Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Bu videoyu iyi izleyelim ve paylaşalım.
Önce, türlü iftiralarla Şişli Belediye Başkanımız Resul Emrah Şahan’ı tutuklattı.
Deprem toplanma alanına yapmak istediği 72 katlı, dev bir beton yığını inşaatın mührünü, belediyeye atadıkları kayyuma söktürerek amacına ulaştı.
Şimdi de AKP programlarında pişmiş kelle gibi sırıtarak boy gösteriyor, yanlarından ayrılmıyor. Ulaştırma Bakanlığı’na iş yaptığına dair çıkan iddialar da cabası.
Bu video, tüm yaşananların bir “hukuk süreci” değil, siyasi bir operasyon olduğunu açıkça gözler önüne seriyor.
Takdir, kamuoyunun vicdanının…
⚠️ DUYANLARA, DUYMAYANLARA ⚠️
Bir önceki döneme kıyasla 11 kat fazla teftiş, denetim yapılmıştır.
HİÇBİR KAMU ZARARI TESPİT EDİLMEMİŞ, YOLSUZLUK BULUNMAMIŞTIR.
6.12 2025 tarihli başkanlık makamı İBB İç Denetim Birimi; İBB Başkanlığı’na, İSKİ Genel Müdürlüğü’ne, İETT Genel Müdürlüğü’ne, İBB Denetim ve Teftiş Kurulu Başkanlığı’na, Mali Hizmetler Daire Başkanlığı’na, İştirakler Koordinasyon Şube Müdürlüğü’ne yazı yazarak “bağlı birimlerde herhangi bir kamu zararı veya şirket zararı tespitinin yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise; bulgu ve raporların hangi konu ve isimlere yönelik olduğu ile, zarar tutar bilgisi, sorgu ve rapor akıbetleri ile kesinleşmiş kamu zararı ve şirket zararına ilişkin yazıların” diyerek 23.06.2019 tarihinden bugüne olan soruların cevapları başkanlık makamınca talep edilmiştir.
Bu çerçevede; yazılarda “kesinleşmiş hiçbir kamu zararı bulunmadığı görülmüştür.” şeklinde cevaplar verilmiştir.
Sonuç: İBB, İSKİ, İETT ve 32 iştiraklerimizde (İGDAŞ, Kiptaş, Beltur, Kültür AŞ, Medya AŞ, İsfalt, İstaç ve diğerleri)
Belediyemiz ve bağlı birimlerinden, iştiraklerden alınan yazılarda 23.06.2019 sonrasına dair kesinleşmiş bir kamu zararı tespiti bulunmadığı, diğer yandan özel ve genel teftişler neticesinde de tarafımıza bildirilmiş, kesinleşmiş bir kamu zararının bulunmadığı anlaşılmıştır.
Aziz milletim,
Böylesine asimetrik teftiş ve denetim süreci geçirilmiş olmasına rağmen, bir dönemden suçlu üretmeye çalışıldığını; yargı kumpasıyla yüzlerce masum insana ve ailelerine zulüm yapıldığını en iyi siz biliyorsunuz, görüyorsunuz. Bu yargısız infazı yapanları vicdanınızda çoktan mahkum ettiniz.
Selim İmamoğlu’na bilimsel sunum için yurt dışı izni verilmedi
Alman Fizik Derneği’nin Dresden Teknik Üniversitesi’nde düzenlediği toplantıya katılım başvurusu kabul edilen Mehmet Selim İmamoğlu’nun yurt dışı yasağı kaldırılmadı. Avukatların itirazı da reddedildi. İTÜ’yü temsile hak kazanan tek çalışma İmamoğlu’na ait. (BirGün)
Boğaziçi’nde 5 yıldır “Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz” diye nöbet tutan, rektör atamasına, kayyum yönetimine, polis şiddetine karşı direnen öğrenciler bir anda “Hoş geldin Reis, karanfil atalım” moduna mı geçti?
Yoksa:
- Kampüs 24 saat önce boşaltıldı,
- Dersler online’a alındı,
- Akademisyenler ve öğrenciler içeri alınmadı,
- Protesto etmek isteyenler gözaltına alındı,
- Yerine “seçilmiş” gençlik kolları karanfil torbalarıyla dolduruldu.
