Ozan Güven ile ilgili daha önce Armağan Çağlayan röportajı üzerine radikal şefkat prensibiyle yazmıştım. Merak ediyorsanız burada:
https://t.co/0kMRhtXaPa
(Not olarak, Armağan Bey’in kibar ve anlayışlı bir mesaj attığını da eklemek isterim.)
Son yaşanan olay üzerine bu kez Mehmet Aslantuğ’un açıklamasını okudum ve bunun üzerine bir şey söylemek isterim:
Yakın bir arkadaşımız ya da akrabamız fail olsa ne yapardık? Bu sorunun kolay bir cevabı yok. İnsanın her durumda kalabileceğine inanan biri olarak, doğru olanın hem suçu ve etkilerini kabul etmek hem de kendi ilişkindeki insanı yalnız bırakmamak olduğunu düşünüyorum. Arkadaşınızın zor durumunu yalnız bırakmamak fikrimce iyi niyetli ve kolay olmayan bir tutum.
Nitekim Aslantuğ da bunu şu sözüyle ifade etmiş:
“Bazı arkadaşlıklarda; hangi boşluğu / travmayı yalnız bırakmamam gerektiğini; payımıza düşen sorgulamayı / iyileştirmeyi başkalarının öfkesinden öğrenerek esirgeyecek de değilim.”
Ama kamusal alanda olmanın bir bedeli var.
Güven hukuki olarak cezasını çekiyor olabilir. Ne var ki ondan bir özür, bir yüzleşme görmedik. Ünlü birinin kendi davranışının sorumluluğunu almaması, cezasızlık rejimi dediğimiz şeyi besler. Çünkü tanınan bir failin kamusal alanda serbestçe hareket etmeye devam edebilmesi herkes için şiddeti normalleştirir. Türkiye’deki kadına şiddet ve kadın cinayetleri düşünülünce bu çok ciddi, asla normalleşmemesi gereken bir konudur.
Bir faili dostları yanında olarak “rehabilite” ediyorsa (ki tüm iyi niyetimle bunun doğru bir şey olduğuna katılıyorum) bunun yeri özel alandır. Önce bir yüzleşme, bir özür olur. Kamusal alana çıkmayı, hele ki “birlikte” çıkmayı yeniden hak etmeniz gerekir. O ana kadar kamusal alanda yan yana görünmek iyileştirici bir adım değil, meşruiyet kazandıran bir kolaylaştırıcılık ki insanların itirazı da buna. Güven’in haklarından var evet ama mağdur kadın ve olası şiddet mağduru tüm kadınların sembolik hakkı korunması daha önceliklidir.
Bir de şunu sormak isterim: neden eski eş Arzum Onan bu anlatıya ortak ediliyor? Erkekler neden bir konuyu “benim de annem, eşim, kızım var” argümanına başvurmadan, araya bir kadını sürüklemeden konuşamıyor? Üstelik bunu Arzum Onan’ın kırılganlığının altını çizerek (“elimi tut dedi”) yapıyorsun. Bir kadının kırılganlığı üzerinden yine bir erkeğin iktidar alanı tanımlanıyor.
Aslantuğ’un Onan’ı bu işe katmadan da yeterince insani bir argümanı zaten var: bir iyileşmeye kendi anlayışına göre katkıda bulunmak. Ama işte, erkekler için kadınlar ikiye ayrılıyor: “benim annem, kızım, ablam, elimi tut diyen boşandığım eşim” ve “öteki kadınlar.” Bunun derin psikolojik ve toplumsal açıklamaları var elbette.
1 Mart’ta gösterime girecek PRISCILLA şerefine, çok özel bir hediye!
Bizzat Sofia Coppola tarafından derlenmiş fotoğraflar, set hatıraları ve kişisel notlarla dolu, neredeyse 500 sayfalık bu harika albümü kazanma şansı yakala.
Tek yapman gereken, MUBI Türkiye hesabını takip etmek ve favori Sofia Coppola filmini alıntı RT şeklinde paylaşmak. Kazananı 1 Mart’ta açıklıyoruz.