Devrimi düşlüyorsan ona göre yaşarsın. Yürüyüşün farklı olur. Bakkala, manava başka türlü davranırsın. Bunun için sana kimse puan yazmaz tabii; ama anlarlar. Orada birisi farklı yürüyordur.
#kazımkoyuncu#hopa
@okansrdkn@AybastB@ordubld Ordu Aybastı Perşembe Yaylasına bu yapılan hiç estetik ve hoş değil, bunun sonu gelmez. Yetkilileri tedbir almaya davet ediyorum. @mhilmiguler
Ordu/Perşembe Yaylası'nın en güzel ve en bakir kalmış yerine böyle bir ucubenin dikilmesine izin verip ihale açan @AybastB tebrik etmek gerek. Yayla merkezinde ve gölet çevresinde bir çok tesis varken buna hangi kafayla onay verdiniz gerçekten merak ediyorum. @ordubld@hnagy52
Bu haritadaki yazılı olan yerler bugün yapılan ve yarın yapılacak olan ruhsat ihalelerinin yerleri. Bizim köyümüzün içinde bulunduğu gibi ihaleleri yapılmış olan yerler değil. Talanın büyüklüğünü siz tahmin edin...
Giresun, özgün iklimiyle çay ve fındık üretiminde büyük bir değer yaratıyor; bitki örtüsü, yaylaları ve akarsularıyla da eşsiz bir doğa mirasına sahip.
Ne yazık ki bu kadim coğrafyanın %85’İ IV. GRUP MADENLERE RUHSATLI.
❗Bölgede devam eden madencilik faaliyetleri nedeniyle topraklarımız, havamız, suyumuz, biyolojik çeşitliliğimiz ve kültürümüz üzerindeki tehdit hızla büyüyor.
📌 2025’te Meclis’ten geçen Torba Yasa’nın maden ruhsat süreçlerini hızlandırdığını ve izin mekanizmalarını doğa aleyhine şekillendirdiğini hatırlatıyor, doğamızı korumak için herkesi bu konuda sorumluluk almaya davet ediyoruz.
Tüm partilerden bölge milletvekillerini ve karar vericileri bu konuda bilgilendirmek hepimizin görevidir.
Başta Tirebolu halkı olmak üzere toprağı, suyu, ağacı ve yaşamı savunan tüm yurttaşlarımızın yanındayız.
#BiliyorsunSorumlusun
@csbgovtr
Türkiye'de İnanç ve Dindarlık raporunu inceledim. TGSS'ye ait bu araştırma metodolojik olarak oldukça güçlü.
Araştırmada Türkiye'de inanç ve dindarlığa dair güncel ve ilginç veriler var. Sizler için derledim. Buyurun (Flood)
Giresun, AKP milletvekili Cantürk Alagöz’e teslim
Giresun’da Alagöz Maden’in atık havuzundan dere yatağına sızan akıntı bir kez daha gözlendi
Madenin patronu AKP Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz ise Kovid döneminde devlete sattığı aşılarla hatırlanıyor
@turkoloji_g Yazdığınız ilk cümlede 4 Arapça kelime, 1 Farsça bağlaç var. Birbirine komşu olan dillerin birbirinden etkilenmesi gayet doğaldır. Çıkarımınızla bir dili fakir olarak görme eğilimindesiniz. Türkçede 1400 civarı Farsça kelime mevcut. Bu veriyi nasıl yorumlayacağız peki?
Örümcek Ağı ve Doğan Öz
Doğan Öz, 1934’te Afyon’da doğdu. Babası gezici başöğretmendi, kendisi de bu sayede henüz küçük bir yaşta iken köyleri gezme ve yerel farklılıklarla tanışma fırsatı buldu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1959’da bitirdi.
Doğan Öz savcılığa 1962’de Diyarbakır’ın Çermik ilçesinde başladı. Küçük bir Anadolu ilçesinde, kan davalı iki köylü ailesinin ortasında. Toprak kavgası, silah, cezaevi ve yoksulluk... Ekmek bulamayan insanların arasından geçip evine gittiğinde dertlenip yemek yiyemediği anlatılır. Bir savcının biyografisinde nadiren rastlanacak bir cümle bu ama Doğan Öz’ü anlamak için önemlidir.
