Virginia Woolf'un enfes romanı Flush. "Ancak kafesteki bir kuş kadar anlatacak şeyim var".
Bizler ağzı açık sürekli dolaşan kafeslerin içerisinde yaşıyor, akışkanlardan dışarı çıkamıyoruz.
@ufuk24 Zamanında hayvancılık için olsun, bir çok sektörde oluk oluk para dağıtıldı. %85 i çaldı, çalmayan kendi menfaatine göre kullandı, bugünlerimizi çaldılar.
Bizim bir Aysel ablamız var. Kendine göre güzel, küçük bir şarküterisi var. Ödemelerinde en ufak bir sorun yaşamayız. Hatta kardeşiyle de yıllardır çok güzel bir ticaretimiz var. Ama Aysel ablayla bir türlü fiyat konusunda anlaşamıyoruz. :)
2-3 sene önce düzenli alışverişimiz vardı. Fiyat yüzünden anlaşamadık, bir süre de bizi peşinden koşturdu. Sonra ticaretimiz kesildi.
Geçenlerde yeniden geldi. Ürünleri kendi seçti, beğendi, fiyatlarında da anlaştık. Ne güzel dedik, yeniden çalışacağız.
Teslimata gittiğimizde ise meşhur cümle geldi: “Eee, biz daha düşük fiyata anlaşmıştık ya!” 😂
Ürünü geri götürmemek için bu seferlik peki dedim.
Aysel ablayı severiz, ödemesine de sözümüz yok. Ama ticarette insanın bir de sözüne güvenilmesi gerekiyor.
Siz siz olun, Aysel abla gibi yapmayın. Üç kuruş kazanacağım derken insanların gözündeki değerinizi kaybetmeyin. :)
@ahmetcigsar Bu ay 15 kişi 1 Lt teneke ürünü, 5 Lt zannedip aldı, geri iade etti :)
Ben hiç bir şeye kızmıyorum; sadece bizim markamızı öyle bir firma ile karıştırdıkları için kırılıyorum🥲
Geçenlerde bir müşteri trendyoldan ürün alacakmış, numaramızı bulmuş aradı, “size güvenebilir miyiz ?”
- bana güvenecek bir şeyiniz yok, ürün belli, size uyuyor ise alabilirsiniz, “
- Temiz esnaf mısınız ?
- bunu benim söylemem uygun olmaz, düzenli olarak kontrol edilen kayıtlı bir işletmeyiz dedim.
Kişi dört tane 1 Lt teneke ürün satın almış, ama onları 5 Lt teneke sanmış, öyle almış.
Yani bize güvenin, biz temiziz diyip çakma yağı 5 Lt halinde göndersem benden iyisi yoktu 😂🥰
Bir de gidip ürün puanına 1 yıldız vermiş iki gözümün çiçeği 😇
Geçenlerde bir müşteri trendyoldan ürün alacakmış, numaramızı bulmuş aradı, “size güvenebilir miyiz ?”
- bana güvenecek bir şeyiniz yok, ürün belli, size uyuyor ise alabilirsiniz, “
- Temiz esnaf mısınız ?
- bunu benim söylemem uygun olmaz, düzenli olarak kontrol edilen kayıtlı bir işletmeyiz dedim.
Kişi dört tane 1 Lt teneke ürün satın almış, ama onları 5 Lt teneke sanmış, öyle almış.
Yani bize güvenin, biz temiziz diyip çakma yağı 5 Lt halinde göndersem benden iyisi yoktu 😂🥰
Bir de gidip ürün puanına 1 yıldız vermiş iki gözümün çiçeği 😇
Geçen yaz Kuşadası’nda buna benzer bir duruma şahit oldum.
Limana kocaman kruvaziyer gemileri yanaşıyor, binlerce turist geliyor. Ancak gemiden inen turistler hemen rehberli tur otobüslerine dolduruluyor. Gezilecek birkaç yer gezdiriliyor, ardından anlaşmalı birkaç mağazaya uğratılıp tekrar gemiye bindiriliyorlar.
O kadar büyük bir turist hareketliliğinin bölgedeki esnafa ve yerel ekonomiye katkısının ne kadar sınırlı kaldığını görmek gerçekten üzücü.
Mesele yalnızca bir yere turist getirmek değil, o turistin bölgeye ekonomik değer bırakmasını da sağlayabilmek.
Besim Tibuk:
“Oğlum geçen gün Milano’ya maça gideceğini söyledi. Nereden gideceksin, dedim. Güneyden geçeceğim, dedi. Kaç para, dedim. Gidiş dönüş 83 euro, dedi.
Ben bir yanlışlık var zannettim. Yok, gidişi ayrı ucuz, dönüşü ayrı ucuz.
Ryanair gibi şirketleri havaalanına üs yapmışlar. 15 uçak orada bekliyor. Havaalanı şirkete, ‘Gel kardeşim, buradan uçuş yap.’ diyor. Kira konusunda, park konusunda kolaylık sağlıyor.
Sen havayolundan önce para kazanayım dersen havayolu gelmez. Havayolu gelirse turist gelir, turist otelde kalır, lokantada yer, araba kiralar. Esas para ekonominin geri kalanında kazanılır.
