ÖNDEN GİDENLER İÇİN--Onlar gittiler
Yalnız bir yemin kaldı aramızda
Ben şimdi bu yanda
Kasılmış çıplak bir kurşun gibiyim
Namluda.
Onlar gittiler
Topraktan bir işaret taşıyarak alınlarında
Ben şimdi bu yanda
Gerilmiş bir an gibiyim
Doğumla ölüm arasına.
Onlar gittiler
Gelen zamandan bir haber gibiydiler.
Ben şimdi bu yanda
İçilmiş bir and için bekleyenim
Kurulmuş saat gibi.
Onlar gittiler
Giderken bir muştu gibiydiler.
Erdem Bayazıt
( 1939 - 2008 )
Allah'ım! Efendimiz Muhammed'e, ümmî peygambere, sevgiliye, yüce makamlıya, büyük şanı olana ve ailesine
ve ashabına salât ve selâm ve bereket ihsan et ve selâm eyle.
Dağlara KUR'AN Okuyan Adam İbrahim Demirhan'dan muhteşem tilavetle Adiyat Suresi
(1-5) Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak tırnaklarıyla kıvılcımlar saçan, sabah erkenden baskın yapan ve orada tozu dumana katarak düşman topluluğunun içine dalan atlara andolsun ki, 6 İnsan Rabbine karşı gerçekten çok nankördür. 7 Hiç şüphesiz buna kendisi de şahittir. 8 Hakikaten o, dünya malını sevdiği için çok cimridir. (9-10) Fakat o insan bilmez mi ki, kabirlerdeki ölüler diriltilip çıkarıldığı ve kalplerde gizlenenler ortaya konduğu zaman, 11 Hiç şüphesiz, o gün Rableri, kendilerinin her halinden haberdar (olacak)tır.
Bosna savaşında en çok etkileyen olaylardan biridir. Tüm köyü ve ailesi sırplar tarafından katledilen Senad Medanoviç. Kimsenin sağ kalmadığını öğrenince bir ağaca sarılıp ağlıyor.
Yürüyorum içimde bir ateş, Ne söner, ne de küle döner. Bir sevda değdi yüreğime, Dün olduğum insan gider. Bazen rüzgâr gibi savrulurum, Bazen yollar kadar susarım. Bazen bir nehir olup taşarım, Kendimi kendimde ararım. Geceleri içim konuşur, Kimse duymaz, ben duyarım. Bir ismi geçirince kalbimden, Sessizce gözyaşına varırım. Tut elimden, kaldır beni, Bu yük bana ağır gelir. Ya kapına ulaştır beni, Ya da içimde huzur ver. Şehirler geçer, yüzler değişir, Ben aynı özlemi taşırım. Kalabalıkların ortasında bile Bir tek seni ararım. Bazen rüyamda yaklaşırım, Tam dokunacakken uyanırım. Sabah olur, dünya devam eder, Ben kaldığım yerden yanarım. Ne akıllıyım artık tam, Ne de deli diye anılırım. Aşk insana ne yaparsa, Ben onunla yeniden doğarım. Yaralarım saklı değil, Her biri bana yol olmuş. Uzak sandığım o sevgili, Meğer içimde hep var olmuş. Ben bir yolcuyum bu dünyada, Adım kalır, ben geçerim. Bir gün bütün yollar biterse, Aşka varır, orada dinlenirim.
Ölümü 11 yaşında babamın ölü yüzünü öptüğümde öldürmüştüm. 88 kışından beri günahlarımın hesabı hariç ölmekten hiç korkmuyorum. Rabbimiz ne yazmışsa o olur.
Abdullah Sert hocamız ne güzel özetlemiş; "oğul, herkesin ölümü kendi rengindedir"
Manayı Yakala!
ŞiİR:Mevlana Celaleddin RUMİ NEY K.KARAÖZ-S.ERGUNER/TARR.KEMENÇE: A.ÖZEL/BENDİR K.KARAÖZ
Ey şekle tapan kişi
Git manayı yakala
Çünkü mana sureti
Benzer ulu kartala
Mana ehli ile sohbet
Lütuf,ihsan getirir
Manevi güç kazanan
Özün hakka götürür
TÜYEK 6.388 YENİ YAZMAYI BUGÜN 15.00’TE ERİŞİME AÇIYOR
https://t.co/ICNu31LFMP
“TÜYEK Yeni Yazmalar Koleksiyonu” TÜYEK’in satın aldığı yazma eserlerden oluşuyor. Dijitalleştirme ve kataloglama çalışmaları devam eden koleksiyondaki 6.388 eser bugün 15.00 itibarıyla erişime açılacak.
