“SORUN EĞİTİM DEĞİL, YÖNTEM MESELESİ”
Sahadan Kaleme, Kalemden Gündeme-9
Milli Eğitim Akademisi kapsamında, dört ve sekiz yılını dolduran okul yöneticilerinin yeniden değerlendirme sürecine alınması ve eğitim programına tabi tutulması, özü itibarıyla tartışılabilecek bir konu değildir. Eğitim yöneticiliğinin gelişime açık olması, belirli aralıklarla güncellenmesi ve yeni eğitim politikalarıyla uyumlu hale getirilmesi elbette değerlidir. Kimsenin “eğitime” ya da “gelişime” itiraz ettiği yok.
Ancak bugün sahada oluşan rahatsızlığın sebebi, eğitimin varlığı değil; uygulanış biçimidir.
Çünkü meseleye biraz yakından bakıldığında ortaya ciddi bir gerçek çıkıyor: Bu programa alınan insanların önemli bir kısmı meslekte yıllarını vermiş, onlarca kriz yönetmiş, farklı nesillerle çalışmış, okul kültürü oluşturmuş yöneticilerden oluşuyor. Otuz yıllık yöneticilik tecrübesi olan insanlara “yönetici yetiştirme programı” ifadesiyle yaklaşılması bile başlı başına psikolojik bir kırılma oluşturuyor. İnsanlar burada kendilerini geliştirmeye değil, sanki yeniden yeterlilik ispat etmeye çağrılmış hissediyor.
Dahası zamanlama da doğru okunmuş değil.
Okulların en yoğun döneminden geçiyoruz. TÜBİTAK fuarları, yılsonu etkinlikleri, Maarif Modeli’nin sahadaki uygulamaları, kapanış işlemleri, devamsızlık ve başarı süreçleri derken okul yöneticileri zaten haftanın her gününü yoğun tempoda geçiriyor. Tam da böyle bir dönemde, hafta sonlarının da yüz yüze eğitimlerle doldurulması; dinlenme alanını tamamen ortadan kaldırıyor.
Unutulmaması gereken bir şey var:
Yorulan insan hata yapar.
Dinlenemeyen yönetici verim kaybeder.
Motivasyonu düşen idareci ise uzun vadede kuruma da zarar verir.
Üstelik konu sadece zaman da değil.
Önümüzde Kurban Bayramı var. Günler öncesinden plan yapılmış, memleketine gidecek, ailesiyle vakit geçirecek, büyüklerini ziyaret edecek insanlar var. Bazıları kurban organizasyonu yapmış durumda. Tam da toplumun aile bağlarının güçlendiği bir dönemde, hafta sonlarını zorunlu yüz yüze eğitimlerle doldurmak; hayatın doğal akışını hesaba katmayan bürokratik bir yaklaşım görüntüsü veriyor.
İstanbul gibi ulaşımın başlı başına bir mesele olduğu bir şehirde dahi dört ayrı merkez belirlenmiş olmasına rağmen, bazı ilçeler açısından süreç hâlâ ciddi bir yük oluşturuyor. Silivri’den Fatih’e ya da Şile’den Kadıköy’e ulaşmak zorunda kalan yöneticiler için mesele yalnızca eğitim değil; aynı zamanda saatler süren bir ulaşım meselesine dönüşüyor. Anadolu’da ise şartlar çok daha ağır. Tek merkez üzerinden planlama yapılan illerde, günlük ulaşım mesafesi yüz kilometreyi aşan örnekler bulunuyor. Bu şartlarda insanların hafta sonunu yolda geçirip ardından yüksek verim beklemek, sahadaki gerçeklikle tam olarak örtüşmüyor.
Oysa çözüm aslında çok basit.
Bugünün teknolojik imkânları düşünüldüğünde bu eğitimler çevrim içi, uzaktan ve çok daha erişilebilir bir modelle gerçekleştirilebilir. Böylece hem amaçlanan içerik aktarılır hem de sahadaki insanların yükü biraz olsun hafifletilmiş olur. Kimse “eğitim olmasın” demiyor. Kimse devletine, kurumuna ya da Bakanlığa karşı bir duruş sergilemiyor. Bu insanlar zaten devletin yükünü yıllardır omuzlayan kamu görevlileri.
Söylenen şey açık:
İyi niyetli bir uygulama, yanlış yöntemle yürütülüyor.
Bugün gerçekleştirilen ilk eğitimlerde de farklı sınıflardan yöneticilerin ortak kanaati buydu. Konuşulan temel mesele; eğitimin gerekliliğinden çok, yüz yüze ısrarının oluşturduğu mağduriyetlerdi. Çünkü sahadaki insanın sesi dikkate alınmadan yapılan her planlama, zamanla amacından uzaklaşır.
Hâlâ geç değil.
Bu süreç, uzaktan eğitim modeline dönüştürülerek hem Bakanlığın hedefleri korunabilir hem de yöneticilerin çalışma ve yaşam dengesi gözetilmiş olur. Israr, çözüm üretmediği noktada fayda değil yük oluşturur.
Ve eğitim yönetimi, en başta insanı anlamayı gerektirir.
