Altay Cem Meriç:
▪️Türk gencini babasına düşman etmeye çalışıyorlar. Hristiyan yaparak o adamı toplumun içerisinden alıp çekiyorsun.
▪️Ateist yaptığın her adamın toplumla olan bağı azalıyor. Bu durum para yatırmaya değer bir şeydir. Ve buna para yatırılır da.
▪️Twitter ve Instagram'da durum bu. Youtube'da da böyle. Oraya para yatıran buraya yatırmıyor mu sanıyorsun?
▪️Veya 'medya niye böyle' diyorsun? Medyada niye hep pislikler var? Neden hep kötü şeyler övülüyor?
▪️Filmlerde neden iğrenç şeyler benim çocuklarımın gözüne sokuluyor?
▪️Çünkü bu zaten Siyon'un bakkalını büyütme faaliyeti... Siyon bakkalını böyle büyütüyor.
▪️Bu hesapların yüzde 90'ını İsrail istihbaratı yönetiyor.
ALTAY CEM MERİÇ, SOSYAL MEDYADA KURULU MOSSAD AĞINA DİKKAT ÇEKİYOR
↘️
https://t.co/ksfSAvzPzA
Sumud Filosu açıklaması:
İSRAİL DONANMASI RADYODAN TEHDİT MESAJI YAYINLADI
Bu akşam saatlerinde İsrail Savunma Kuvvetleri (IOF), filomuza 16. kanal üzerinden temas kurarak ablukayı delme girişimimizin uluslararası hukukun ihlali olduğunu iddia etmiştir. Yardımların yalnızca kendi belirledikleri kanallar aracılığıyla ulaştırılabileceğini öne sürmüş, aksi takdirde:
Gemilerimizin zorla durdurulacağını,
El konulacağını,
Hakkımızda yasal işlem başlatılacağını bildirmiştir.
Ayrıca IOF, 7 Ekim’e atıfla propaganda içerikli mesajlar paylaşarak psikolojik baskı kurmaya çalışmıştır.
Tüm bu tehditlere rağmen filomuzun kararlılığı tamdır. Gemilerimiz insani yardım misyonunu sürdürmektedir. Thiago şu anda frekanstan yanıt vererek misyonumuzun meşruiyetini ve uluslararası destek iradesini vurgulamaktadır.
Bizler sivil ve barışçıl bir filoyuz. Görevimiz, Gazze halkına insani yardım ulaştırmak ve ablukanın hukuksuzluğunu dünyaya duyurmaktır.
Dünya kamuoyunu bu tehdide karşı tanıklık etmeye ve sesini yükseltmeye çağırıyoruz.
1 Ekim - 20:30 (GMT+3)
Sanırım dakikalar içinde müdehale baslayacak, bu şahane insanlarla bu yolculuğun son fotoğrafını paylaşıyorum.
Sesi duyuyor musunuz?
NEHIRDEN DENIZE ÖZGÜR FILISTIN!
@gmtgturkiye
@gbsumudflotilla
Denizde son gecemiz…
Gazze’ye kalan mesafe: 75 mil…
Dillerimizde şu âyet:
“Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çektik de onları kapattık, artık göremezler. “ (Yâsîn 9)
ÜÇ BÜYÜK AMEL: SABIR, NAMAZ ve YARDIM
-Bir Âyetin İzinde-
_*“Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Çünkü Allah, muhakkak sabredenlerle beraberdir.”*_ [Bakara 2/153]
Gazze’ye saatlerle ifade edilebilecek kadar yolumuz kaldı. Bu heyecanlı bekleyiş içerisinde bir âyet zihnimde ve dilimde dönüp duruyor…
Yoruldukça kulağımda o yankı:
_*“Ey iman edenler!”*_
Bu bir çağrıdır. Herkese değil; sadece iman ettiğini iddia edenlere..
Sadece konuşanlara değil, bu ilahî hitabın gereğini yerine getirenlere…
Bu çağrının yükünü gerçek mânada omuzlayanlara…
Ve biz işte şimdi bu çağrının izinde, sabırla gidiyoruz Gazze’ye doğru…
Sabır: Acıya katlanmak değil, direnişi kuşanmaktır.
Sabır: Zilleti kabullenmek değil, izzeti temsil etmektir.
Hele Gazze’de sabır, bütün terk edilmişliklere rağmen _*“Hasbünallah ve ni’mel vekîl!/ “Allah bize yeter, O ne güzel vekîldir!”*_ diyebilmektir.
