AKP’nin halka ihanet planı Resmi Gazete’de yayınlandı!
Cumhurbaşkanı kararıyla;
2 Boğaz Köprüsü, 8 Otoyol ve 2 Çevre Otoyolunun 30 yıllığına özelleştirilmesi kararı alındı.
Özelleştirme programına alınanlar⬇️
🔴Köprüler
1. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü
2. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü
🔴Otoyollar
1. KGM Avrupa Otoyolu
2. KGM Anadolu Otoyolu
3. İzmir-Aydın Otoyolu
4. İzmir-Çeşme Otoyolu
5. Niğde-Mersin-Adana (Batı) Otoyolu
6. Adana (Doğu)-Gaziantep (Batı) Otoyolu
7. Gaziantep (Doğu)-Şanlıurfa Otoyolu
8. Toprakkale-İskenderun Otoyolu
🔴Çevre Otoyolları
1. Bursa Çevre Otoyolu
(Çağlayan kavşağı-Yenişehir kavşağı)
2. Gaziantep Çevre Otoyolu
Devletin ücretli işlettiği 2 Boğaz Köprüsü ve 8 Otoyolun;
🔵2025 yılı toplam kârı 600 Milyon Dolar
🔵30 yıllık toplam kârı 18 Milyar Dolar!
Güncel kurla 871 Milyar 920 Milyon Lira!
Maliyeti yıllar önce vatandaşın vergileriyle ödenmiş ve devletin yüksek kârla işlettiği bu köprüleri, otoyolları ve çevre otoyollarını özelleştirmek vatandaşa ihanettir.
Bu yolları özelleştirmeyle işletecek olan şirketler 30 yıl boyunca araç geçiş ücretlerine zam üstüne zam yapacaklar.
Bunun adı Türkiye’nin geleceğini satmaktır!
Derhal bu özelleştirme kararından vazgeçin!
Kaynak: 05.09.2026 tarihli Resmi Gazete, 20.10.2010 tarihli Resmi Gazete
#İBBDavası'nda 2.Celse 11.gün
İBB DAVASI'NDA Sadece 2 TAHLİYE VAR.
Ali Rıza Akyüz ve Serkan Öztürk
Tahliye edildi..
51 kişi tutuklu kalmaya devam edecek
🔴 FATİH KELEŞ VEKİLİ AVUKAT BARAN KAYA METİN GÜL'E SORUYOR
Av. Baran Kaya: Fatih Keleş müdafii Avukat Baran Kaya.
Metin Bey, il binasının satın alınması süreciyle ilgili buradayım.
Satın alınması süreciyle ilgili beyanlarınız olmuş.
Bir şeyi soracağım; bu pazarlık esnasında bir toplantının yapıldığını, alıcıların ve satıcıların geldiğini, orada CHP il yöneticilerinin de olduğunu beyan etmiştiniz.
Bu il yöneticileri kimlerdi, hatırlıyor musunuz?
Metin Gül: Toplantı Sarıyer Belediyesinde bir defa yapıldı. Ha o gün nihayetinde...
Av. Baran Kaya: Kimler vardı il yöneticilerinden?
Metin Gül: Çok hatırlayamadım ben.
Av. Baran Kaya: Ama yöneticiler vardı? İl yöneticileri...
Metin Gül: İl yöneticilerinden... İsim hatırlayamadım, vardı sanırım.
Av. Baran Kaya: Bir de şey demiştiniz; biri beni aradı tam olarak hatırlayamıyorsunuz ismi ama "2 milyon TL istedi. Şeyin, bizde 40 milyon var, burası 42 milyona konuştuk. Aradaki 2 milyonu da siz ödersiniz" diye size söylemiş.
Metin Gül: Bizim, bizim muhasebeden geldi o konu tamamen. Ama sonra ben onunla ilgilenmem, o 2 milyon değil de şey kaldırdılar, 40 milyona anlaştılar.
Av. Baran Kaya: Ha evet, öyle sonrasında öyle oluyor.
Şunu merak ettim sadece; sizden bunu bir şey karşılığı mı istediler yoksa hani "Bunu da artık siz tamamlarsınız" gibi bir şey mi yaptılar? Hani bir menfaat temini miydi yani? Karşılıklı bir şey için miydi?
Metin Gül: Ve veya da "Eksik kalıyor, bunu da siz yardım olarak tamamlayın" gibi olmuş olabilir yani.
