📍Bırakın şimdi butlan, şutlan, Kılıçdaroğlu’nu. Sabahattin Önkibar’ın bu konuşması neden yeterince gündem olmadı? Halbuki yeri göğü inletmesi gerekirdi. Dikkatle dinleyin:
“— Dün Silivri’de dehşet bir şeye tanık olundu.
— İddianame İmamoğlu’nun kasası olarak görülen ve itirafçı olarak duyurulan Murat Kapki dün mahkeme salonunda adeta çığlık attı.
— Dedi ki: ‘Savcılar beni karımla tehdit etti.’
— Dedi ki: ‘Eşimi gözaltına alıp tutuklanacağını ima ettiler. Ben de karımı kurtarmak için ne derseniz evet diyeceğim dedim. Önüme konan her şeyi de imzaladım. Savcı o gün Roma’yı da sen mi yaktın deseydi yine evet diyecektim!
— Halbuki değil Ekrem İmamoğlu’nun kasası olmak, değil suç örgütünde bulunmak, suç örgütünün yöneticisi olmak; Ekrem Bey’le hayatımda bir kere bile konuşmadım.’ dedi.
— Evet İmamoğlu yargılamalarında en büyük dayanak yapılan Murat Kapki dün mahkemede bunları söyleyerek adeta iddianameyi paramparça etti, davayı bitirdi!
— Şimdi anladınız mı İmamoğlu duruşmaları neden televizyonda canlı yayınlanmıyor?
— Canlı yayın olsaydı ‘karımla beni tehdit etti’ ifadesi millet tarafından duyulup öğrenilecek ve büyük tepki yaratacaktı.
— Bak��n yakın tarih, yakın geçmiş ortada.
— AKP’lilerin tamamının zulüm mahkemesi dediği 1960 Yassıada yargılamalarında bile o dönem televizyon olmadığı için radyodan naklen yayın yapıldı.
— Evet, darbeciler bile mahkemede olanları milletten saklamayı düşünmediler.
— Bugün ise tam tersi yapılıyor. Her şey saklanıyor. Çünkü orada edilecek sözlerden korkuyorlar.
— Emin olun bilseler mahkemede İmamoğlu rezil olacak, AKP fayda sağlayacak; vallahi 15 kanal canlı yayın yapar!”
İBB DAVASI TEMELİNDEN ÇÖKMÜŞTÜR!
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na ihbar ediyorum!
AKP dönemi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde;
AKP Genel Merkezi’ne, İstanbul halkına ait kaynaklardan, 2019 yerel seçim sürecini de kapsayacak şekilde;
264 gün boyunca 34 DH 4336 plakalı aracın tahsis edildiğini tespit ettik.
Aracı sahibi: İBB
Aracı kullanan: AKP Genel Merkezi
Aracın markası: Renault
Modeli: Megane
Motor No: K9KG657R040076
Şase No: VF17RFB00059780066
Araç tahsis ve teslim tarihleri:
19.07.2018 - 09.04.2019
Aracın tahsis süresi: 264 gün
Ayrıca bu süre boyunca aracın aylık kirası, HGS/OGS masrafları ve akaryakıt giderleri de İBB kasasından ödeniyor.
Haydi bakalım, gereğini yapın da görelim❗️
İşte belgesi⬇️
Pekin'deki barış ve işbirliği vurguları hiç kimseyi aldatmasın!
Xi Jinping boşuna "Thukydides Tuzağı"ndan bahsetmedi.
Bu: "Bizi boşuna uğraştırmayın, ağır ağır teslim olun" demektir.
Ne ABD savaş ve tuzaklarından vazgeçer ne de Çin "utanç yüzyılından" sonra elde ettiği pozisyonu isteyerek terk eder.
ABD politikasını başkanlar belirlemiyor, iliğine kadar antikomünist çevre ve gruplar, thing thang kuruluşları, silah şirketleri, İsrail loby grupları, finans sektörü ve medya, hep birlikte Amerikan politikasını belirliyorlar.
Başkanlar sadece sahnede kendi oyun tarzlarını ortaya koyuyorlar.
ABD iki kez İran'a gülücükler attıktan "yakında anlaşıyoruz", "prensipte anlaştık" dedikleri anda en alçakça saldırılarını başlatıp, hiç yapılmayacak bir şey yaparak, ruhani lideri ve okulda ders gören yavruları öldürdü.
