Kendimi ne kadar iyi ve sağlıklı hissetsem de bugün doktora gidip yasin getirdigi ufak semptomlarla muayene olsam kesinlikle ya karaciğer yağlanması, ya insulin rezistansi, ya da (doğal olarak) kafayı yemis bir hormonal dengesizlik, vs… bulacaklardir. Biyopsi falan alacaklardir oramdan buramdan…. Ondan sonra gelsin tedaviler, ilaçlar, “ben hastayım” psikolojisi….
Bırakmazlar ki rahmetli babaannem gibi rahat rahat göçüp gideyim şu diyardan.
Belki 1000 doktordan 1’i bile “git iyi uyu, az ve öz ye, çok hareket et, kafayı boşalt, toprakta yürü, sev çok sev… kediyi, kopegi, çiçeği, böceği hatta o suratsız komusunu” demez….
Anadolu'nun Horasan'ı "Tunceli'de bir Çerkezoğlu"
Geçen akşam karşılaştığım bir arkadaş ile sohbet ederken atalarının Memlûk Devleti'nde yani Kölemen Devleti'nde (1250-1517) asker olarak görev yaptığını, Çerkes asıllı olduklarını, fakat şimdi Alevi inançlı olduklarını ve Kırmançca (Zazaca) konuştuklarını anlatmıştı.
Bilindiği gibi Memlük Devleti'nin yönetici kadrosu Kuman-Kıpçak Türkleridir.
Devleti kuran İzzeddin Aybeg et-Türkmenî'dir (1250-1257) ve ondan sonra gelen I. Baybars olup, son devlet başkanı da II. Tomanbay'dır.
Fotoğraf Ovacık'ın 1760 rakımlı Yoğunçam köyünden olup, yazı günümüz Türkçesiyle yazılmış. Fakat doğum (1473) ve ölüm (1582) tarihi rumi ya da hicri takvime göre yazılmış.
Köyün adı 1928 kayıtlarında "Tilek" olarak geçiyor. Fakat köyde ve civarında bir tane çam ağacı olmadığı halde, Tilek kelimesi Türkçe olmadığı gerekçesiyle köyün adı 1960'da Yoğunçam olarak değiştirilmiş.
Türkçe olmadığı varsayılan "Tilek" eski Türkçe'de ve Kuman-Kıpçak grubu Türk lehçelerinde "dilek, istek, arzu, temenni" anlamına gelir.
Türkiye Türkçesindeki "dilek" kelimesinin kökeni de "tilek"dir.
Tüm partilerin tabanları bu çerçeve yasaya karşıyken partilerin evet demesi onların emperyalistlerin işbirlikçisi olduklarını ve hepsinin tek bir merkeze çalıştıklarını gösteriyor.
Millete rağmen siyaset sadece işbirlikçilerin işidir!
Uğur Mumcu, “Kürt Sorunu” söylemini, en sert biçimde eleştiren aydınlardan biridir.
Mumcu’ya göre; bu söylem, masum bir hak arayışı değil, emperyalist projelerin bir parçasıdır.
Mumcu, etnik kimlik siyasetinin, Türkiye’yi bölmeyi hedeflediğini belgelerle ortaya koyar.
Türk milleti kendisine yapılanları asla unutmaz. Zamanı gelir misliyle mukabele eder. Yasalar herzaman hayata geçmez geçemez. O yüzden süreci serinkanlı izleyin. Kimler kimlerle elele kimler saman altından su yürütüyor, bu süreç herkesin gerçek yüzünü ortaya koyuyor…
Aşırı düşünüyorsunuz (Overthink) ve düşündüğünüz şeyler gerçekleşiyor. Çünkü negatif duyguların, düşüncelerin, korkuların ve yargıların frekansı daha düşüktür, ulaşması ve tutulması daha kolaydır. Sistem enerji ve frekans düştüğünde kişiyi düşük frekansa ait olaylar ve insanlarla karşılaştırır. Bu olay ve insanlar aslında kişiyi bu tutumdan çıkması için uyarır fakat kişi bunu çoğunlukla ‘Ben zaten böyle olacağını biliyordum’ diyerek görmezden gelir. Nefs ve ego sürekli ispat mekanizması ile çalışır ve karşılaşılan durum ne kadar kötü olursa olsun, bu anlık ‘Ben biliyorum’ hissi kişiye egosal tatmin sağlar.
Enerji ve frekans yükseldikçe kişi tam tersi yüksek enerji alanına ait olaylarla ve insanlarla karşılaşır. Danışmanlıklarımda uzun uzun çözümlediğim ve anlattığım gibi enerji bir günde yükselmez, önce bu duruma gelinmesine sebep olanlar incelenir ve adım adım çözülür.
