📢 Gemi faciasında yakınlarından haber alamayanlar Girne Turizm Limanı önünde toplandı
💬 “24 saat oldu, bir yetkili gelip açıklama yapsın!”
💬 “50 kişiden fazla ölü vardı diyorlar”
💬 "Benim çocuğum kayıp dünden beri, haber alamıyorum!”
Günlerdir beni “iftira atmakla”, “yalan söylemekle” suçlayan Melih Gökçek ve avanesi…
Belgeleri savcılığa sunacağımı anlayınca, TV100’de Sinan Burhan’a yaptıkları açıklamada; benim Onlar DOSYA programında ,Sözcü TV de anlattıklarımı ve Cumhuriyet Gazetesi’nde yazdıklarımı harfiyen doğrulamışlar!
Hadi buyurun…
Yurt binasını da…
Vilbert’teki 8,5 milyon Euro’luk alışveriş merkezini de…
Lüksemburg’daki 180 milyon Euro’luk alışveriş merkezi pazarlığını da…
Harfiyen doğrulamışlar!
Günlerdir “yalan”, “iftira” dedikleri ne varsa, şimdi çıkıp kendi ağızlarıyla anlatıyorlar.
Daha durun…
Ben yeni başlıyorum.
Hani Avrupa bizi kıskanıyordu, Almanya çok kötüydü. Yıllardır Türkiye’de halka bunu anlatıyorsunuz da neden Almanya’dan vatandaşlık almaya çalışıyorsunuz?
Gemi 7 ve 3 yıl önce iki kez kaza yapmış, hasara rağmen sadece 'yama' ile yüzdürülmüş. Fiberglas yapılı, uzak yola uygun değil.
Gemiyi kullanan kişinin KAPTANLIK EHLİYETİ YOK! Yolcu listesinde adı geçiyor.
Bu sadece gemi personeli ile geçiştirilecek bir konu değil.
KKTC deniz otoritesi, hatta Türkiye Mersin deniz otoritesi sorumlu personelleri, feribotun sahibi şirketin ortakları ve sorumlu yöneticileri…
Bunların tamamının hesap vermesi gerekiyor
Ekrem İmamoğlu:
"Bana hep aynı şey söylendi: Savunma yaparken hepsine cevap verirsiniz. Ama sonunda tutanağa 'susma hakkını kullandı' yazıldı.
Oysa ben susmadım. Beni susturmak istediler.
Mahkeme beni dinlemeyebilir ama millet dinler."
Kıbrıs'ta üç gün yas ilan edildi.
Bedava yaşıyoruz bedava..
👉"Su alıyoruz dön diyoruz dönmüyor kaptan"
👉"Gemi ilk başta dalgaların içinde sekerek gidiyordu. İçeriden sular fışkırdı. Koltuk patlayınca biz sahil güvenliği arayın dedik.
👉Bir kişi çıktı, herhangi bir sorun yok dedi. Çıkış kapısına ilerledik. İnsanlar zaten izdiham yaptı. Can yeleklerini bulamadık.
👉Üzerimizi kapıları kapattılar ve çıkamadık. Sonradan açtılar. Suya atladık. Gemi sonradan batmaya başladı, önce yan yattı. Camı kırıp insanları kurtardık. Açıkta bir aile vardı, çocuklar vardı. Onları kurtardık. Botlara aldık. Yaşı çok küçük bir bebek vardı."
240 kişi kurtarılırken sekiz kişi hayatını kaybetti. Gemi 514 metre derinliğe battı.
19 yolcu için arama kurtarma çalışmaları sürüyor
İmamoğlu'nun tutuklu avukatı Pehlivan: Kuyruğu dik tuttuğumuza bakmayın, ben dahil birçok insanın cezaevi günleri ağır tecrit altında geçiyor
https://t.co/PgTx2O5XHy
‼️ Ben Özge Bora‼️
20 yaşında #otizmli bir evladın ve 7 yaşında bir kız çocuğunun annesiyim.
Oğluma 6 aylık hamileyken babası tarafından terk edildim. Babası oğlunu bugüne kadar bir kez dahi görmedi. 20 yıldır oğlumun bakımını, eğitimini, krizlerini, ihtiyaçlarını ve geleceğine dair bütün kaygıları tek başıma taşıyorum.
Oğlum 18 yaşına geldiğinde mücadelemiz daha da ağırlaştı. Engelli sağlık kurulu raporunda "kısmi bağımlı" değerlendirmesi yapıldığı için aldığımız evde bakım yardımı kesildi.
Oysa oğlumun vasi tayini için düzenlenen sağlık kurulu raporunda, Türk Medeni Kanunu'nun 405. maddesi kapsamında "işlerini gerektiği gibi göremeyeceği, korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gerektiği" açıkça belirtilerek vasi tayininin uygun olduğuna karar verildi.
Aynı çocuk…aynı otizm, aynı engel oranı %80, aynı hastane, aynı doktor, daha fazla bakım ihtiyacı…
Bir raporda "kısmi bağımlı", diğer raporda korunması ve bakımı için "sürekli yardım gerektiği" belirtiliyor.
Sonuç ne?
20 yıldır bakımını tek başıma üstlendiğim otizmli oğlum için bugün ne evde bakım yardımı ne de engelli aylığı alabiliyorum. Raporlardaki ifadeler ve gelir kriterleri nedeniyle oğlumun gerçek hayattaki bakım ihtiyacı görmezden geliniyor.
