Sultanımız:
Allah u Teala bir kudsi hadiste:
“Kim benim velilerimden birisine düşmanlık yaparsa, ben ona karşı harp açarım/ondan dostumun intikamını alırım.
Bir kulum farz kıldığım amelleri yaparak bana yaklaştığı gibi, hiçbir şeyle bana yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetleri ile de devamlı bana yaklaşır.
Nihayet onu severim.
Ben bir kulumu sevdiğim zaman, (kendisine vereceğim özel nurum ile) onun işiten kulağı, konuşan dili, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı, anlayan kalbi olurum. O artık benimle işitir, benimle konuşur, benimle görür, benimle tutar, benimle yürür, benimle anlar.
Benden bir şey isterse, istediğini veririm; bana sığınırsa kendisini korurum.“
Himmet, Yüce Allah’ın sevdiklerine ikram ettiği özel rahmetidir. Mürşid-i kâmil, Yüce Allah’ın halifesidir; yer yüzünde en mühim görevi üstlenmiş muttaki dostudur. Yüce Allah bu dostlarına verdiği görev kadar destek de vermektedir. Allah dostlarına verilen bu yetki ve müjdeler şu ayet-i kerimede özetle ifade edilmiştir:
“Bilesiniz ki, Allah dostlarına hiçbir korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.
Onlar, iman edip takvaya ermiş olanlardır.
Onlar için dünya hayatında ve ahiret hayatında nice müjdeler (keramet ve güzel haller) vardır.“
Büyük arif İmam Gazâli (k.s), Yüce Allah’ın gerçek takvaya eren dostlarına kırk çeşit keramet verdiğini, bunların yirmisini dünyada bahşettiğini, yirmisini de ahirette vereceğini belirtmiştir. Dünyada verdiği keramet ve destekler içinde şunları da saymıştır:
Yüce Allah, muttaki dostlarını, sever, onları yüce katında özel olarak zikreder, meleklerine över. Bu ne büyük bir ikram ve şereftir.
Yüce Allah, dostunu özel himayesine alır; onun bütün işlerine kefil olur. Onu düşmanlarından korur. Onun gönlünü yüce marifeti ve muhabbetiyle zengin eder. Onun Allah’tan başka bir derdi olmaz.
Yüce Allah, dostlarına bir heybet verir; onu görenler kendisine boyun büker, hürmet eder, tevazu gösterir.
Yüce Allah dostlarını gönüllere sevdirir; bütün müminler onu sever, kendisini hürmetle anar.
Yüce Allah, dostlarını bütün aleme rahmet ve bereket vesile yapar. Onun her sözü, her işi bereketlidir. Onun bastığı topraklar, gezdiği yerler, gördüğü insanlar, kendisiyle bereketlenir, feyizlenir.
Yüce Allah, yeri, karayı, havayı, denizi, hayvanları, dostunun emrine verir. O bunları dilediği zaman istediği gibi kullanır.
Yüce Allah yerin hazinelerini dostunun önüne açar, eline verir. Ancak o, bütün bunları gizli bir tuzak görür; hepsinden Allah’a sığınır; Allah’tan sadece O’nun sevgisini ve rızasını ister. Bu tür keramet ve nimetlere takılıp Yüce Sevgilisinden kopmaz.
Yüce Allah dostlarını ulu kapısına arz edilecek işlerde bir vesile ve reis yapar. Halk ilahi huzura girmeye onu vesile eder; ona hizmet ettirerek halka sevdirir ve bu vesile ile insanların hidayetine vesile eder. Onun aracılığı ile ihtiyaçlar ilahi huzura arz edilir, onun hak katındaki hatırına dertlere çare aranır, o, sıkıntılardan kurtuluş ister.
Yüce Allah, dostlarının duasını kabul eder. Onlar ne isterse verir. Bir işte şefaatçi olurlarsa, dileklerini geri çevirmez. Bütün bunlar Yüce Allah’ın dünyada iken dostlarına verdiği keramet ve yetkilerdir. Bir de ahirette verecekleri vardır ki, onların birincisi meleklerin teşrifatı ve selamı ile hoş bir halde ruhlarını teslim etmektir.“
İşte dünyada muttakilere imam yapılan kâmil mürşidler, bu tür yetki ve tasarrufa sahip yapılmışlardır.
Büyük müfessir İmam Fahruddin Râzî (rah), bu hadis-i kudsiyi velilere verilen kerametin en güzel bir delili olarak görür ve şu açıklamayı yapar:
“Bir insan samimiyetle Yüce Allah’a kulluğa devem ederse, Allah’ın: “onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli olurum” buyurduğu bir makama yükselir. Yüce Allah’ın sevdiği kuluna ikram ettiği celal nuru, onda bir kulak olunca, o, yakını işittiği gibi, uzağı da işitir. Bu nur, bir kul için göz olunca, o, yakını gördüğü gibi, uzağı da görür. Yine Allah’ın celal nuru bir kulda el olunca, o kul, zora, kolaya, yanındakine, uzaktakine, çok şeye gücü yeter.