Hani bir söz vardır ya ABD öyle ya da böyle teslim olacak. Ama bunun kanlı mı yoksa kansız mı olacağına onlar karar verecek...
Amerika'nın yıkılması, ülkelere bağımsızlık, halklara özgürlük, sosyalistlere ise eşitlik ideallerini gerçekleştirme imkanı verecektir.
Gelecek aydınlıktır...
Tüm İzmirlilerin ve yolu İzmir’den geçenlerin dikkatine!
Çok yakında, İzmir Çevre Yolu artık ücretsiz değil, paralı olacak!
Karayolları Genel Müdürlüğü’nün ücretsiz olarak işlettiği İzmir Çevre Yolunun 25 yıllığına özelleştirilmesinin planlandığını tespit ettik.
Yap-İşlet-Devret modeli otoyolların fiyat tarifeleri baz alındığında;
Özelleştirildikten sonra İzmir Çevre Yolunda uygulanacak araç geçiş ücret tarifesini paylaşıyorum⬇️
🔴Balçova-Gaziemir: 33 TL
🔴Gaziemir-Otoyol Ayrımı: 31 TL
🔴Otoyol Ayrımı-Üniversite Ayrımı: 40 TL
🔴Üniversite Ayrımı-Karşıyaka: 33 TL
Bağlantı yolları dahil toplam 51 km❗️
2025 yılında İzmir Çevre Yolundaki araç geçiş sayısı: 141 Milyon 298 Bin adet❗️
2010 yılındaki özelleştirme paketinde de yer alan İzmir Çevre Yolunun, 2026 yılı itibariyle özelleştirilmesi gerçekleşirse⬇️
Şirket, bu otoyolları, Yap-İşlet-Devret modeliyle yapılan otoyolların ortalama kilometre başına araç geçiş fiyatlarıyla işlettiğinde;
🔴Şirketin bir yılda vatandaştan tahsil edeceği geçiş ücreti en az 4 Milyar 326 Milyon Lira olacak❗️
🔴25 yıllık özelleştirme sürecinde şirketlerin kasasına girecek tutar: 108 Milyar Lira❗️
🔴Güncel kurla en az 2 Milyar 402 Milyon Dolar❗️
Maliyeti yıllar önce vatandaşın vergileriyle ödenmiş olan çevre yollarını özelleştirmek vatandaşa ihanettir!
Derhal bu özelleştirme planından vazgeçin!
Kaynak: KGM 2025 Trafik ve Ulaşım Bilgileri Raporu, CİMER, 2010 Yılı Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı, Çevre Otoyolu Haritası
Amerikalı tarihçi Prof. Dr. Justin
McKARTHY diyor ki:
Balkanlar'da Türklere olanlar, insanoğlunun başına gelen en kötü
olaylardan biridir.
Bugüne kadar yaşanmış en büyük
felaketlerden biridir.
Hâlâ hiç kimse bunu bilmez.
Atatürk olmasaydı, Türk belki
Özbekistan'da olurdu ama Trakya
ve Anadolu'da kalmazdı.
100 yılda tüm civar büyük coğrafyadan
sürülmüş ve katledilmiş Türklerin,
Konya Ovası'ndan sürülmeleri ne kadar
sürerdi sanıyorsunuz?
Ve devam ediyor ünlü tarihçi;
Ne Türk ne de Türkiye kalırdı.
Mustafa Kemal sadece ülkeyi kurtarmadı, Türk neslini de kurtardı..!!!
Justin McKARTHY'nin (Ölüm ve Sürgün)
kitabı mutlaka okunmalı.
Düşen Libya uçağı, İsrail'in sabotajına mı uğradı?
Konuyla ilgili son derece kritik bilgi, belge ve kayıtlara ulaştık.
23 Aralık 2025 tarihinde Ankara’da düşen, Libya Genel Kurmay Başkanını taşıyan uçağın, Esenboğa Havalimanı’ndaki kalkışından 3 saat önce;
Park halinde bulunduğu aprona, şüpheli bir İsrail jetinin giriş yaptığını ve 1 saat 41 dakika boyunca orada kaldığını, ardından Tel-Aviv’e hareket ettiğini tespit ettik.
İsrail jetinin kalkışından sonra havalanan Libya jeti ise, havalandıktan 15 dakika sonra düştü. Uçaktan kurtulan olmadı.
AKP’ye soruyorum!
İki düşman ülke uçağının aynı apronda park ettirilmesi, uluslararası uçuş kurallarına aykırı değil mi?