Bu “sevgi gösterisi” değil, tiyatro. Gerçek Boğaziçi öğrencisi DIŞARIDA , barikatın öbür tarafında!!!
Savciyken, baska yerden maasa baglandigi ispatli insan meslekten atilmasi gerekirken bakan yapildi. Bu ulke duzelebilir mi ya? Boyle yonetilirken dusmana ihtiyacimiz var mi?
19 Mart Darbesinin “yıldızı” artık Adalet Bakanı.
Bakan Yardımcılığından Başsavcılığa, operasyonlar harlandıktan sonra da hop bakan koltuğuna.
Aynı zamanda HSK başkanı da olacağından diğer tüm hakim ve savcıların olduğu gibi seçimlerde görev alacak hakimlerin kaderi de onca seçilmişi hapse attıran, AİHM ve AYM kararlarını uygulamadıkça yükselen birinin iki dudağı arasında artık. Dokunulmazlık zırhı da bunca yoğun mesainin bonusu olsa gerek.
Saray Rejimi hukukla en küçük bir bağı kalmadığını epeydir ilan etmişti. Bu atamayla da Anayasa’yı askıya almasını davul zurna çalarak kutluyor.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız ve Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu ile birlikte diploması iptal edilen 28 kişiden biri olan Galatasaray Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Naciye Aylin Ataay Saybaşılı’nın Sorbonne Üniversitesi’nden aldığı doktora diplomasının iptali talebi reddedildi. Sorbonne Üniversitesi oybirliğiyle karar verdi: Süreçte ihlal yok, diploma geçerli.
Akademik özgürlükler, kurumsal özerklik ve bilimsel etik, üniversitelerin siyasi baskı ve talimatla iş yapmamasını garanti eder. Bir yandan 35 yıl önce yapılmış bir yatay geçiş gerekçe gösterilerek diplomalar iptal ediliyor; diğer yandan sahte diplomalar, parayla satılan unvanlar, kimlikten sağlık raporuna kadar her resmi belgenin güvenilirliğini yerle bir eden bir düzen hala görmezden geliniyor.
Üniversiteleri, akademisyenleri, bilim insanlarını susturarak gerçekleri gizleyebileceğinizi sandınız. Olmadı. Talimatla karar veren kurullara Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun diplomasını iptal ettirmek gerçeği gizlemeye yetmiyor.
Ama bir şeyi başardığınızı da söylemek lazım: Sayenizde hem hocamız hem de Türkiye dünyada bir ilki yaşadı. Bir akademisyen lisans diploması “yok” sayıldığı halde doktora unvanı sahibi oldu. Kurumların içini boşaltarak yalnızca üniversiteleri değil, bu ülkenin çocuklarının geleceğini de riske atıyorsunuz. Türkiye’nin saygın üniversitelerini siyasi hesaplarınıza alet ediyorsunuz.
Sizler, hem akademiyi hem adaleti kendi siyasi tercihlerinize göre şekillendirerek adeta bir araç haline getirdiniz. Kurumların bağımsızlığı yerine siyasi ikbal öncelendiğinde, ortaya çıkan tablo ise ortada: Güvensizlik. Kendi ikbalinizi adaletin ve doğrunun üstünde tutarak sadece bugünü değil, bu memleketin geleceğini de yakıyorsunuz. Ama ne yaparsanız yapın, gerçekler er ya da geç ortaya çıkıyor. Diploma vardan yok, yoktan var edilemez!
Taliban da böyle başladı. Önce eğitimde kadınlarla erkekler ayrıldı sonra kadınların eğitim hakkı tamamen ellerinden alındı. Kadınlara sadece kadın doktorlar bakacak dendi, sonra o da yasaklandı, 2 gün önce kadınların diş hekimi olması yasak, erkek diş hekimine de kadınların gitmesi yasak; dişimin ağrısından duramıyorum ama doktora bile gitmem yasak diye bir kadın ağlıyordu video çekerek. Velhasılkelam, böyle tatlış tatlış kadınlara iyilik yapıyoruz kisvesi altında kadınları yavaş yavaş toplumsal yaşamdan ayıracak taleplerinizi görüyoruz ve izin vermemek için elimizden geleni yapacağız. Bilesiniz. He evet laiklik tam da bu.
