Önceki dönem Türk Eğitim Sen il başkanı .Önceki dönem Kamu Sen il temsilcisi.Ön.dönem İlksan il Temsilcisi .Emekli öğretmen ..........Doğuştan Türk Milliyetçisi
EMEKLİ SADAKA DEĞİL, HAKKINI İSTİYOR!
Türkiye Kamu-Sen’in hukuki mücadelesi ve bireysel başvurularla konu @AYMBASKANLIGI taşındı.
Temennimiz;adalet ve hakkaniyet doğrultusunda karar vererek memur emeklilerinin mağduriyetini gidermesidir.Seyyanen ödeme emekliye de verilmelidir!
Türkiye'nin doğusunda Ülkücü olmak dün de zordu, bugün de zordur, yarın da zor olacaktır. Üstelik hem Ülkücü hem de yönetici sıfatı taşıyorsanız, doğrudan hedefsiniz demektir.
Hikmet Tekin, namı diğer "Çapakçur'un Reis Bey"i de tabii ki bu gerçeği biliyordu ve buna rağmen tehlike çemberinin içinde yaşayarak mücadele veriyordu. Onun büyüklüğü, tam da buradan gelir. Zira başta bölücü Kürtçü çeteler olmak üzere, her cepheden terör örgütünün hedefi olduğu hâlde, Bingöl'de Belediye Başkan adayı olmak ve sonrasında seçim kazanmak, adeta ölüme meydan okumaktır.
Reis Bey, meydan okudu ve meydanın boş olmadığını gösterdi. Bugün hâla Bingöl'de ve bölgede adı hürmetle anılıyorsa bunun temel sebebi, meydandan kaçmadığı içindir. Bizim gibi Doğulu Ülkücülerin gurur kaynağı olması da mücadeleci ve meydan okuyan ruhumuzu aynen yansıtmasından kaynaklanır.
Rahmetle, minnetle, mücadeleci ve meydan okuyucu emanetine sadakatle...
Davutoğlu ve siyasî serüveni için söylenecek pek çok şey var ancak hayatın olağan akışı itibarıyla buna benzer örnekler içinde, ilk olmadığı gibi son da olmayacak.
Zira hırsta aşırılık, kibir ve benmerkezcilik (egosantrizm) odaklı bir yaşam biçimi doğurur. Bu durum ise kalpte ve beyinde yani duyguda ve mantıkta eksiği açığa çıkaran ve besleyen en önemli göstergelerden biridir. Sonu da her büyük eksik gibi er ya da geç hüsrandır.
Siyaset, zenginlerin hobisi ya da elde ettikleri zenginliğin zemini olan piyasa ilişkileri dışında yeni bir tatmin aracı veya güç elde etme yolu oldukça ya da yatırım yapmadan zengin olmanın bir aracı hâline getirilirse bir ülkenin temel meseleleri çözülemez. Zira bu durumda siyaset, aynı zamanda yeni bir maddî zenginleşme veya manevî tatmin yolu olur ve zenginleşmek esas, ülkeye hizmet etmek ise istisna hâline gelir.
Siyasetin topluma faydası olabilmesi için servetin zenginliğinden daha çok bilginin zenginliğine ihtiyaç vardır. Bir başka deyişle iştigal ettiği mesleğinde bilgi birikimine/zenginliğine erişmiş kişilerin tercih edildiği bir siyasî düzen kurulmadıkça o toplumun kronik sorunları artarak devam eder.
Türkiye'de son birkaç yılda ve özellikle son dönemde yaşanan gelişmeler üzerine, bir müessese olarak yine devletle ilgili birkaç söz söyleme ihtiyacı doğmuştur.
Devlet, onu oluşturan asgarî şartlarıyla ve uygulamadaki konumuyla birlikte düşünüldüğünde, insanlık tarihi boyunca toplumların meydana getirdiği en kapsamlı organizasyondur. Ortak yaşama mecburiyetinden kaynaklanan ortak ihtiyaçların karşılanması ve ortak menfaatlerin temini bakımından başlı başına zorunlu bir idarî yapılanmadır.