İçinde kim ve ne olduğu belli olmayan İsrail jetinin, Libya Genelkurmay Başkanı'nın jetinin bulunduğu apronda ne işi var?
Bu durumu kamuoyundan neden gizliyorsunuz?
Olayın gelişimini, kanıtlarıyla birlikte açıklıyoruz:
1) 22 Aralık 2025 – Saat 22.53
Libya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Muhammed Ali Haddad’ın da bulunduğu askeri heyeti taşıyan, Malta bayraklı, 9H-DFS Tescil https://t.co/7K5lLgOs5F uçak, Esenboğa’ya iniş yapıyor.
Yüksek güvenlikli (VIP) yolcular 1 https://t.co/7K5lLgOs5F apron’da indiriliyor. Buraya kadar her şey normal görünüyor.
2) Sonrasında garip bir durum yaşanıyor.
Normalde üst düzey yabancı devlet yetkililerini taşıyan uçaklar, ana apron olan ve VIP terminaline en yakın durumdaki 1 https://t.co/7K5lLgOs5F apronda park ettirilirken;
Libya uçağı, havalimanının en uzak köşesine, adeta kör noktadaki 5 https://t.co/7K5lLgOs5F aprona yönlendiriliyor.
Uçak bu 5 https://t.co/7K5lLgOs5F apronda park haline geçiyor. Ardından mürettebat uçaktan ayrılıyor.
3) 23 Aralık 2025 – Saat 17.04
İtalya’dan kalkan, İsrail bayraklı ve 4X-CNA Tescil https://t.co/7K5lLgOs5F bir İsrail uçağı, “yakıt ikmali” gerekçesiyle Esenboğa’ya iniş yapıyor.
Ve tesadüfe bakın ki…
O da aynı 5 https://t.co/7K5lLgOs5F aprona yönlendiriliyor.
Uçakta kimler var, hangi ekipmanlar var, ne var meçhul.
4) İki uçak bir arada❗️
Libya askeri heyetinin jeti ile İsrail jeti 1 saat 41 dakika boyunca aynı apronda, bir arada bekliyor.
Bu süre boyunca Libya uçağının mürettebatı oteldeyken, İsrail uçağındakiler ise 5 https://t.co/7K5lLgOs5F apronda Libya uçağıyla baş başalar.
5) Uçaklardan birinin üst düzey devlet görevlisi taşıdığı, bu iki düşman ülke uçağının, aynı apronda bir arada park ettirilmesi büyük bir skandaldır.
Zira Libya ile İsrail’in diplomatik ilişkisi yok ve Libya İsrail’i devlet olarak da tanımıyor. Libya ve İsrail, teknik ve hukuki olarak birbirine “düşman ülkeler”.
Uluslararası uçuş kurallarına göre düşman ülke uçakları bu şekilde park ettirilemez.
6) Saat 18.45
İsrail uçağı 5 https://t.co/7K5lLgOs5F aprondan hareket ediyor ve ardından havalanıyor. Varış yeri ise Tel Aviv.
7) Saat 19.30 civarı
Libya uçağının mürettebatı kalkış hazırlığı yapmak için uçağa gidiyor. Gittiklerinde uçağın etrafında şüpheli bir durum veya şüpheli bir uçak görmüyorlar.
Zira Libya askeri heyeti ve mürettebatı, İsrail uçağıyla hiç karşılaşmıyor.
8) Saat 20.17
Libya uçağı olan bitenden habersiz kalkış yapıyor.
9) Saat 20.32
Havalandıktan 15 dakika sonra uçakla telsiz bağlantısı kesiliyor.
10) Ankara ili sınırları içinde düşen uçaktan kurtulan olmuyor.
CB Tayyip Erdoğan, İçişleri Bakanı ve Ulaştırma Bakanı’na sesleniyorum!
Derhal bu skandalla ilgili kamuoyunu bilgilendiriniz.
Çarpıtmaya kalkarsanız açıklamadığım delilleri de açıklayacağım.
Uyarıyorum ki, sonra boşa düşmeyin!
İşte kayıtlar, belgeler, videolar⬇️
"Emperyalizm ölüme mahkumdur. (...) Demokrasi, insanlığın ümididir." (M.K. Atatürk)
Ardından: “Dünyanın bugünkü hastalığı için sizin çareniz nedir?” diye sordum.
