DESTEK TALEBİ
Sosyal medya en önemli savaş alanına dönüştü.
Hesaplarıma ağır saldırı var.
Sürekli takipçi düşüşü var.
Yorum, RT, beğeni ve destek mesajlarınızla bu saldırıyı püskürtebiliriz.
Teşekkür ederim.
@yenisafakwriter@yenisafakyazari
Gürültünün hakikati bastırdığı, mazlumların Fecr-i Sadık'ı beklediği bu çağda Ümmet büyük bir enkazın altında kaldı. Ruhları örten, kalpleri susturan bir enkaz...
Öyle bir enkaz ki altındakiler nefes alıyor ama yaşamıyor. Konuşabiliyor ama hakikati haykıramıyor. Görüyor ama ibret alamıyor. Bu enkazın adı; gaflettir, korkudur, tefrikadır, Ümmetin suskunluğudur.
Fakat uzaklarda; demir kapıların, soğuk duvarların ardında nice mü'minler var. Zincirlenmişler ama kalpleri hürdür. Karanlıktalar ama basiretleri nurludur. Onlar Filistin başta olmak üzere dünyanın her köşesinde Hakk'ı haykıran ve bu sebeple zindanlara mahkum edilen bir avuç mü'minlerdir, mazlumlardır.
Her gece o zindanlardan kalple duyulabilecek bir ses yükseliyor. "Ey enkaz altında kalmış Ümmet! Orada kimse var mı?" Diye sesleniyor.
Hakikatte bu ses, yardım isteye değil; yardıma koşacak olanın nidasıdır.
Çatlasanız da, patlasanız da…
Türkiye Müslümandır, Müslüman kalacak!
Siz kimsiniz, kimin çocuklarısınız?
Kur’an’dan rahatsızlık duyan bu ülkenin çocuğu olabilir mi!
Yazıklar olsun!
📌 Kep atma saçmalığına son veren
Kayseri Üniversitesi Rektörü Kurtuluş Karamustafa Hocamızı can-ı gönülden tebrik ediyorum.
🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Allah razı olsun Hemşehrim🤲🤲🤲
@ProfKaramustafa
🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷
(Kendileri Kastamonuludur)
#İsmailağadanAçıklama
KAMUOYU VİCDANI SARSILDI
Yusuf Ziya Gümüşel Hoca Efendi ve ailesi hakkında görülen davada Yargıtay’ın hukukî hatalara ve ciddi eksikliklere dayanarak verdiği bozma kararının ardından, İstinaf Mahkemesi’nin mahkûmiyet kararlarında direnmesi büyük bir adaletsizlik örneği olarak kayıtlara geçmiştir.
Yargıtay’ın haklı gerekçelerine rağmen tesis edilen bu karar, kamuoyu vicdanını derinden yaralamıştır. Hukuk sistemimizin; ideolojik etkilerden ve dönemsel baskılardan arınmış kararlar vermesi, ülkemizin adalet zemininde durması adına hayatî bir zorunluluktur.
Davanın, âdil yargılanma esasları çerçevesinde hukukî normlara uygun olarak yeniden değerlendirileceğine ve maşerî vicdanda karşılık bulacak bir neticeye ulaşacağına olan inancımızı koruyoruz. Tüm sağduyu sahiplerini hakkın tecellisi için duaya ve sürecin takipçisi olmaya davet ediyoruz.
🔴 Seyda Feyzullah Konyevi:
Falan ölü bizi yönetiyor, orduları sevk ediyor gibi inançlar İslam akaidiyle bağdaşmaz.
Öyle olsaydı o şahsın hala teklif, imtihan altında olması gerekirdi.
Halbuki ölüm ile perde kapanmış, dünya vazifesi bitmiştir.
📌 Hasan Basri Balcı Hoca zorunlu eğitim uygulamasına böyle tepki gösterdi:
📌 "Derhal 12 yıl zorunlu eğitim bitecek❗️
📌 Okuyacak okusun, okumayacak bir an evvel mesleğini, sanatını öğrensin işe girsin❗️"
Bir uzmanlık öğrencisi bitirme tezliye ilgili ondan akıl alıyor, bir danışan çocukluğuyla ilgili zor meseleleri onun yardımıyla çözüyor. Karşımızda ‘her derde deva’ yapay zeka.
