Ülkücülük, kolay iş değildir. Bir insana hayattayken bu sıfat verilmez. Ömrü boyunca çizgisinde hiç sapma olmamışsa ve hayatının her döneminde tam bir ülkücü gibi yaşamışsa; öldükten sonra "O, bir ülkücü idi denir."
Galip Erdem
Bir kere daha yazayım, eğer kendine analist diyorsan, kalbinden geçenleri ya da olması gerekenleri bilgi diye anlatmayacaksın, olayları kendi zihninden bağımsız görüp sonrasında kendi zihninle birleştireceksin. Böyle gün görmüş bir adamın bu şekilde kolajlara düşmesinin nedeni bu ayrımı yapamaması. Üzücü.
Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli:
Bu kapsamda bize göre;
1.Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye ortaklığında imzalanan “Mekke Anlaşması” ile üye ülkelerin egemenlik haklarını korumak ve ortak coğrafyada yeni bir güvenlik mimarisi oluşturmak mümkün olabilecek, üç ülkenin güçlerini birleştirme inisiyatifiyle hayata geçen bu girişimin üye sayısının artırılması suretiyle de “Kudüs Paktı” önerimizle ulaşmak istediğimiz İslam ülkelerinin ortak güvenlik ve savunma inisiyatifi kazanması, İsrail saldırganlığının hedefi olan bütün ülkeleri ve bölgeleri kapsayan bir savunma iş birliğiyle “İslam Barış Gücüne” dönüştürülmesi sağlanmalıdır.
2.Üye ülkelerle birlikte daha önce önerdiğimiz Dünya Barış Konseyinden mülhem geçici bir ABD, Rusya, Çin ve AB’den oluşan Ortadoğu Barış Koalisyonu/Konseyi oluşturulmalı, süratle bölgede istikrar sağlanması hedeflenmelidir.
3.Orta Doğu'da yaşanan krizler, geçici ateşkes girişimleriyle çözülemeyecek kadar derin ve çok boyutlu bir hâl almıştır. Bu nedenle bölgesel güvenliği bütüncül bir yaklaşımla ele alacak, sürekliliği olan bir diyalog mekanizmasının oluşturulması gerekmektedir. Bu kapsamda Türkiye'nin girişimiyle, Birleşmiş Milletler himayesinde ve Ortadoğu Barış Koalisyonu/konseyiyle dirsek temasında olan Ortadoğu Güvenlik ve Barış Konferansı toplanmalı; Filistin’de iki devletli kalıcı barışın tesis edilmesi ve Ortadoğu’nun barış ve istikrar iklimine kavuşması için yol haritası belirlenmelidir.
4. Türkiye tarafından bölgesel güvenlik anlayışına yön veren ilkeleri ortaya koyan, barış ve huzur iklimini merkeze alan “Ankara Deklarasyonu" ilan edilmelidir. Ayrıca Türkiye, İsrail’den kendisine yönelik olası bir hasmane saldırıya karşı asla tepkisiz kalmayacağını, doğabilecek sonuçlardan Türkiye’nin sorumlu olmayacağını ilan etmelidir. Aynı zamanda, dünya Yahudiliğine zor zamanlarında kucak açmış bir millet olarak, İsrail yönetiminin bir katilin eline kalmasından üzüntü ve endişe duyulduğu da vurgulanmalıdır.
5. Geçmiş çatışma tecrübeleri göstermektedir ki uluslararası denetim mekanizması bulunmayan ateşkesler uzun ömürlü olamamaktadır. Bu nedenle Birleşmiş Milletler çatısı altında oluşturulacak tarafsız bir “Uluslararası Ateşkes Gözlem Misyonu” oluşturulmalıdır. Bu misyon; ateşkes ihlallerini kayıt altına almalı, insani yardım koridorlarının güvenliğini denetlemeli, sivillerin korunmasına ilişkin gelişmeleri düzenli olarak raporlamalı, uluslararası kamuoyunu şeffaf biçimde bilgilendirmelidir.
6. Münferit devletlerin girişimleriyle yürütülen arabuluculuk faaliyetleri yerine kurumsallaşmış ve çok taraflı bir yapı, diplomatik girişimlerin sürekliliğini sağlayacaktır. Bu doğrultuda geçmişte de karmaşık krizlerin yönetiminde etkili olan “Uluslararası Arabuluculuk Temas Grubu” kurulmalıdır.