Aşırı düşünmek ve enerjiyi bu yönde kullanmak bir yetenektir.
Önemli olan bu yeteneği hep en kötüyü getirmek için değil en iyiyi getirmek için kullanmayı öğrenmektir.
Arjantin'de yaşayan halklar ve resmi dili.
Arjantin'de konuşulan diller:
İspanyolca (resmi dil), İtalyanca, İngilizce, Almanca, Fransızca ve yerli diller (Mapudungun, Keçuva).
Arjantin'de yaşayan halklar:
Nüfusun %60'ı İtalyan, %30'u İspanyol, %2,4’ü melez, %0,4’ü Afrikalı.
Fransız, Alman, Yahudi, Arap ve Ermeniler nüfusunun %7,2'sini oluşturuyor.
Görüldüğü gibi Arjantin'in nüfusunun %60'ı İtalyan olmasına rağmen resmi dili İspanyolca.
Alman Profesör Fritz Neumark, “Türkler pek farkında değil ama Avrupalılar şu gerçeğin farkındadır. Tarihten Türkler çıkarılırsa ortada tarih diye bir şey kalmaz!” diyor.
Hitler’den kaçan ve 1933'te Atatürk tarafından Türkiye’ye çağırılan Prof. F. Neumark (1900-1991), İstanbul Üni. İktisat ve Hukuk Fakülteleri'nde dersler vermiştir.
1952’de Almanya döndükten sonra Frankfurt Üniversitesi’nde rektörlük yapmıştır.
İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yaparken Neumark’a bir öğrencisinin sorduğu “Avrupalı bizi neden sevmez?” sorusuna verdiği cevap Avrupalıların Türk imajını ortaya koyuyor.
1-Çok samimi olarak itiraf edeyim ki Avrupalı Türkleri sevmez ve sevmesi de mümkün değildir. Çünkü asırlardır kilisenin Türk ve İslam düşmanlığı Hıristiyanların hücrelerine sinmiştir.
2-Müslüman olduğunuz için sevmezler, fakat Hıristiyan olsanız da size düşman olarak bakmaya devam ederler.
3-En az 400 yıl Avrupa’da sırtımızda ve ensemizde at koşturdunuz, Selçuklular Anadolu’yu, Osmanlılar da Orta Avrupa ve Balkanları Haçlı ordusuna mezar ettiler. Karadeniz’in kuzeyinden gelip Papalığı bile tehdit eden Atilla ve Cengiz Han’lar da cabası.
4-Sizi silah ile yenemeyeceklerini anlayınca sizleri içten, yapınızı, sisteminizi bozarak hâkimiyet sağlama yoluna gittiler.
5-Avrupalılar her türlü misyonerlik faaliyetlerine rağmen Müslüman ülkelerde başarılı olamayınca, İslamiyet’i sapık inançlara kanalize etmeyi seçtiler.
6-Kilise Türkler yüzünden İslamiyet üzerinde tam hakimiyet sağlayamamaktadır. Bu yüzden kilise size kin kusmaktadır.
7-Sizler farkında değilsiniz ama onlar şu gerçeğin farkındalar: Tarihten Türk çıkarılırsa tarih kalmaz. Osmanlı arşivleri tam olarak ortaya çıkarsa, bugünkü tarihin yeniden yazılması gerekir.
8-Sizler gerçek hüviyetinize döndüğünüz an, refahını sömürgecilik üzerine kurmuş olan Avrupa’nın tüm sistemi, dolayısıyla refahı çöker.
9-Yani sizler Avrupa’nın hem tarihi hem de ekonomik düşmanısınız ve daima düşman olarak kalacaksınız.
Safevi Devleti'nin Kürt Devleti, Şah İsmail'in Kürt, Türkmenlerin Türk olmadığını iddia edenler için kısa bir bilgi.
Akkoyunlu Devleti (Kurucu boy: Bayındır) hükümdarı ve Safevi Devleti'nin (Kuran boylar: Rumlu, Şamlı, Tekeli, Ustacalı, Dulkadirli, Afşar, Kaçar, Bayburtlı, Varsak) kurucusu Şah İsmail'in (1487 Erdebil-1524 Tebriz) dedesi Uzun Hasan'ın (1423, Diyarbakır-1478 Tebriz) Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’taki Bağımsızlık Anıtı'nı çevreleyen alanda, Türkmenistan tarihini şekillendiren 27 adet tarihi Türk şahsiyetin heykelinin olduğu yerdeki heykeli.
Fotoğrafın altındaki Ruçca metinde Akkoyunlu Türkmen Hanı'nın Türkmenistan'daki Anıtı, tarihçisi Vasily Chenkelidis yazıyor.
Bazıları "yogurd" ve "ayran"ın Kürt geleneği olduğunu yazmaya başlamış.
