“Kahramanım Mehmetçik ve Vatan” temalı resim yarışmamızda çocuklarımız; bayrak sevgisini, vatan aşkını ve Mehmetçiğe duydukları gururu eserlerine yansıttı.
Şimdi sıra sizde 👇
🗳️ Oy ver, bu gurura sen de ortak ol ve geleceğin sanatçılarına güç kat!
@tcmeb#MillîSavunmaBakanlığı
🔹2026 AGS kapsamında en az ücretli öğretmen sayısı kadar kontenjan ayrılmalıdır!
🔹Sendikamızın geçtiğimiz eğitim-öğretim yılında gerçekleştirdiği ücretli öğretmenlik araştırmasına göre, 62 ilde toplam 71 bin 757 ücretli öğretmen görev yapmaktadır. Ayrıca, 55 ilden elde ettiğimiz verilere göre öğretmen ihtiyacı 80 bin 449’dur. Bu tablo, öğretmen açığının ulaştığı boyutu açıkça ortaya koymaktadır.
🔹Talebimiz açıktır. Millî Eğitim Bakanlığı, 2026 AGS kapsamında en az mevcut ücretli öğretmen sayısı kadar kontenjan ayırmalıdır.
🔹Ücretli öğretmen sayısının 81 il genelinde yaklaşık 100 bine ulaştığı dikkate alındığında, 2026 AGS ile en az 100 bin atama yapılması hem eğitim sistemimizin acil öğretmen ihtiyacını karşılayacak hem de yıllardır atama bekleyen öğretmenlerimizin haklı beklentilerine cevap verecektir.
https://t.co/S6wxUA6Sf0…
ENFLASYON HESABI TUTMUYOR, ALIM GÜCÜ DÜŞÜYOR
TÜİK tarafından açıklanan verilere göre temmuz ayında enflasyon %1,78 olarak gerçekleşirken yıllık enflasyon ise %31,75 seviyesine ulaşmıştır.
Geçtiğimiz ay kamu görevlileri ve emeklilerine 2026 yılının ikinci altı ayı için %7 oranında maaş artışı yapılmıştı.
Ancak temmuz ayı enflasyonunun açıklanmasıyla birlikte bu artışın yaklaşık dörtte biri, başka bir ifadeyle yaklaşık 2 puanı daha ilk ayda erimiştir. Bu tablo, kamu çalışanları ve emeklilerimizin alım gücünün korunamadığını bir kez daha açık biçimde ortaya koymaktadır.
Ne yazık ki ülkemizde uzun yıllardır benzer bir tablo yaşanmaktadır. Her toplu dönemde maaşlara yapılan artışlar, takip eden aylarda gerçekleşen enflasyon karşısında hızla etkisini kaybetmektedir. Böylece maaş artışları gerçek anlamda bir zam olmaktan çıkmakta; yalnızca gelecekte yaşanacak enflasyonun önceden yapılan eksik bir telafisine dönüşmektedir.
Oysa maaş zammının amacı, kamu görevlilerinin refahını artırmak, milli gelirden hak ettikleri payı almalarını sağlamak ve alım güçlerini yükseltmektir.
Enflasyonun gerisinde kalan artışlar ise çalışanların ve emeklilerin refahını artırmadığı gibi, onları her geçen gün biraz daha yoksullaştırmaktadır.
Bugün gelinen noktada yıllık enflasyon hâlâ %31,75 seviyesindedir. Bu durum, enflasyondaki düşüşün beklenen hızda gerçekleşmediğini ve fiyat artışlarının vatandaşlarımız üzerindeki baskısının devam ettiğini göstermektedir.
Hayat pahalılığı karşısında maaşlar sürekli geriden gelirken, kamu çalışanları ve emeklilerimizin alım gücü her ay biraz daha azalmaktadır.
Türkiye Kamu-Sen olarak yıllardır dile getirdiğimiz gerçek bir kez daha doğrulanmıştır: Enflasyon farkı bir zam değildir. Enflasyon farkı, yalnızca yaşanan kaybın gecikmeli ve eksik biçimde telafi edilmesidir. Çalışanların refahını artırmayan, sadece kayıplarını karşılamaya çalışan bir ücret politikası sürdürülebilir değildir.