Emre ŞAHİN
Eğitim-Bir-Sen İstanbul 4 Nolu Şube
Başkan Yardımcısı (Basın ve İletişim)
[email protected]
🔗⤵️
https://t.co/6U0wgJv4a3
Geçtiğimiz yıl alan değişikliğinde bölge kısıtlaması nedeniyle birçok öğretmenimiz mağdur oldu. 5. ve 6. hizmet bölgeleriyle sınırlı kontenjanlar, pek çok branşta tercih bile yapılamamasına yol açtı. Tüm normların açıldığı, adil bir alan değişikliği için
#AraliktaAlanDegisikligi
Hak edenin hakkını teslim edin! Mülakatla mağdur edilen öğretmenler için adalet istiyoruz. Ek yerleştirme, kaybedilen umutları yeniden yeşertebilir. Adalet gecikmez, sağlanır! #AdaletİçinEkYerleştirme
Yardımcı Hizmetler Sınıfı çalışanları, kamu sektörünün görünmeyen kahramanlarıdır. Yıllardır özveriyle görev yapan bu personel, hiçbir şart aranmaksızın Genel İdare Hizmet Sınıfı’na aktarılmalı, emekleri karşılık bulmalıdır!
#yhsGihOlsun
Objektif denilen mülakat sistemi öğretmenleri mağdur etti. Bugün saat 19.00’dan itibaren haklarını arayan öğretmenlerimiz İstanbul İl MEM önünde sabaha dek sürecek bir oturma eylemi başlattı. Sabah 08.00’de yapılacak açıklama ile bu hak arayışına destekverelim
#MEBdeMülakatNöbeti
Öğretmenlik diplomasina sahip memurlar kurumiçi-kurumlararası geçis ile 81 il ve ilçede göreve hazir bekliyorlar.
657 Devlet Memurları Kanunu 74. madde ve 2024 yılı Cumhurbaşkanlığı Tasarruf Genelgesi gereği okullarda öğretmen açığının kapatılması için sorumluluk almaya hazırlar.
Öğretmenler diplomalarıyla hak ettikleri alanlarda görev yapmak istiyor! Motivasyonu yükseltecek, eğitimin kalitesini artıracak bu değişiklik, sınırsız ve masrafsız bir takvimle hemen sağlanabilir. Alan değişikliği ayrıcalık değil gerekli ve yerinde bir haktır #MebAlanDeğişikliği
Öğretmenlerin yıllarca emek verdiği KPSS puanları, illere göre değişen mülakat puanlarıyla gölgede kalıyor! Sıralamaların bile açıklanmadığı bu sistem, atama bekleyen öğretmenleri derin bir belirsizliğe itiyor. Adil bir atama istiyoruz!
#MEBMülakatıiptalEt
Her yıl nisan ve ekim aylarında toplanıp yetkili sendikanın önerilerini değerlendirerek “Çalışma Raporu” hazırlanan Kurum İdarî Kurulu (KİK) BUGÜN toplanıyor.
Çalışma planında ALAN DEĞİŞİKLİĞİ talebi olacak.
Alan değişikliği talep eden eğitimcilerimize, bu hak tanınmalı, hem yeteneklerini hem de bilgilerini en verimli şekilde kullanmaları için fırsat verilmelidir. Bu hak, hem öğretmenlerimizi hem de eğitimi güçlendirecektir!
#alandegisikliğitakvimiaçıklansın
Öğretmen atamalarında mülakat sistemi adaletsizliğe yol açıyor. KPSS puanı ile hakkı olan öğretmenler, haksız puanlarla eleniyor. Liyakat esas alınmalı, mülakat kaldırılmalı!
#MEBdeMülakatAdeletsizliği
Akademi maddeleri yürürlüğe girene kadar iş ve işlemleri MEB Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü (OYEGM) tarafından yürütülecek.
Eylül 2025'e kadar yapılacak sözleşmeli öğretmen alımlarında eski (an itibari ile yürürlükte olan) yasalar geçerli olacak.
Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda şube müdürleri, müfettişler, eğitim uzmanları ve araştırmacılara uzman/başöğretmenlik hakkı verilmedi. Ayrıca öğretmenlikte yetersiz görülenlerin GİHS kadrolarına atanması planı kabul edilmedi. Eğitimde adaletin sağlanması için eksikler devam ediyor
Öğretmenevlerindeki kafe isimleri gibi gereksiz konuları bizlere danışan MEB #ÖğretmenlikMeslekKanunu gibi hayati konularda fikirlerimizi dikkate almadı. #Mülakat ve #Atama sorunları hala çözülmedi, Eğitimde önceliklerimiz ne zaman ciddiye alınacak?
#MEB
Türk Eğitim-Sen:
Eğitim öğretim faaliyetlerinin aksamaması ve öğretmenlerin iş yükünün artmış olması da dikkate alınarak, Uzman Öğretmenlik ve Başöğretmenlik eğitimlerinin 11-15 Kasım 2024 ara tatil döneminde uzaktan eğitim yöntemiyle yapılması daha uygun olacaktır.
Engelli öğretmen atamaları, fırsat eşitliği ve toplumsal farkındalık açısından çok önemli! Hem eğitimde temsil gücünü artırıyor hem de engelli bireylerin topluma aktif katılımını sağlıyor. Zamanı geldi de geçiyor öğretmenlerimizi atayın artık!
#EngelliÖğretmenlereÖncelik