İblis’in Hz. Âdem (a.s.)’ı "Tağut" Olarak Görmesi ve Vehhabiliğin Kökeni
"Allah ile kul arasına girilmez" sözünün tarihteki ilk sahibi, sonradan "İblis" diye anılacak olan Azâzil’di. O, “Ben yalnızca Allah’a secde ederim, O'ndan başkasının önünde asla eğilmem!” diyerek tevhidi gerçekleştirdiğine inanmıştı.
Oysa Kur’an’ın her hükmü, geçmişin tozlu sayfalarında kalmış birer kıssa değil; ezelden ebede her an yürürlüktedir. Dolayısıyla, "Âdem’e secde et!" emri, el-an (şu an) geçerliliğini korumaktadır. Bu yüzden, Âdem (a.s.)'a secde emri şu an da geçerlidir. Ancak buradaki "secde" kavramını, zamanla uğradığı anlam kaymasından arındırarak "tabi olmak" şeklinde anlamak gerekir; tıpkı bir çırağın ustasına itaat etmesi ve onu örnek alması gibi.
Bu doğrultuda en büyük İnsan-ı Kâmil, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)'dır. Ondan sonra sırasıyla diğer peygamberler gelir. Peygamberlerin varisleri olan evliyalar ise, o olgunluk ve ahlaktan (kemalattan) kendi derecelerine göre pay sahibi olan zâtlardır.
Ey ahmak Cengiz, senin o küçük aklın Cübbeli Ahmet Hoca’nın ne yapmaya çalıştığını kavrayabilir mi zannediyorsun?
Hoca, senin gibi DEAŞ zihniyetli, bağırıp çağırmaktan başka vasfı olmayan tipler gibi Kemalizme karşı kör bir nefretle hareket etmiyor. Sizin gibi enerjisini Kemalizm için boşuna boşuna yok etmek yerine, dini mukaddesatı ve Ehl-i Sünnet omurgayı korumaya harcıyor.
Soruyorum sana: Bugüne kadar ürettiğiniz o kuru, vizyonsuz anti-Kemalizm bu memlekete ne kazandırdı? Hiçbir şey! Netice ne oldu peki? Sizin o provokatif, şuurdan uzak sığ söylemleriniz yüzünden Kemalizm bu topraklarda adeta altın çağını yaşadı, daha da güçlendi. Karşı çıktığınız şeyi kendi ellerinizle besleyen, kaş yaparken göz çıkaran ahmaklarsınız. Bu ümmet sizin sığlığınızın bedelini ödemek zorunda değil, o kirli üslubunu da alıp ait olduğun çöplüğe çekil!
Cübbeli Ahmet Hoca’ya karşı beslediğiniz o sinsi düşmanlık ve attığınız kuyruklu iftiralar, sizi kelimenin tam anlamıyla akıl tutulmasına uğratmış. Öyle bir nefret sarmalındasınız ki, yakında çıkıp: "Yok yok, geçen tuvalete gittiğin için Abdülmetin Hoca’yı sen öldürdün, senin yüzünden gitti adam, keşke tuvalete gitmeseydin!" diyecek kadar zıvanadan çıkacaksınız. Bu sığ ve gülünç mantıkla hakikatleri örtemezsiniz; attığınız her iftira sizi daha da maskara ediyor!
Önce Cübbeli Ahmet Hoca, şimdi de Süleyman Efendi Cemaati... Sırada kim var? Üç beş anti-Kemalist yayın yapınca kendinizi davanın tek sahibi mi sandınız? Soruyorum size; siz kimsiniz ve İslam'a ne hizmetiniz oldu ki bugün kalkmış, ömrünü hizmete adamış Ehl-i Sünnet tasavvufi cemaatlere kudurmuşçasına saldırıyorsunuz?
Asıl fitneci, şarlatanın daniskası sensin! Boşuna sana 'Şeyhu'l-Hased' demiyorlar; tam bir kıskançlık abidesisin!
Kıskançlığından ne yapacağını şaşıran bu mahluk, vaktiyle Cübbeli Ahmet Hoca’dan HAYDER’de sohbet yapmasını rica etmiş, Hoca da büyüklük gösterip ona HAYDER’in kapılarını açmıştı. Cübbeli Hoca o gün de aynı görüşleri savunuyordu, bugün de aynı görüşleri savunuyor. O zaman sormazlar mı adama; madem öyle, neden Cübbeli Hoca'dan Bursa HAYDER Külliyesinde sohbet yapmak için alan istedin ey Vehhabi yalakası hasetçi?
Sabah kahvaltısının emojisini buraya neden atıyorsun ki? Hem senin o sakat itikadına göre kahvaltı yapmak da şirk! Açıp ellerini Allah Azze ve Celle'ye dua etsene, "Karnımı doyur" diye; araya yemekleri koyup niye onları tağut ediniyorsun? Allah Subhânehu ve Teâlâ senin karnını doğrudan doyuracak kudrete sahip değil mi?