Hemen cevapladı: “Aptalca şüphe ve güvensizlik değil, akıllıca işbirliği.” (M.K. Atatürk)
Mustafa Kemal Atatürk'ün bu sözleri 20 Ekim 1923’te, Cumhuriyet’in ilanına tam 9 gün kala, The Saturday Evening Post gazetesinde Isaac Frederick Marcosson imzasıyla yayımlanan “KEMAL PASHA” başlıklı bir röportajda yer alıyordu.
Dünya tarihi böylesine bir açıklamayı nadiren görmüştür.
Bugün Trump İran’ı tehdit ederek “Bu gece bir medeniyet yok olacak ve bir daha geri gelmeyecek” dedi.
Ayrıca kendisine “İran’daki köprülerin ve enerji altyapısının vurulması savaş suçu olmaz mı?” sorusu yöneltildiğinde verdiği ‘’Onlar hayvan’’ cevabı sıradan bir siyasi sertlik değil, savaşın doğasını değiştiren bir zihniyetin dışa vurumudur. Zira karşı tarafı “insan” olarak görmeyen bir anlayış, sivil-asker ayrımını da ortadan kaldırır ve altyapı hedeflerini meşrulaştırır.
Bu yaklaşım aynı zamanda uluslararası hukukun caydırıcılığının zayıfladığını, savaşın giderek kuralsızlaştığını ve psikolojik eşiğin aşıldığını gösterir. Bu noktadan sonra mesele sadece askeri değil, doğrudan toplumları hedef alan bir yıpratma ve çökertme stratejisine dönüşmektedir.
Aynı Trump birkaç gün önce de Hürmüz Boğazı i��in bir devlet başkanına yakışmayacak sinkaflı ve küfürlü ifadeler kullanmıştı.
Bu dil bir süper gücün liderine değil, akıl ve denge kaybı yaşayan despotlara aittir.
5000 nükleer savaş başlığının kontrolüne sahip Trump neden bu dengesizlik sınırına geldi?
-Düşen F 15 uçağının pilotunu kurtarma operasyonu pekçok kaynağa göre aslında zenginleştirilmiş uranyuma el koyma harekatıydı. Ancak sonuçları itibari ile 1980 yılında yaşanan rehine kurtarma operasyonu (kartal pençesi) operasyonundan çok daha pahalıya ve dünya sahnesinde büyük prestij kaybına neden oldu. Sadece ABD tarihinde değil, dünya tarihinde bir kişiyi kurtarmak için neredeyse 10 hava aracının ve kabaca 400 milyon $’ın harcandığı bir operasyona dönüştü. 1980 yılında yaşanan başarısız harekat başkan Jimmy Carter’ın seçimleri kaybetmesine neden olmuştu. Trump’ın İsrail adına giriştiği bu savaş da şüphesiz Kasım ara seçimlerinde ciddi zaafiyetine neden olacaktır. Trump bu paniği yaşamaktadır.
-Trump‘ın bakanları üst üste ciddi gafl ve hatalar yapmaktadır. Başta savaş Bakanı olmak üzere pekçok sorumluya kongrenin ve halkın güveni kalmamıştır. Trump sürekli bakan azlederken Hegseth general/amiral tasfiye ediyor. Bu ancak çok ciddi çöküş ve krizlerde yaşanır.
-Amerikan kamuoyunda bu savaşın İsrail’in çıkarları için yapıldığı, aynı zamanda Epstein dosyalarının karartılmasına yönelik olduğu inancı her geçen gün katlanmaktadır.
-ABD’de aklı başında olan devlet adamları ve askerler İsrail uğruna İran’la savaşmanın sonuçlarının gelecekte asıl jeopolitik rakip olan Çin ile hesaplaşmayı ABD aleyhinde etkileyeceğini bilmektedirler. Trump‘ın bu gerçeğe rağmen bir yandan ABD’nin askeri güç gerilemesine neden olması, diğer yandan da Asya Pasifik’tedeki müttefiklerinin korunmasına tahsis ettiği silahları bölgeye çekmesi büyük rahatsızlık yaratmaktadır.
-Trump ABD gücünün çöküşünü ve dolayısıyla doların hakimiyetinini gerilemesini hızlandıran bir başkan olarak tarihteki yerini almıştır. İran Savaşı bitirilmez ise şüphe yok ki Amerikan ekonomisi çok hızlı bir gerileme dönemine girecektir.