Av. Baran Kaya: Anladım. Şey için, bu küp teslimiyle ilgili "2,5 milyon TL'yi elden Fatih Keleş aldı benden" demişsiniz.
Pardon "benden" dememişsiniz daha doğrusu, "Fatih Keleş elden aldı" demişsiniz. Sizden mi aldı?
🔺️Metin Gül: Yok yok.
Bizim ya kardeşlerimden birisinden ama Fatih Keleş değil, biz tamamen Adem Soytekin bizim 30-40 senelik çalışan adamımız, çok yakın arkadaşımız. Hatta bizde amelelikten, taşeronluğa, müteahhitliğe kadar yanımızda geldi.
Biz Adem Soytekin haricinde kimseyle şey yapmadık ama Fatih Keleş bir defa ya da iki defa öyle Adem Soytekin’le bana gelmiştir yani.
Konuşmamız olmuştur.
Av. Baran Kaya: Evet ama...
Metin Gül: Yoksa ben Fatih Keleş’le öyle bir ilişkide bulunmadım.
Zaten olmaz bizim yapımızda yani. Adem bize çalışan olduğu için...
Av. Baran Kaya: Anladım. Sizin hukuka aykırı... Fatih Keleş’in hukuka aykırı bir emir, talimat, talep ve benzeri şeylerde bulunur muydu ya da siz ondan böyle bir şeylerde bulunur muydunuz?
Metin Gül: Yok yok. Bizim şeyimiz Adem Soytekin ve mimarlarımız, mühendislerimiz takip eder işlerimize hep. Adem bize çok yakın olduğu için Adem Soytekin’le...
Av. Baran Kaya: Anladım.
Metin Gül: Sonuçta o şirketlerdeki benim hissem çok düşüktür yani.
Dolayısıyla yani Adem Soytekin’le arkadaşlık diyalogumuz, işte beraber çalıştık, beraber inşaatta yürüdük.
Ona güvenimiz de sonsuzdu.
Av. Baran Kaya: Fatih Keleş’le öyle bir diyaloğunuz yoktu?
Metin Gül: Tabii yok. Fatih Keleş’i belki de bize Adem Soytekin tanıştırdı yani.
Av. Baran Kaya: Fatih Keleş’in de böyle hukuka aykırı iş ve eylemlerine zaten çok tanımadığınız için tanık olmamışsınızdır.
Metin Gül: Yok yok, ben de girmedim yani, bilmiyorum. Öyle.
Av. Baran Kaya: Anladım, teşekkür ederim.
🔴ADEM SOYTEKİN VEKİLİ AVUKAT SİMGE BÜYÜK SORUYOR
Simge Büyük: Sayın Başkan, Metin Bey'e bir sorunuz olacaktı. Metin Bey, Teras Park projesiyle Kanıkenti projesi arasında yapılan köprünün belediye bütçesinden ihale edilerek yapıldığı ifade ediliyor. Bu iddianıza ilişkin herhangi bir ihale dökümü, ihale kaydı ya da hak ediş ödeme belgesi, belediye kaydı elinizde mevcut mudur? Var ise dosyaya sundunuz mu? Belediye bütçesinden yapıldığı yönünde somut bir kaynağınız mevcut mudur?
Metin Gül: Tamamen duyum. O gün ihaleyle yapılacağını falan duymuştum. Sonra ben... Yani bu bizim bu konuşmaların hepsi duyum, duyum olarak söyledim ben de onu. Yani ihale edilmeden yapıldığını söylediler. Biz de ifademizde öyle kullandık.
Hakim: Erhan Bey, 10 Ekim 2025 tarihli ifadenizde şöyle bir beyanda bulunmuşsunuz: "Westside projemizde yapılan dairelerden dört tanesini Ekrem İmamoğlu'nun babası Hasan İmamoğlu adına devredilmiştir. Karşılığında herhangi bir bedel ödemesi yapılmamıştır. Daha doğrusu hatırladığım kadarıyla göstermelik olarak da dairelerin bedelini adi ortaklığımızın hesabına gönderilmiş ve sonrasında elden geri alınmıştır. Böyle böyle olmuş diyorlar" diye de cümle devam ediyor. Bu ne demek, böyle olmuş diyorlar? Nerede duydunuz bunu, buna ilişkin somut bildiğiniz bir şey var mı?
