Ülkemizin şahane coğrafyalarından biri olan Spil Dağı Milli Parkındaki bu dünya güzeli şakayık (Paeonia peregrina) şu sıralar dünyaya merhaba diyor.
Mitolojik olarak şifa, onur, soyluluk ve koruyuculuk yüklenen şakayık, Osmanlı saray bahçelerinde lale ve gülden sonraki en prestijli çiçeklerden biridir.
Osmanlı bezeme sanatında şakayık, doğadaki gerçekçi (natüralist) görüntüsünden sıyrılarak yüzyıllar içinde muazzam bir tasarım (Hatayi üslubu ile) elementine dönüşmüştür. Uzak Doğu kökenli bir sembolizm ögesi olan şakayık, Çiçeklerin Kraliçesi" (Sho Yu) veya "Zenginlik ve Onur Çiçeği" olarak anılır. Boyun eğmeyen asaletin, onurun ve zarafetin sembolüdür.
Antik dönemde köklerinin ve tohumlarının kötü ruhları kovduğuna, tılsımlı olduğuna inanılır (ki Osmanlı tıbbında ve aktarlıkta da Yaban Şakayığı / Ayı Gülü adıyla sara tedavisinde kullanılmıştır). Ülkemizin pek çok yöresinde yirmiye yakın türü bulunmaktadır.
Aman dikkat! Ona zarar vermenin, koparıp götürmenin cezası (2026) 699.245 TL dir.
Sizi mutlu etmek için bu güzel milli parkımız ve şahane bitkileri, olağanüstü manzaraları ziyaretinizi bekliyor.
5 Haziran Dünya Çevre Günü, yalnızca takvimlerde yer alan bir tarih değil; 1972 yılından beri insanın doğayla kurduğu kadim bağın yeniden hatırlanması gereken anlamlı ve evrensel bir çağrıdır. Her yaprakta yaşamın nefesini, her damlada geçmişin ve geleceğin izini taşıyan tabiat ana, hepimize emanet edilmiş en kıymetli varlıktır. Yeşilin gölgesini, mavilerin sonsuzluğunu, toprağın zenginlik ve bereketini korumak; yalnızca bugüne değil, yarına karşı da sorumluluğumuzdur. Çünkü doğaya gösterdiğimiz özen, aslında geleceğimize verdiğimiz değerin en güzel yansımasıdır.
Doğa, bize her gün karşılıksız güzellikler sunan en cömert dosttur. Dost yeterince kırıldı, üzüldü artık varlıklarını koruyamayacak durumda. Geç kalıyoruz; sular, ormanlar, meralar, toprak ve hava hızla kirleniyor, bozuluyor, yok oluyor.
Her beşeri faaliyet doğaya saygı ve uyum içinde yürütülmek zorunda. Şimdi olduğu gibi doğaya şiddet durmazsa, en önce kaybeden insanoğlu olacak. Bunu akıldan çıkarmayalım.
Sonrası mı? Mukadderat, doğal afet, işin fıtratında var!
İklim değişikliğinin etkilerinin tüm yönleriyle araştırılması ve ülkemizin karşı karşıya olduğu risklere karşı etkin politikalar geliştirilmesine ilişkin araştırma önergesi üzerine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşma yaptım.
Ordu/Perşembe sakin şehir (Cittaslow) peki yaylası da sakin kalsa olmaz mı? Gittik gördük, raporlar yazdık. Cennetten bir köşe, binlerce hayvanın sere serpe yayıldığı muhteşem bir yayla, eşsiz bir ekosistem. Ne yazık ki madenciliğin tehdidi altında. Köylüler istemiyor, turizmciler istemiyor, bilim insanları çok yanlış çok yazık olur diyor. Sahil istemiyor dağ istemiyor. Yazıktır günahtır, buraya dokunmak geleceği karartmaktır. Ordu Perşembe yaylası yayla kalsın, suları böyle tertemiz aksın, insanı da kurdu kuşu, börtü böceğini de mutlu etsin. Yıllık bir milyona yakın turist ülkenin en güzel ilçelerinden birine madencilik görmeye, kirli suları içmeye mi gelecek sanırsınız?
Elektrikte “kara düzen” ve “15/75 soygunu” olarak tanımlanan yapıyı değerlendirdiğimiz röportajımız, Füsun Sarp Nebil tarafından T24’te yayımlandı.
Elektrik faturalarının yalnızca küçük bir kısmının enerji bedelinden oluştuğu, büyük bölümünün ise dağıtım şirketlerine aktarıldığı mevcut sistemin vatandaşın üzerindeki yükünü ve çözüm önerilerimizi kamuoyuyla paylaştık.
Enerjide şeffaf, adil ve kamucu bir düzen için mücadelemizi sürdürüyoruz.
Röportajın tamamını aşağıdaki bağlantıdan okuyabilirsiniz.