-Bu savaş küresel bütün ekonomik dengeleri alt üst etmektedir. Avrupa Rusya ile olan kopuş nedeni ile enerji güvenliğinde büyük bir krize sürüklenmektedir. Benzer kriz Asya Pasifik havzada ABD'nin Güney Kore ve Avustralya gibi müttefiklerinde daha da ağır yaşanmaktadır. Bu devletlerin Körfez'deki kukla devletler gibi ABD etki alanından gelecek dönemde uzaklaşma olasılığını ivmelendirecektir. Bu devletler ABD'nin zaten azalan ekonomik gücünün yanında askeri gücünün de gerilediğini görmektedirler. Hürmüz'ün kapanmasından sonra Bab el Mendeb Boğazı da kapanırsa ve ABD bu gelişmeye de mani olamazsa 1,2 trilyon dolarlık Amerikan savunma bütçesinin hiç bir anlamı kalmayacaktır.
Sonuçta, Trump, sadece bir savaşı değil, ABD’nin 250 yılda elde ettiği küresel konumunu hızla aşağıya çekiyor. Bu gidiş, doların hakimiyetinden askeri caydırıcılığa kadar geniş bir alanda erozyon anlamına gelir.
İran gibi 2500 yıllık bir medeniyete evsahipliği yapan bir Coğrafyayı ve medeniyeti ortadan kaldırmakla tehdit etmek orta çağda bile örneği görülmeyen bir akıl tutulmasıdır. Bu söylem, gelecekte Holocaust gibi insanlık suçlarını hatırlatan bir zihniyetin kapısını aralar. Trump’ın bu kararına İsrail ve ABD’de Armagedon’na inanan eskatolojik grupların dışında onaylayacak insanların olduğuna inanmak istemeyiz.
Bu dil geri dönüşü kolay bir dil değildir. Söylendiği anda hem lideri hem de temsil ettiği milleti bağlar. ABD, 1945 sonrası kurduğu düzenle dünyanın ulaşmak istediği bir “yıldız ülke”ydi. Bugün ise Trump yönetimiyle birlikte, hızla uzaklaşılan ve tepki çeken hukuksuz, değersiz, ahlaki normu olmayan çöken bir güce dönüştü.
Kanaatimizce bu demokrasi değildir. Bu, halkın çıkarlarına rağmen hareket eden oligarşik bir yapının bütün bir milleti geleceğe dönük olarak lekeleme riskidir.
Eminiz ki Amerikan halkı bu süreçten ders çıkaracaktır.
Ancak bugün gelinen noktada, İsrail ve Trump yönetimi dışında dünyanın büyük bölümünün İran’a daha yakın bir pozisyonda durduğunu görmek zor değildir.
Cisim durdu ama uzaklaşmıyor…
Vietnam’ı, Afganistan ve Irak’ı, Somali’yi, işin doğrusu ABD deniz piyadeleri 1805’de Trablus vilayetinde Derne’ye saldırdıklarından bu yana bu ülkenin girdiği tüm savaşları alt alta yazdığında, daha büyük bir stratejik körlükle başlamış, şaşkın bir hedefsizlik ile devam etmiş ve naçar bir çaresizlikle sonuçlanmış bir askeri operasyona rastlanmamıştır.
Amerikan Başkanının tüm sosyal medya mesajlarında yaygarasını yaptığı “zafer” 27 Şubat 2026 tarihindeki koşullara dönmekten daha iyi bir sonuç vermesi imkânsız bir görüşme zemini dışında hiçbir şey ifade etmiyor.
Ve ancak budalalar zamanı başa sarıp hiçbir şey yaşanmamış gibi davranabileceklerini zannederler. Zemin artık 27 Şubat zemini değil. Bu, İran’ın kendi ifadesiyle, muhataplarına “tam bir güvensizlikle” müzakere etmek üzere masaya sürdüğü on maddelik öneriden açık. 27 Şubat tarihinde İran bunların bir tekini, bırak müzakere etmeyi, dillendirip bir etki yaratmayı dahi hayal edemezdi.
Kabaca 2500 sene evvelinden bugünün siyasetçilerine ve stratejistlerine seslenen Çinli general/filozof Sun Tzu bir defa daha haklı çıktı:
“Strateji olmadan yürütülen taktiksel hamleler mağlubiyetten önce duyulan gürültüden” ibarettir.