7. Yaptırımların veya yalnızca diplomatik çağrıların tek başına kalıcı sonuç üretmediği dikkate alınarak “Kademeli Diplomatik Baskı ve Teşvik Mekanizması” oluşturulmalıdır. “Barış için İsrail’in Çevrelenmesi” politikası uygulanmalı ve başta bölge ülkeleri olmak üzere İsrail üzerinde siyasi ve ekonomik baskılar arttırılmalı, askeri caydırıcılık mekanizması etkinleştirilmelidir. Buna karşılık; ateşkesin kalıcı hâle getirilmesi, yayılmacılığın ve yerleşim faaliyetlerinin durdurulması, müzakere sürecine geri dönülmesi, uluslararası hukuka uyum sağlanması durumunda diplomatik ve ekonomik teşvik mekanizmaları da devreye sokulmalıdır. Bu hususlar, İsrail’in bölgede ve uluslararası kamuoyunda yalnızlaşması ve İsrail’deki politik iklimin değişmesi açısından önem arz etmektedir.
Kalıcı çözüm, İsrail’in hukuk dışı ve saldırgan politikalarının etkisizleştirilmesi ile eş zamanlı olarak bölgesel barış mimarisinin güçlendirilmesini gerektirmektedir. Türkiye bu çerçevede çatışmaların sona erdirilmesine ve kalıcı barış düzeninin kurulmasına öncülük eden bir aktör olmalıdır.
Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli:
Bölgesel barış ve güvenliği tehdit eden saldırgan politikaları karşısında İsrail’in uluslararası hukuk çerçevesinde etkisizleştirilmesi, ertelenemez bir zorunluluk haline gelmiştir.
18 Ağustos 2026 tarihinde İdlib şehri kırsalında yer alan Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’ne Suriye’nin altyapısı ve yeteneklerini hedef alan, toprak bütünlüğü ve birliğini ihlal eden İsrail saldırısı, devletlerin egemenlik haklarına, toprak bütünlüğüne ve uluslararası hukuka aykırı küstah tavrının yeni bir göstergesi olmuştur. İster tarihi yayılmacılığının ve hukuk tanımazlığının tezahürü, isterse de yaklaşan seçimlere dönük bir girişim olsun; yapılan hukuka, barışa ve bölgesel huzura yönelik kabul edilemez bir saldırıdır. Türkiye karşıtlığını her geçen gün daha da tırmandırırken uluslararası desteğini ve meşruiyetini giderek kaybeden İsrail yönetimine çağrımız nettir.
Türkiye’yi kışkırtmaktan, Türkiye’nin sabrını sınamaktan, ülkemizin millî güvenlik alanlarına dolaylı veya doğrudan müdahale anlamına gelebilecek teşebbüslerden ve Türkiye karşıtı çevreleri cesaretlendiren söylemlerden vazgeçilmelidir. Türkiye çatışma arayan bir ülke değildir. Bununla birlikte, kendisine yönelen tehditleri görmezden gelecek, egemenlik haklarının ihlal edilmesine seyirci kalacak veya millî güvenliğini başkalarının insafına bırakacak bir ülke hiç değildir.
İsrail’in Suriye sahasında Türkiye’nin güvenlik çıkarlarıyla kesişen hamleleri, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlamaya dönük arayışları ve bölgesel parçalanmayı teşvik eden yaklaşımları dikkatle takip edilmektedir. İsrail yönetiminin, Türkiye’nin barış ve istikrar üretme kapasitesini kendisine yönelik bir tehdit gibi algılaması vahim bir stratejik hatadır. Türkiye’nin amacı İsrail dâhil hiçbir ülkeyle savaşmak değildir. Ancak hiç kimse Türkiye’nin barış iradesini zafiyet, itidalini acziyet, diplomasiyi önceleyen yaklaşımını caydırıcılıktan yoksunluk olarak yorumlama hatasına da düşmemelidir.
Türkiye, Terörsüz Türkiye hedefiyle iç cephesini tahkim ederken, komşularının istikrarını kendi güvenliğinin ayrılmaz bir parçası saymakta; diplomasi, arabuluculuk, ekonomik iş birliği, insani yardım ve bölgesel sahiplenme üzerinden barış üretmeye çalışmaktadır. İsrail yönetimi ise Gazze’den Lübnan’a, Suriye’den İran’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada kriz, çatışma ve insani yıkımla anılmaktadır. Terörsüz Türkiye’de alınan mesafe, terörsüz bölge yolunda yaşanan olumlu gelişmeler kaos ve çatışma ikliminden beslenen İsrail’in dengelerini sarsmış, oyunlarını bozmuştur. İsrail yönetiminin izlediği saldırgan ve yayılmacı siyaset, bütün bölgenin geleceğini tehdit eden başlıca güvenlik sorunlarından birine dönüşmüştür.