Manevi Nazar ve Sohbetin Sırrı ✨
Sultan Şeyh Seyyid Muhammed Saki Elhüseyni (k.s.a) Hazretleri Buyurdular:
“Gavs-ı Sânî Hz.leri mürşidlerin nazarını şu misalle anlatmıştı:
‘Sâdât-ı Kiram’ın nazarı kaplumbağa nazarı gibidir. Kaplumbağa yumurtasını yapar, biraz geri çekilir, yumurtaya bir müddet nazar eder. Sonra onu kuma veya toprağa gömüp gider. Onun bu bakışı yumurtayı olgunlaştırmaya yeter ve belli bir müddet sonra yavru meydana gelir. Sâdât-ı Kiram’ın nazarı da kalbi olgunlaştırır. Allah dostlarının nazar ilahî bir nurdur. Bu nur kalbin ilacı olur. Allahu Teala kudsî bir hadiste dostlarına verdiği bu nur hakkında şöyle buyurmuştur:
“Ben kulumu sevdim mi onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. O benimle görür, benimle işitir, benimle tutar, benimle yürür. Benden herhangi birşey isterse onu verir, bana sığınırsa muhakkak onu himâye ederim.”
İşte, Sâdât-ı Kiram bu yüce devlete ermiştir. Allahu Teala onlara bu yetkiyi vermiştir.’
Sohbet, birisiyle beraber olmak, onunla aynı meclisi, aynı atmosferi, aynı hâli ve yolu paylaşmak demektir. Bu beraberlik cisimle ve gönülle olursa, hakiki sohbet olur. Sahabe-i Kiram (r.anhüm), Allah Resûlü (s.a.v) ile sohbet ve beraberlikleri ile bu fazileti ele geçirmişler, kendilerinden sonra gelen en büyük alim ve arifleri fazilette öne geçmişlerdir. Onlar bu fazileti çok amelleri ve yüksek ilimleri ile değil, alemlere rahmet olan Yüce Peygamberimizin (s.a.v) saadetli sohbet ve nazarlarıyla şereflenerek elde etmişlerdir. Kendilerinde sonra gelenler, ne kadar salih amel yapsalar, ilim elde etseler, onların elde ettiği bu fazileti ele geçiremezler.
Manevi nazar böyledir. Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimizin ilim ve manevi hallerine varis olan kâmil mürşidler, rabbani alimler ve arifler de, Efendimizin (s.a.v) kalplere nazar etme, feyiz akıtma, onları sevgi ile olgunlaştırma, uyandırma sıfatına derece derece varis olmuşlardır. İşte bu nuru taşıyan zatlar ile aynı meclisi paylaşan, onların sohbet halkasına ve feyiz dairesine girenler de, amelle elde edilemeyen nice feyze, şuura, nura, sevgiye ve kalp uyanıklığına ulaşırlar. Sadatların terbiyesi ve feyiz vermesi daha çok nazarla olmaktadır. Bunun binlerce örneği vardır. Onlar hiç konuşmadan, doğrudan kalbe yönelerek ve oraya ilah feyiz akıtarak insanları tövbeye sevk etmişler, Allah yoluna ısındırmışlar, kötü sıfatlarını değiştirmişler ve onlara pek çok güzel haller kazandırmışlardır.
Bu yolun büyükleri: ‘Kâmil müminin ferasetinden sakının; şüphesiz o, Yüce Allah’ın nuru ile bakar.’ hadis-i şerifiyle övülen kimselerdir. Lokman (a.s) oğluna demiştir ki: ‘Oğlum! Alimlerle beraber otur, onların meclisinden ayrılma. Şüphesiz Allah, gökten indirdiği yağmurla kuru toprağı canlandırdığı gibi, nur ve hikmetle de ölü kalpleri diriltir.’ Resûlullah (a.s) buyurmuştur ki: ‘Sizin hayırlılarınız, görülmeleri size Allah’ı hatırlatan, sözleri ilminizi çoğaltan, ameli ahirete rağbetinizi artıran kimselerdir.’ Mürşidin nazarı müride güzel hâller ve edep kazandırır. Bu nazarın müridin kalbindeki hastalığa göre bir etkisi olur. Müridin kalbini ya Allah korkusu veya ilahi muhabbet ile doldurur. Bazen de nazar cezbe hâlinde ortaya çıkar.”
#MuhammedSakiElhüseyni #GavsiSani #Tasavvuf #Nazar #Sohbet #SâadâtıKirâm
@gulcehatun_02 Allah rahmet eylesin ailesine sevdiklerine sabırlar versin değerli bir ablamızmış ki sultanınız namaz kılıyor imrenmemek elde değil Allah cc bizlerede nasip eylesin inşallah âmin 🥀🥀🥀