İlk 72 saatte İran rejiminin komuta ve kontrol yapısını çökertemeyen ABD Başkanı ve ekibi o andan itibaren tırmandırma inisiyatifini üç seviyede de kaybeden (seviye, şiddet, alan); İran’a kaybederek “stratejik sürüklenmeye” kapıldı. Savaşın (en üst düzeyde örgütlü şiddetin), bakanlık adı değiştirmek türü kabadayılıkların hiçbir mânâ kesbetmediği, insanoğluna malum en ciddi iş olduğunu umarım artık keşfetmişlerdir -ki sanmam. Ancak, kimilerinin, Hegseth gibi, bu işin sonunda yerlerinden olacakları neredeyse kesin.
7 Ekim saldırısına zemin hazırlayan tercihleriyle ülkesine büyük zarar veren, ardından Gazzede yürüttüğü savaşla ülkesinin uluslararası dışlanmışlık noktasında en kötü travmalarını hakîkat haline getiren Netanyahu, bırakın bu savaşı İran’ın önerdiği çerçevede bir barışla bitmeyi, bugünkü koşullarda az-çok kalıcı bir ateşkesle dahi neticelense ülkesini stratejik olarak karşılanması zor büyük bir bedele maruz bıraktı. Bu bedeli ödememek için her tür siyasi hamleyi yapar ve korkarım kısa vadede bedeli de yine Filistinliler öder. Lübnan ve Suriye de elde ettiğini dü��ündüğü başarıların idamesi dahi bu şartlarda maliyetli olacak; hatta orta vadede bunların terse dönmesi ve daha da “dokunulmaz” ve ağır bir İran tehdidiyle karşılaşması da olası…
Bu koşullarda: İsrail hükümetinin öncelikleri; ABD’nin 15 İran’ın 10 mad. önerilerinin uzlaştırılmasının zorlukları; İran rejiminin yapısı göz önüne alındığında kalıcı barışa yolumuz var.
İyi ihtimal ancak sürdürülebilir ateşkes olarak görülüyor. Aktörlerin konumları, müzakere stilleri, yapıları, iç siyasette kirlenmişlikleri düşünüldüğünde, denge kimin tarafında kurulursa kurulsun diğerinin mızıkçılık yapması ihtimali kuvvetli.
Olan, kadim siyasi kültürüne yaslanarak, gösterdiği ferasetle ülkesini ve kendisine bunca acı ve maliyet yaşatan; hatta, son yayınladığı bildiride bile “bizi protesto etmeyin” uyarısında bulunmak zorunda hissedecek kadar toplumsal rızasını kaybetmiş bulunan, rejimi ayakta tutan İran halkına oldu. İran rejiminin şimdilik lehine görünen skoru dünya ile barışarak koruması mümkün. Fakat bu rejim için orta vadede değişmek zorunluluğu demek… Bu mümkün mü sorusuna cevabım da maalesef “zor”olduğu.
Eğer, İran rejimi kazanımlarını bütünüyle ve sadece “kaybetmemiş” olmasına ve hasımlarının stratejik körlüğüne borçlu olduğunu idrak etmeyi zihnen reddeder; bu durumu nükleer, balistik programlarını geliştirerek ve vekil güçlerini finanse ederek, söylemlerini ve daha önemlisi politikalarını dönüştürmeden, bölgenin her zaman olduğundan daha da kırılgan dengelerine “abanma” fırsatı olarak görür; rejimin devamlılığını bu surette tesis etmeye çalışır; halkını baskı altında inletmeyi sürdürürse, bunun bedelini yolun ilerisinde bir yerde, başta İran, tüm bölge öder…
“🚨 İran, Hürmüz Boğazı konusunda Avrupa'ya bir teklifte bulundu. Bu teklifin AB tarafında yol açtığı kaosun boyutunu hayal bile edemezsiniz! 🚨
➡️ Görünüşte: İran, Avrupa Birliği'ne Hürmüz Boğazı'ndan geçiş hakkı teklif etti.
➡️ İran’ın bu hamlesi ilk etapta basit bir diplomatik hamle gibi görünse de, daha çok tipik bir jeopolitik manevra. Hatta, kimi uzmanlara göre yıkıcı bir mali bomba.
➡️ Bu tespitleri anlamakta yarar var.
➡️ Dünya petrol tüketiminin %20'si Hürmüz Boğazı'ndan geçmektedir.
➡️ Avrupa'nın enerji faturası savaşın sadece 30 gününde 16,2 milyar dolar arttı.