Temu yasaklanınca bitleri kanlandı. Türklerin ucuza hizmet alabildiği her yeri kapattırıp, koskoca bir milleti iktidara yakın bir avuç iş adamı sömürmeyi kafaya koymuşlar.
Temu, Shein, Amazon vs.. yurtdışı satışlarını bugün tamamen kapattı.
Fiyatları kıyaslamayalım diye, artık ürünler görünmüyor bile :)
Yeniden açılır mı?
Bilinmez.
Yüzbinlerce insan alışveriş yapıyordu, 1 gecede; esir kampında gibi onların şartlarında yaşamaya mahkum edildik..
Anamın ak sütü kadar helal olan diplomam, açık bir hukuksuzlukla gasp edilmeye devam edilmektedir.
Vicdan, ahlak ve adalet gözetmeyen bu kararı kınıyorum. Yüce Türk Yargısı’nı bu noktaya sürükleyenler, görev ve yetkilerini kötüye kullanmanın tarihsel sorumluluğunu taşıyacak; hukuk devleti ilkesine verdikleri zarar nedeniyle utançla anılacaktır. Bu yaşananlar, yargı tarihimize kara bir leke olarak geçecektir.
35 yıllık diplomama, milletin tapusuna, malına ve mülküne göz diken; kişilik haklarını hedef alan, iftira ve yalanı yöntem hâline getiren; aileyi ve toplumsal kutsalları hiçe sayan anlayışa açıkça sesleniyorum:
Milletimiz; bu kara düzeni, siyasallaşmış yargı anlayışını, kamu gücünü kendi çıkarları için kullanan bir avuç muhterisi; sandıkta kesin bir biçimde mahkûm edecek, hukuku ve demokrasiyi yeniden ayağa kaldıracaktır.
Buna olan inancım sarsılmazdır.
Kararlıyım. Milletimin desteğiyle güçlüyüm.
Ekrem İmamoğlu'nun Yusuf Tekin'in nasıl rektör olduğunu anlattığı konuşması:
"Rektör olmak için 3 yıl profesör kalmanız lazım. 48 saatliğine kararname değiştirildi, 48 günlük profesör rektör oldu.
Bunlar kararname çocukları..."
Ben size olan biteni çok hızlı özetleyeyim:
İmamoğlu’nun bir üniversite diploması vardı. Diploma iptal edilsin diye yazılan rapordaki imzanın sahibi, AKP’li belediye başkanının danışmanı çıktı. Haberini yazdım, habere ve hesabıma erişim engeli geldi.
İmamoğlu’nun diplomasının iptal edildiği toplantıda, mahkemeye gönderilen belgelerde imza olmadığı ortaya çıktı. Yetmedi iptalin görüşüldüğü maddeye bazı akademisyenlerin katılmadığı yazılmıştı. İdare mahkemesi üniversiteden ek evrak istedi, heyet değişti.
İmamoğlu’na ait lüks araçlar diye yapılan haberlerdeki araçların MHP’li vekile ait olduğu ortaya çıktı. Haberlere erişim engeli geldi.
Cebeci Hafriyat Sahası’nda kamu zararı var dediler, valiliğin gelir elde ettiği ortaya çıktı.
İmamoğlu’nun özel jeti diye yaptıkları haberlerdeki jete İmamoğlu’nun hiç binmediği ortaya çıktı. Jete binenler arasında Vakıfbank’ın genel müdürünün olduğu, jetin de AKP’li bir isme ait olduğu ortaya çıktı.
Ahme Hakan diyor ki: “İstanbulkart’a yapılan fahiş zamlar var. / Trafik çilesi, trafik felaketi var. / İspark ücretlerindeki artışlar var. / Durdurulan tünel çalışmaları var. / Su fiyatlarındaki yükseliş var. / Belediye’nin artan borç yükü var. / Yürümeyen merdivenler var. / Arızalı engelli asansörleri var.”.
*
Ama, bütün bunların, Cumhurbaşkanlığı seçimine girerse%100 kazanacağından herkesin emin olduğu Başkanı İmamoğlu’nun, son 11 aydır hapiste tutulduğunu, belediyenin bütün para kaynaklarının tepeden kesildiğini söylemek yok çünkü… Onu söyleyebilecek ahlak ve yürek yok…
hakimsin.
adının önünde cumhuriyet savcısı yazan bir erkeğin ısrarlı takibine maruz kalıyorsun.
koruma talep ediyorsun. iki polis koruman var, yine de tedirginsin.
adliyede odandasın.
adının önünde cumhuriyet savcısı yazan erkek odana giriyor.
sana ateş ediyor.
ikinci kez ateş edecekken onu durduran kişi, adliyede çaycı olarak çalışan bir hükümlü.
devlet seni koruyamamış.