İşaret ettiğimiz zorunluluklar kümesi, kesişen ve ayrışan alanlarıyla bir bütün olarak, kapsayıcı bir devlet kümesinin alt bileşenleridir. Dolayısıyla bir devletin varlığını ve bahsettiğimiz işlevlerini yok farz etmek ya da gereksiz bulmak veya alternatif başka araçlarla sürekli ikame edilebileceğini düşünmek, teorik bir tartışmayı bile gereksiz hâle getirmektedir.
Söz konusu işlevlerin yerine getirilmesi yöntemlerini tartışmak elbette mümkündür ama bu işlevlerin ülke sınırları içinde ve devletler arasındaki ilişkilerde, tamamen başka birimler eliyle ve devamlı olarak yerine getirilebileceğini ileri sürmek, iyi niyetli bir yaklaşım olmayacaktır.
Türk Milleti gibi binlerce yıllık devlet geleneği olan bir toplumda, devleti karalamak ve küçük düşürmek suretiyle yol alınamayacağının farkında olan gruplar, hemen her dönem uyguladıkları stratejiyi, son 40 yılda pek çok defa denemişler ve yöntem üzerinden başlattıları tartışmaları bir basamak olarak kullanarak doğrudan doğruya devlete yönelik örtülü saldırılar gerçekleştirmişlerdir. Bu sele kapılan şöhretler karması da genellikle bir meze olarak kullanılmıştır.
Öte yandan, er ya da geç ama her seferinde hüsrana uğrayan söz konusu zihniyetin ileri gelenleri ve yön verenleri, emir-komuta ilişkisi içinde olduğu odakların yörüngesinden çıkmayı ise asla tercih etmemiştir. Zira aralarında yalnızca dikey bir ilişki değil aynı zamanda menfaat, daha doğru bir tabirle günah ortaklığı da vardır.
Günah ortaklığı, tarafların birbirini ele vermesine engel teşkil edeceği için söz konusu gruplardan pişmanlık beklemek, boşuna bir ümittir. Pişmanlık beyan edenlerin ise ilk durakta yeniden aynı ya da benzer dolmuşa binmeleri de sıklıkla görülen bir durum olarak hafızalarımızdadır.
Sonuç olarak hayat, genellikle basit sebep-sonuç ilişkilerine dayalı olarak işler. Bu durumun bir sonucu olarak, gerek bir toplumun iç işleyişi gerekse bütün eksiklerine rağmen uluslararası toplum düzeni, temelde devlete/devletlere bağlıdır. Devletin/Devletlerin doğrudan veya dolaylı olarak yer almadığı ya da denetlemediği bir düzenin tesis edilemeyeceği, defalarca kendini doğrulamış bir gerçektir.
Kısacası, "Ahbap-Çavuş ilişkileri"ne meraklı olan ama meze olmaktan öteye gidemeyenler için bir kere daha titreme vaktidir. Titreyip kendine dönebilenler açısından devletin yanında yer alma kapıları açıktır, kapıdan girmek zor değildir. Örneği çoktur, pişman olanı da pek yoktur.
Kendine dönemeyip devletin yerine geçebileceğini düşünenlerle yola devam etmek isteyenler için ise titrek zamanların sonu gelmeyecektir.
MHP MYK Üyesi Özarslan'dan Uyarı "Ahbap-Çavuş ilişkileri'ne meraklı olan ama meze olmaktan öteye gidemeyenler için bir kere daha titreme vaktidir."
https://t.co/YjMyIp6wkd
"Bu tehlikeyi defalarca dile getirdik, ama duyan olmadı..."
"Eğer vaktinde tam bir isabetle yaptığım ikazlara kulak verilmiş olsaydı, bugünkü felaket ve hezimeti yaşamayacaktık."
