@daily_magazin@overthinkzeyn Basur muayenesi yapıyor oç..bu nesil bitmiş ya k.. evleneceği karıya escort muammelesi yapıyor. Tencere kapak durumu zaten
Özel okullar dahil ülkede tüm okullarda eğitim fiili olarak bitti. Dersler boş geçiyor. Çocuklar okula gitmek istemiyor. Neden? Üniteleri, konuları bitirmişler. Peki o zaman okulları kapatmak için niye 26 Haziran’ı bekliyorsunuz? Eskiden son bir iki gün ders bitti denirdi şimdi 2 hafta önce dersler bitiyor. Maarif modelimiz iyi çalışıyor maşallah.
ODTÜ'nün, 85'inci sıradan 801'e,
Boğaziçi'nin, 139'dan 601'e,
İTÜ'nün, 165'ten 801-1000 bandına düşmesi...
sadece akademik bir veri değildir.
Üniversiteler batınca ülke de batar. Geri gider.
@Zago1903_ Soytarı, kari gibi saç boyatip tas kafa modelle ortada gezsinler sadece. Ligin sahtekar takımının bir parçası sadece bu değil başta Arda, Kerem, Hakan vs herşey ortada. Herkes kendine oynuyor bir havalar pozlar..siyasal İslam'ın pohpohladigi takım işte .
Aylar önce 14 Haziran diye ilan edilen LGS, Milli Takım maçı var diye 13 Haziran’a çekildi; üstüne 12 Haziran’da okullar tatil edildi. Sonuç: Avustralya 2 – Türkiye 0. Bir ülke düşünün: eğitim takvimi futbol takvimine göre yamuluyor, maç da kaybediliyor.
“Dinci sağcının kahramanı, vatanı en iyi satandır; dün böyleydi, bugün de böyle…
Belgeler iyi ki var..
1876 Nisan: “Ramazan Kararnamesi” ile Osmanlı’nın vergi gelirleri yabancılara devredilir!
1881’de ise “Muharrem Kararnamesi”yle tüm gelirleri devredilir!
Yani Atatürk’ün doğduğu yıl Osmanlı ekonomik iflasını açıklar.
Bütün varlıklarına el konulur.
Yahudi, İtalyan, Ermeni, Fransız tacirler artık İstanbul’dadır…
Abdülhamit, borcun üzerine yeni borç ekler.
Osmanlı 15 defa büyük borç alır.
Ama faizini bile ödeyemez.
Hazineye el koyan Avrupa, bugün “İstanbul Erkek Lisesi” olan binaya “Düyun-ı Umumiye”yi yerleştirip borçları yönetir.
Saraya ise ayakta kalsın diye belli bir ödenek verilir…
Abdülhamit önce Tekel’i verir.
Sonra teker teker millî varlıklar kaybedilir:
Demiryolları,
iplik, fındık,
pamuk, kömür,
tekstil, demir-çelik,
tuğla, kireç…
Ne iş varsa Avrupalılara satılır, devredilir.
Atatürk ise daha kundakta bebektir…
Haliç, ecnebi fabrikalarla dolar.
Tarlabaşı, Avrupa’dan gelen tüccarların görkemli evleriyle bezenir.
Zenginler İstiklal ve Sıraselviler’e yerleşir.
Bugün İstanbul’da gördüğümüz şahane binaların çoğu o dönemlere aittir.
Yüzlerce kilise ve sinagog açılır.
Avrupa zenginlerini ağırlamak için 5 yıldızlı otel bile yaparlar: Pera Palace. (Plaza adı oradan gelir; Rumca “saray” demektir.)
Fransa’dan trene binip Sirkeci’de inen Avrupa jet sosyetesini, tren garından bu otele Türk hamalları sırtında özel tahtlarla taşır. “Seni sırtımda taşırım” lafı II. Abdülhamit’ten kalmadır!
Batı emperyalizmi bu memleketi Vahdettin döneminde değil, II. Abdülhamit döneminde çoktan ele geçirmişti.
Atatürk ise Cumhuriyeti kurduğunda elimizde sadece çarık ve borçlar kalmıştı.
Bu yüzden sanayi ve tarım hamlesi başlattı.
Yerli Malı Haftası…
Arap kültür emperyalizminin din olarak dayatılmasından kurtulamayan Türk halkına millî üretim ve kalkınmanın önemini anlattı, anlattı, anlattı…
Arap hayranları biraz da bu yüzden Atatürk’ü sevmezler.”
Yıl boyunca öğrencilere “MEBİ benzeri sorular çıkacak” denildi. Ancak sınavda karşılarına, özel kaynaklarda bile kolay kolay rastlanmayacak; özel eğitimler ve uzun hazırlık süreçleri gerektiren sayfalar dolusu bağlam temelli sorular çıkarıldı. Üstelik birçok soru, MEB’in kendi müfredatıyla da doğrudan örtüşmüyor.
Maddi imkânı olmayan ve MEB'e güvenen çocuklar kitapçığı ellerine aldıkları anda kaybettiler. Sizin fırsat eşitliğinden anladığınız bu mu? #LGS2026
İstanbul’un tüm sokakları, caddeleri ve otoyolları perişan halde. Beşiktaş’tan Fatih’e, Eyüpsultan’dan Üsküdar’a, TEM’den E5’e bütün yollar sonu gelmez çukurlarla, yarıklarla, düşük rögar kapaklarıyla, biçimsiz tümseklerle dolu. Belediyeler, Karayolları, Ulaştırma Bakanlığı... Neresi kimin sorumluluğunda bilmiyorum ama belli ki hiçbirinin umurunda değil bu vaziyet.