şimdi o hakim ameliyatta.
hayatta kalıp kalmayacağı bilinmiyor.
bu bir istisna değil.
bu, erkek şiddetinin geldiği boyutun ve cezasızlığın ülkedeki hal-i pürmelali.
bu, erkek şiddetinin nereye vardığını ve devletin cezasızlıkla kurduğu düzeni gösteren çıplak bir tablo.
#erkeksiddeti #muhammedcagataykilicarslan
Şimdi olacakları tek tek yazayım.
1- Türkiye'de üretilmeyen ve bulunması imkansız ürünlere erişilemeyecek
2- Özellikle benim gibi elektronik ve robotikle uğraşanlar artık Türkiye'de olmayan devre kartlarına, komponentlere, kablolara erişemeyecek
3- İthalatçılar milyoner olacak. Pek çoğu yandaş olan ithalatçı firmalar 3 kuruşluk malı 30 kuruşa satacak
4- E-ticaret sitelerindeki ahlaksız satıcılar fiyatları 3-4 katına çıkarmaya başlayacak.
5- İhracatın özendirilmesi ve canlandırılması gerekirken yerli üreticinin canı çıkarılacak ve ithalatçılar bayram edecek
6- Özellikle ülkemizde bulunması zor ya da fahiş fiyatlara çıkmış olan ürünlere ihtiyacı olanlar zor durumda kalacak
7- Mühendislik ve teknik bölümlerde okuyan öğrenciler pek çok şeye erişemeyecek.
8- Müthiş bir rant düzeni daha kurulacak ve ithal ürünlerde fiyat patlaması yaşanacak...
Bakmayın siz otomobil üretiyoruz falan safsatalarına. Bu ülkede doğru dürüst bir iğne bile üretemiyoruz.
Cumhuriyet mirası ne kadar fabrika ve değerli kuruluşumuz varsa BABALAR GİBİ SATTILAR. Elde ettikleri parayla da "yol yaptıh köprü yaptıh" dediler ve bu yolları köprüleri de haraca bağladılar. Adına da hizmet siyaseti dediler!
Ülkemizde ayakkabıdan tekstile elektronikten yedek parçaya kadar her şeyde dışa bağımlıyız.
Mevut ekonomi modelimiz "kim kimi silkerse ekonomi modelini"dir. Bu da üretimden çok tüketim odaklı bir ekonomi modelidir.
2 yıl önce yazdım tüm bunları. Tufan'ın 4. günündeyiz ve 2026 yılı 2025 yılını mumla aratacak. Asgari ücret zammı daha nisan ayına varmadan buhar olacak.
Kira fiyatları daha da artacak. Ev sahiplerinin çoğu otomatik olarak asgari ücrete bağlanmış durumda zaten. Fakirlik derinleşecek.
En kötüsü ise gelir adaleti tamamen bir uçurum halini alacak. Helal kazanç dönemi zaten can çekişiyordu artık o da son bulacak. Bu gelir adaletsizliği suç oranlarını ciddi şekilde artıracak. Hapishaneleri bi yandan boşaltırken diğer yandan doldurmaya yetişemeyecekler.
Tarım ve hayvancılığın canına ot tıkadılar zaten.
Mesela üç harfli marketlere gidin ve yerli ve ithal ürünler arasındaki uçuruma bi bakın.
Örneğin 1 kilo ithal (kanada menşeili) kırmızı mercimek 40 lira ama aynı üreticinin yerli üretim ürünü 79 lira.
Tam iki katı. Ulan tam tersi olması gerekiyor bunun. Yerli üretici bu şekilde nasıl kazanacak. İnsanlar salak mı 40 liralık mercimeği iki katına alsın?
Sözün özü Tufan sona erdiğinde ülkemiz artık geri dönüşü mümkün olmayan büyük bir yıkımın altında kalmış olacak.
