Yavuz Ağıralioğlu Ne Dedi ❓
“Bize dönüp diyorlar ki, ‘Nasıl yapacaksınız?’ Sizin yaptıklarınızı yapmayınca düzelecek.
Hani zannedersiniz ki atom parçalıyorlar. Akraba atamayacağız, düzelecek. Eş dost kayırmayacağız, düzelecek. Yandaşa para vermeyeceğiz, düzelecek. İsraf etmeyeceğiz, düzelecek.”#yavuzağıralioğlu #anahtarparti
Türkiye’nin siyasi merkezi olmaya çalışıyoruz; böyle sağ merkez değil, normal bir kimliğimiz var.
Ay yıldızlı al bayrağı, kendi bayrağı bilen; aidiyetin, referansın, mensubiyetin ne olursa olsun, güçlü bir geleceğe, zengin, mutlu bir memleket idealine ‘ben milletime borçluyum’ diyen, neye ait olduğunun değil, gelecekte ne yapacağımızın önemli olduğu bir yönetim merkezine dönüşmeye çalışıyoruz.
Her kesimin oyuna talibiz. Türkiye’de oy çeşitliliği bu kadar farklı yerden olabilen, merkezi mıknatıslanmasını yapabilen bir partiye dönüşüyoruz, her taraftan oy alıyoruz.
Sayın Şimşek, petrol fiyatları yükselirken “Vatandaşa zamların etkisi daha az yansısın diye vergilerin bir kısmından vazgeçiyoruz” demiştiniz.
Bugün ne değişti?
Akaryakıttaki %6'ya yakın indirim fırsatı ÖTV artışıyla geri alındı. Vatandaşın cebine girecek para yeniden hazineye yönlendirildi.
Enflasyonla mücadele dediğiniz süreçte, ulaşım maliyetlerini düşürecek bir imkânı da ortadan kaldırdınız.
Yavuz Ağıralioğlu Ne Dedi ❓
“Efendim, ‘Bu muhalefete devlet, millet verilir mi, teslim edilir mi?’ endişeleri vardı. Endişelenmenize gerek yok; Yavuz Ağıralioğlu var. Bayrak bilir, vatan bilir, devlet bilir, din bilir, iman bilir, kültür bilir, toprak bilir, su bilir, büyük bilir, küçük bilir, evlat bilir. Yavuz Ağıralioğlu ve kardeşleri var; Anahtar Parti var.”#yavuzağıralioğlu #anahtarparti
Türk milletinin istiklali ve Türk dünyasının istikbali uğruna büyük idealler taşıyan Enver Paşa’yı vefatının yıl dönümünde rahmetle anıyorum.
Türkler hikâyelerini doğarken değil; vatanı, milleti ve inandıkları ülkü uğruna can verirken yazarlar.
Enver Paşa da ömrünü milletine ve ideallerine adamıştır.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun…
Çiftçi üretiyor, aracı kazanıyor!..
Tarım ve Gıda Güvenliği Politikaları Başkanımız Sayın Hasan Hüseyin Demiröz, TMO'nun buğday alım sistemindeki aksaklıklara dikkat çekti.
TMO'dan randevu ve ödeme alamayan çiftçinin buğdayını 11-12 liradan tüccara satmak zorunda kaldığını belirten Demiröz, tüccarın ise aynı ürünü üreticinin ÇKS kaydı üzerinden TMO'ya 16,5 liradan teslim ederek ton başına yaklaşık 4 bin lira kazanç elde ettiğini ifade etti.
Sayın Hazine ve Maliye Bakanı,
Haziran ayında işsizlik oranının yüzde 7,6 ile tarihî düşük seviyeye gerilediğini söylüyor, bunu da bir başarı hikâyesi olarak anlatıyorsunuz.
Biz de millet adına soruyoruz:
Madem işsizlik bu kadar düştü;
Üniversite mezunu yüz binlerce evladımız neden aylarca, yıllarca iş arıyor?
Neden gençlerimiz diplomalarını duvara asıp valizlerini hazırlıyor?
Neden bu memleketin yetiştirdiği doktorlar, mühendisler, yazılımcılar, akademisyenler geleceklerini kendi vatanlarında değil, ilk fırsatta başka ülkelerde arıyor?
Ve madem tablo bu kadar parlak…
Dar tanımlı işsizlik yüzde 7,6 ise, atıl iş gücü neden yaklaşık yüzde 29?
Bu iki rakamdan hangisi milletin yaşadığı hayata daha yakındır?
İstatistik başka şeydir, hakikat başka şeydir.
Bir insan iş aramaktan vazgeçmişse, onu iş sahibi sayabilirsiniz; ama umut sahibi sayamazsınız.
Diplomasına uygun iş bulamayan bir gence “çalışıyor” diyebilirsiniz; fakat yıllarını, emeğini ve hayallerini kaybettiği gerçeğini rakamların arasına saklayamazsınız.
