İnsanın hem kendini en çok iyi hissettiği hemde kendini en çok hüzünlü hissettiği, İslâm güneşinin doğduğu, kalbimizin tuhaf bir şekilde attığı, insanın kendini en çok sorguladığı, en çok da Allah'a en yakın olduğu yer.....
Özensizlik elbette, daha ilk etapta belli etmişler kendilerini, misafire ikramda da misafirliğe gidildiğinde götürülen şeyin özenide hepsi önce kendine sonra karşıya verdiğinde değeri gösterir
Kız isteme merasiminden sonra bir kızın paylaşımı
Geçen hafta sonu arkadaşımın isteme ve söz merasimi vardı. Damat tarafı, eve gümüş tepside özel çikolata getirmek yerine zincir marketten iki kutu bayram çikolatası alıp poşetle getirmiş.
Kızın annesi, çikolatayı görünce misafirlerin yanında bozulmuş ve masaya bile koymamış. Kız da ertesi gün, “Aileme ve bana karşı bu kadar mı özensizsiniz? İnsan, en azından bir pastaneden özel olarak yaptırır.” diyerek yüzüğü geri yollamış.
Damat ise “Şekle ve tüllere mi takılıyorsunuz? Önemli olan niyet.” diyerek tepki gösteriyor.
Sizce isteme gününde bu kadar basit bir masraftan kaçınmak düpedüz saygısızlık mıdır, yoksa kız tarafının bunu gurur meselesi hâline getirip sözü atması abartı mıdır?
Maalesef teyzemiz ülkedeki piramitte alt katlarda yer aldığı için (büyük çoğunluğumuz gibi) acısı da mağduriyeti de bikaç güne daha az konuşulmaya başlanacak. Ve mücadelesini verirken yorulacak. Bıkacak. Usanacak. Belki de aldığı tehditler dolayısıyla susacak. O susunca biz daha çabuk unutacağız.
Oysa piramitlerde üst katlarda olsaydı süreç çok daha farklı ilerlerdi. Şimdi buyurun adaletin nereden nereye bir yönü olduğunu tartışın durun.
Katillerin, kansızların, köpeklerin mazlumdan daha çok korunduğu bir yerde söz edebileceğiniz şey neyse ondan söz edin.
Üsküdar'daki Büyük Çamlıca Camii'nde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın teşrifleriyle gerçekleştirilen merasimde 333 hafız icazet aldı.
11. Sınıf öğrencisi Hafız Muhammed Fatih Mercan, dört dilde hutbe irat etti.
Yıllarca hep bir insanın evleneceği zaman basireti nasıl bağlanır diye merak ederdim evlendikten sonra anladım:)Demekki Rabbim nasip edince olumsuz görünen şeyleri bile evlendikten sonra aşılabilecek şeyler olarak gösteriyor,evlendikten sonra bunun o kadar kolay olmadığını anlıyo
Bir keresinde oruç tutamayan birisi, “Çalışırken oruç tutmayı nasıl becerebiliyorsun?” diye sormuştu. Yüzünde bana acıyormuş gibi bir ifade vardı. Sonra birkaç kez oruç tutmayı denediğini ama iş yerinde performansı düştüğü için vazgeçtiğini söyledi. Konuşmasını “Çalışmak da bir ibadet sonuçta” diyerek sonlandırdı.
O anda bir şey diyemedim. Ama akşam iftarı yapıp çayımdan ilk yudumu alınca, sahneyi kafamda tekrar canlandırıp şöyle bir cevap verdim içimden o arkadaşa:
Bak arkadaşım!
Eğer inanmıyorsan zaten oruç tutmazsın. İnanıyorsan ve mazeretin olduğu için tutamıyorsan yine mesele yok. Ama eğer inanıyorsan, bir özrün yoksa ve sırf zor geldiği için oruç tutmuyorsan asıl ben sana hayret ediyorum. Ve senin adına üzülüyorum. Çünkü asıl eziyeti ben değil, sen çekiyorsun.
Niye mi?
Çünkü sen sahur vakti sofraya altın tozu gibi serpilen o mahmur saadetten mahrum kalıyorsun. Her gece davul sesini duyup mutlu olmak yerine sinir oluyorsun. Çocuklarınla güler yüzlü ramazan hatıraları biriktiremiyor, akşam ezanıyla birlikte yaşanan o eşsiz şölene katılamıyorsun.
Gün boyu çay kahve içiyorsun ama iftardan sonra çaydan alınan o ilk yudumun hazzını tadamıyorsun. İftar davetlerine mülteci gibi gidiyor, belli etmemeye çalışsan da bayrama buruk giriyorsun.
En önemlisi de şu: Sana maaş veren patronunu memnun etmek için performansını düşürmüyorsun. Ama sahip olduğun her şeyi verenin emrine uymak için aç kalmayı göze alamıyorsun.
Sırf aç kalmak zor geliyor diye bu kadar eziyete gerek var mı? Bence yok. Kim kime acısın şimdi?
Gelecek eskiden bir güvence alanıydı, bugün daha çok bir risk alanı gibi. “Bugün çabalarsam gelecekte karşılığını alırım” inancı yara aldı.
Hayal edebilme zorluğu. Gelecek yorgunluğu. Şimdiye ve geçmişe sıkıştık. Her şey dün gibi, aynı. Gelecek bir türlü gelmiyor.
Modern ruhun bir semptomu: Bolluk çağında kıtlık hissi. Ama iyi haber: Farkına varmak, direnç inşa etmenin başlangıcı.
Sessiz bir inatla direnmeliyiz. Yüz yüze, göz göze konuşmalıyız. Odaklanmayı, dikkati geri kazanmalıyız. Elimizdeki ‘akıllı’ telefonu usulca yere bırakmalıyız.
Yürümeli, konuşmalı, ırmakları ve ağaçları seyretmeliyiz.
Her gün bölünmemiş bir dikkatle bir saat okumalı, sevdiklerimizle ekransız sohbet etmeliyiz.
Hayal etmek, geleceği çağırmaktır.
Bazı öğrencilerime bayılıyorum. Akranları içindr farklı olmaya çalışmıyorlar aynı olmaya da çalışmıyorlar sadece kendi olmaya çalışıyorlar auralarından tavırlarından yürüyüşlerinden o kadar anlaşılıyor ki
Gazze, Sudan, Doğu Türkistan ve daha bilmediğimiz duymadığımız mazlum coğrafyalarda zulüm görenler utanıyorum sizi düşünmeden yaşadığım için, buraya gelince resimleri görüp hatırladığım için özür dilerim sizden . Affet Allahım affet onlara da merhamet et
‘Başkaları hakkında kötü konuşmak, kendimizi övmenin dürüst olmayan bir yoludur; bu kadar açık bir egoizmden uzak duralım. İyi ve cesaret verici şeyler söyleyemiyorsanız, hiçbir şey söylemeyin.’
Will Durant
Birleşik Arap Emirlikleri'nin desteklediği terör örgütü Hızlı Destek Kuvvetleri, Sudan'ın El Faşir kentindeki bir hastanede bulunan tüm hastaları ve çalışanları katletti.
Bir İşgalci İsrail askeri, Han Yunus'ta elleri ve gözleri bağlı halde kaçırılan yaklaşık 20 Filistinli sivilin fotoğrafını paylaştı. İşgalin vahşetinin tüyler ürpertici bir görüntüsü.