Mesele algoritmalar ya da yapay zekâdan ibaret değil. Asıl mesele, dünyanın artık canlı bir varlık olarak değil, ölçülebilir, yönetilebilir ve sömürülebilir bir kaynak olarak görülmesi. Ekonomik büyüme ve verimlilik takıntısı, sınırsız ilerleme inancı, ve insanın kendi köklerinden kopuşu asıl mesele.
İnsan artık göğe bakmıyor, toprağa dokunmuyor, sessizliğe katlanamıyor. Sürekli bağlı, sürekli meşgul, sürekli uyarılmış halde yaşıyor; ama bütün bu hareketin ortasında ruhu yavaş yavaş çürüyor. Modern çağ, insanı özgürleştirdiğini söylerken aslında onu görünmez ağlarla kuşattı. Eskiden zincirler demirdendi; şimdi ise ekranlardan, reklam dillerinden, veri akışlarından ve “ilerleme” denilen büyülü kelimeden yapılma prangalarımız var.
Her teknoloji, beraberinde bir dünya görüşü getirir. Örneğin sürekli hızlanan iletişim araçları, yalnızca haberleşme biçimimizi değiştirmez; dikkat süremizi, sabır kapasitemizi, hatta insan ilişkilerimizin ritmini de dönüştürür. İnsan giderek daha hızlı düşünmeye zorlanır, ama daha az derinleşir. Her şey erişilebilir hale gelirken hiçbir şey gerçekten içimize işlemez. Bilgi çoğalır, hikmet azalır.
Batı uygarlığı birkaç yüzyıldır insanlığa tek bir masal anlattı : Daha fazla üretim, daha fazla büyüme, daha fazla teknoloji bizi daha mutlu edecekti. Fakat bugün ortaya çıkan tablo bunun tam tersi : İnsanlık hiç olmadığı kadar bağlantılıdır ama hiç olmadığı kadar yalnızdır. Hiç olmadığı kadar zengindir ama hiç olmadığı kadar anlam kriziyle boğuşmaktadır.
Şehirler büyürken insanlar küçülmüştür. Sistem genişlerken ruh daralmıştır.
Modern çağ insanı toprağın ritminden kopardı. Mevsimleri unutan, geceyi ekran ışıklarıyla delen, sessizliği kayıp bir dil gibi yitiren bir uygarlık doğdu. Modern insan artık “ait olmak” istemiyor, yalnızca “kontrol etmek” istiyor. Nehirleri dizginlemek, genleri düzenlemek, bedenleri yeniden tasarlamak, ölümü geciktirmek, hatta insan doğasının sınırlarını aşmak…Bütün bunların altında aynı dürtü var: sınır tanımamak. Had bilmemek. Oysa insanı insan yapan şey biraz da sınırlı oluşudur. Ölümün bilgisi, kırılganlık, ihtiyaç duymak, acı çekmek, beklemek… Modern kültür bunları zayıflık olarak görüyor. Oysa tam tersine, insan ruhunun derinliği tam da bu kırılganlıktan doğuyor.
İnsanlar artık dünyayı “ev” gibi hissedemiyor. Geçmişlerinden utanmaya, geleneklerinden kopmaya, kendi kültürlerini bir yük gibi görmeye başlıyorlar. Her yer birbirine benziyor. Aynı kahve zincirleri, aynı ekranlar, aynı dil, aynı hız, aynı tüketim alışkanlıkları… Dünyanın çeşitliliği yerini küresel bir tekdüzeliğe bırakıyor. Bu bir medeniyet başarısı değil, büyük bir ruhsal çölleşme…
Eğer insan yalnızca optimize edilmesi gereken bir veri yığınına dönüşürse, sevgi, merhamet, dua, sadakat, yas, fedakârlık gibi şeyler nasıl ayakta kalacak? İnsanlığın yavaş yavaş “verimli ama ruhsuz” bir türe dönüşmesi an meselesi.
Ne yapmalı? Küçük direniş alanları mümkün. Toprakla bağ kurmak, sessizliğe zaman ayırmak, çocukları ekran kültüründen korumaya çalışmak, yerel topluluklar ve dost çevreleri oluşturmak, gelenekleri yaşatmak, ibadet etmek, yavaşlamak, dikkatini geri kazanmak…
Yaşadığımız kriz yalnızca ekonomik veya ekolojik kriz olarak görülemez, bu aynı zamanda metafizik bir krizdir. İnsan artık neden yaşadığını bilmiyor. Sırtını yasladığı bir ülkü, zorlukları karşılayacağı bir anlam dizgesi yok. Her şeyin fiyatı var ama hiçbir şeyin anlamı yok. İnsanlar sürekli konuşuyor ama pek azı dinliyor.