Ve yine Gazze’de bir annenin gözünden yaş süzülürken, evladını gömerken bile isyan etmeden _*“Ve kefâ billahi vekîlâ!/Vekîl olarak Allah yeter!”*_ diyebilmektir.
Sabır, ekmeği bölüşemeyen dünyanın ortasında, bugün Gazze’de bir dilim ekmeği kardeşine uzatan çocuğun ellerindedir.
Biz bu sabrı onlardan öğrendik ve şahit olduk.
Ve adımlarımızı o sabrın izine basarak atıyoruz.
Belki bedenimiz yorgun, ama Gazzeli kardeşlerimizin yüreğimize ektiği ve her birimize yüz yıl yetecek kadar sabır var.
Şimdi bize düşen sabırla yürümek,
Sabırla beklemek,
Sabırla sevmek,
Ve sabırla kavuşmaktır…
Sabırdan sonra bizi ayakta tutacak en önemli amel ise elbetteki namazdır.
Namaz_: Direnişin secdeyle yoğrulmuş hâlidir. Bize güç, kuvvet, heybet ve vakar veren en önemli ibadettir.
Önce sabır, sonra namaz…
Ne çok şey anlatıyor, değil mi?
Gazze’de bombalar altında bile cemaatle kılınan sabah namazları aklımızda beliriyor.
Siper yerine secdeyi seçenlerin, sığınak yerine saf tutanların direnişi bir bir zihnimize geliyor.
Gazze’de namaz, yalnızca farz bir ibadet değil, direnmenin de adıdır. Çünkü kıbleye dönmek, zalime dönmemek demektir.
_“Allahu Ekber!”_ demek; hiçbir tankı, hiçbir uçurumu, hiçbir ambargoyu gözünde büyütmemek demektir.
Biz şimdi denizin dalgaları içerisinde yol alırken; her adım bir tekbir, her nefes bir zikir gibi yankılanıyor.
Sanki ayakta değiliz; rükûdayız.
Sanki secdeye doğru yaklaşıyoruz.
Namazla doğrulan bir halkın yanına, secdeleri çoğaltmadan gidemeyiz.
Bundan dolayı vakit; secdeleri fazlalaştırma, yakarışları arttırma vaktidir.
Sabır ve namaz olunca inşallah beklenen “yardım” gelecektir.
Yardım: Bizden veya başka kullardan değil, Allah’tan beklenmesi gerekendir. Âyette zaten bu ifade edilir:
*“…Allah’tan yardım isteyin.”*
Biz şu an gemilerle biraz olsun yardım taşıyoruz belki.
Gıda, ilaç, umut…
Ama gerçek yardım, ancak O’nun (cc) katındandır.
Çünkü bu dünyada yardım çoğu zaman gecikir.
Yardım, pasaport engeline takılır.
Yardım, ambargoyla durdurulur.
Ama Allah’tan gelen yardım için ne izin gerekir, ne onay…
Gazze işte buna tutundu yıllardır;
Gökten gelecek olan yardıma…
Ve belki biz de şimdi sadece yardım ulaştırmıyoruz; bir duanın parçası oluyoruz.
Belki Gazzeli yetim bir çocuğun duasının ucuna ilişiyoruz...
Ya da bir şehidin ardında “Allah’ım! Bizi yalnız bırakma!” diyen babasının sesine…
Ama bunu da yapabilmemiz için Allah’ın yardımına muhtacız.
Düşman, güçlü ve zalim… Hiçbir sınırı, hukuku, ahlâkı ve merhameti yok… Dolayısıyla Allah’ın yardımı olmazsa onunla başa çıkma imkânı da yok…
****
Sabır. Namaz. Yardım.
Üç amel…
Üç kelime…
Üç direniş…
Üç şahitlik…
Unutmayalım ki bu filo sadece bir insanî yardım konvoyu değildir.
Aslında bu yolculuk tabir caizse bir âyetin ete kemiğe bürünmesidir.
Çünkü Allah (cc) *sabredenlerle beraberdir* ya; sabır etmek ise yola çıkmaktır.