Dünyanın en büyük yazma eser portalı olan, TÜYEK’in resmi hesabı https://t.co/PibgIVdtPs’de erişime açılacak 6.388 yazmanın %57’si Arapça, %38’i Türkçe ve %4,5’i Farsçadır. Bu dillerin yanı sıra İbranice, Süryanice, Yunanca, Peştuca, Kürtçe, Urduca ve Latince dillerinde de eserler bulunmaktadır.
Koleksiyonun erişime açılan eserlerin ağırlıklı kısmı (%59’u) İslâmî ilimlerle ilgili. Bu dağılımı “Dil ve dilbilim” (%13), “Edebiyat ve retorik” (%8) ve “Felsefî ilimler” (%8) izlemektedir.
Koleksiyonda fürû-i fıkıh (Hanefî fıkhı, ferâiz, fetâvâ), akâid, kelâm, amelî ve nazarî tasavvuf, tefsir, hadis (kırk hadis ve derleme mecmuaları), Kur’ân ilimleri ve tecvide ait eserler bulunmaktadır. Ayrıca Arap dili grameri (nahiv, sarf, belâgat) üzerine yazılmış şerh ve hâşiyeler ile mantık ve felsefî ilimlere dair risaleler, koleksiyonun önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Edebiyat ve sosyal tarih çalışmaları açısından divanlar, mecmûa-i eş‘âr, münşeât derlemeleri ve dinî-ahlâkî metinler kayda değer bir hacme sahiptir. Koleksiyonda botanik, matematik, astronomi ve tıbb-ı nebevî alanlarında telif ve tercüme eserler de yer almaktadır.
Koleksiyondaki 6.388 eserden 2.130’unda (%33) istinsah tarihi yer almaktadır. Tarihi zikredilen en eski nüsha, h. 702/1302-3 tarihli Cüveynî’nin el-Varakât’ına Firkâh’ın yazdığı şerh üzerine yazılmış Hâşiye alâ Şerhi’l-Varakât adlı eserdir; bunu h. h. 718/1318-19, h.762/1360-61, h.786/1384-83 ve h.789/1387-88 tarihli nüshalar takip etmektedir. Aralarında Kâdî Beyzâvî’nin meşhur tefsiri Envâru’t-Tenzîl ve Hacı Paşa’nın tıbba dair şerhinin de bulunduğu bu erken dönem nüshalar, koleksiyonun yalnızca Osmanlı klasik dönemine değil, Anadolu Selçuklu ve Beylikler dönemine kadar uzanan geniş bir zaman dilimine ve coğrafyaya yayıldığını göstermektedir. Ancak hicrî takvime göre tarihli nüshaların büyük çoğunluğunun 12. ve 13. yüzyıllara (miladî 18. ve 19. yüzyıllara) ait olduğu, bunu 11. ve 10. (miladî 15. ve 16. yüzyıllar) yüzyılların izlediği görülmektedir.
6.388 eserden yalnızca 296’sında (%4,6) yazmaların istinsah yerlerine dair bilgi bulunmaktadır. Sınırlı sayıdaki bu kayıtlarda 175 farklı yer adının olması, koleksiyonun bir merkeze bağlı olmadığını, farklı coğrafyaların ait olduğunu göstermektedir. En fazla zikredilen istinsah yeri İstanbul’dur. Onu Kayseri, Bursa, Edirne ve Adana gibi Anadolu’nun farklı bölgelerindeki merkezler izlemektedir. Kayıtların bir kısmında yalnızca şehir adı değil, istinsahın gerçekleştiği medrese de belirtilmiştir. Ahmediye, Fatih, Rüstem Paşa, Hadım Hasan Paşa ve İskender Paşa Medresesi vb. medreselerin istinsah yeri olarak zikredilmesi, koleksiyonun Osmanlı medrese geleneğinin müşahhas izlerini taşıdığını ortaya koymaktadır. Bununla birlikte Şam, Mekke, Kahire, Trablusşam ve Mısır gibi Osmanlı’nın Arap vilayetlerine ait istinsah merkezlerinin yanı sıra, İmparatorluğun Kırım ve Midilli gibi imparatorluğun uç bölgelerinden örneklere dahi rastlanmaktadır.