Ayranın Kürt kökenli olması için yoğurtun ilk defa Kürtler tarafından yapılması lazım.
Yoğurdu ilk defa Türklerin yaptığını konu hakkında yazan Türk olmayan araştırmacılar bile yazıyor. Fakat tarih uydurma peşinde koşanlar, tarihi gerçekleri görmezden geliyor.
Ayran ve yoğurdun Kürt gelenegi olduğunu söylemek için özellikle Clauson (Gerard Clauson, “yogrut”, in An Etymological Dictionary of pre-thirteenth-century Turkish, Oxford: Clarendon Press, 1972) ve Eberhard'a (W. Eberhard, "Çin'de Kımız ve Yoğurdun Yapılması Meselesi Hakkında", Ülkü Halkevleri ve Halkodaları Dergisi, Cilt XVI, Sayı 93, 1940) cevap vermek gerekiyor.
Yoğurt kelimesi eski Uygur metinlerinde "yoģrut, yorgut, yorģurt, yogrot, yoğurt", XI yüzyılda yazılan "Dîvânu Lugâti't-Türk"de "yogrut, yugrut"; "Kutadgu Bilig"de ise "yoģrut" olarak geçer.
Yogurtan ayran, peynir, çökelek yapıldığı gibi bir de pek ifade edilmeyen "kurut" yapılır.
Kurut, bazı yerlerde "keş" veya "lor" olarak bilinir.
Süzme yoğurdun veya ekşi sütün tuzlanıp şekil verilerek güneşte kurutulmasıyla yapılır.
Kurut genellikte bozkır çobanlarının katığı olarak kullanılmıştır. Diğer yandan yoğurtun olmadığı kış aylarında kurut ile yoğurtlu çorba yapılır.
Sonuç olarak, belgesiz yalanlarla tarih yazılmaz ve rahmetli Ahsen Batur abinin dediği gibi "Belgesiz tarihçilik, kendi kendini aldatmanın en kestirme yoludur.
Birilerinin cocuklari yurtdisinda doguyor
Birilerinin cocuklari yurticinde yabanci okullarda okuyor
Ve gelip bize vatan millet sakarya naralari atiyorlar
Sorsan hepsi bizden daha vatanperver
Arzularının küçülmesi, görüşünün büyümesine neden olur. Çünkü insan en çok istediği şeylere bakarken diğer şeyleri göremez. Beklentiler azaldıkça dikkat serbest kalır. Dikkat serbest kaldıkça insan olaylar ve zamanlar arasındaki bağları fark etmeye başlar. Ve bir noktadan sonra artık elde etmekten çok anlamaya, sahip olmaktan çok görmeye yönelir.
Kızımı öldürdü bu şahıs 16 yaşındaki Hiranurun toprak altında katili Hüseyin Arda Şark bu ülkenin vergileri ile paşa gibi besleniyor ağırlaştırılmış müebbet bile verilmedi adalet arayışımda lütfen bana destek olun Hira sizin kızınız da olabilirdi?
#hiranuraygariçinadalet
İBB yetkililerine yıllardır yazıyor, söylüyorum, ilgilenen yok, düşünen yok. Topkapı'daki bu havuz kuşların hayat kaynağı. Şu sıralar yavrularını büyütüyorlar. Havuzun sularını boşaltma zamanı mıydı? Ebabiller su içmek için bakın ne yapıyor. Boş havuza ağzını açıp geçiyor.
Olduğun yerden başla. Olmak istediğin, olman gerektiğine inandığın yerden değil. Tam şu an olduğun yerden. Kırgın başla, üzgün başla, yorgun başla. Sadece başla.
Yüksek lisansta, derste, Osmanlıcılık yapan, Hilafet geri gelsin diyen,
Milleti cahil bıraktığı için 90 yıl boyunca tartışılan arap harfli alfabeyi öven
Prof Dr Z. Kazıcı'ya dedim ki; "madem Osmanlı sistemi iyiydi o zaman neden Türkler fakir Yunanı, Ermenisi bilimum Hırıstiyanları zengindi?
ÖZETLE
1. Neden Yunan Ord. Prof. Dr. Dimitri Kitsikis: “Batılılar bizi kışkırtana kadar Osmanlı’yı, Ermeniler, biz (Yunanlılar) ve diğer devşirmeler yönetiyordu.” diyor?
2. Neden Anadolu’daki Türkler İstanbul’a (o zamanki adıyla Konstantinopolis) gitmek için bulunduğu şehrin eşrafından, ağasından, beyinden, borcu olmadığına ve geri döneceğine dair iki kefilli muhtesip vizesi istenirken, bu vize Yunandan, Ermeniden, Yahudiden ve diğer gayrimüslimlerden istenmezdi?