*Lider Devlet Bahçeli*
Türkiye’nin en karanlık dönemlerine ışık tutan, kumpasların, ihanetlerin ve perde arkasındaki tezgahların kronolojik bir deşifresi niteliğindeki bu eser, millî bir duruşun ve sarsılmaz bir kararlılığın vesikasıdır.
Genel Başkanımızın Basın Danışmanı Sayın @Yildiraycicek9
Bey’in kaleminden "Biz Biliyorduk" kitabında, FETÖ’nün sadece bir cemaat veya sivil toplum örgütü değil; küresel güç odaklarının güdümünde çalışan yıkıcı bir terör örgütü ve ihanet çetesi olduğunu yıllar öncesinden nasıl teşhis ettiklerini belgeleriyle ortaya koyuyor.
Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin 31 Mart 2011 gibi oldukça erken bir tarihte yaptığı uyarılardan başlayarak, örgütün orduya, yargıya ve bürokrasiye sızarak gerçekleştirdiği kumpaslar adım adım deşifre ediliyor.
Geçmişi unutmamak, geleceğe dair uyanık kalmak ve devletin kılcal damarlarına sızan hainleri tanımak isteyen her Türk vatandaşının başucu eseri niteliğinde. "Biz Biliyorduk", yakın tarihin en büyük ihanet şebekesine karşı verilmiş onurlu bir mücadelenin ve tarihî bir haklılığın kitabıdır.
Ankara'da gerçekleşen NATO Zirvesi, zannedilenin aksine en çok Türkiye'deki Batıcıları rahatsız etti. Gerek yurt içindeki muhtelif grupların gerekse yurt dışında yaşayanların idrak edemedikleri asıl mesele, Rusya'nın son 20 yıldır Batı'da yarattığı ve doğrudan doğruya güvenlik odaklı tedirginliktir.
Rusya'nın 2008'den itibaren başlayan ve 2014 ile yükselişe geçen yayılmacı tavrını, 2022'deki Ukrayna saldırısına kadar kavrayamayan Batıcılar, Batı'nın en önemli kolektif kurumlarından biri olan NATO'nun Türkiye'ye karşı değişen tavrını da anlamaktan çok uzak kalıyorlar.
Bir fikir akımı olarak ortaya çıktığı günden itibaren özünde, Batılı değerlerle birlikte Batı'ya eklemlenme yaklaşımını benimseyen ve post-modern dönemle birlikte daha çok demokrasi, hukuk devleti, insan hakları ve çoğulculuk gibi kavramlar üzerinden Türkiye'de anlam dünyası oluşturmaya/transfer etmeye, iktidarlar üzerinde nüfuz alanı yaratmaya çalışan ve oldukça da başarılı sayılabilecek olan Batıcılar, son dönemde Batı'nın ve özellikle Avrupa'nın yaşadığı güvenlik kaygılarını anlayamamaları sebebiyle şaşkınlık yaşıyorlar.
Uzun yıllar boyunca başta terörizm olmak üzere, iç ve dış kaynaklı güvenlik sorunlarıyla boğuşan ve benzeri sorunların bulunduğu bölgelerin tam ortasındaki bir coğrafyada yer alan Türkiye'nin tutumunu sürekli olarak Batı'ya şikayet eden Batıcılar, şimdi aynı sorunlarla daha küçük ölçekte muhatap olan Batı'nın, daha önce şikayet ettikleri konulara artık duyarsız davranması karşısında dumura uğruyorlar.
Batıcı tayfanın anlayamadığı, daha doğrusu anlamak istemediği Türkiye'nin temel güvenlik meselelerinin önemi, bizzat Batı tarafından Batıcılara bir ders gibi izlettiriliyor. Batı, gerek söylem gerekse eylem düzeyinde güvenliğin bir devlet için temel öncelik olduğunu ve güvenlik tesis edilmeden refah devletinin oluşturulamayacağını her fırsatta gösteriyor.