1968’de Konya’da görev yaparken “Mücadele Birliği” adlı örgütün kapatılmasına yol açacak dosyayı hazırladı ve gerici sağın hedefi haline geldi. 1970’te Türk Hukuk Kurumu tarafından yılın hukukçusu seçildi; aynı yıl idam cezalarının kaldırılmasını isteyen bir dilekçeye imza attığı için idari soruşturmaya uğradı. Denizli’de savcı yardımcısıyken Necmettin Erbakan’ın kardeşiyle ilgili bir yolsuzluk soruşturması yürüttü ve bunun üzerine tehditler aldı.
Bu ayrıntılar yalnızca bir savcının meslek yaşamı değil, aynı zamanda Türkiye’de hukukun hangi siyasal gerilimler içinde çalıştığını gösteren küçük işaretlerdir.
Doğan Öz, her atandığı yerde, karşısına çıkan ne varsa onun üstüne yürüyen bir savcıydı.
1977’de Ankara’ya cumhuriyet savcı yardımcısı olarak atandığında, sıradan bir kariyer savcısı gibi davranmayı seçebilirdi, seçmedi. Bir süredir “örümcek ağı” adını verdiği kontrgerilla yapılanmasını araştırıyordu.
Bu noktada dönemin bağlamını hatırlamak gerekiyor: 1977 yılı, Türkiye’nin en kanlı dönemlerinden birinin tam ortasıdır. 1 Mayıs 1977’de Taksim’de kalabalığa ateş açılmış, 30’dan fazla kişi yaşamını yitirmişti. Ülkücü militanlar ile sol gruplar arasındaki çatışmalar her gün onlarca can alıyordu. Ama bu şiddetin tesadüfi ya da yalnızca ideolojik kutuplaşmanın ürünü olmadığına dair ciddi işaretler vardı. NATO’nun “geride bırakılan kuvvetler” doktrini çerçevesinde kurulan, Türkiye’de Özel Harp Dairesi adıyla bilinen ve sonradan dünyada “Gladio” olarak tanınacak olan yapı, bu kaosun içinde çalışıyordu.
Doğan Öz hazırladığı raporda, şiddet olaylarının sıradan anarşik eylemler olmadığını, demokrasi umudunu yok ederek faşist bir düzenin önünü açmayı hedeflediklerini yazdı. Bu sürecin arkasında CIA ve kontrgerilla gibi gizli yapıların bulunduğunu söylüyordu.
Bunun anlamı şuydu: Türkiye’de insanlar rastgele öldürülmüyordu. Öldürmek için bir program vardı ve bu program, devletin bazı katmanlarıyla bağlantılıydı. Bir savcının kaleminden çıkmış en cesur metinlerden biriydi bu. Aynı zamanda ölüm fermanı oldu.
O sabah evinden çıkıp otomobiline bindi. Aracın önünde beliren suikastçı ateş açtı. Doğan Öz olay yerinde yaşamını yitirdi. Dosyada 18 tanık ve suçu itiraf eden bir katil vardı. Cinayette kullanılan silah başka bir olayla da ilişkilendirilmişti. Ama sonuç değişmedi.
Sanık İbrahim Çiftçi hakkında dört kez idam kararı verildi; Askeri Yargıtay bu kararları dört kez bozdu. 1985’te beraat kararı çıktı. Mahkemenin kararında şu cümle yer aldı: “Sanık İbrahim Çiftçi’nin maktul Doğan Öz’ü taammüden öldürdüğü mahkememizce sabit görülmüştür. Ancak Askeri Yargıtay Daireler Kurulu kararına direnilemeyeceğinden, bu hukuki zorunluluk nedeniyle beraatına karar verilmiştir.”
Türk hukuk tarihinde eşine az rastlanır bir belge! Mahkeme katili tanımlıyor ama beraat ettiriyor, “hukuki zorunluluk” deniyor, hukuk bu noktada kendisini iptal ediyordu.