Rabb’imize binlerce hamdolsun yoldayız, sabır ve namaz ile yardım talep etmekteyiz. İnanıyoruz ki beklediğimiz yardım bize gelecek…
İnanıyoruz ki beklenen yardım Gazze’mize erişecek…
Uhdûd, Sumud ve Umut
Sessizliğin içinden yankılanan direniş…
Gazze’ye varmamıza sadece birkaç gün kaldı. Hırçın dalgaların üzerinde yol alan teknemizde zihnimde üç kelime sürekli yankılanıyor:
*Uhdûd, Sumud ve Umut.*
Kur’ân-ı Kerîm’de anlatılan Ashâb-ı Uhdûd kıssası, zulmün ve imanın en sarsıcı sahnelerinden biridir. Bir halk, sadece _“Rabb’imiz Allah’tır!”_ dedikleri için ateş dolu hendeklere atılmışlardı. Ve hikâyenin başındaki _mümin bir genç_; uyuyan bir toplumu uyandırmak/diriltmek için kendi canını feda edip, şehadetiyle yüzlerce insanın yüreğine iman tohumları ekmişti. Dönemin zalim kralı öfkeden deliye dönmüş ve hendekler kazdırıp, iman eden o topluluğu diri diri yaktırmıştı. Hendeklerin dumanı göğe yükselirken, o halkın sarsılmaz teslimiyeti yeni uyanışları beraberinde getirmişti.
Bugün Gazze’ye baktığımızda, o eski hendeklerin dumanının yeniden yükseldiğini görüyoruz. Yanan evlerin gölgesinde ağlayan bebekler, bombalanan hastaneler, aç ve susuz bırakılan çocuklar… 21. yüzyılın *modern hendekleri* algoritmalarla hedef alınıyor, ekranlarda “yan etkisiz” bir savaş olarak sunuluyor. Ama Gazze halkı, tıpkı Ashâb-ı Uhdûd gibi, aynı sözü yineliyor:
_“Rabb’imiz Allah’tır!”_ Onlar da kapanan göz kapaklarının ardında bir secde, bir dua edasında sonsuzluğa uzanıyor.
Ve tam bu sessizliğin ortasında, denizlerden yükselen bir seda var: *Sumud Filosu.*
Defalarca söyledik; bu filo yalnızca bir yardım filosu değildir. Bir kimlik, bir hafıza, bir ahlâk ve bir adâlet mücadelesidir. Küresel körlüğün duvarlarını delmeye niyetli, silahsız ama kararlı; yalın ama onurludur. Tıpkı Mescid-i Aksâ’nın avlusunda oynayan o savunmasız ama yenilmez çocuklar gibi…
Bu filo, devletlerin diplomatik labirentlerinde kaybolmuş sözde adâlet çağrılarına değil, doğrudan vicdanın sesine kulak veriyor. Dolayısıyla filo, dünyaya bu sesi duyurmak için yola çıktı.
Ve asıl burada sorulması gereken soru şu:
_Bu mücadele, bu direniş, bu yolculuk, bu gayret ne içindir?_
Cevap bir tek kelimede saklıdır: *Umut.*
Gazze bugün yalnızca harabeye dönmüş bir şehir değil; ümmetin ve insanlığın aynasıdır. O aynaya bakan kimimiz korkak, kimimiz suskun, kimimiz de cesur görünür. Ama Gazze halkı bize her sabah yeniden dirilen bir umudu gösterir.
Ashâb-ı Uhdûd’un ateşle yazdığı iman mücadelesi, Sumud’un sessizlikle haykırdığı direniş, bugün bize bir umut haritası sunuyor.
Bu umut, sadece Filistin’in ve Gazze’nin değil, insanlığın yarınıdır. Bir annenin gözyaşında, bir çocuğun tebessümünde, bir mazlumun sabrında filizlenen ışıktır.
Gazze yanarken susanlar, yarın yandıklarında duyulmayı bekleyemez. Ama bugün ses verenler, tarihin onur sayfalarını yazılacaklardır.
İşte Sumud, vicdanların taşıdığı bu umudu, Gazze’ye ve dünyaya yeniden üflüyor.
Ve sanki dalgaların üzerinden şöyle haykırıyor:
*“Hendekler kazıldı, ateşler yakıldı, ama umut hiç sönmedi…”
Gemiler demirleyince komşu gemileri ziyaret ediyoruz. Ayçin hanım, Mandela’nın torunu Mandla Mandela ve diğer arkadaşlar…
Konu tabi ki: Gazze…
@Aycin_Kantoglu
Bir Tekne, On Üç Farklı Dünya…
Akdeniz’in güzel ve rüzgârlı ikliminde, filonun diğer gemileriyle birlikte teknemiz yol almaya devam ediyor. Gemilerin içinde sadece yolcular yok; bir arada atan yürekler, ortak bir vicdan ve dünyanın unutturmaya çalıştığı bir gerçek var: *Gazze*.