Bu nedenle maaş politikalarında yeni bir anlayışın benimsenmesi artık kaçınılmazdır. Enflasyon farkının yanı sıra kamu görevlileri ve emeklilerine ek zam, refah payı ve alım gücünü kalıcı biçimde koruyacak eşel mobil benzeri bir ücret güncelleme sistemi hayata geçirilmelidir. Aksi halde her maaş artışı daha ilk aydan erimeye devam edecek, kamu çalışanları ve emeklilerimiz enflasyon karşısında her geçen gün biraz daha geriye düşecektir.
Türkiye Kamu-Sen olarak kamu görevlileri ve emeklilerimizin refah içinde yaşayabilecekleri bir gelir seviyesine kavuşmaları, yaptıkları fedakârlığın karşılığını alabilmeleri ve refahtan hak ettikleri payı elde edebilmeleri için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi bir kez daha kamuoyuyla paylaşıyoruz.
İLAVE EK ÖDEMELERİN EMEKLİLİĞE YANSITILMASI,
ZORUNLU HİZMET TAZMİNATI..
Öğretmenlerimiz İl içi atama,iller arası atama,mazeret tayinleri haklarını her dönem kullanmaya çalışıyorlar.Ama sadece müracaat edebiliyorlar.
Çünkü il içinde de,iller arası müracaatlarında da mazeret tayin durumlarında da maalesef yeterince okul açılmıyor.Normlar dolu..
Sebebine gelince hiç bir meslektaşımız 65’ten önce emekli olamıyor.Emekli maaş bağlanma oranı %45 seviyelerinde.
Ek ödemeler emekliliğe yansıtılsa emekli maaş bağlanma oranı %75-80 civarında olacaktır.Dolayısıyla bir çok meslektaşımız emekli olacak,müracatlarda normlar açılacak kısmen tayinler gerçekleşecektir.
Diğer bir durum zorunlu hizmet bölgelerinde çalışan meslektaşlarımıza,90’lı yılların başına kadar uygulanan,zorunlu hizmet tazminatı gelse,tayin müracatlarında ki yoğunluk azalacaktır.
Biz Türk Eğitim-Sen olarak çözüm önerilerimizi
muhataplarımıza hükümet yetkililerine sunuyoruz ve ısrarla takip ediyoruz.
Türk Eğitim-Sen çalışan,üreten,yol gösteren sendikal anlayışla mücadelesine devam edecektir.
“AKRAN ZORBALIĞI VE SUÇA KARIŞAN ÇOCUKLAR” ANKETİMİZ DEVAM EDİYOR
Türk Eğitim-Sen Genel Merkezi, okullarda ve okul çevresinde yaşanan akran zorbalığı ile suça karışan çocuklara ilişkin öğretmenler ve okul yöneticilerinin görüşlerini ortaya koymak amacıyla “Akran Zorbalığı ve Suça Karışan Çocuklar” konulu bir anket hazırladı. https://t.co/GwcLBaJ7ir @Türk Eğitim Sen aracılığıyla
Türk Milli Mücadelesi, süreci ve sonuçları itibariyle dünya tarihinde eşi benzeri olmayan ve tüm mazlum milletlere ibret ve emsal olan muazzam bir bağımsızlık hareketidir.
Milletin topyekün kıyama durduğu, türlü imkansızlıklar ve yokluklara rağmen, büyük bir inanmışlıkla emperyalizmi alt ettiği istiklal hareketidir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, Milli Mücadele’yi kurgulayan, planlayan ve başarıyla nihayete erdiren kadro, Osmanlı İmparatorluğu’nun ikliminde yetişmiş olan kurmay kadromuzdu.
Subayıyla, aydınıyla, kanaat önderi ve bürokratıyla Milli Mücadele’yi millete mal eden ve yönetenler, Türk devletinin kadrolarıydı.
Ki, bu da doğal olandı. Osmanlı İmparatorluğu bir Türk Devleti idi. Tıpkı Selçuklu Türk Devleti gibi ve nihayet tıpkı Türkiye Cumhuriyeti gibi..
Dolayısıyla “Kurtuluş Savaşı” tanımlamasından “Osmanlı’dan mı kurtuluyoruz?” gibi bir değerlendirme, en az böyle düşünen aklı evveller kadar, sığ bir değerlendirmedir.
Hele ki, maaalesef bir çok ortak kıymetimizde yapıldığı gibi, destansı milli mücadelemizin de sığ ve seviyesiz ideolojik tartışmaların malzemesi yapılması asla kabul edilemez.