Son yıllarda Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler; insan hakları ihlallerinin zirve yaptığı ve uluslararası hukukun giderek daha fazla aşındığı, siyonist yayılmacılığın endişeleri artırdığı bir süreci ifade etmektedir. İsrail hükümetinin işgal politikalarını genişleten teolojik sapkınlığı, sivilleri hedef alan hukuka aykırı askeri operasyonları ve Türkiye’ye dönük tehditkâr açıklamaları, bölgesel barış ve güvenlik açısından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Bu süreçte Netanyahu’nun dini kimliği ve Yahudiliği siyasi hedefler doğrultusunda araçsallaştıran söylemleri de, hem dinin evrensel ahlaki değerlerine hem de Yahudi toplumunun tamamına mal edilemeyecek, siyasi tercihlerin dinle özdeşleştirilmesi riskini beraberinde getirmiştir. İsrail, mevcut yönetim eliyle yalnızca bölge için değil, bütün insanlık için bir tehdit kaynağı hâline gelmiştir. Bu yönüyle İsrail’in bölgede telafisi imkânsız sonuçlar doğuracak saldırganlıklardan vaz geçmesi ve hukuk zeminine çekilmesi zorunlu hale gelmiştir.
Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli:
‘Terörsüz Türkiye’ sürecinde vatan, millet, bayrak ve tüm mukaddes değerler uğruna toprağa düşmüş aziz şehit ve gazilerimiz ile onların muhterem ailelerinin hatıralarına en küçük bir leke sürdürülmemiştir.
Vurgulamak isterim ki bu aşamaya onlar sayesinde, onların kutlu mücadelelerinin sonucunda gelinmiştir. Bununla beraber Gazi ordumuzun ve fedakâr milletimizin dünden bugüne terörle mücadele hafızası, azmi ve iradesi bütün aşamalarıyla sahiplenilmiştir.
Gizli kapaklı herhangi bir pazarlık, vatandaşlarımızın bilgisi dışında bir yol söz konusu olmamıştır. Sürecin hassasiyetine uygun bir üslupla, sabırla, akılla, vatan, millet sevgisiyle ve kardeşliğin kavileştirilmesine olan güçlü inanç ve iradeyle hareket edilmiştir.
https://t.co/OUco84UdzA
‘Terörsüz Türkiye’nin birinci aşaması, terör örgütüne silah bıraktırma ve bölgenin terör unsurlarından temizlenmesi olsa da Türkiye’nin dış politikada daha bağımsız hareket edebilmesi, yakın coğrafyasında barış ve istikrarın güçlenmesi, Doğu Akdeniz'den Kafkasya'ya, Orta Doğu'dan Avrupa'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada etkinliğinin artması, ‘Terörsüz Türkiye’nin hedefleri arasında yer almaktadır.
Esasında, bölgemizde ‘Şark Meselesi’nde ikinci perdenin sahnelenmek istendiği görülmektedir. Hedef; parçalanmış ve bölünmüş egemen devletlerdir. Ancak Türkiye, yeni Sykes-Picot düzenini, Balfour’daki sinsi planları ‘Terörsüz Türkiye’ hedefiyle bozmuş, terörsüz bölgenin yeşermesiyle emperyalizmin bu coğrafyadaki emellerine darbe vurmuştur.
Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli
Bugün tarihi bir gün.
Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin
22 Ekim 2024 tarihinde yapmış olduğu tarihi çağrının üzerinden 655 gün geçti.
Bu süre zarfında çok şükür bir mehmetçiğimizin dahi burnu kanamamış, yuvalara yeni ateşler düşmemiştir.
Bu hakikat dünyadaki hiçbir maddi degerle ölçülemez.
Terörsüz Türkiye Süreci,
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın iradeyle bir devlet politikası haline gelmiş,
Meclis Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş değerli katkılar sunmuş,çok büyük emek harcamıştır.
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun tüm üyeleri fedakarca çalışmıştır. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.
Kanun teklifinin görüşülmesi sırasında eleştirileriyle katkı sunan tüm Milletvekillerine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.
TBMM de niteliki bir çoğunlukla kabul edileceğini beklediğimiz Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanunun ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini diliyoruz.
Türk milleti köşeye sıkıştırılacak bir millet değildir.
Türk milleti, karşısına yedi düvel de dizilse tarih sahnesinden silinecek bir millet değildir.