Bazen çağın ortasında yapılabilecek en büyük direniş, hâlâ sessizce dua edebilmek, bir ağaca dikkatle bakabilmek, bir dostla telefonsuz oturabilmek, toprağa çıplak elle dokunabilmektir.
İnsan ruhu derinlikten beslenir. Belki de bu çağda en devrimci şey, bizi aynılık girdabına çeken akıntıya direnmek ve yavaşlamayı öğrenmektir.
@yenisafakwriter Değerli Hocam,
İlgili şahsın uluslararası koruma başvurusunu alacağız, bu şekilde sorun çözülmüş olacak. Ayrıca Uygur Türkü Hanımefendi geri gönderme merkezimizden de serbest bırakıldı.
Bilginize.
Gazze'deki çocukları tedavi etmek için gönüllü olarak Sumud Filosu'na katılan çocuk doktorları Harun ve Ayşenur Albayrak çifti İsrail tarafından alıkonuldu.
İsrail tarafından alıkonulan aktivistlerin serbest bırakılması için bu videoyu paylaşalım.
İHH İnsani Yardım Vakfı olarak din, dil ve ırk ayırt etmeksizin insani yardım faaliyetlerimizi sürdürüyoruz.
Gazze başta olmak üzere Filistin’de yıllardır devam eden abluka, işgal ve sistematik ihlaller milyonlarca insanı temel yaşam haklarından mahrum bırakmaktadır. Siviller, özellikle kadınlar ve çocuklar ağır bir insani yıkımın içinde katledilmekte ve yaşam mücadelesi vermektedir.
İsrail’in uyguladığı politikalar bir apartheid rejimidir! Sivillere yönelik saldırılar, zorla yerinden etmeler, altyapının yok edilmesi ve Gazze’ye uygulanan abluka kabul edilemez bir hukuksuzluk düzeni oluşturmaktadır!
Bu süreçte yaşanan ağır sivil kayıplar ve yıkım, insanlık vicdanında derin bir yara açmaktadır.
Bütün bu tablo karşısında insani yardım çalışmalarının durması mümkün değildir. Çünkü mesele siyaset değil, doğrudan insan hayatıdır.
Dünyanın farklı ülkelerinden yola çıkan sivil insani yardım girişimleri bu ağır tabloya dikkat çekmek ve abluka altındaki halka yardım ulaştırmak amacı taşımaktadır. Bu hareket, farklı ülkelerden insanların katıldığı tamamen sivil bir vicdan eylemidir. Ortaya çıkan filolar ve gösterilen tepkiler, herhangi bir siyasi görüşten bağımsız olarak dünyanın dört bir yanındaki vicdan sahibi insanların doğal bir refleksidir. Katılımcılar farklı ülkelerden, farklı kimliklerden gelse de ortak noktaları insani bir sorumlulukla hareket etmeleridir. Bu girişim, tamamen sivil ve insani bir dayanışma çağrısıdır!
Çağrımız nettir: İsrail uluslararası hukuka uymak zorundadır, sivillere yönelik saldırılar derhal durmalı ve insani yardımın önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır!
İHH olarak nerede bir mazlum varsa orada olmaya, insani yardım ulaştırmaya ve insan onurunu savunmaya devam edeceğiz.
Kardeşim! Allah'a isyan olan yerde siyasi bir partiye itaat haramdır. Nerede duracağını partine göre değil Allah'a(cc) göre belirle!Kıyamet günü sana durduğun her yer gibi şehvet arenasına çevrilen gençlik şöleni de sorulacak. Beşerin iltifatına değil,Rabbinin rızasına talip ol!
"Tek başına bir köpekle yaşayan kimseleri alın, bütün gün onunla konuşurlar, sonunda onun kendileri gibi olduğuna inanırlar, ama artık kendileri onun gibi olmuşlardır; onu insanlaştırmakla öğünürler, oysa aslında kendileri köpekleşmişlerdir." Umberto Eco, Foucault Sarkacı, s.444