Erhan Ünal: Efendim şöyle, ben bunu sonradan ortakların bulunduğu bir sohbet ortamında duydum. Devir işlemleri falan yapılmış. Benim bu konuyla ilgili hiçbir bilgim yok.
Hakim: Hatta ifadende devam ediyorsun ki "Bizzat Ekrem İmamoğlu babasının adına bu şekilde karşılıksız devir işleminin yapılması hususunu istediklerinde çok şaşırmıştık."
Erhan Ünal: Evet böyle olduğunu duyunca şaşırdık.
Hakim: Buradaki anlatımlar yani ortaklar arasında yaptığınız toplantılarda bunlar gündeme geliyor, sen orada mı duyuyorsun?
Erhan Ünal: Sohbet ortamı gibiydi. Bunu özellikle tartıştığımızı hatırlamıyorum.
Hakim: Projenin iskan aşamasına gelince Adem Soytekin üzerinden Mehmet Murat Çalık'ın yönlendirmesiyle 3 milyon TL para istendi. Bu kurduğun cümle neye dayanıyor. Dahil misiniz?
Erhan Ünal: Ben dahil değilim efendim. Zaten iddianamede görüldüğü üzere görüşmelerin hiçbirine dahil olmadım.
Hakim: Talep edilen 3 milyon TL çin KDV'si ile birlikte toplam 2.5 milyar TL tutarında birden fazla çekleri verdik, bu şekilde iskan alabildik" demişsiniz ifadenizde.
Erhan Ünal: Evet, böyle bir duyum var efendim. Duyum var.
Hakim: Yani duyum derken...
Erhan Ünal: Bilgim var efendim, öyle diyeyim.
Hakim: Evet, bilgim var. Bu çeklerin kim tarafından kime verildiğine ilişkin oradan bilginiz var mı?
Erhan Ünal: Bilgim yok efendim. Büyük bir projede olduğu için çok işlem yapıldı.
Hakim: Bu görüşmeleri kim yaptı peki?
Erhan Ünal: Bilgim yok efendim. Mesela şirketimizden bayağı bir örnek görüşmeleri gerçekleştirdi. İddianamede zaten geçiyor efendim.
Hakim: İddianamede geçeni sormuyorum, ben senin bilgini, gördüğünü soruyorum.
Erhan Ünal: Yüksel Hamzaoğlu, İsa Ünal... Oktay Hamzaoğlu sanırsam.
@eczozgurozel büyük hayal kırıklığı yarattınız sayın genel başkan..
bu ucube kanuna karşı çıkmalı, HAYIR demeli ve barışı bunlar kuramıyor, biz kuracağız demeliydiniz..!! umudu, hevesi, inancı yok ettiniz..
Eren Ali Bingöl, Ümit Dikbayır gibi iktidar partisine geçen eskinin “muhalifleri” Javier Cercas’la söyleşimizi hatırlattı:
“Geleceğini inşa etmek için geçmişini değiştiren insanlar çoktur. Ne zaman rejim değişse bunu yaparlar. Bunlar menfaatçi, gözü yükseklerde, gözü doymaz insanlardır. Kişisel olarak ilerlemek için her şeyi yaparlar. İspanya’da diktatörlük bitip rejim değiştiğinde herkes bunu yaptı. 43 yıllık Franco rejimi ve savaştan sonra, bu süre boyunca diktatörlüğü kabul eden İspanyolların büyük çoğunluğu rejim değiştiğinde kendine yeni bir geçmiş uydurdu. Biz Frankoculuğa karşıydık demeye başladılar. Modern İspanya bu yalanlar üstüne kuruldu. Sizde de olur. Coğrafya değişir ama insanlar değişmez. Türkler, İspanyollar, Fransızlar hepimiz aynıyız.” #gelecekfikirler
BİLGİLENDİRME
Cumhuriyet Halk Partisi’nde “mutlak butlan” kararıyla göreve döndürülen Parti Meclisi’nin 57 üyesinden 28’i istifa etti. Böylece, Parti Tüzüğünün 24/3 maddesi uyarınca hem Parti Meclisi hem de onun içinden seçilen Merkez Yönetim Kurulu resmen düşmüş oldu. Parti Tüzüğüne göre, Parti Meclisi üye sayısının, üye tam sayısının 3’te 2’sinin (40’ın) altına düşmesi durumunda 45 gün içinde kurultaya gidilmesi zorunludur.