Oğlumun lise eğitimi bitti. Örgün eğitim sona erdiği anda hayatındaki en büyük desteklerden biri de sona erdi. Şimdi haftada yalnızca 2 saat özel eğitim dışında hiçbir düzenli eğitim ve gelişim desteği yok.
Peki geri kalan 166 saat ?
Otizm 18 yaşında bitmiyor. Lise diplomasıyla ortadan kalkmıyor. Bu çocukların eğitime, sosyalleşmeye, rehabilitasyona ve yaşam becerilerini geliştirecek desteğe ihtiyaçları yetişkin olduklarında da devam ediyor.
Bir otizmli bireyi haftada 2 saatlik eğitimle desteklediğinizi söyleyip kalan bütün hayatını ailesinin, çoğu zaman da tek başına annesinin omuzlarına bırakamazsınız.
Bir de 7 yaşındaki kızım var.
Kızımın öz babası tarafından uğradığı istismarın ardından yıllardır adalet mücadelesi veriyorum. Yaşadıklarının yaralarını sarabilmek, terapilerle yeniden hayata tutunmasını sağlayabilmek için mücadele ediyorum.
Bir tarafta kızım için adalet mücadelesi, diğer tarafta otizmli oğlumun en temel hakları…
Mahkeme koridorları, hastaneler, sağlık kurulları, sosyal hizmetler, nafaka davaları…
Bitmek bilmeyen dilekçeler, raporlar, itirazlar, kurum kapıları…
Çocuklarımın hakkı için sürekli birilerine bir şeyleri anlatmak, ispatlamak, mücadele etmek…
Yorgunluk, çaresizlik, gelecek kaygısı ve hepsinden ağır olan yalnızlık…
Bir anne olarak çocuklarımı yaşatmaya, korumaya, iyileştirmeye çalışırken, bir yandan da sistemin içinde onların haklarını kaybetmemek için savaşmak zorundayım.
Ben kimseden lütuf istemiyorum.
İstismara uğrayan kızım için #adalet , #otizmli oğlum için ömür boyu güvence, yıllardır görünmeyen bakım emeğim için sosyal devletin yanımda olmasını istiyorum.
Bir annenin ne kadar dayanabileceğini değil, bir sosyal devletin vatandaşını ne kadar koruyabildiğini konuşmamız gerekiyor.
Benim hikayem yalnızca benim değil;
"Benden sonra çocuğuma ne olacak?" korkusuyla yaşayan binlerce annenin, binlerce ailenin gerçeği.
#Engelli evladının yarınından korkan, gelir kriterlerine ve raporlardaki birkaç kelimeye takılarak en temel haklarından mahrum bırakılan, eğitim ve sosyal destek için mücadele eden, çocuğu için #adalet ararken çoğu zaman yalnız bırakılan ailelerin ortak gerçeği.
Biz ayrıcalık değil, lütuf değil;
Çocuklarımız için insanca bir yaşam, güvenli bir gelecek ve anayasal haklarımızı istiyoruz.
Çünkü hiçbir anne, hiçbir aile hayatını şu soruyla geçirmek zorunda kalmamalı:
"Ben ölürsem çocuğuma kim bakacak?"
#EngelliHaklarıİçinBirlikte
Adamın arabası ile suçlu kaçırılıyor, kendisi sadece ifadeye çağırılıyor.
Komedyen mafya çetesi ile dalga geçiyor, suçluyu övmekten tutuklanıyor.
Böyle bir adalet sistemi.
Bugün Çorlu Cezaevi’nde komedyen Deniz Göktaş’ı ziyaret ettim; uzun ve keyifli sohbetin arasında aklıma Deniz’in KK ile olan diyaloğu geldi.
“Gerçekten, CHP’yi salın dedin mi, KK yalanladı sonra” diye sordum.
“Yok hocam, görüşmek istemediğimi söylememe rağmen geldi; ben de kendisine milyonlarca Türk genci adına sizden tek bir ricam var; lütfen CHP’yi salın dedim” dedi.
Ben elbette Deniz’e kesinlikle inanıyorum ve
@kilicdarogluk başta olmak üzere tüm butlancıları yalanlardan “arınmaya” davet ediyorum.
Allah kimseyi butlancıların durumuna düşürmesin. Amin.
Rejim Deniz Göktaş'tan neden korkuyor?
Çünkü Deniz iktidarın en büyük silahını elinden alıyor: otoritesini.
Yıllarca kurdukları korku ve dokunulmazlık imajını, sahnede söylediği iki üç cümleyle tuzla buz ediyor.
Deniz Göktaş'ı serbest bırakın...
Yargı sistemimize göre İ. Melih Gökçek'in sabahın köründe evden alınması, gözaltı ve muayene sırasında videolarının çekilip yayınlanması, mallarına elkonulması, şirketlerine kayyım atanması gerekmiyor mu ?
Bugüne kadar herkese bunlar yapıldığı için sordum.
Önce tahliye edilen sonra ışık hızıyla tutuklanan Deniz Göktaş'ın durumu hepimizi paramparça ederken o gördüğü muameleye karşın metanetiyle her gün daha da büyüyor:"Ben iyiyim; moralim, sağlığım yerinde. Bu ay çocukkenki ağustoslar gibi hızlı geçti. Allah’tan okul yok Eylül’de."