Dün Ankara Rize Masası için Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezindeydik. Sn. Milletvekilleri CHP TBMM Grup Başkan Vekili @gunaydingokhan Genel Başkan Yardımcısı @RizvanogluEvrim ve @tahsinocakli ile birikte, Cengiz Tekin’in yönettiği, Türkiye ve Karadeniz’deki doğa tahriplerinin ve çözümlerinin konuşulduğu bir panele katıldık. Sn. Milletvekillerimizin çok değerli tespit ve önermeleri çok kıymetliydi. Elbette yaşam savunucusu kardeşimiz #EsraIşık da unutulmadı. Ben de İklim Değişikliğine ve “Doğal Varlıkların Tahribinde Yasal ve Teknik Uygulamalar” başlığıyla bir sunum yaptım. Soruların çokluğu katılımcı hemşehrilerimizin mücadele kararlılığını göstermesi açısından çok değerliydi. Sıkıntılar gitsin için çok çalışma şart.
Dün Ordu Çevre Derneği @OrcevOrdu ve İstanbul Demokrat Ordulular Platformunun düzenlediği Ordu’daki Ekokırım konulu Panelde başta Ordu olmak üzere ülkemizin çevre sorunları, çözümleri ve hukuki mücadele üzerine değerlendirmeler yaptık. Ordu’nun %74’ü maden için ihale bekliyor. Bir bölümü çoktan tarumar edildi bile. Bu gidiş gidiş değil, Ordu’nun dereleri bırakın yukarıya aşağıya da akmayacak belki de. Ben de İklim Değişikliği, su kıtlığı ile madencilik ve bilumum sorunların ne dertlere yol açacağına değindim. Son aylarda çıkarılan ve tartışmalara yol açan bazı yasalarla ilgili görüşlerimi sundum. İlk bölümde değerli @muammerbilgic_ harika moderatörlük yaptı ve Fatsa sahilindeki moloz müzesinin 😳açılışına gitti. Altın madenciliği üzerine üç kitap yazan @ibrahimgunduz sisin azizliğine uğrasa da toplantıya yetişti ve önemli bilgiler verdi. Yoğun bir bir katılım vardı. Harika sorularla konulara daha da derinliğine girebilme fırsatımız oldu. 15:30 gibi bitmesi planlanan toplantı 18:00 gibi bitti.
ORMANSIZ YOKSULUZ, YA SUSUZ ??
Dün 21 Mart Dünya Ormanlar Günüydü. Bugün ise Dünya Su Günü. Tesadüfen mi yan yana gelmişler? Sağlıklı dağ ormanlarında depolanan biyoçeşitlilik, kereste, yakıt, tıbbi ve aromatik bitkiler, yem ve yerel halkın refahını sağlayan çok çeşitli gıdalar gibi pek çok ürün sunmaktadır. Dağ ormanları ayrıca iklim değişikliği açısından da çok önemli bir konumdadır ve gezegenin sağlığı için temel ekosistemleri temsil etmektedir. Dahası sağlıklı ormanlarla kaplı dağlar, şüphesiz Dünyadaki en olağanüstü manzaraları oluşturur. Dağlardan aşağıya akan tatlı su, dünya nüfusunun yarısından fazlasının erişebileceği ve içme, pişirme, yıkama, tarım, enerji, sanayi ve ulaşım gibi en çeşitli ihtiyaçlar için kullanılan bir varlıktır. Dağlar, Dünya yüzeyinin yalnızca %24'ünü kaplamasına rağmen dünyanın tatlı su kaynaklarının %60-80'ini sağlar.
Ancak bin bir bahane ile dağlar tarumar edilmekte, ormanlar hızla azalmakta, sular hızla kirlenmektedir. Son 50 yılda karasal tür populasyonları %69, tatlı su tür populasyonları ise %85 oranlarında düşüş gösterdi. İklim değişikliği bu durumu daha da kötüleştirmektedir. Apaçık su kıtlığı yaşayan ülkelerden biriyiz. 2050'de GSYİH kuraklıktan en fazla etkilenecek ülkeler arasındayız, Mısır, Kore ve Nijerya ile yarışıyoruz. Özetle dostlar yapacak çok işimiz var, çok! Hızla Su Kanunu ile başlayalım
Milli Parklar turizmin emrine verilemez; maden ya da enerji hiç bir yatırım alanına dönüştürülemez. Yaşam destek sistemleri ekosistem hizmetlerini sürdürebilmeli, tüm yaşam formları geleceğe sağlıkla ulaşabilmelidir.
Ülkemiz için en büyük iyilik, kabul edilen maddeleriyle birlikte Yasa Teklifinin tümüyle geri çekilmesidir.
Lütfen herkes bu etiketi kullansın ve sesimiz büyüsün : #MilliParklarYatırımaAçılamaz
Dün Artvin Belediyesi Mart Ayı Olağan Meclis Toplantısındaydık.
“İklim Değişikliği Bağlamında Artvin’de Doğal Kaynak Yönetimi Sorunları” konulu bir sunum gerçekleştirdik. Sunumda iklim değişikliğinin Ulusal ve yerel ölçekteki etkileri ve doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi üzerine değerlendirmelerde bulunduk; HES’ler, yeşilyol, turizm ve özellikle madencilik konusundaki değerlendirmelerimizi sunduk.
Başta önemli katkılar yapan Belediye Başkanı @bilgehanerdem08 , tüm meclis üyelerine ve @nurnesekarahan teşekkürler. Artvin tam bir kıskaçta, dayanışma her zamankinden önemli.