*CHP Tüzüğü - Madde 24/3:*
“Parti Meclisinde boşalan üyelikler, sırasıyla yedek üyelerle doldurulur. Parti Meclisine bütün yedek üyeler çağrıldıktan sonra, üye sayısı, üye tam sayısının üçte ikisinin (2/3) altına düştüğünde Parti Meclisi için seçim yapılmak üzere Genel Başkan kırk beş (45) gün içinde kurultayı toplantıya çağırır.”
LÜTFEN OKUYUN
#İBBDavası'nda 47.gün
"Cinayet büro ev baskına gönderilmiş"
Medya AŞ Genel Müdürü #FatoşPınarTürker beyanda bulunuyor.
"Bir gün sonra sabah saat 05.30'da evime polis geldi.
Ben iki kızımla yalnız yaşıyorum.
Kapı çaldığında ekran üzerinden polisleri gördüm ve Allah'tan avukatımı arayabildim. Çünkü polisler içeri girdikten hemen sonra telefonumu aldılar.
"Hiçbir şeye dokunmayın" dediler.
Çocuklar ağlıyordu.
"Bir bardak su vereyim" dedim.
"Hayır."
"Küçük kızım okula gidecek."
"Hayır."
"Sakın kimse yerinden kıpırdamasın."
Sürekli delil karartmaktan söz ediliyordu.
Oradaki polislerden biri, sanırım bir komiserdi. Gözlerindeki ifadeyi hiç unutamayacağım.
Bir ara bana:
"Kaşe var mı?" diye sordu.
"Ne kaşesi?" dedim.
"Şirket kaşesi."
"Yok" dedim.
"Ben şirketin genel müdürüyüm, şirket kaşesini evimde ne yapayım?"
Buna rağmen evi aramaya devam ettiler.
Biz pijamalarımızla öylece bekliyorduk.
Çocuklar ağlıyor, kimse hareket edemiyordu.
Bir noktada polise:
"Siz mali suçlar için gelmediniz mi?" diye sordum.
Polis:
"Biz Cinayet Büro'dan geldik" dedi.
Bunu duyunca kızlarım daha da korktu.
"Ne cinayeti?" dedim.
"Şu anda operasyon yürütülüyor, biz görevlendirildik" dedi.
O an yaşadıklarımız gerçekten tarif edilmesi zor şeylerdi.
Bir bardak su bile veremediğim çocuklarımın yanında, ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Bugün geriye dönüp baktığımda yaşananların bir tiyatro mu yoksa bir kâbus mu olduğunu hâlâ tarif edemiyorum.
Sonrasında sağlık kontrolüne götürüldüm.
Orada bir polis memuru, başına bir şey gelmediğinden emin olmak için annemi aramama izin verdi.
Daha sonra tekrar aramama da izin verdi.
Kendisine bu insani davranışı nedeniyle teşekkür borçluyum.
Ben evden bu şekilde ayrıldım.
Küçük kızımı son kez okuluna bırakmış oldum.
Akşam geri döneceğimi düşünüyordum.
Sonra Vatan Emniyet'e götürüldük.
Açıkçası ilk başta oradan çıkamayacağımı düşündüm.
Fakat içeri girince asistanımı gördüm.
"Canan, sen neden buradasın?" dedim.
"Beni de aldılar" dedi.
Sonra diğer arkadaşlarımız gelmeye başladı.
Tanıdığım ve tanımadığım birçok insan getirildi.
Sonrasında artık orada yaşamaya başladık.
Nezarethane şartlarını anlatmak istemiyorum ama umarım hiçbiriniz hayatınız boyunca görmek zorunda kalmazsınız.
Bodrum katta olduğu için cam yoktu, pencere yoktu.
Gün mü gece mi anlamıyordunuz.
Bir gün kadın polis memuru geldi.
"Arama yapılacak" dedi.
Bizi sıraya dizdiler.
Sonra beni küçük bir odaya aldılar.
Odayı da, o polis memurunu da hayatım boyunca unutmayacağım.
Memur:
"Üstünü çıkar" dedi.
Çıkardım.
Sonra:
"Altını da çıkar" dedi.
Şaşırdım.
Ama çıkardım.
Ardından:
"İç çamaşırını da çıkar" dedi.