Devletin bakması gereken sadece havaalanının kasası değil, o uçaktan inen insanın bütün ekonomide bıraktığı paradır.
Geçen gün Singapur’un başarısını anlatan bir program seyrediyorum. Singapur 1965’te bağımsız olduğunda, ‘Bu bataklıkta ne yapacağız?’ diye düşünüyorlar. Lee Kuan Yew diye biri geliyor, ülkeyi dünya çapında bir yere getiriyor.
Programda, Singapur’daki dönüm noktalarından birinin Marina Bay Sands’in açılması olduğu söyleniyor. Üç kule, üstünde havuz, altında dev bir kompleks; gazino, konferans salonları, alışveriş merkezi…
Bu yatırım yapıldıktan sonra çevredeki dairelerin fiyatı 300 bin dolardan 400 bin dolara çıkıyor. Çünkü adam sadece bir bina yapmıyor, bölgeye çekim gücü yaratıyor.
İnsan oraya geliyor, çevrede para harcıyor, gayrimenkul değerleniyor, devlet vergi alıyor, şehrin marka değeri yükseliyor. Büyük yatırımın sadece kendi kapısından kazandığı paraya bakılmaz. Çevresinde neyi değiştirdiğine bakılır.
Rahmetli Rauf Denktaş’la Kıbrıs’a her geldiğimde yarım saat otururduk. Diyordum ki havaalanını ucuzlatın. Buraya ayak bastı parası niye alıyorsun? Alma. Uçak gece burada park edecekse park parası alma.
Hava yolu şirketi hesabını yapar. Der ki, ‘Benim uçağım İstanbul’da beş saat boş duruyor. Kıbrıs’a bir sefer koyayım. Havaalanı ucuz, park ucuz, yolcu vergileri düşük.’
Böyle yaptığın zaman daha fazla uçak gelir. Daha fazla uçak gelince de rekabet olur, bilet ucuzlar, turist gelir.
Ama sonunda havaalanını özel şirkete verdiler. Özel şirkete de ‘Sen daha az para kazan.’ diyemezsin. Adam olaya doğal olarak, ‘Buradan ne kadar fazla para kazanırım?’ diye bakar.”
Son zamanlarda şunu çok sık yaşıyorum: Üst üste kötü deneyimler, aksilikler, kayıplar…
İnsan her gün aynı psikolojide olmuyor. Bazen küçücük bir mesele bile çok yorabiliyor. Hele ki artık her şeyin bu kadar irdelendiği, her detayın ayrı bir meseleye dönüştüğü bir dönemde.
Bazen gidip elimi yüzümü yıkıyorum, biraz soluklanıyorum. Sonra kendi kendime soruyorum: “Tamam, bunlar oldu. Peki şimdi ne yapabilirim?”
Çünkü bence asıl güç, hiç düşmemek ya da hiç kaybetmemek değil. Bütün bunların ardından sakinleşip yeniden başlayabilmek.
Yine de insan bazen içinden geçirmiyor değil: Keşke bu kadar çok yeniden başlamak zorunda kalmasak. :)
@celadiuss Maşallah 🧿 bu sene hiç öyle yüksek tonajlara girmek istemiyoruz. Kendi köyümüzde kendi çiftçimizin getirdiği bize yeter gibi düşünüyoruz. Size çok kolay gelsin
Öyle bir koşturma, telaş içine girmişiz ki; ben araba sürerken çok etrafa bakmıyorum, Zeytinliova yolunda babamın dikkatini çekmiş :) Ucuz olduğunu gören, şimdiden parasını alabileceğini düşündüğü esnafa indirmeye başlamış. Biz natürel kırma çok fazla üretiyoruz, zeytinler şimdiden kızıllaşmaya başlamış. Aslında bir çok kişi geç bile kalıyor. Bu bollukla, bu sene şubata kadar millet zeytin toplar gibi geliyor:)
İzmir’in en köklü ve kaliteli balık restoranlarından birine ürün tedarik ediyorum.
Ne zaman gitsem işletmenin sahibi orada. 50-60 yaşlarında, takım elbisesiyle, son derece temiz ve güler yüzlü bir beyefendi. Beni her seferinde öyle güzel karşılıyor, öyle onore ediyor ki… Üstelik en yoğun saatlerde bile işletmesinin başında.
Sonra aklıma şu geliyor:
Başarı hikâyelerinde hep “sistemi kurdu, artık hiçbir şeye karışmıyor” diye anlatılan patronlar var ya… Ben o hikâyelere pek inanmıyorum.
İyi bir işletmede sistem elbette olmalı, çalışanlar sorumluluk almalı. Ama bana göre sahibi de mümkün olduğunca işinin başında olmalı.
Çünkü bazı şeyler uzaktan yönetiliyor olabilir ama işin ruhu uzaktan yönetilmiyor.
@ciftmezzala Orası da gerçekten çok başarılı, ama burası hizmet anlamında her mevsim yoğunlar ve servis alanları daha fazla, daha üst kesime hitap ediyorlar.