3. Neden Boğaz’ın iki yakasındaki yalılarda, köşklerde, Marmara Denizi’nin çevresindeki yalılarda, köşklerde bir tane Müslüman Türk yaşamıyordu?
4. Neden Osmanlı Bankası dahil 12 bankanın sahipleri Yunan, Ermeni vb. iken Türkler bankada işçi olarak bile çalışamıyordu? Duruma istisnai bir tepki olarak Mithat Paşa Ziraat Bankası‘nı (Memleket Sandıkları) kurmuş, sonra da Mithat Paşa Taif’e (Arabistan’da) sürgün edilip zindanda boğdurulmuştu!
5. Neden Anadolu’da doktor, eczacı, hatta köy bakkalları bile Yunan veya Ermeniydi?
6. Neden Türkler 10-15 yıl askerlik yaparken, Osmanlı vatandaşı Yunan ve Ermeniler askerlikten muaf tutulmuştu? Bu durumun ticaret, sanat ve her türlü faaliyetten Türklerin dışlanmasına yol açtığı bilindiği halde sürdürülmüştür?
7. Neden Osmanlı’da Tanzimat aydınları, “Bu alfabe bizi cahil bıraktı, Latin alfabesine geçelim,” diye İlbasan kongreleri düzenliyorlardı?
Zaten tapu daireleri, telgraf ve saraydaki bazı yazışmalar ve mektuplar Latin alfabesiyle yapılıyor, örneğin 1795'de Hatice Sultan’ın mimar sevgilisine yazdığı mektup Latin alfabesiyledir. Durum böyle iken, Anadolu’daki Müslüman Türkmen-Oğuzlara, neden Arap ve Fars harfli uyduruk Osmanlıca dayatılmıştır?
Osmanlı’da en az 90 yıl boyunca Osmanlı alfabesinden kurtulma çalışmaları yapılmış iken, neden alfabe bir gecede değişti yalanını yaydılar? Doğrusu, bu süreç 90 yıl + 1 gecedir.
Bir Amerikalı gazeteci Atatürk’e der ki: “Neden milletin alfabesini değiştirip cahil bıraktınız?”
Bilge Atatürk de cevaben der ki: “Ben 10 bin kişinin alfabesini değiştirdim ama uygun alfabe ile halkıma okuma yazma öğrettim.”
8. Neden Cumhuriyet idaresi “Bulgarlara Osmanlı Arşivi’ni sattı” yalanını yayarlarken, AKP döneminde Milli Kütüphane’nin içinde çok kıymetli el yazması eserlerin de bulunduğu 147 ton tarihi eseri Hurdasan’a kilosu 50 kuruştan sattıklarını söylemiyorlar?
Kaldı ki, Bulgaristan’a Yunan, Arnavut, Karaman ya da Memlûk arşivini vermediler, kendi arşivini verdiler. Onlar da bunu çöpe atmadılar, bilakis güzelce tasnif edip Türkçe dahil 8 dile çevirdiler ve dünyaya açtılar.
9. Neden Cumhuriyet idaresinin camileri yıktığı ve Kur’an’ı yasakladığı yalanını yayarken, sözde Halife Padişah Sultan Vahdettin’in Beyoğlu’ndaki Ağa Camii’ni parayla gayrimüslimlere satıp, İstanbul’un göbeğine Papa heykeli diktiğini söyleyemiyorlar?
Papa 15. Benoit’in heykeli 1921’de Harbiye’deki St. Esprit Kilisesi’nin bahçesine dikilmiştir.
O dönemin parasıyla 6.980 liraya mal olan heykel için Sultan Vahdettin de 500 Osmanlı Lirasıyla sponsor olup destek verdi. Heykel İtalyan heykeltıraş Quattrini tarafından yapıldı.
Yine Bilge Atatürk’ün, Sultan Vahdettin’in sattığı o camiyi Yunanlardan satın alıp tadilat yaptırarak cami olarak ibadete açtığını niye yazamıyorlar?
Hatta savaşta tahrip edilen diğer 138 camiyi de tamir edip ibadete açtığını neden yazmıyorlar?
Niye, Niğde, Aksaray gibi pek çok yerde kiliseleri de camiye çevirdiğini yazamıyorlar!?
10. Sonuç: Yemen’den Fizan’a bitmek bilmeyen savaşlarda ömür tüketen, kırılıp yok edilen Anadolu’daki Türk kimin umurundaydı? Hiç Yemen Ağıtı dinlediniz mi?
Sizce bu sorularıma dürüstçe, eğip bükmeden cevap verecek bir tarihçi çıkar mı?
Tamamı linkte 👇🏾
https://t.co/7kozoEQvxs