Sonrasında şaşırtıcı olan, beraat eden kişinin yaşamına sessizce devam etmemesidir. İbrahim Çiftçi, Milliyetçi Hareket Partisi içinde yükseldi; genel başkanlığa aday olacak kadar görünür, saygın bir figüre dönüştü. Bir savcının katili olduğu mahkeme kararında yazılı olan kişi, aynı dönemde siyasi bir ödüle kavuştu. Bu yükseliş, sıradan bir kariyer hikâyesi değildi; devlet içindeki bazı çevrelerin neyi himaye ettiğinin, kimleri öne çıkardığının somut göstergesiydi.
Çatlı filmi birkaç gün sonra vizyona girecek.
Dönemin tanığı, Abdurrahman Atalay yaşananları tek tek anlattı:
"Abdullah Çatlı, eter ve pamuk vererek hepsini teker teker bayıltıp öldürmelerini söyledi.”
Nilay Esmer'in bu çığlığını duyun...
Nilay Esmer Türkiye'de bütün yetkililere açık mektup yazdı...
Bu çığlığa ses olalım:
Yıllarca babamın istismarına uğradım...
Eğitimci olan amcam ve halam beni hep korkuttular...
Amcam ve halama eğitimci oldukları için çok güvendim ama beni sırtımdan bıçakladılar...
Özellikle halam S.E ifadeni değiştirip "rızam vardı" demem için çok baskı yaptı...
Halam "rızam vardı" dememem durumunda babamın çıkınca beni, annemi ve kardeşlerimi öldüreceğini söyledi...
Şanlıurfa'da yaşayan başka bir halam H.E o bölgeden babamı savunmak için bir avukat tutarak bütün bu olayları organize etti.
Babamın bir çok yakını bana sürekli baskı uyguladıkları için büyük bir korku yaşadım...
Bütün bu süreçte yaşadığım bu durumlar, psikolojimi, hayatımı ve geleceğimi etkiledi...
Etkin bir soruşturma ile bütün gerçekler ortaya çıkarılmasını istiyorum..
Benim için adalet sağlansın...
Bütün çocukların hakkı için bu soruşturma yeniden açılmalı...
Bütün yetkililerden tek istediğim bu konuda bana yardımcı olmaları...
Nilay'ın mektubunu okuyunca ortaya çıkan bir gerçek var:
Nilay Esmer'in babası Erdoğan Esmer'in bütün kardeşleri ve babası tek ağız birlikte hareket ederek organize bir şekilde davranarak yaşanan bu iğrenç olayı kapatmak için çalışmışlar...
Erdoğan Esmer'in bütün kardeşleri Erdoğan Esmer'i kurtarmak uğruna yeğenleri Nilay'ın geleceğini yok etmek için organize hareket ettikleri gerçeği otaya çıkıyor...
Nilay Esmer'e bu kötülüğü yapan halaları ve amcaları ile dedesi kesinlikle yargılanmalıdır...
Arkadaşlar Nilay'ın bu mektubunu lütfen paylaşalım ve Nilay'a ses olalım...
@adalet_bakanlik, @abakingurlek
Parti Sözcümüz Sera Kadıgil, Adalet Bakanlığı Bütçe Komisyonu'nda konuştu:
"Anayasası işgal edilmiş bir ülkenin Adalet Bakanlığı'na vergilerimizden kaç para vereceğimizi konuşmak üzere toplandık. Oysa bu ülkede anayasa fiilen ortadan kaldırılmıştır!
Adalet Bakanı 400 milyar TL'ye yakın bütçe istiyor. Bu zamana kadarki faaliyetleriyle bu bakanlık beş kuruş bütçeye bile değmez. Kapatalım bu bakanlığı!"
Gerçekler ağır geldi: Bakan Yusuf Tekin; MESEM'lerde iş cinayetlerine, mezun olunca işsizliğe, bu bozuk düzende geleceksizliğe terk edilen memleketimizin çocuklarının hikayesine tahammül edemedi.
Parti Sözcümüz Sera Kadıgil, MEB Bütçe Komisyonu toplantısında anlattı.