Türkiye, ham hayaller kurulup çizilen haritaların kenarına sıkıştırılacak, eline bir avuç toprak verilip denizlerinden koparılacak bir ülke değildir.
Bir olacağız, diri duracağız, aynı bayrağın altında aynı istikbale yürüyeceğiz.
Çünkü biz Türk milletiyiz.
Biz; esareti ayağının altında ezen, zilleti kapısından içeri sokmayan, ihanete nefes aldırmayan, haritalara sığmayıp nice devletler kuran, ateş çemberlerini yara yara küllerinden yeniden doğan, kuşatmaları paramparça edip ayak bastığı her toprağı vatan tutan ve tarihin akışına, çağların kapılarına Türk mührünü vuran aziz milletin evlatlarıyız.
MHP Genel Başkanı
Devlet BAHÇELİ
Türk milleti köşeye sıkıştırılacak bir millet değildir.
Türk milleti, karşısına yedi düvel de dizilse tarih sahnesinden silinecek bir millet değildir.
Türkiye, ham hayaller kurulup çizilen haritaların kenarına sıkıştırılacak, eline bir avuç toprak verilip denizlerinden koparılacak bir ülke değildir.
Bir olacağız, diri duracağız, aynı bayrağın altında aynı istikbale yürüyeceğiz.
Çünkü biz Türk milletiyiz.
Biz; esareti ayağının altında ezen, zilleti kapısından içeri sokmayan, ihanete nefes aldırmayan, haritalara sığmayıp nice devletler kuran, ateş çemberlerini yara yara küllerinden yeniden doğan, kuşatmaları paramparça edip ayak bastığı her toprağı vatan tutan ve tarihin akışına, çağların kapılarına Türk mührünü vuran aziz milletin evlatlarıyız.
MHP Genel Başkanı
Devlet BAHÇELİ
Bizim meselemiz CHP’nin içine düştüğü dağınıklıktan siyasi kazanç üretmek değildir.
Bizim meselemiz; Türkiye’de siyaset kurumunun ağırlığını, millet iradesinin saygınlığını ve hukukun üstünlüğünü korumaktır.
Sayın Özgür Özel’e tavsiyemiz açıktır:
CHP’nin iç gerilimini sırtlanıp meydanlara taşımaktan, CHP bünyesindeki çatlağı memleket sathına yaymaktan, mevki yarışını demokrasi kahramanlığı gibi servis etmekten vazgeçilmelidir.
MHP Genel Başkanı
Devlet BAHÇELİ
MHP Üsküdar yeni İlçe Başkanlık binamızın açılışını hayır dualarıyla gerçekleştirdik. Bizler için her “Bismillah” yeni bir ufuk, ileriye doğru atılmış her adım, kutlu davamıza hizmet yolunda yeni bir heyecan vesilesi oluyor.
Katılımlarıyla açılışımızı şereflendiren, MYK üyelerimiz Sn. Osman Gür, Sn. Birol Gür’e ve Sn. Umut Bağlı’ya, Ülkü Ocaklarımızın İstanbul İl Başkanımız Sn. Alparslan Doğan’a, İstanbul’a birlikte hizmet ettiğimiz geçmiş dönem Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’e teşekkür ederim.
Bu vesileyle Teşkilatımıza yeni bir hizmet alanı kazandıran Üsküdar İlçe Başkanımız Sn. Mustafa Gider’e, açılış merasimimizi adeta bir mitinge dönüştürüp bizlere büyük mutluluk yaşatan Üsküdarlı dava arkadaşlarıma ve bu müstesna ilçemizin kıymetli sakinlerine teşekkürlerimi sunarım.
İslam dünyası ayağa kalkmalı, İsrail haydutluğuna haddi bildirilmelidir. Filistin özgürleşmeli, kutsal topraklar huzura kavuşmalı, İslam coğrafyasına düşen emperyalizmin gölgesi geri gelmemek üzere yok edilmelidir.
İstanbul’un Fethi’nin 573. yıl dönümü münasebetiyle İstanbul Valiliği tarafından düzenlenen ve Valimiz Sn. Davut Gül’ün teşrifleriyle gerçekleşen programlara İl Başkanımız Sn. Volkan Yılmaz katılım sağladı.
İl Başkanımız, Büyük Komutan Fatih Sultan Mehmed Han’ın türbesini ziyaretin ardından Fetih Yürüyüşü’ne ve Milli Savunma Bakanlığı Mehter Konserine eşlik etti.
İstanbul’un Fethi’nin yıl dönümü kutlu olsun.