Herkese selamlar,
Uzun yıllardır Beyoğlu'nda işletmecilik yapıyorum. Bu süre içinde hiçbir işletmem adli bir olayın konusu olmadı. Geçtiğimiz haftalarda ben ve işletmelerim sosyal medyada hedef gösterildik. Bunun ardından bir cumartesi akşamı Narkotik Şube ekipleri işletmemi aradı; çalışanlarım ve müşterilerim de arandı. Aramada hiçbir suç unsuru bulunmadı. Buna rağmen gözaltına alındım ve "uyuşturucuya yer sağlamak" suçlamasıyla tutuklandım. Üstelik ifadem sırasında bu suçlamaya ilişkin tek bir soru dahi sorulmadı.
Fon dolandırıcılığı soruşturmasında 84 kişi tutuklandığı söyleniyor ama sayı 85; fon dolandırıcılığa ilişkin sorular soran TİP Milletvekili Ahmet Şık'ın arkadaşı olmam sebebiyle ben de tutukluyum.
Fon dolandırıcılığı iddialarında "lekelenmeme hakkı" gözetiliyormuş, masum bir insanın onurunun ve saygınlığının lekelenmemesi gerektiği kuşkusuz. O zaman ben de sorayım: hiçbir suç unsuru ile ilişkilendirilemeyen benim lekelenmeme hakkım yok mu? Ben neden suçlu olarak gördüğüm insanların arasındayım? Ya ağzımızı açmayacağız yada uyuşturucu tacirlerinin arasına mı atılacağız?
Yaşadıklarımı ve cevabını aradığım soruları Medyascope için yazdım:
🟡 Haber
Şubat 2025'te atanmış yönetim tarafından zorla boşaltılan Boğaziçi Üniversitesi Müzik Kulübü’nün (BÜMK) kulüp odası mescide çevrildi. Benzer şekilde boşaltılan Güzel Sanatlar Kulübü’nün (GSK) odası ise 30 kişilik bir çalışma alanı yapıldı.
Timur Soykan: "Merdan Yanardağ, tam bağımsızlıkçı ülkenin en önemli gazetecilerinden birisidir. Tele1'e ve Halk TV'ye kayyım... Merdan Yanardağ bir adım geri atar mı ya? Murat da aynı şekilde, İsmail Arı da çıkacak yine yazacak."
Cemil Tugay, AKP’ye geçmenin ilk ödülünü bugün aldı. CHP Kurultay davasında yargılanan Tugay için savcılık beraat talebinde bulundu.
Aynı davada yargılanan Ekrem İmamoğlu içinse tabii ki yine ceza istendi. Bir tarafta İmamoğlu bir tarafta Tugay gibiler. Şaşıran biri var mı?
Kesin olan ise; iddianamede de yazdığı gibi, MASAK tarafından da kanıtlandığı üzere kişisel menfaat elde etmediğim.
Hukuken söylenecek söz kalmadı…
Ya sabır…
Kendi ayağıyla Emniyet'e ifade vermeye giden muhabirimiz İsmail Arı tutuklandı! İsmail 75 gün hapis yatmış ve birkaç ay önce tahliye olmuştu. Yeri yurdu, nerede yaşadığı, ne iş yaptığı belli. Tutuklamayı geçelim, gözaltını gerektirecek en ufak hukuki neden bile yok. Ne desek boş artık bu aşamadan sonra.
Kızım 2 yıllık ilk bölümü İspanya'da geçecek Erasmus Mundus programına kabul aldı. Vize için 2 ay randevu 2 ay da kararı bekledikten sonra RED geldi. Gerekçe belirsiz; okuldan rapor istedik gelmedi diyor. Oysa tüm belgeler tamam, okul bizden bir şey istenmedi diyor. 1 aydır okulun derslerini online alıyor. Murcia'da 2 ay önce ev tuttuk kira ödüyoruz. Elimiz kolumuz bağlı çaresiz durumdayız. Başına böyle bir şey gelen, yol gösterebilecek biri olur mu acaba?. Ya da Murcia'da yaşayan bize yardımcı olabilecek biri?. (RT çok makbule geçer)
“Laikliğin ortaya çıkışını zorunlu kılan iki temel neden var:
Birincisi; Farklı inançtan insanların barış içinde bir arada yaşamalarını sağlamak.
İkincisi; değişen koşullara aklın ve bilimin ışığında çözüm arama yollarını açık tutmak..
Prof.Dr.Ahmet Taner Kışlalı
..
Rahmet ve saygıyla..
#AhmetTanerKışlalı
“Ben de şimdi, milletimin huzurunda, bu
dosyanın hesap defterini kapatıyorum.
560 milyar dediler.
560 kuruş bulamadılar. Rakamı 160 milyara indirdiler; onun da üçte ikisini, maden kanununu açmadan, davanın tarafı olan bir bakanlığın memurlarına hesaplattılar. Geri kalanını borcunu ödemekten, kâr etmekten, ihaleyi iptal edip daha ucuza yaptırmaktan "zarar" diye yazdılar.
Örgüt dediler.
Şemaya koydukları adam "Ben örgüt yöneticisi değilim" dedi. Örgütün kuruluş cümlesinin sahibi "Ben onu şablon olarak gördüm" dedi. Yöneticiler birbirini bu
salonda tanıdı.
