Kadrosuzlar cemiyeti üyesi olarak 9-5 mesaimin ve gecelerin boşluklarında ilgilenebildiğim "merkezci" okumaların dışında küresel ve yerel sanat tarihi okumalarına ilişkin paylaşımlar yapıyorum. Buradaki sanat tarihi meraklılarına duyurulur.
https://t.co/nuPRhLZLo9
Bu dünyadan göçeni linçlemek adet olmuş burada. Yok artık. Üç beğeni uğruna sahtelik. Saygısızlık. Şimdiye kadar konuşmadıysan niye şimdi. Gazeteciler olmasa burada hiç durulmaz.
İlk matbaacımız İbrahim Müteferrika casus muydu?
Kemal Beydilli’nin Viyana arşivlerinde bulduğu ve İki İbrahim: Müteferrika ve Halefi kitabında neşrettiği belgeler dikkat çekici. Avusturya elçisi Penkler’in Viyana’ya gönderdiği raporlar, İbrahim Müteferrika’nın şifreli kodlarla anılan bir haber kaynağı olduğuna dair işaretlerle dolu. Raporda Müteferrika’nın adı açıkça geçmiyor; bunun yerine “601.801” veya “601.104.801” gibi şifreli kodlar kullanılıyor. Elçi Penkler, bu kodların üzerine düştüğü “İbrahim Efendi” notlarıyla Müteferrika’nın kimliğini açık ederken, ilk matbaacımızın kendisine “mahremâne” bilgiler sızdırdığını belirtiyor. Üstelik Müteferrika bu işte yalnız da değil. Beydilli’nin “ekip” (clique) olarak tanımladığı bu yapıda, Humbaracı Ahmed Paşa (Bonneval), onun evlatlığı Süleyman ve Müteferrika’nın halefi olan “Küçük İbrahim” (Kadı İbrahim) de yer alıyor. Bu isimler Osmanlı, Fransız ve Sicilyateyn’in (İki Sicilya) çıkarları arasında mekik dokuyan, tabiri caizse “üç mutfaktan karın doyuran” bir şebeke gibi hareket ediyorlar. Belgelerden, özellikle Müteferrika’nın halefi Küçük İbrahim’in, Divan-ı Hümayun Tercümanlığı kâtibi sıfatıyla edindiği devlet sırlarını ve diplomatik gelişmeleri yıllarca Avrupa elçilerine aktardığı ve bu “hizmetlerinden” maddi kazanç sağladığı anlaşılıyor.
Peki Müteferrika bunu neden yapıyordu? Belgeler bu haber akışının karşılığında maddî bir menfaat sağlandığına ve bilgilerin paraya tahvil edildiğine işaret etse de, resim sadece paradan ibaret olmayabilir. Macar asıllı bir mühtedi olan Müteferrika’nın, vatanını işgal eden Avusturya'ya (Habsburglar) karşı derin bir husumet beslediği ve aslında onları manipüle etmeye çalıştığı da bir ihtimal. Yani elçilere verdiği bilgiler bazen “satılık haber” iken, bazen de Osmanlı’nın Avusturya karşıtı politikasını körüklemek ve savaşı sürdürmek için kurgulanmış stratejik hamleler olabilir.
Müteferrika’ya dair anlatılarda nedense pek dile getirilmeyen bir husus.
Nano Banana Pro ile neler yapabileceğini bu flood’da gösteriyorum.
1.Görsellerini bilgi kartlarına dönüştürebilirsin.
Prompt: Bu görseli, bu yeri anlatan bilgilendirici bir görsel açıklayıcıya dönüştür.
Congratulations to Choon Hwee Koh, winner of the #MESA2025 Albert Hourani Book Award for "The Sublime Post: How the Ottoman Imperial Post Became a Public Service" (Yale University Press).
