🏆 Trendyol Süper Lig
📅 26. Hafta
⚽ Trabzonspor - Çaykur Rizespor
🗓 14 Mart 2026 Cumartesi
⏰ 20.00
🏟 Papara Park
🗣 Çağdaş Altay
📱 #TSvÇRS
#️⃣ #YeşilMaviSevda
ED yönetimi hakkında görev süreleri boyunca ilk defa bu 6 ay olumlu birşeyler yapabileceklerini, planlayabileceklerini düşündüm ama sağolsunlar hasbelkader olduğunu gösterdiler. ne kadar farkındalar bilmiyorum sadece güç değil, o ahenk ve şevki de kaybettirdiler camiaya.
Kalan sezonda hocanın cinleri, kısmeti, şansı, teknik bilgisi artık ne derseniz her şey dört dörtlük ilerlerse belki Avrupa’ya gideriz
yoksa bu takımın olacağı altı veya yedinciliktir.
2019 Ocak transfer dönemine ikinci olarak girmiştik. Başakşehir şampiyon olsun diye kolpadan transfer cezası uydurmuşlardı yetmezmiş gibi bi de eldeki tek yedek orta saha oyuncusunu da satmışlardı. İkinci yarı takım ve hoca inanılmaz bi efor harcamasına rağmen dördüncü tamamladık
Sonuçta yukarıdan gelen emirle bu yarışa ortak olmamamız istendi.
Bizim başkan da atama ile geldiği için tabi ki büyüklerini kıramayıp hocayı ve takımı ortada bıraktı.
40 saat sonra direkt rakibiyle maçı var takımın sağ kanat yok sol kanat yok oyuna yedekten atıp oyunu değiştirecek adam yok
Sahaya atabileceği kalitede bence sadece bir yerli oyuncusu var.
Rotasyona sadece bir yerli oyuncu eklerken iyi de kötü de olsalar 3 yerli oyuncusundan çıktı.
Ekledikleri adamın da kalan 17 maçta alacağı süre 500 dakika olmayacak.
Bu yıl yine devre arasına yarışın içinde girdik. Eksikler çok belliydi. Primer olarak sol kanat, stoper ve rotasyona yerli gerekiyordu.
Peki yönetim ne yaptı?
En başta sol kanat almadan elindeki sol kanat oyuncusunu sattı.
Trabzonspor, kurulduğu günden bu yana Türk futbolunda sadece bir takım değil, bir duruşun adı olmuştur. 1970'lerdeki o "Anadolu İhtilali", sadece sahada alınan puanlarla değil, İstanbul'un "Üç Büyük" olarak adlandırılan saltanatına karşı, kısıtlı imkanlarla ama devasa bir ruhla diklenmekle gerçekleşmiştir.
Ancak son yıllarda, Trabzonspor yönetimlerinin içine düştüğü ticari pragmatizm tuzağı, bu ruhu temelinden sarsmaktadır. Şampiyonluk yarışındaki en büyük rakiplerine, yani İstanbul takımlarına oyuncu satmak; Trabzonspor’un varoluş felsefesine atılan en büyük çelmedir.
"Başkaldırı" Kimliğinden "Tedarikçi" Kimliğine Geçiş
Trabzonspor’un mayasında "üretmek" ve "meydan okumak" vardır. Özkan Sümer’lerin, Ahmet Suat Özyazıcı’ların inşa ettiği kültür; İstanbul’a muhtaç olmadan, İstanbul’u dize getirmek üzerine kuruluydu.
Bugün gelinen noktada, Trabzonspor’un yetiştirdiği veya parlattığı yıldızları İstanbul takımlarına satması, kulübü "Anadolu'nun Beyi" statüsünden çıkarıp, İstanbul’un "Arka Bahçesi"veya "Tedarikçisi" konumuna itmektedir.
Bir kulüp, şampiyonluk yarışında olduğu rakibine en iyi askerini veriyorsa, o savaşı kazanma inancını kaybetmiş demektir.
Bu transfer politikası, Trabzonspor taraftarına şu bilinçaltı mesajını verir: "Biz ne kadar iyi olursak olalım, tavanımız burasıdır. Asıl vitrin İstanbul'dur." Bu mesaj, Trabzon şehrinin o asi, bağımsız ve mağrur karakteriyle taban tabana zıttır.
Rekabetin Psikolojik İflası
Ekonomik gerekçeler, bu transferlerin en büyük savunma mekanizmasıdır. "Kulübün paraya ihtiyacı var," "Değerini bulan satılır" gibi söylemler, modern futbol endüstrisinde geçerli olabilir.
Ancak Trabzonspor, sıradan bir şirket değildir.
İstanbul takımlarına oyuncu satmak, sadece bir oyuncuyu kaybetmek anlamına gelmez;
-Rakibini güçlendirmek,
-Kendi taraftarının aidiyet duygusunu zedelemek
-Psikolojik üstünlüğü rakibe teslim etmek anlamına gelir.
Kent Kültürü
Trabzonsporluluk, İstanbul hegemonyasına karşı bir alternatif yaşam biçimidir.
Yönetimlerin, "Profesyonellik bunu gerektirir" diyerek İstanbul takımlarıyla kurduğu sıcak transfer ilişkileri, şehrin sokaklarındaki gerçeklikle uyuşmamaktadır. Trabzonluların hissettiği rekabet duygusu, yönetim katlarında ticarete dönüştüğünde, kulüp ile şehir arasındaki manevi bağ kopar.
Trabzonspor, elbette oyuncu satmalıdır. Avrupa'ya, dünyanın dört bir yanına oyuncu ihraç etmek gurur kaynağıdır ve kulübün marka değerini artırır. Ancak rota İstanbul olduğunda, bu bir "ihracat" değil, bir "teslimiyet" olur.
Trabzonspor yönetimleri, günü kurtaran sıcak para akışı ile şehrin tarihsel misyonu arasında bir seçim yapmak zorundadır. Unutulmamalıdır ki; kupalar kazanılır veya kaybedilir, ancak duruş bir kez kaybedildiğinde, onu geri satın alacak bir para birimi henüz icat edilmemiştir.
Trabzonspor, kendi silahıyla vurulmayı reddetmeli ve İstanbul'a can suyu taşımayı bırakıp, o suyu kendi değirmenini döndürmek için kullanmalıdır.