Bu, başta milli hareketin lideri Atatürk olmak üzere istiklal mücadelemizin öncü kadrosuna ve binlerce şehitimize haksızlık ve hakaret demektir!
Tarih, sloganlarla değil; gerçekler ve kaynaklarla konuşur.
Son günlerde "Kurtuluş Savaşı mı diyelim, Millî Mücadele mi diyelim." tartışması üzerinden tarih yeniden siyasetin malzemesi hâline getiriliyor.
Bunu asla doğru değildir.
Evet, yurdumuzun dört bir yanını işgal edenlere karşı askerimizle, kadınımızla, gençlerimizle muhteşem bir direniş ortaya koyarak vatanımızı kurtardık. Bu tarihe namzet Kurtuluş Savaşı’mız, tarih varolduğu müddetçe minnet ve takdirle anılacaktır. Ama tabii ki, kurtuluş mücadelemiz, Türk Milli Mücadele’sinin bir cüzüdür.
Millî Mücadele, yalnızca cephede verilen savaşın adı değildir.
Millî Mücadele; 19 Mayıs 1919'da Samsun'da başlayan millî diriliştir. Kuvayı Milliye’dir. Amasya'da millet iradesinin ilanıdır; Erzurum'da millî teşkilatlanmadır; Sivas'ta egemenliğin millete devridir; Batı Cephesi’nde düzenli ordunun kuruluşudur; vatanımızı işgalci emperyalizmden kurtararak denize döktüğümüz cephelerde kazanılan zaferlerdir ve nihayetinde Lozan'da bağımsızlığın bütün dünyaya kabul ettirilmesidir.
Yani, istiklale giden yolda ilk hareketin bismillahı ile başlayan, Cumhuriyet’in ilanı hatta yeni Türk Devleti ve yeni Türk medeniyetinin inşa süreci Milli Mücadele’nin kapsamıdır.
Milli Mücadelemizin önderi Mustafa Kemal Atatürk’e, şehit ecdadımıza minnet ve şükranla…
@musaAkka Yıllardır bu yönlendirme yapılıyor hem de hiç utanmadan sıkılmadan. Ne yargılandılar,ne ceza aldılar ne de bulundukları makamdan uzaklaştırıldılar. Kamu çalışanları bu insanlara hadi oradan sen de kim oluyorsun benim yerime karar veriyorsun demeden çözüm yok maalesef.
13,52’LİK ARTIŞ MEMURA REFAH DEĞİL ALIM GÜCÜNDE DÜŞÜŞ GETİRİYOR
TÜİK tarafından açıklanan haziran ayı enflasyon verileriyle birlikte kamu görevlileri ve emeklilerinin yılın ilk altı ayında bir kez daha alım gücü kaybettiği resmen tescillenmiştir.
Haziran ayında enflasyon %0,99, altı aylık enflasyon ise %17,76 olarak gerçekleşmiştir. Buna karşılık kamu görevlileri ve emeklilerine ocak ayında yalnızca %11 oranında maaş artışı yapılmış, maaşlar bu dönemde de enflasyon karşısında %6,09 oranında erimiştir. Şimdi bu kaybın üzerine %7'lik ikinci dönem artışı eklenecektir.
Buna göre;
Bekâr (15/1) en düşük dereceli memur maaşı 56 bin 731 liradan 64 bin 367 liraya,
Ortalama memur maaşı ise 68 bin 460 liradan 77 bin 715 liraya yükselecektir.
En düşük dereceli memurun maaşındaki artış 7 bin 636 lira, ortalama memurun maaşındaki artış ise 9 bin 255 lira olmuştur.
Bu rakamlara memurun evli olup eşinin çalışmaması durumunda 3 bin 581 TL eş yardımı ve çocukları için 394 TL ile 788 TL arasında çocuk parası eklenmektedir.
Ancak bu rakamlar refah seviyesinin yükseldiğini değil alım gücünün erdiğinin göstergesidir. Bu zamlar ve maaş seviyesiyle kamu çalışanlarımızın altı ay boyunca geçimini sağlaması mümkün değildir.
Yapılan bu artışların gerçek anlamda bir refah sağlaması için bütünüyle enflasyona dayalı sistemden vazgeçilmedikçe bu erime her dönem sürecektir. Gerçek zam; enflasyonun üzerinde yapılan, çalışanı büyüyen ekonomiden pay sahibi yapan artıştır.
