Gazeteciliğin kuşatılmasına, sansüre ve baskıya karşı bugün Ankara’da sokaktaydık.
Kolej Kavşağı’ndan Sakarya Caddesi’ne uzanan yürüyüşte, basın özgürlüğüne sahip çıkanlarla bir aradaydık.
Sansüre hayır, habere özgürlük!
#GazetecilikSuçDeğildir@TGS_org_tr I @cgdgenelmerkez
Şu güzel ortam için bile salak salak yazmışlar. Yok neymiş, halka sosyalizm satıyorlarmış da kendileri burjuva sofrasında oturuyormuş, kapitalist mekânlarda içiyorlarmış! Ulan, bu masa ve bu ortam normalde herkesin ulaşabileceği bir yaşamın parçası olsun diye mücadele ediyorlar. Sosyalizm fakirliği övmek değil, yoksulluğu ortadan kaldırmak; herkesi eşit bir paydada buluşturmak ve herkesin daha iyi yaşamasını istemektir. Sosyalizm, insanları açlığa, yoksulluğa ve sefalete mahkûm etmek değil; insanca yaşama hakkını savunmaktır. Bu aynı zamanda bir yaşam tarzı, bir yeme içme kültürüdür.
Peki, bu vekillerin çakarlı araçları mı var, özel hastaneleri mi var, özel okulları mı var, sömürdükleri işçileri mi var? Yoksa halk daha iyi yaşasın diye verdikleri bir mücadele mi var? İsteseler grubu olan bir siyasi partiye geçer, altlarına çakarlı araç, yanlarına polis koruması alır, önerge dahi vermezler. Öğrenciler için, işçiler için, maden işçileri için seslerini bile çıkarmazlar. Ama onlar ne yapıyor? Haklarını savundukları insanlarla yan yana duruyor, aynı masada oturuyor, sohbet ediyorlar. Ben kendilerini yakından, bire bir tanırım. Mücadelelerini de bilirim.
Rakıyı saklamadan içiyorlar diye mi mesele? Sizlere göre rakı içmek günah yahut lüks sayılabilir. Ama mesele bir kadeh rakı değil, o sofranın herkes için kurulabildiği bir dünya istemektir. Mesele, bugün yalnızca belli bir kesimin ulaşabildiği mekânların, yarın herkesin girebildiği, herkesin insanca yaşayabildiği yerler olmasıdır. Sosyalizm, insanın elindekini almak değil, herkesin daha iyi koşullarda yaşamasını sağlamaktır. Emeğin sömürülmediği, kimsenin yoksulluğa mahkûm edilmediği, alın terinin karşılığını aldığı bir düzen kurmaktır.
O yüzden bırakın bu romantik solculuğu ve yavşaklığı! Devrimcilik, insanları yoksulluğa mahkûm edip onların sefaletini kutsamak değildir. Devrimcilik, halkın yalnızca karnının doymasını değil, insanca yaşamasını; yalnızca hayatta kalmasını değil, hayatın güzelliklerinden eşitçe faydalanmasını savunmaktır. Bizim istediğimiz, birilerinin güzel yaşamasını engellemek değil, herkesin güzel yaşayabildiği bir dünya kurmaktır. Sosyalizm tam da budur!
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir'de basın meslek örgütlerince düzenlenen "sansüre hayır habere özgürlük" yürüyüşüne katıldı.
Özel, Kıbrıs Şehitleri Caddesi'ndeki Türkan Saylan Sanat Merkezi önünde sloganlar atarak basın mensuplarıyla yürüdü.
Gazetecilerin eylemine destek vermek için yürüyüşe katıldığını belirten Özel, "Bugün ben bir açıklama yapmayacağım. Sadece haber alma hakkımızın teminatı olan basın emekçilerinin sonuna kadar arkasındayız. Örgütlü birlikteliklerini kutluyorum. Onlara destek olmaya geldim. Hiçbir siyasi değerlendirme yapmayacağım." ifadelerini kullandı.
Yürüyüşün ardından Özel ve beraberindekiler Zübeyde Hanım Anıtı'na kalem bıraktı.