İblis’in Hz. Âdem (a.s.)’ı "Tağut" Olarak Görmesi ve Vehhabiliğin Kökeni
"Allah ile kul arasına girilmez" sözünün tarihteki ilk sahibi, sonradan "İblis" diye anılacak olan Azâzil’di. O, “Ben yalnızca Allah’a secde ederim, O'ndan başkasının önünde asla eğilmem!” diyerek tevhidi gerçekleştirdiğine inanmıştı.
Oysa Kur’an’ın her hükmü, geçmişin tozlu sayfalarında kalmış birer kıssa değil; ezelden ebede her an yürürlüktedir. Dolayısıyla, "Âdem’e secde et!" emri, el-an (şu an) geçerliliğini korumaktadır. Bu yüzden, Âdem (a.s.)'a secde emri şu an da geçerlidir. Ancak buradaki "secde" kavramını, zamanla uğradığı anlam kaymasından arındırarak "tabi olmak" şeklinde anlamak gerekir; tıpkı bir çırağın ustasına itaat etmesi ve onu örnek alması gibi.
Bu doğrultuda en büyük İnsan-ı Kâmil, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)'dır. Ondan sonra sırasıyla diğer peygamberler gelir. Peygamberlerin varisleri olan evliyalar ise, o olgunluk ve ahlaktan (kemalattan) kendi derecelerine göre pay sahibi olan zâtlardır.
Ermeniler, Râfızîler gibi Müslüman görünüp İslam'ın itikadını mı tahrif ettiler? Cehennemin en alt katında Humeyni olacak; Netanyahu ise eğer tövbe etmezse ondan daha yukarıdaki katlarda yer alacak. Çünkü münafık, kâfirden daha beterdir! Bakın, AGD'de Hz. Osman'a "Firavun" diyen Ali Şeriati'nin kitapları okutuluyor. Bunu bir Ermeni yapabilir miydi? Siyasal İrancılık işte böyle sinsi ve şeytani bir oluşumdur; adeta küfrün nirvanasıdır.
Kıskançlığından ne yapacağını şaşıran bu mahluk, vaktiyle Cübbeli Ahmet Hoca’dan HAYDER’de sohbet yapmasını rica etmiş, Hoca da büyüklük gösterip ona HAYDER’in kapılarını açmıştı. Cübbeli Hoca o gün de aynı görüşleri savunuyordu, bugün de aynı görüşleri savunuyor. O zaman sormazlar mı adama; madem öyle, neden ondan HAYDER'de sohbet istemiştin ey hasetçi? @SeydaMFKonyevi
Kıskançlığından ne yapacağını şaşıran bu mahluk, vaktiyle Cübbeli Ahmet Hoca’dan HAYDER’de sohbet yapmasını rica etmiş, Hoca da büyüklük gösterip ona HAYDER’in kapılarını açmıştı. Cübbeli Hoca o gün de aynı görüşleri savunuyordu, bugün de aynı görüşleri savunuyor. O zaman sormazlar mı adama; madem öyle, neden ondan HAYDER'de sohbet istemiştin ey hasetçi? @SeydaMFKonyevi
@NurullahAkif@omerfkonuk Pp'ye Kumandanın resmini koyunca veya sokakta birkaç kuru kuru çığlık atınca Büyük Doğucu olunmaz. Siz kim Necip Fazıl kim? Siyah ve beyaz gibi farklısınız. Kaderiniz de İrancıların peşinden gitmek olacak.
@NurullahAkif@omerfkonuk Sizin Büyük Doğu, kumandan ile alakanız yok. Dün bana Şia'yı savunuyordun sonra cevap verince sırra kadem bastın. Aşırıya kaçan sizsiniz. Git İrancı Adımlar Dergisinde İran'ı övün siz. Sizin maks İslamcılığınız bu kadar olur.
@sehrazadnur Türklükle kafayı bozmuş kezbana bak Cübbeli'ye atarlanıyor.
Ya senin bu dine ne faydan oldu mesela? Bomboş bir teneke olduğuna eminim. Öyle de gebereceksin.
Çünkü Vehhabilik ideolojisinin reel politikada bir karşılığı yok. Vehabbiler ancak kullanılır ve atılır. Ancak tasavvuf ehli devlet kurar ve yönetir. Bakın El-Nusra kurucusu Ahmed Şara bile Vehabbiliği kullanıp attı.
Bu meselenin Cübbeli ile zerre kadar alakası yok. Mahmud Efendi Hz'nin Vehhabiliğe aykırı ve zıt görüşlerinden rahatsız olanlar Cübbeli'ye saldırarak Mahmûd Efendi'nin hayat görüşünü tahkir etmeye çalışıyorlar. Bugün Vehabbilerin kayığına binenler yarın çok pişman olacaklar.
Son günlerde sosyal medyada ve bazı mecralarda, tasavvufun en köklü ve hassas meselelerinden biri olan "Kabirden Tasarruf" (vefat etmiş Allah dostlarının manevi tasarrufunun devam etmesi) konusu, tam bir cehalet ve şov malzemesi haline getirilmiştir.