Ne yazık ki mevcut sistem kamu görevlilerini her altı ayda bir aynı kısır döngünün içine mahkûm etmektedir. Önce maaşlar enflasyon karşısında erimekte, ardından oluşan kayıp "zam" olarak sunulmaktadır. Bu anlayış değişmediği sürece kamu çalışanlarının alım gücünün korunması mümkün değildir.
Üstelik açıklanan resmi enflasyon ile vatandaşın günlük hayatında karşı karşıya kaldığı gerçek hayat pahalılığı arasındaki fark her geçen gün daha da hissedilmektedir. Kira fiyatları, gıda harcamaları, enerji giderleri, eğitim masrafları ve ulaşım maliyetleri ortadayken kamu çalışanlarına yapılan toplamdaki %13,5’lik artış hayatın gerçekleriyle bağdaşmamaktadır.
Türkiye ekonomisi büyüyor.
Milli gelir artıyor.
Vergi gelirleri rekor seviyelere ulaşıyor.
İhracat yükseliyor.
Ancak bu büyümenin yükünü omuzlayan kamu görevlileri ve emeklileri, ortaya çıkan refahtan hak ettikleri payı alamıyor.
Çağrımızı yineliyoruz:
Kamu görevlileri ve emeklileri artık sadece enflasyon kadar artış istemiyor.
İnsanca yaşayacak ücret istiyor.
Büyüyen Türkiye'den hak ettiği payı istiyor.
Alın terinin karşılığını eksiksiz istiyor.
Bu nedenle;
• Temmuz ayında maaşlara ilave zam yapılmalıdır.
• Kamu görevlileri ve emeklilerine mutlaka refah payı verilmelidir.
• Maaşların aylarca enflasyon karşısında erimesine son verecek eşel mobil sistemi hayata geçirilmelidir.
• Toplu sözleşme sistemi yeniden düzenlenmeli; gerçekleşen enflasyonun peşinden koşan değil, enflasyonu öngören ve çalışanı koruyan bir ücret politikası oluşturulmalıdır.
• Özellikle son yıllarda görev aylıkları ile emekli aylıkları arasındaki makas kabul edilemez boyutlara ulaşmıştır. İlave ek ödemenin emekli maaşlarına yansıtılmaması milyonlarca kamu görevlisini emeklilikten korkar hâle getirmiştir. Bu adaletsizlik de vakit geçirilmeden giderilmelidir.
Kamu görevlileri enflasyonun gerisinden gelen maaş artışlarını değil, enflasyonun önünde giden bir ücret politikası istemektedir.Çünkü refah, enflasyon farkıyla değil; hakça bölüşülen büyümeyle sağlanır.
Mücadelemiz; kamu görevlilerimizi ve emeklilerimizin maaşlarınınher altı ayda bir erimesine yol açan bu ücret anlayışı değişinceye, ek zam, refah payı ve eşel mobil sistemi hayata geçinceye kadar aynı kararlılıkla devam edecektir.
Bir okulun başarısı sendikal aidiyetle değil, yönetici ve öğretmenlerin ehliyeti, liyakati yükselir. Proje okullarında görevlendirmeler objektif kriterlerle yapılmalı, hiçbir okul hiçbir yapının arka bahçesi hâline getirilmemelidir. En büyük zararı ise çocuklarımız görmektedir.
Antalya 2 Nolu eski şube Şube Başkanımız Fethi KURT vefat etmiştir.
Allah rahmet eylesin.
Ruhu şad mekanı cennet olsun.
Ailesine ve camiamıza başsağlığı niyaz ediyorum.
2023 YILINDA ATAMASI YAPILAN SÖZLEŞMELİ ÖĞRETMENLERE MAZERETE BAĞLI YER DEĞİŞTİRME HAKKI VERİLSİN!
https://t.co/DcG9PZihib
Bilindiği üzere, 2023 yılı Mayıs ayında ataması yapılan 45 bin öğretmen Milli Eğitim Bakanlığı’nca açıklanan takvim doğrultusunda 1 Eylül 2023 tarihinden itibaren göreve başlatılmışlardır. Hatta arşiv araştırması/güvenlik soruşturması geciken bir kısım öğretmen ise daha sonraki tarihlerde göreve başlamak zorunda kalmıştır. Bugün itibariyle ise Milli Eğitim Bakanlığı’nca mazeret durumuna bağlı yer değiştirme duyuruları yayınlanmış olup yayınlanan duyuru da sözleşmeli öğretmenlerin mazeret durumuna bağlı yer değiştirme başvurusunda bulunabilmesi için 24 Temmuz tarihine kadar kadroya geçmiş olmaları gerektiği şartı getirilmiştir.