Metin tenkidi açısından en değerli nüsha olarak kabul edilen 10’dan fazla müellif hattı bulunmaktadır. Diyarbakırlı Mehmed Sa‘îd Paşa’nın henüz basılmamış Mir’âtü’l-İber adlı eserinin onuncu cildi ile Dîvân-ı Rif‘at bunlar arasındadır.
30’dan fazla nüshada “diploma” niteliğindeki belgeler olan icazetnâmeler yer almaktadır. Kitâb-ı Mühr isimli eser, çeşitli isimlerin mühür metnine nasıl dönüştürülebileceğini görsellerle açıklayan özgün bir eserdir. Öte yandan koleksiyondaki 33 cönk, Âşık Ömer, Kuddûsî, Karacaoğlan, Pir Sultan ve Yunus Emre gibi halk şairlerinin şiirlerini barındırarak koleksiyonun yalnızca medrese ilimleriyle sınırlı kalmayıp halk kültürünü de kapsadığını göstermektedir.
@TCKulturTurizm@yekgovtr
+++
https://t.co/L5Jonj3pfO
Saçma ey göz boş yere
şu yanan gönlüme su
Kâr etmez böylesine
tutuşan âteşe su
Su rengi mi bilemem dönüp duran gökkubbe
Yoksa gözyaşımla mı dolmuştur göklere su?
Parçalansa şu gönlüm bakışının zevkiyle
Elbet yarıklar açar duvarlarda akan su...
Henüz dinlemedin benden türküler.
Benim aşkım uymaz öyle her saza.
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler.
https://t.co/nubYWa8idF
söz SEZAİ KARAKOÇ aranje ÖMER FUAD
"Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki
şüphesiz ben yakınım,
bana dua ettiğinde
dua edenin dileğine karşılık veririm.
Şu halde benim davetime gelsinler
ve bana iman etsinler ki
doğru yolu bulabilsinler."
(Bakara Suresi, 186. Ayet)
Meryem Suresi’nde Hz. Yahyâ hakkında şöyle buyrulur:
"Doğduğu gün, öleceği gün ve yeniden diriltileceği gün ona selâm olsun." (Meryem Suresi, 19/15)
Kur’an’da çok az insana nasip olan bu ilahî övgü, Hz. Yahyâ’nın hayatının ne kadar temiz, samimi ve Allah’a adanmış olduğunu göstermektedir.
Ayet, insan hayatının en kritik üç eşiğine dikkat çeker:
Birincisi doğumdur. İnsan dünyaya gelirken son derece güçsüzdür. Kendi kendini koruyamaz, her türlü tehlikeye açıktır. Allah’ın selâmı, onun ilahî koruma ve rahmet altında olduğunu ifade eder.
İkincisi ölümdür. İnsan için dünyanın en büyük bilinmezlerinden biridir. Malın, makamın, dostların ve bütün dünyevî güçlerin geride kaldığı bu anda Allah’ın selâmına erişmek, en büyük nimettir.
Üçüncüsü ise yeniden diriliştir. Mahşer günü, insanların korku ve endişe içinde beklediği o büyük buluşma gününde Allah’ın selâmıyla karşılanmak, kurtuluşun ve ilahî rızanın işaretidir.
Buradaki “selâm” sadece bir selamlama değildir. Selâm; emniyet, huzur, güven, rahmet ve Allah’ın özel koruması anlamlarını taşır. Yani Hz. Yahyâ, hayatının başlangıcında, sonunda ve ebedî hayata geçişinde Allah’ın rahmetiyle kuşatılmıştır.
Peki bir insan bu ilahî selâma nasıl layık olur?
Kur’an, Hz. Yahyâ’nın özelliklerini anlatırken bize önemli ipuçları verir: Takva sahibi olmak, anne-babaya karşı merhametli davranmak, kibirden uzak durmak, kalbi temiz tutmak ve Allah’a samimiyetle yönelmek...
Bugün kendimize şu soruyu soralım:
Hayatımızı Allah’ın selâmına layık olacak şekilde mi yaşıyoruz?
Çünkü asıl başarı; insanların alkışını kazanmak değil, doğduğumuz gün, öleceğimiz gün ve yeniden diriltileceğimiz gün Allah’ın selâmına mazhar olabilmektir.
Rabbimiz bizleri dünyada da ahirette de selâmet üzere yaşayan ve O’nun selâmıyla karşılanan kullarından eylesin.
Âmin.
@TesbihliAbi merhabalar
Asır Ajans dan selamlar.. amak ı hayali n
tüm yayınlanmış çizimleri kopyasını edinmek isterim
ararmısınız.selam ve saygılar
05322478363