Bir takım kişilerin, sırf etkileşim almak uğruna kameraları alıp mezar başlarında "Hadi konuş benimle" tarzında sergiledikleri sığ tiyatrolar, sadece kendi ilmi yetersizliklerini değil, konuyu ne kadar yanlış anladıklarını veya kasıtlı olarak çarpıttıklarını ortaya koymaktadır.
Bu meseleyi çığırından çıkaranlara karşı, hakkı ve ilmi hakikati haykırmak farz olmuştur. İşte meselenin aslı, ilmi delilleri ve o sığ yaklaşımlara verilecek en net cevaplar:
📌Biz "Fiziksel Bir Konuşma" Değil, "Manevi Bir Tasarruf ve Ruhaniyet" Diyoruz!
Ne Cübbeli Ahmet Hoca ne de asırlardır bu yolu yürüten Ehli Sünnet alimleri, bir velinin vefatından sonra kabrinden çıkıp fiziksel olarak insanlarla konuşacağını, cismani bir iletişim kuracağını iddia etmemiştir. Böyle bir iddia zaten tasavvufun özüne aykırıdır.
Kastedilen şey; ruhun ölmediği, bedenden ayrılan kamil bir ruhun, Allah’ın izni ve yetkilendirmesiyle (tasarrufuyla) manen diri olduğu ve feyiz aktarmaya devam ettiğidir. Ruh için mekan ve zaman perdesi kalkar. Mezara gidip "Niye konuşmuyor?" demek, radyo dalgalarını gözle görmeye çalışıp "Radyo dalgası diye bir şey yok" diyen bir akıl tutulmasından farksızdır. İletişim dil ile değil, kalp ve ruh iledir.
❗️Kur'an-ı Kerim, Allah yolunda ölenlerin (şehitlerin) diri olduğunu açıkça beyan eder:
"Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz sezemezsiniz." (Bakara, 154)
Bir şehidin ruhuna bu diriliği ve hayatiyeti veren Allah Teala, ömrünü din-i mübin-i İslam’a, ilme ve irfana adamış, "Peygamber varisi" olan büyük velilerin ve Allah dostlarının ruhlarına bu manevi yetkiyi ve hayatiyeti vermekten aciz midir? Şehit diri olur da, sıddıklar ve veliler manen ölü mü olur?
📌Bu konu dün ortaya çıkmış bir iddia değildir. Büyük İslam alimleri ve arifler, kamil mürşidlerin vefatından sonra manevi tasarruflarının kınından çıkmış kılıç gibi daha da keskinleştiğini ifade etmişlerdir.
İmam-ı Rabbani Hazretleri (Mektubat): "Velîlerin ruhaniyeti, vefatlarından sonra da müridlerini terbiye eder ve onlara feyiz verir." buyurarak ruhani tasarrufun sınır tanımadığını belirtmiştir.
Şah-ı Nakşibend Hazretleri: "Biz vefatımızdan sonra da tasarruf ederiz, manen yetişiriz." gerçeğini talebelerine aktarmıştır.
Her ne kadar bu zatı tavsiye etmesekte, İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye: Selefi çevrelerin de hürmet ettiği bu büyük alim, kitabında ölmüşlerin ruhlarının dirileri duyduğunu, gördüğünü ve onlarla manevi bir bağ kurduğunu onlarca delille ispat etmiştir.
❗️Bizler her namazda Tahiyyat oturuşunda "Esselâmü aleyke eyyühen-Nebiyyü" (Ey Peygamber, selam senin üzerine olsun) diyerek Efendimiz’e (s.a.v.) doğrudan, şimdiki zaman kipiyle hitap ederiz. Eğer vefat eden bir zatın dünyadakilerle bağı tamamen kopsaydı, namazda gaibe değil, hazır olana hitap edilir gibi selam verilmesi emredilir miydi? Efendimiz’in (s.a.v.) ümmeti üzerindeki tasarrufu, feyzi ve manevi varlığı her daim caridir. Mahmut Efendi Hazretleri gibi Allah dostları da o ulu pınardan beslenen, o manevi tasarrufun yeryüzündeki temsilcileri ve varisleridir.
Kamerayı açıp mezar taşlarına bakarak espri yapmaya çalışanlar! Sizler madde dünyasında sıkışmış, gözünün gördüğünden başka bir şeye inanmayan pozitivist kafaların tasavvuf maskesi takmış versiyonlarısınız. Sizin kalbinizin hissetmediği manevi alemler, Allah dostlarının ve onlara sadakatle bağlı olan müridlerin kalbinde her an tecelli etmektedir.
Cübbeli Ahmet Hoca’nın ve ehliyet sahibi insanların anlattığı bu ilmi hakikati, "Mezardan adam kalkıp konuşacak" seviyesine indirgemek ya ağır bir cehalettir ya da kasıtlı bir İslam düşmanlığıdır. Ruh ölmez; kınından çıkan kılıç gibi, kamil ruhlar vefatından sonra da Allah'ın izniyle himmet ve tasarrufa devam eder.