Ancak, 2023 yılında ataması yapılan öğretmenlerin Mayıs ayında atamalarının yapılmasına karşın Eylül ayında göreve başlatılmaları neticesinde kadroya geçmek için gerekli olan 3 yıllık süreyi duyuru da belirtilen 24 Temmuz tarihi itibariyle doldurmalarına imkân bulunmamaktadır. Bu durum ise çok sayıda öğretmenin kadroya geçememiş olmaları nedeniyle mazerete bağlı yer değiştirmelere başvuru yapamaması sonucunu doğurmuştur. Öğretmenlerin uğramış oldukları bu mağduriyet öğretmenlerden kaynaklanmamakta olup Milli Eğitim Bakanlığı’nın tek yanlı uygulamalarının bir sonucudur. Bu haliyle de Milli Eğitim Bakanlığı’nın tek yanlı uygulamalarının ortaya koyduğu bu mağduriyetin ivedilikle çözüme kavuşturulması, mazerete bağlı yer değiştirmelerde başvuru hakkının tanınması gerekmektedir.
Mevcut mevzuat hükümleri gereği sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçiş sürelerinin hesaplanmasında göreve başlama tarihlerinin esas alındığı bilinmektedir. Ancak bu uygulamanın devam ettirilmesi durumunda sözleşmeli öğretmenler kadroya geçirilmemiş sayıldığından mazerete bağlı atama başvurusu yapamayacaktır. Bu durumda bu uygulamanın değiştirilerek 2023 yılı Mayıs ayında ataması yapılan öğretmenlere münhasır olmak üzere kadroya geçmek için gerekli olan süre hesabında göreve başlama tarihleri yerine atama tarihlerinin baz alınması yaşanılan sorunun çözüme kavuşturulmasını sağlayacaktır.
Şayet, bu uygulamanın yapılması mümkün değil ise bunun yerine Milli Eğitim Bakanlığı mazerete bağlı atama duyurularında kadroya geçme tarihi olarak tespit edilen 24 Temmuz tarihinin 31 Aralık 2026 olarak değiştirilmesi de yaşanılan sorunları ortadan kaldıracak, binlerce öğretmenin mazeret durumlarının çözüme kavuşturulmasını sağlayacaktır.
Bilindiği üzere geçmiş yıllarda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve ilgili düzenlemelerle öğretmenlerin kadroya geçiş süreçleri öne çekilmiş, böylece oluşan mağduriyetlerin giderilmesi yönünde önemli adımlar atılmıştır. Benzer şekilde, 2023 Mayıs ayı ataması olup göreve 1 Eylül sonrasında başlayan öğretmenlerin de kadroya geçiş işlemlerinin öne alınması veya bu öğretmenlere mazerete bağlı yer değiştirme başvurularında bulunabilme imkânı sağlayacak bir düzenleme yapılması, hakkaniyet ve eşitlik ilkeleri bakımından büyük önem taşımaktadır.
Bu bağlamda, Milli Eğitim Bakanlığı’nca yayımlanan mazeret bağlı yer değiştirmelerine 2023 yılında ataması yapılan sözleşmeli öğretmenlerin de başvuru yapabilmesi için kadroya geçiş işlemlerinin öne alınması; bunun mümkün olmaması durumunda ise duyuru da belirtilen kadroya geçiş tarihi olan 24 Temmuz tarihinin 31 Aralık 2026 olarak düzenlenmesi hususunda Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğine yazılı talepte bulunduk.
“Bir olalım, iri olalım, diri olalım"
Hacı Bektaş-ı Veli
Hacıbektaş’ta Horasan Erenleri Dergahı Cemevi’nde düzenlenen Muharrem Ayı Oruç Açma ve Lokma Paylaşım Programı’na katıldık.
Programa İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi, Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin, MHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Yaşar Yıldırım, MHP Grup Başkanvekili Sayın Filiz Kılıç ve çok sayıda STK temsilcisi de iştirak ettiler.
Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız!