Bizim teknemizde 15 kişi vardı; ancak iki arkadaşımız hastalanıp ayrılmak zorunda kalınca 13 kişi kaldık. Kimimiz Tunus’tan, kimimiz Güney Afrika’dan, kimimiz Fransa’dan, kimimiz Zambiya’dan, kimimiz Cezayir’den, kimimiz Fas’tan, kimimiz de Türkiye’den… Dillerimiz ve renklerimiz farklı; bazılarıyla dinlerimiz, bazılarıyla mezheplerimiz de farklı. *Ama tek bir zeminde birleşmişiz: Sumud*.
Arapçada “sebat”, “kararlılık” ve “toprakta kök salmak” anlamına gelen *Sumud*, artık yalnızca Filistinlilerin değil, tüm insanlığın yükünü taşıyor. Çünkü Sumud, sadece bir halkın direnişi değil; ortak insanlık onurunun da yansımasıdır.
Bu teknede bizler, farklı ülkelerden ve geçmişlerden gelmiş olsak da hepimizin yönü aynıdır: *Gazze*. Çünkü Gazze artık yalnızca coğrafi bir mekânın adı değil; aydınlık vicdanların buluştuğu bir sınırdır. Unutulmuşların sesi, 21. yüzyılda eşi benzeri görülmemiş bir soykırımın adı; başta çocuklar olmak üzere, insanların insanlıklarını yaşayamadığı bir şehrin adıdır.
Teknemizde mühendis, gazeteci, aktivist, tüccar, milletvekili var… Kimi sessizce dua ediyor, kimi not defterine gözlemlerini yazıyor, kimi sosyal medyada programlara katılıyor. Kimimiz Arapça dua okuyor, kimimiz Fransızca bir ezgi mırıldanıyor. Kimimiz Kur’ân okuyor, namaz kılıyor. Ama bütün bu çeşitliliğin ortasında paylaştığımız ortak bir değer daha var: *Dayanışma*.
Nöbetler, temizlikler, yemek pişirmeler, bulaşık yıkamalar… Bütün bunları yaparken bazen göz göze geliyoruz; bu bile yenilenmemiz için yetiyor. Zaman zaman acılarımızı konuşacak ortak kelimeler bulamıyoruz ama omuzlarımız yan yana gelince her şey çözülüyor. Çünkü biliyoruz ki dayanışma sadece konuşmak değil, hissetmektir. Ve biz burada bunu iliklerimize kadar yaşıyoruz. Hepimizin yüreği aynı menzil için atıyor: *Gazze*.
Bu teknede Gazze, bir harita üzerindeki sıradan bir şehir değil; hepimizi bir araya getiren vicdanlarımızın haykırışıdır. Bu haykırış sadece Filistinliler için değil; çocukların ağlamadığı, annelerin morglardan veya enkazlardan değil, parklardan çocuklarını topladığı bir dünya isteyen herkes içindir.
Bilinmelidir ki bu filo yalnızca bir yardım filosu değildir. Bir sesleniştir, bir haykırıştır, bir çığlıktır. Sessiz kalmaya devam eden dünyaya atılmış bir çabadır. _“Biz buradayız!”_ demenin denizdeki hâlidir.
Bu yüzden *Sumud Filosu*, insanlığın hâlâ tükenmediğini gösteren çok önemli bir umuttur. Farklı ülkelerden 13 kişinin aynı tekneye binip aynı istikamete yelken açması, belki de yeryüzündeki en sade ama en güçlü eylemdir.
Çünkü bizler bu yola çıkarak vicdanlarımıza örülmüş sınırları kaldırıyoruz. Denizdeyiz; ama asıl yelken açtığımız ufuk ve menzil; insanlığın ortak hafızası, aydınlık vicdanların buluşmasıdır. Ve rotamız her ne kadar Gazze olsa da asıl rotamız *adâlettir*.
Unutulmasın ki:
Dünya sustukça az da olsa vicdanlı insanlar hep olacak ve bu zulmü *haykırmaya* devam edecek…
Dünya unuttukça, fıtratı temiz kalanlar hep *hatırlatmaya* devam edecek…
Ve neticede kazananlar, elbette aydınlık *vicdan sahipleri* olacaktır.
Bir aydır yollardayız. İki Cuma’yı Tunus’ta, geçen hafta Cuma’yı İtalya kıyılarında, bu hafta Cuma’yı Akdeniz’in ortasında küçük teknemizde kılmak nasip oldu. Haftaya Cuma Gazze’de inşallah…
Ya Fettah…
Ya Allah…
Yolda kalan arkadaşlara yardım etmek ve hastalanan bir abimizi ve iki kardeşimizi hastaneye yetiştirmek için rotamızı değiştirmek zorunda kaldık. Ama şimdi filoya yetişmek için bir daha yola revan olduk…
Sefer zorlu ama menzil kıymetli…