Aykut Erdoğdu:
“Bir de hapishaneye düştüğüm ilk günden bu yana her seferinde ziyaretime gelen can kardeşim, Genel Başkanım Özgür Özel. Gördükçe içim sızlıyor. Ben can kardeşimi iyi tanırım. Sanki dünyanın yükü omuzlarına vurulmuş da gıkını çıkarmadan taşıyor. Her ziyaretime geldiğinde acıyla kıvrandığını hissediyorum. Moral vermeye teselli etmeye çalışıyorum. Ziyaret biterken o sımsıkı sarılmasından çektiği acıyı hissediyorum. Özgür Başkan gördüğüm en düzgün, samimi insanlardan birisidir. Gerçek bir vatanseverdir. Hata yapabilir ama asla hile yapmaz. Allah yardımcısı olsun."
Zonguldak’taki maden faciasında hayatını kaybeden madencilerimizi ebediyete uğurladık.
Geride gözü yaşlı aileler, yarım kalan hayaller ve tarifsiz bir acı kaldı.
Madencilerimizin ailelerine ve tüm milletimize bir kez daha başsağlığı diliyorum.
Sevgili Meslektaşlarım,
Ben avukatlık yaptığım için kapatıldım. Avukatlığı, becerebildiğim kadarıyla, yapabileceğimin en iyisini yapmaya çalıştığım için kapatıldım. Savunmanın ne işe yarayacağına dair umutsuzluğa hiç kapılmadan avukatlık yapmaya çalıştığım için kapatıldım.
Kapatıldığım yerlerde –ki bunlar üç ayrı ildeki dört farklı cezaevidir– beni hiç yalnız bırakmadınız. Geldiniz. Gelemeyeniniz selam gönderdi. Selam gönderemeyeniniz adımı andı. Beni yalnız bırakmayan bütün avukatlara teşekkür ediyorum.
İstanbul Barosunun tüm avukatlarına,
İstanbul Barosu Başkanına ve Yönetim Kurulu üyelerine,
Hiçbir talebim olmamasına rağmen dayanışma göstererek beni Yönetim Kuruluna ortak aday gösteren Cumhuriyet Avukatları Grubuna ve Avukat Hakları Grubuna,
Ve bu dayanışmayı büyüten herkese yürekten teşekkür ediyorum.
İyi ki varsınız!
Av. Mehmet Pehlivan
Silivri Cezaevi
⭕️ “Boşuna mı okuttum ben bu çocuğu?
⭕️Hırsızlar dışarıda, oğlum içeride!”
Tutuklu gazeteci İsmail Arı'nın eşi Dila Arı ve babası Veli Arı yaşadıkları süreci anlattı:
⭕️ Dila Arı:
• İfade vermek hayatımızda günlük bir rutindi. İsmail son zamanlarda bana söylemiyordu bile. Endişelenmemi de istemiyordu.
• O gün de bahsetmedi, gün içinde konuşmamızda her zamanki yoğunluğundan bahsetti. Sonra birden avukatı aradı ve ‘İsmail gözaltında’ dedi.
• Şaşkınlık içerisinde gazeteye gittim. Nispeten daha rahattık. Hiç normal değil ama, en fazla adli kontrol verilir diye düşünüyorduk.
• Kesinlikle beklemiyordum tutuklama. Savcı İsmail’i tanıyordu, daha önce de ifadelerini almıştı. İsmail kendi ayağıyla ifade vermeye gitmişti.
• Buna rağmen, ifade bittikten kısa bir süre sonra tutuklama talep edildi. O andan sonra, iş bambaşka bir hale doğru gitti bizim için.
• Avukatların ellerini yana açıp ‘Tutuklandı’ demesiyle öğrendim.
• Mahkeme çıkışında İsmail büyük bir hayal kırıklığı yaşıyordu. Ve evet biz şu an öfkeli değil, çok bıkkınız.
• Sarıldık; ‘üzülme’ dedi bana. ‘Geçecek’ dedi. ‘Seni seviyorum; kendine iyi bak’ dedi. Böyle vedalaştık.
👉🏻 Baba Veli Arı:
• Bu ülkede tırnak ucu kadar adalet yok. Hırsızlar dışarıda, benim oğlum suçsuz yere içeride.
• Doğruları söyleyeni dokuz köyden kovarlar, diye bir söz var; onu yaşıyor benim oğlum. Oğlumun bir suçu yok.
• Boşuna mı okuttum bu çocuğu? Bu ülkeye faydalı olsun diye okuttuk. Ama sonuçta dönüp dolaşıp iki kez genç yaşında cezaevine giriyor.
• Bu dünyanın üstü varsa altı da var; beni de içeri atsınlar. Vallahi hepimiz çok kötüyüz. (Barış Pehlivan)