her seferinde bağrından çıkardığı genç evlatları, her şeye muktedir olduğunu düşünenleri alaşağı etmesini bildi. Bugün bu vazife bizlere düşüyor. Muvaffak olacağımızdan şüphem yok.
Son seçimde birinci parti olmuş olan Türkiye’nin ana muhalefet partisine yargı eliyle kayyum atanmasının ardından bugün parti genel merkezine polis zoruyla girilerek seçilmiş yönetim tahliye edilmiştir.
Bu yaşananlar ancak askeri darbe dönemlerinde görülebilecek, Türk demokrasisi adına korkunç bir görüntüdür.
Demokrasilerde siyasi partiler rakiplerini milli iradenin tecelli ettiği sandıkla tasfiye ederler.
Bunun yerine mahkeme ve polis eliyle rakiplerin tasfiye edildiği bir ülkede yapılan seçimlerin meşruiyetine gölge düşer.
Hürriyet Partisi olarak demokrasimize yapılan bu darbeyi kabul etmediğimizi, mahkeme eliyle CHP yönetimine atanan kayyum yönetimini tanımadığımızı bir kez daha ilan ediyoruz.
Vatandaşlarımız ümitsizliğe kapılmasınlar. Türk ulusu kendi bağrından çıkardığı evlatlarıyla hürriyetine yeniden kavuşacaktır.
Böylelikle AKP bavuluna ana muhalefetin genel merkezine polis zoruyla girmeyi de koydu.
Bu tablonun mimarları, iktidarını korumak adına hiçbir sınır tanımayan AKP ve AKP'nin yarattığı fanusu aşmaya cesaret edemeyen muhalefet anlayışıdır.
#SONDAKİKA | CHP GENEL MERKEZİNİN KAPISI KIRILDI
CHP Genel Merkezi'ne giren polisler, CHP'lilere plastik mermi ve biber gazı ile müdahale ediyor.
Genel Merkez kapısı polis müdahalesiyle kırıldı.
Türkiye'de ikili vatandaşlık modeli inşa eden bir iktidar var.
AKP'nin arzu ettiği siyasi düzene uyum sağladığınızda aktif vatandaşlık statüsü elde ediyorsunuz. Yani siyasi katılım hakkına sahip oluyorsunuz.
Tam aksi bir yolda ilerlemek isrerseniz, rejim sizi pasif vatandaş olarak damgalıyor. Siyasi düzene etki edebileceğiniz tüm haklar elinizden alınıyor.
Bu yapıyı müzakere yoluyla değiştirebileceğine inanmak, pasif vatandaşlığı peşinen kabul etmek anlamına gelir.
CHP Kurultayı hakkında verilen "mutlak butlan" kararı, Türk siyasi tarihine geçecek kara bir lekedir. Ana muhalefet partisinin yönetimini yargı eliyle değiştirme teşebbüsü, en baskıcı rejimlerde dahi görülmeyen bir uygulamadır. İktidara gelirken meydanları "milli irade" nidalarıyla inletenler, vesayete karşı mücadele edeceklerini söyleyenler bugün demokrasiyi rafa kaldırmaya teşebbüs ediyorlar.
Bu hazin manzara karşısında elimizdeki tüm imkanlarla demokrasimizi ve cumhuriyetimizi savunmak her Türk vatandaşının vazifesidir.
Hürriyet Partisi olarak bu mücadeleyi vereceğimizi, CHP'ye kayyum olarak atanan Kemal Kılıçdaroğlu yönetimini meşru görmediğimizi, Kılıçdaroğlu yönetimini hiçbir koşulda tanımayacağımızı, bu yönetimle hiçbir ilişki kurmayacağımızı ilan ediyoruz. Tüm siyasi partileri bu yönetimi tanımamaya ve bunu ilan etmeye davet ediyoruz.
Karşısındaki ana muhalefet partisinin yönetimini mahkeme eliyle değiştiren bir siyasi iktidar, gözünü karartmış ve demokratik düzeni fiilen askıya almıştır.
Türkiye böyle bir baskı rejimiyle yönetilemez. Rakiplerini mahkeme eliyle saf dışı bırakan bir iktidarın Türkiye'yi götüreceği yerde yalnızca sefalet ve korku vardır.
CHP Kurultayı hakkında verilen "mutlak butlan" kararı, Türk siyasi tarihine geçecek kara bir lekedir. Ana muhalefet partisinin yönetimini yargı eliyle değiştirme teşebbüsü, en baskıcı rejimlerde dahi görülmeyen bir uygulamadır. İktidara gelirken meydanları "milli irade" nidalarıyla inletenler, vesayete karşı mücadele edeceklerini söyleyenler bugün demokrasiyi rafa kaldırmaya teşebbüs ediyorlar.
Bu hazin manzara karşısında elimizdeki tüm imkanlarla demokrasimizi ve cumhuriyetimizi savunmak her Türk vatandaşının vazifesidir.
Hürriyet Partisi olarak bu mücadeleyi vereceğimizi, CHP'ye kayyum olarak atanan Kemal Kılıçdaroğlu yönetimini meşru görmediğimizi, Kılıçdaroğlu yönetimini hiçbir koşulda tanımayacağımızı, bu yönetimle hiçbir ilişki kurmayacağımızı ilan ediyoruz. Tüm siyasi partileri bu yönetimi tanımamaya ve bunu ilan etmeye davet ediyoruz.
Cumhuriyet, Milli Mücadele’nin başladığı günü gençliğe armağan etmişti. Oysa bugün ülkemiz, kendi gençliğinin istikbalini korumaktan bile aciz. Ülkenin köklü liselerinde iyi eğitim alan yüz binlerce genç, hükümet tarafından kendilerine uygulanan baskılar sebebiyle eğitimine Türkiye’de devam etmiyor.
Bugün köklü liselerin büyük bölümünün mezunları, lisans eğitimi için yurt dışındaki üniversiteleri tercih ediyor. İktidar ise bunu önlemek yerine, adeta beyin göçüyle verdiğimiz kaybı artırmak için bu liseleri sayısız tarikat ve vakfın arka bahçesi hâline getirmeye çalışıyor.
Üniversiteli gençler ise hem okullarındaki gerici kişileri protesto ediyor hem de bayramda memleketine nasıl döneceğini, KYK bursunu otobüs bileti için harcayıp harcamamayı düşünüyor.
Peki bunun sonucunda ne oluyor?
Hem lise hem üniversite mezunu gençlerimiz, kendilerine daha iyi bir gelecek gördükleri ülkelere göç ediyor.
Halaskargazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının Samsun’a çıkışı, Türk ulusunun kendi kaderini yeniden yazacağı mücadelenin ilk adımıydı.
19 Mayıs 1919’da gösterilen o cesaret, bugün hâlâ gençliğin yüreğinde yaşamaktadır. Türk genci kendisinden çalınmak istenen geleceği, bir asırdan fazladır mirası olan dirayetiyle geri alacaktır.