Bizim meselemiz yalnızca işsizlik değildir.
Bizim meselemiz, nitelikli insanın kıymet görmediği bir düzenin kurulmuş olmasıdır.
Bizim meselemiz, alın terinin önüne referansın; liyakatin önüne kayırmacılık algısının geçmiş olmasıdır.
Bugün gençlerimiz, “Daha iyi nasıl yetişirim?” diye düşünmüyor.
“Bu ülkede bana sıra gelecek mi?” diye düşünüyor.
İşte asıl tehlike budur.
Bir devletin en büyük hazinesi petrolü değildir.
Altını değildir.
Dövizi değildir.
Bir devletin en büyük serveti, yetişmiş insanıdır.
Siz yetişmiş insanınızı kaybediyorsanız, aslında yarınınızı kaybediyorsunuz demektir.
Ekonomi yalnızca tabloların düzelmesi değildir.
Ekonomi; gençlerin bavul hazırlamadığı, annelerin evlatlarını başka ülkelere uğurlarken gözyaşı dökmediği, diplomanın değer gördüğü, emeğin karşılığını bulduğu, liyakatin istisna değil kural olduğu bir memleket kurabilmektir.
Rakamlarla algı oluşturabilirsiniz.
Ama evladına iş bulamayan bir babanın mahcubiyetini…
Diplomasıyla işsiz dolaşan bir gencin sessizliğini…
Ve umutlarını başka ülkelere emanet etmek zorunda kalan bir neslin kalp kırıklığını hiçbir istatistik örtemez.
İki gün önce yayında söylerken kalbim ağrımıştı…
Hissediliyor mu bilmem;
“Ya Rabbi beni haklı çıkarma, bir an önce Gazilerin hakettikleri değer verilsin, sözlerimin hiç bir önemi kalmasın” diye geçirmiştim içimden… Olmadı…
Kaldık…
Vatan nöbeti beklerken terörist kurşununun öldüremediği Gazimizi uğruna ömrünü bedenini feda ettiği devletinden hakkını ararken sesini duyuramamanın kahrı öldürdü…
Bu vebalin altında kaldık…
Sınıfta kaldık…
Utanması gereken her kim utanmıyorsa,
hepsinin adına milletin evlatları olarak utandık…
Bu ayıp bize yeter…
Bu günah bize yeter…
#GazileriminYanındayım
#GazilerimizinHakkınıVerin
“Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!”
İktidarın söylediğiyle yaptığı arasındaki mesafe artık ekonomi politikasıyla izah edilemeyecek kadar açılmıştır.
Diyorsunuz ki:
“2027’de enflasyonu %15’e indireceğiz, 2028’de tek haneyi göreceğiz.”
Peki Hazine ne yapıyor?
Son dört ayda ortalama 22 ay vadeli borçlanmaya yıllık %41,4 faiz ödüyor. Daha geçen hafta, yaklaşık 20 ay vadeli borçlanmayı %42 faizle yapıyor.
Şimdi milletimizin huzurunda soruyoruz:
Madem iki yıl sonra enflasyon %15 olacak; devlet, iki yıl vadeli borcuna bugün neden %42 faiz ödüyor?
Millet sizin hedeflerinize inansın istiyorsunuz da, piyasa neden inanmıyor?
Daha mühimi; Hazine neden inanmıyor?
İşçiye, memura, emekliye gelince önlerine enflasyon hedefini koyuyor, “Fedakârlık edeceksiniz.” diyorsunuz.
Ama borçlanmaya gelince kesenin ağzını açıyor, hedeflediğiniz enflasyonun neredeyse üç katı faize razı oluyorsunuz.
Millete %15’lik hesabı anlatıp, paraya %42’lik hesabı ödeyemezsiniz!
Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!
Merhum Erbakan Hoca'nın sözüyle söyleyelim:
“Sizi gidi faizciler sizi!”
Üstelik bu faizi hükûmet kendi cebinden ödemiyor.
Bu faturayı vergisini veren vatandaş ödüyor.
Üreten sanayici, toprağını eken çiftçi, kepengini açan esnaf ödüyor.
İşçi ödüyor, memur ödüyor, emekli ödüyor.
Ekonomi güvenle yönetilir. Güven de sözle değil, tutarlılıkla kurulur.
Bugün hükûmet ne söylerse söylesin, rakamların söylediği başka bir şey vardır:
Hükûmetin ilan ettiği enflasyon hedefine, millet bir yana, kendi Hazinesi bile inanmıyor!
Türkiye’nin sorunu sadece enflasyon değildir.
En büyük sorunlardan biri de, son on yılda gelir dağılımının hızla bozulmuş olmasıdır.
Bugün milyonlarca vatandaşımızın millî gelirden aldığı pay azalırken, devletin imkânlarını kullanan ayrıcalıklı küçük bir kesim servetine servet kattı.