Read More: https://t.co/Hz4WjHVgkb
@ottomanchoon@yalepress
1910-1919 yılları arasında yayımlanan denizcilik tarihi, eğitim-öğretim, kültür, edebiyat, sanat ve ahlak alanlarında içeriğe sahip “Donanma Mecmuası”nın tüm sayıları ircica açık erişim sayfasında:
https://t.co/4NtuJop2ND
Read “A Brief Note on the 18th Istanbul Biennial: “What the Mine Gives, the Mine Takes,” and More“ by Oguz Alp Dedeoglu on Medium: https://t.co/AWLbaGLaXp
Okullardan Sanat Tarihi dersini kaldırarak gençliği ne hale getirdiğinizin farkında mısınız ? Çamlıca Caminin içindeki güzelim Osmanlı Nişlerini, nişlerin içindeki çift yapraklı laleleri nasıl görüyor neye benzetmeye çalışıyorlar. Cami kubbelerindeki Hilalleri de neye benzettiklerini yazmışlar. Siz gençlerimize #SanatTarihi öğretmemeye devam edin… @tcmeb@Yusuf__Tekin
Postdoc akademisyenliği prekaryalaştırmanın bir diğer aracıdır. Bilim insanını 40 yaşına kadar asgari ücret seviyesinde çalıştırmak için geliştirilmiş bir model. Yine kavramı ortaya koyanların diliyle ifade edelim, bu sürdürülebilir bir bilim yapma modeli değildir.
Bu post-doc olayının içini öğrendikçe, on tane post-doc’ta o ülkeden bu ülkeye sürüklenerek, dönem dönem yenilenen ve gitgide daha da güçlenerek yeniden üretilen gelecek kaygısı ve güvencesizlikle yaşamanın hikayelerini duymak… Beş yıldır akademide kendi deneyimlediklerim ve bu post-doc düzenine dair duyduklarım, doktoramı tamamladıktan sonra akademide kalmama kararını ciddiyetle masanın üstüne koyup değerlendirmem için benim adıma yeterli oldu. Bunu değerlendirmekte geç bile kalmışım dedim.
Zihinsel emeğimi, akademik çalışmalarımın arkasında yatan toplumsal değişime dair inancımı ve mücadelemi, üniversiteler başta olmak üzere farklı kurumlardan bağımsız görmek; onların duvarları arasında kurulan düzenlerden bağımsız düşünebilmek, benim için bir özgürleşme sürecini başlattı. Artık neoliberal patriyarkal üniversitelerden ve kurdukları kokuşmuş düzenlerinden eskisi kadar korkmuyorum. Üretmek için onlara mecbur hissetmiyorum.
Feminist bir araştırmacı ve siyaset bilimci olarak birikimim ve deneyimlerimle yalnızca akademide değil, farklı alan ve mekanlarda da politik ve toplumsal anlamda daha çeşitli ve anlamlı değerler üretebileceğime daha çok inanıyorum; bu farkındalık, kendimi patriyarkal neoliberal üniversite düzeninin dar ve boğucu alanlarının dışına taşıyarak gerçekten özgürleştiğimi hissettiren şey oldu benim için. Bu günlerde çok düşünüyorum bunlar üzerine, içimi dökmek istedim…
Ey Kyzikos, ne budalaca düştüğün korku yüzünden üzünce tanrıları, sığır kurban edip
bayram yapmalısın, ne de Libya'lının gizli definesini çelenklerde Helios'a gösterdiğinde. Pişmanlık duyup yas tutmalısın; çünkü Helios daha parlak yapacaktır...
Newspaper ads scanned from Annual of Advertising Art in Japan 1970, Bijyutu Shuppan Sha, 1970
Art Director: Hideo Mukai
Designer: Shigeo Katsuoka
Photographer: Ryuzo Shimoyama
Advertiser: Toto Kiki Co., Ltd.
https://t.co/I4gVQ4xNi5
Kültürel etkileşim sanat tarihinin başat konusudur. Dünya ağacı, rumi, palmet, ahşap işçilik, mermer cephe, kubbe, mozaik her biri bu etkileşimlerin göstereni ve taşıyıcısıdır.