Bu yaklaşımın bir sonucu olarak da NATO yeni dönemde, kurucu antlaşmasındaki Batılı değerlerin yaşatılmasının ön şartının güvenlik olduğu yönünde bir strateji belirlemiş durumdadır. "NATO 3.0" olarak adlandırılan bu dönemin temeli de doğal olarak böyle şekillenmektedir. Dolayısıyla Türkiye de mevcut durumuyla önemi artan bir üye olarak kabul görmüştür. Zira Batı, buna mecburdur çünkü Türkiye'nin en az yarım asırdır yaşadığı iç ve dış güvenlik tehditleri karşısında geliştirdiği strateji, Batı'nın yeterince tecrübe etmediği tehditler karşısında bir merak uyandırmaktadır. Bir başka deyişle Batı, maruz kaldığı tehditlerin çok ötesindeki sorunları bertaraf eden Türkiye gibi bir emsalden, kolay kolay vazgeçememekte ve gücünden yararlanmak istemektedir. Roller değişmiş ve "Soğuk Savaş (NATO 1.0)" döneminde üye olmak isteyen Türkiye'nin yerine artık "Soğuk Savaş Sonrası (NATO 2.0)" dönemde önemi artan, "2022 Sonrası (NATO 3.0)" dönemde ise üye olmaya devam etmesi ve birikimini paylaşması istenen bir Türkiye gelmiştir.
Kısacası Türkiye'nin gidişatından memnun olmayan Batıcılar, bel bağladıkları Batı'dan, artık bir destek alamayacaklardır. Artık bu durumu fark eden ve muhtelif odaklarda faal olan Batıcılar için yolun sonu görünmekte, faydalanma ve fonlanma dönemi sona ermektedir. "Ben sana mecburum!" diyerek Batı'dan birkaç asırdır karşılık bulanlar, artık şu dizelere alışmak durumundadırlar: "Hicrân oku sinem deler, olmaktadır hâlim beter..."
“Size verilen şeyler dünya hayatı için faydalı nesneler ve güzelliklerden ibarettir. Allah katında olanlar ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
Aklınızı kullanmaz mısınız?”
(Kasas Suresi-28/60)
#HayırlıCumalar 🇹🇷🕋🌙
ABD'nin Venezuela'da gerçekleştirdiği ve uluslararası hukuka aykırı olan operasyonu değerlendirdiğimiz, "İçişlerine Müdahale Yasağı Bağlamında Maduro Operasyonu" başlıklı makalemiz, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi'nde yayımlanmıştır.
Aşağıdaki bağlantıdan, makaleye ulaşılabilir. Faydalı olması dileğiyle...
https://t.co/2GEcYUkV65
📖 Öğretmen, eğitim sisteminin temel direğidir. Atama bekleyen öğretmenlerin sorunlarının çözülmesi, özlük haklarının iyileştirilmesi ve öğretmen itibarının güçlendirilmesi; eğitimde kaliteyi artırmanın en önemli adımlarındandır. #Öğretmen
https://t.co/BTOOEJuWu8
Siyasetin toplum yararına bir uğraş olmak yerine, meslek hâline gelmesi yani tam zamanlı, yüksek gelir getiren ve sürekli bir iş niteliğine bürünmesi durumunda, "siyaset sayesinde yaşayanlar"ın ve "siyaset sayesinde yaşamak isteyenler"in sayısı, katlanarak artar.
Max Weber'e atıfla hatırlatalım ki bir meslek sahibi olup topluma hizmet etmek üzere, birikimini siyasete aktaranlar yani "siyaset için yaşayanlar" ile geçimini siyaset üzerinden temin edenler yani "siyaset sayesinde yaşayanlar" arasındaki mücadelede, ikinciler kazandığı ve çoğaldığı müddetçe bir toplumun temel sorunlarına çözüm bulunması, her geçen gün zorlaşır.