AVRUPA PARLAMENTOSU'NUN TÜRKİYE RAPORU TARAFSIZLIKTAN UZAKTIR
Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen 2026 Türkiye Raporu'nda yer alan değerlendirmelerin önemli bir bölümünün, objektiflikten uzak, ön yargılarla şekillendirilmiş ve Türkiye'nin egemenlik haklarını görmezden gelen bir anlayışın ürünü olduğu açıktır.
Özellikle son anda yapılan değişikliklerle rapora eklenen “Mavi Vatan” doktrinine yönelik ifadeler ve Yunanistan'ın tezlerini esas alan değerlendirmeler kabul edilemez niteliktedir. Türkiye'nin deniz yetki alanlarına ilişkin hak ve menfaatlerini koruma kararlılığı, herhangi bir ülkeye yönelik tehdit değil; uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru haklarının savunulmasıdır. Avrupa Parlamentosu'nun bu konuda tarafsız bir tutum sergilemek yerine, tek taraflı yaklaşımları benimsemesi, raporun güvenilirliğine ve ciddiyetine gölge düşürmüştür.
Türkiye, tarih boyunca bağımsızlığını, egemenliğini ve milli menfaatlerini her şeyin üzerinde tutmuş bir devlettir. Mavi Vatan da bu anlayışın denizlerdeki yansımasından ibarettir. Türk milletinin hak ve menfaatlerinden taviz vermesi beklenemeyeceği gibi, Türkiye'nin egemenlik haklarını sorgulamaya yönelik girişimlerin de hiçbir karşılığı olmayacaktır.
Avrupa Birliği kurumlarının Türkiye ile ilişkilerde yapıcı bir yaklaşım benimsemeleri, ön yargılardan arınmaları ve stratejik gerçekleri dikkate almaları gerekmektedir. Türkiye; Avrupa'nın güvenliği, enerji arzı, düzensiz göçle mücadele ve bölgesel istikrar açısından vazgeçilmez bir ülkedir. Buna rağmen hazırlanan raporda, iş birliği alanlarını geliştirmek yerine siyasi saiklerle kaleme alınmış değerlendirmelere yer verilmesi kabul edilemez.
Türkiye Kamu-Sen olarak bir kez daha ifade ediyoruz ki; ülkemizin bağımsızlığına, milli egemenliğine ve Mavi Vatan'daki haklarına yönelik her türlü girişimin karşısında durmaya devam edeceğiz. Türkiye'nin milli çıkarları söz konusu olduğunda, 550 bin üyemiz ve teşkilatlarımızla birlikte devletimizin ve milletimizin yanında olmaya kararlılıkla devam edeceğiz.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Ağrı’da intihar sonucu vefat eden Irmak Ayşe Koparan öğretmenimizin ölümüyle ilgili soruşturmanın sürdüğünü duyurdu.
Sendikamız, soruşturma sürecini ve sonucunu yakınen takip edecektir.
Öncelikle, otopsi işlemlerinden sonra ebedi yolculuğuna uğurlanacak öğretmenimize rahmet niyaz ediyorum. Yakınlarına ve eğitim camiasına başsağlığı diliyorum.
Öte yandan, basına yansıyan haberlerde iddia edildiği gibi, öğretmenimizin bir kısım yöneticiler tarafından maruz bırakıldığı baskı, yıldırma ve mobinge varan durumlar sözkonusu ise sorumlulara yönelik müeyyidelerin tavizsiz uygulanmasını ısrarla talep ediyoruz.
Zaman zaman liyakatsiz, işgal ettiği pozisyonun ağırlığını taşımaktan uzak, devletin makamını temsil ettiğinin şuurundan yoksun kimi kamu yöneticilerinin, çalışanlara yönelik istenmeyen tutum ve davranışlarına şahit oluyoruz.
Bu nevi sözde yöneticiler, sadece çalışanları ve çalışma hayatını huzursuz etmekle kalmıyor, aynı zamanda kamu çalışanlarının devlete ve devletin kurumlarına karşı aidiyet ve güvenini de tahrip ediyorlar.
Bu itibarla, bu hadisede @tcmeb ’den beklentimiz, iddialar gerçekse, mesulleri kimliğine, mensubiyetine ve ilişkilerine bakmaksızın ibretlik bir muameleye tabi tutmasıdır.
Ki, benzeri hadiseleri bir daha yaşamayalım; hangi düzeyde olursa olsun her bir kamu yöneticisinin adaletle, liyakatle ve sadece devlete sadakatle görevlerini ifa edecekleri bir anlayışı yerleşik hale getirebilelim.