Casus dediler.
Delil diye beş dakikalık bir nezaket ziyaretinin fotoğrafını koydular. Aynı adamın devletin en üst isimleriyle fotoğrafları sorulmadı bile.
Rüşvet dediler.
Rüşveti verdiği söylenen "hissettik" dedi. Parayı aldığı söylenen beni "ilk defa Vatan Emniyet'te" gördüğünü söyledi. Rüşvet dedikleri her şeyin sonu bir kreşe, bir okula, bir kavşağa, bir metro hattına çarptı.”
📍 Silivri
Şirketleri artık hiçbir şey durdurmuyor. Uşak merkeze bağlı Bağbaşı Köyü’nde yaklaşık 60 hektarlık sahaya 80.000 güneş paneli kurmak isteyen şirkete karşı açılan davada yürütmeyi durdurma kararı verimesine rağmen şirket karara uymuyor.
Bir saat önce İstanbul’a inerken çektim. Sazlıdere Baraj Havzası üzerindeki vahşi yapılaşma havadan işte böyle görünüyor. Bu korkunç tablo Kanal İstanbul ısrarının sonuçlarından sadece biri.
Bu imar arsızlığıyla mücadele edenler ise bugün cezaevinde.
Ne yazık ki İstanbul, bu anlayışın yarattığı ekolojik yıkımın ve büyüttüğü afet risklerinin bedelini ödemeye devam edecek.
Bizler, bu memleketin şehir plancıları, her türlü baskıya rağmen rant politikalarıyla mücadele etmeyi sürdüreceğiz.
#ŞehirPlancılarınaÖzgürlük
Şeytan bunları görse esas duruşa geçer.
Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik Genel Müdürü Taha Çakmak sadece kamunun parasını kaptırdığı için istifa etmemiş.
Kendisi de vurgun yapmış. Güya gönüllü iade hesabına parayı iade etmiş (!)
Kamu kaynakları bu fonlarda erken çıkış yapacak vurguncular için kullanıldı mı? sorusu giderek daha kritik hale geliyor.
Taha Çakmak geçmişte Merkez Bankası Başkan Yardımcılığı ve BDDK Başkan Yardımcılığı yaptı.
Her tarafı işini bilen bürokratlar sarmış...
“İstismarcı, tecavüzcü, katil Ayhan Şengüler bir gün bile tutuklanmadı.”
8 yaşındaki Hifa İkra’ya yönelik cinsel istismar davasında sanık Ayhan Şengüler beraat etti.
Hifa İkra ve annesi Fatma Nur Çelik, dava sürerken Zeytinburnu sahilinde şüpheli şekilde ölü bulunmuştu. Kızına yönelik istismar iddiaları nedeniyle adalet mücadelesi veren Fatma Nur Çelik, ölümünden önce tehdit edildiğini açıklamıştı.
Beraat kararına tepki gösteren kadınlar, bugün saat 18.00’de Taksim Tünel’de “Fatmanur ve Hifa’nın hesabını soracağız” diyerek bir araya geldi.
İstanbul’da yapılaşmaya açılan askeri arazileri onlarca kez haber yaptık. 15 Temmuz’dan sonra “şehrin içindeki askeri araziler taşınacak ama bu alanlar yeşil alan olacak” demiştiniz sözünüzde durun dedik. Kimse umursamadı. Koca şehri betona gömdüler. Her inşaat rant demekti…
İstanbul'un sağanak yağmura teslim olduğu 14 Ekim akşamı.. Fatih'in Çarşamba semti de su altında. 14 yaşındaki Mahmut Işıldak, ayakkabıları ıslanmasın diye yalın ayak bastığı su birikintisinde elektrik akımına kapılarak öldü.
Mahallede İsmailağa cemaatine ait medresede 'yatılı talebe’ olan Mahmut, o saatte Çukurbostan Parkı’nda bulunan camideki ‘dersten’ çıkmıştı. Onu öldüren elektrik kaçağının kaynağı Çukurbostan Otoparkı. Mahalleliden İsmailağa Cemaatinin işlettiğini öğrendiğimiz otoparkın kendisi de kaçak.
Çukurbostan Parkındaki o alanın, bir dernek tarafından fiilen işgal edilip otopark yapıldığı Sayıştayın 2021 ve 2023 raporlarında da açıkça yer almış.
Ama Fatih Belediyesi, 'park ve dinlenme alanı’ statüsündeki arazide bulunan bu yasa dışı işletmeye yıllarca göz yummakla kalmamış, düzenli ve göstermelik ecrimisil (işgal cezası) alarak işgale süreklilik kazandırmış.
Kaçak otoparkın önündeki elektrik kabloları araç geçişi nedeniyle yıllar içinde zedeleniyor. Bakım yapılmaması ve sadece 500 liralık bir kaçak akım rölesi bile takılmamış olması Mahmut'un canına mal oluyor.
Bu, 14 yaşındaki bir çocuğun ölümüdür. Ve İstanbul'un en eski semtlerinden birinde, 'kadim ecdad yurdu'nda, kaçak otopark işleten dini tarikatla onun sırtını sıvazlayan yerel yönetimin iç içe geçtiği sosyal ve politik koşulların 14 yaşındaki bir çocuğa ne biçtiğinin resmidir..