Basit usül gümrük beyannamesinin kaldırılmasını ne yazık ki büyük haber siteleri bile anlamamışlar. Bu vatandaş için bir felaket! 80 Eur'luk bir ürün için gümrük işlemleri o da tam 1 yıl önce 18bin TL tutuyordu!! En küçük ürün için 10-15bin TL vermeyi normal bir şey sayanın aklı yoktur. Emeklinin 20bin TL maaş aldığı ülkede amacınız nedir sayın @RTErdogan ??
Size basit bir örnekle anlatayım: Bir kaç yıl önce çamaşır makinamız arızalandı. Türkiye yetkili servisi gelip parçanın en az 1 ayda gelebileceğini ve masrafın ne olacağının geldiği gün belli olacağını söyledi. Çok bilindik bir marka. https://t.co/MrW2ilwvBB sitesine girseniz benzeri sorundan aylardır parça bekleyenlerin olduğunu görürsünüz (bakanlığınız düzgün işlese bu işlerle uğraşırdı @rterdogan). hanımlar bu konuda çok hassas (nasıl olmasınlar ki, 1 gün beklemek istemiyor). ebay'a girdim italyada bir satıcıda buldum 35 Eur falandı sanırım (isteyen olursa linki de bulur eklerim). Sipariş verdim. 1 haftada elime ulaştı, parçayı taktım (suyu dağıtan bir mekanızma var membrane'i bozuluyor). Sorunu çözdüm.
Evinizdeki bir alet arızalandığında ya da atıyorum aldığınız bir ürünün içinden parça eksik çıksa, yurtdışındaki üretici çoğu zaman eksiği bedavaya karşılıyor. Ama 21.yy'a giren, @rterdogan'ın Türkiye Yüzyılında Youtube/Github'ın ücretsiz yolladığı plaket bile gümrüğe takılıyor. Anneannenin örüp Türkiyedeki torununa yolladığı bere gümrükte kaldı yahu!!! Daha ötesi var mı?
Artık yurtdışından ne arge çalışmalarında bir parça, pcb, ne arızalanan aletin yedek parçasını alamayacaksınız. Bir süredir 30 eur altında kaldığından 3D printer parçaları alıyorduk, onlar da hayal... Bu kafalarla, bırak Türkiye Yüzyılını 20.yüzyıla girebilsek öpün başınıza koyun!!!
@tokcem@haskologlu muhalefet ilgilenmiyor. Bari siz bu saçmalığa ses olun.
Esas Rümeysa hanım tipinizle değil fikirlerinizle ilgili bir sorun var. Siz Lubna Arshad ile hangi siyasi fikirleri paylaşıyorsunuz bunu açıklar mısınız?
Lubna Arshad, laik, demokratik, sosyal hukuk devletini savunan, sosyal demokrat İşçi Partisi üyesi. Siz muhafazakar otoriter bir parti üyesisiniz.
Lubna Arshad, fikir ve ifade özgürlüğünü savunuyor, siz Fatih Altaylı'yı, sayısız gazeteci ve akademisyeni fikirleri yüzünden hapseden partiye üyesiniz.
Lubna Arshad, hukuk devletini savunuyor. Siz hukuk devletini vesayet olarak kabul edip, bağımsız ve tarafsız yargıyı yok eden partiye üyesiniz.
Lubna Arshad, çoğulcu, katılımcı demokrasiyi savunuyor. Siz yerel seçimlerde seçilmiş yöneticileri görevden alıp kayyum atayan partiye üyesiniz.
Lubna Arshad, cinsiyet ve cinsel yönelim ayrımcılığına karşı, LGBT+ haklarını savunuyor, siz bunların hepsine karşısınız, İstanbul Sözleşmesi'nden Türkiye'yi tek imzayla çeken partiye üyesiniz.
Lubna Arshad, demokratik, çoğulcu değerlere sahip batılı bir ülkede, o değerlere göre yaşıyor, o değerlere göre bir partiye üye olup, siyasi görev alıyor. Siz batılı, çağdaş değerleri "geleneğe aykırı" ve "ithal" olmakla suçlayıp, Türkiye'yi bu değerlerden uzaklaştırmak isteyen bir partiye üyesiniz.
Müslüman olmaktan gayrı Lubna ile paylaştığınız ortak değer nedir, bir anlatır mısınız, bilelim?