Bir ülkede ekonomi büyüyor ama refah toplumun geneline yayılmıyorsa, büyüyen ekonomi değil; büyüyen adaletsizliktir.
Esnaf yüksek faizle kredi bulmaya çalıştı.
Çiftçi üretmek için finansmana ulaşamadı.
Yandaş olmayan sanayici yatırım maliyetleri altında ezildi.
İşçi, memur ve emekli enflasyon karşısında alım gücünü kaybetti.
Ama aynı dönemde bazı ayrıcalıklı şirketlere, “yatırım yapacaklar” denilerek yıllık %8,5 gibi son derece düşük maliyetli krediler sağlandı.
Bu kaynakların önemli bir bölümü üretime değil; dövize, altına, gayrimenkule ve rant alanlarına yöneldi. Üretim yerine servet büyüdü, toplum değil belirli yandaş çevreler kazandı.
Peki bunun bedelini kim ödedi?
Millet ödedi.
Vergileriyle ödedi.
Yüksek enflasyonla ödedi.
Hayat pahalılığıyla ödedi.
Bozulan gelir dağılımının en önemli nedenlerinden biri, kamu kaynaklarının adil değil ayrıcalıklı şekilde dağıtılmasıdır.
Bizim meselemiz insanların zengin olması değildir.
Bizim meselemiz, alın teriyle değil ayrıcalıkla oluşturulan zenginlik düzenidir.
Biz; kamu kaynaklarını belli çevrelerin değil, milletin refahı için kullanacağız.
Vergide adaleti sağlayacağız.
Gelir dağılımını düzelteceğiz.
Çalışanın, üretenin ve emeklinin millî gelirden aldığı payı artıracağız.
Çünkü güçlü ekonomi; ayrıcalıkla değil adaletle kurulur.
Rant değil üretim…
İmtiyaz değil fırsat eşitliği…
Bir avuç kişi değil, 86 milyon kazanacak.
Rifat Hisarcıklıoğlu da sonunda konuştu!
Bu; esnafın ve iş dünyasının içinde bulunduğu tablonun ne kadar ağırlaştığını gösteriyor.
Bir liralık yatırıma karşılık 5.5 lira faize kaynak ayıran bir anlayışla ne üretim büyür ne de ekonomi…
GILAVLAYIP GILAVLAYIP HÜKÜMETE YASLANMA!
“Öyle gılavlayıp gılavlayıp gidip hükümete yaslanma. Müstakil kal, tek kal.”
Bu söz, milletin siyasetten beklentisini özetliyor.
Doğru bildiğini söyleyen, güce göre değil ilkeye göre hareket eden bir siyaset anlayışı… Dün ne söylediysek bugün de onu söylüyor, yarın da aynı kararlılıkla söylemeye devam ediyoruz.
Çünkü millet; rüzgâra göre yön değiştirenleri değil, her şartta dik duranları arıyor.
🇹🇷 Müstakil duruş, milletin güvenidir.
#YavuzAğıralioğlu #AnahtarParti #MüstakilSiyaset #Türkiye
@anahtarparti@yavuzagiraliog@APartiSimo
10 yıl önce bugün…
10 yıl önce bu saatlerde…
10 yıl önce bu dakikalarda…
Kanı zehirli bedenler, ruhu kirli eller; bu aziz milletin birliğine, evlatlarının geleceğine, devletinin dirliğine, vatandaşının iradesine göz dikmiş, birkaç saat sonra dökecekleri kanların, yakıp yıkacakları binaların, kapatacakları yolların hesabını yapıyor; harekete geçmek için şeytana satılmış elebaşlarından gelecek “işaret”i bekliyordu…
Ancak o işareti alıp tanklarla çıktıkları yollarda, kapattıkları köprülerde ve sokaklarda; milletini, devletini, iradesini, bayrağını ve namusunu savunmak için hiçbir güce boyun eğmeyecek vatan evlatlarını unutmuşlardı…
Hatırladılar!
Onlar, bu milletin tarihî sicilinde yüzlerce kez tekrar etmiş yiğitliği hatırlamak zorunda kaldılar!
Biz de binlerce kere içimizden türeyen ihanet ruhunun asla uyumadığını hatırlamak zorunda kaldık!
Bugün…
Son ihanetin 10. yılında…
10 yıl değil, 100 yıl geçse de;
ne şehitlerimizi, ne onları şehit edenleri, ne de tüm bunları başımıza bela edenleri unutmadık, unutmayacağız!
1000 yıldır olduğu gibi ne ihanetin bitip tükenmek bilmeyen güruhunu ne de aziz milletimizin kahraman ruhunu unutturacak; gerekirse her gün tekrar hatırlatacağız!
Tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun!
Vatan sağolsun!
#anahtarparti #anahtarteşkilat #yavuzağıralioğlu #15temmuz