➡️ Avrupa'da doğalgazın fiyatı %100, petrolün fiyatı %60 arttı ve bir varil dizelin fiyatı 200 dolara ulaştı.
➡️ Bu arada, ABD Doların dünya MB rezervlerindeki oayı da 25 yılda %70'ten %56,9'a düştü.
➡️ İran 2024 yılında BRICS grubuna katıldı. Rusya dolar cinsinden işlemleri yasakladı. Altının fiyatı ons başına 5.500 dolara ulaştı.
⚠️ Eğer, Avrupa İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçiş hakkına dair anlaşmayı kabul ederse, dolar değil, euro cinsinden ödeme yapacak.
⚠️ Dolar dışı bir parayla büyük bir petrol anlaşması, üstelik bunun mümkün olduğunu tüm dünyaya kanıtlamak ortalığı karıştırmak için yeterli olacaktır.
➡️ Yaşananların boyutunun tam olarak farkında mıyız?
⚠️ PetroDolar, gelmiş geçmiş en güçlü finansal sistemdir. 1974'te doğan bu sistem, yeryüzündeki her ülkeyi petrol satın almak için dolar tutmaya zorladı. Bu süreç, Amerikan finansal egemenliğinin de temelini oluşturmakta. Güç değil, güven değil, petrol.
⚠️ Eğer PetroDolar sistemi çökerse, BRICS ülkeleri yeni bir ödeme sistemine dair çabalarını hızlandıracak. Körfez ülkeleri de pozisyonlarını yeniden gözden geçirecek. Bu durumda, dolara olan talep düşecek ve Amerika 34 trilyon dolara dayanmış
Federal kamu borcunu artık makul şartlarla finanse edemeyecek.
➡️ Amerika Birleşik Devletleri İran’da klasik bir savaşı kaybetmeyecek; ondan daha beter, esas 1974'ten beri kazandığı mali savaşı kaybedecek.
⚠️ 2 Nisan Perşembe günü, Avrupa Merkez Bankası Yönetim Kurulu üyesi Panetta şunları söyledi: "İran'la savaş sona erse bile, hasar zaten verilmiş durumda." Deutsche Bank ise, İran Savaşını yuanın dolarla değiştirilmesi için bir "tetikleyici" olarak nitelendirdi.
➡️ Trump yönetimi İran Savaşı’nı nükleer silahlar ve bölgesel güvenlik savaşı olarak gösteriyor.
➡️ ABD gerçek savaşın dünyanın rezerv para birimini kimin çıkarma hakkına sahip olduğu meselesi olduğunu bilhassa göstermiyor.
Şu detayları bir mantık sıralamasıyla ele alalım:
← İran, bir anlaşma ile Hürmüz Boğazı'nı Amerika Birleşik Devletleri'ne kapatırken, Avrupa Birliği'ne açtı.
← Çaresiz ve hasar görmüş Avrupa Birli��i, anlaşmayı kabul etmeyi ciddi olarak değerlendiriyor.
← Anlaşma dolar değil, euro veya yuan cinsinden bir ödemeyle sonuçlandırılmış durumda.
← Durumu izleyen her ülke, bilhassa BRICS ülkeleri, Küresel Güney ve Körfez ülkeleri, neler olup bittiğini görüyor.
← "Eğer AB doları devre dışı bırakabiliyorsa, biz de bırakabiliriz."
← Dolara olan talep düşüyor. Rezervlerdeki payı çöküyor. ABD'de enflasyon yükseliyor.
← ABD sadece bir ticaret yolunu kaybetmedi; aynı zamanda dolara dünyanın duyduğu 50 yıllık güven tekelini de kaybetti.
➡️ Eğer Amerika bu kadar güçlü ve dolar da bu kadar güvenliyse, AB neden Amerika'nın bombaladığı bir ülkeyle anlaşma yapmayı düşünsün ki?
➡️ Eğer Batı'nın birliği bu kadar sağlam ise, 40 ülke Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak için bir araya gelip neden bir sonuç elde edemedi?
➡️ Bu sorulara cevap arıyorsanız, kulakları sağır eden bir sessizlik duyacaksınız.
➡️ Bu artık sadece Orta Doğu'daki bir savaş değil; Amerikan imparatorluğunun tamamını besleyen petrodolar sistemine yönelik doğrudan bir saldırı.
🚨🚨🚨 Hazırlıklı Olun 🚨🚨🚨