Ne olduğunu anlayamadım.
Ama söylediklerini yaptım.
Sonra:
"Çömel" dedi.
Daha sonra çeşitli hareketler yapmamı istedi.
O an ne yaşadığımızı gerçekten anlamıyorduk.
Kadın memurun eldiven takması bile bize normal bir sağlık kontrolü yapılacağı hissini vermişti.
O kadar yabancıydık bu sürece.
Sonrasında tutuklandık.
Akşam saatlerinde Silivri Cezaevi'ne getirildik.
Hayatında hiç cezaevine girmemiş bir insan olarak yaşadıklarım gerçekten bir film sahnesi gibiydi.
İnsan, suç işlemediği sürece bir gün cezaevine düşebileceğini hiç düşünmüyor.
Ama olabiliyormuş.
Her şey insana dair.
Cezaevine geldiğimizde bize:
"Merak etmeyin, siz beş kadınsınız. Sizi aynı koğuşa koyacağız." dediler.
Buna çok sevindik.
Ancak daha sonra müdür geldi ve:
"Adalet Bakanlığı'ndan talimat geldi. Hepiniz ayrı ayrı koğuşlarda kalacaksınız." dedi.
Bizi tek tek farklı koğuşlara götürdüler.
İlk gün birbirimizi sadece pencerelerden görebildik.
Ben koğuşa konulduğum anda pencereye koştum.
Çünkü diğer arkadaşlarımın da yan koğuşlara yerleştirildiğini anlamıştım.
Fatoş'un sesini duyuyordum.
Çok ağlıyordu.
Bir şey olacak diye korkuyordum.
Bütün gece pencerelerden birbirimize seslenerek geçti.
Birimiz ağlıyor, birimiz teselli etmeye çalışıyordu.
İlk gecemiz böyle geçti."
#İBBDavası'nda 47.gün
"AKP döneminde Medya A.Ş'den bir yapımcıya 4.5 milyon dolar ödenmiş"
İBB Başkanı #Ekremİmamoğlu
Medya AŞ Genel Müdürü #FatoşPınarTürker'e soru sormak için söz aldı.
🔺️Ekrem İmamoğlu: Sayın Başkan önce sorularımı soracağım sonrasında müsaadesinizle düşüncelerimi paylaşmak isteğim var sizinle ilgili
Ben tabii insan kaynakları sürecinden sonra benimle gelip tanıştırıldığınız zaman şunu hatırlıyorum. Geçmişte de genel olarak bu süreçlerde, son aşamada yönetici arkadaşlarımızla tanıştırılırdı. Sürecin öncesinde insan kaynakları birimi değerlendirmesini yapar ve kararını verirdi elbette.
Size de şunu söylemiştim: Bu bir kamu hizmetidir. Zor bir süreçtir, zorlukları vardır. Serbest piyasadan ya da özel sektörden farklı bir boyutu vardır. Farklı fedakârlıklar gerekebilir. Buna hazır mısınız? Maddi yönden beklentinizi karşılamayacak bir alan olduğunu biliyorsunuz. Çünkü özel sektörden çok arkadaşımız aramıza katıldı. Sizin gibi değerli arkadaşlar.
Bu bağlamda siz de bana o buluşmamızda, “Ben tam da bu iş için buradayım” tarzında bir cevap vermiştiniz. Ben de açıkçası çok mutlu olmuştum. Kadın yönetici olarak aramıza katılmanızdan da gurur duymuştum.
Umarım karşılıklı olarak görev arkadaşı, yol arkadaşı olarak geçirdiğimiz süreci hep beraber anacağız uzun yıllar boyunca.
Burada işinizi, kurumunuzun gelişimini, atacağız adımları, yapacağız atılımları ve benzeri birçok hususu tartışmanın dışında; bu iddianamede bahsi geçen ve daha önce tarif ettiğim gibi kötü bir kahvehane dedikodusu şekilde tasarlanmış iddianame kapsamında, bizimle ilişkilendirilen biçimiyle herhangi bir dünyamız oldu mu sizinle?
Böyle bir süreç, bu tarz konuşmalar ya da iddianamede yazıldığı şekliyle dayatmalar, önünüze kabul edemeyeceğiniz teklifler getirilmesi gibi şeyler oldu mu aramızda?
🔺️Pınar Türker:
Başkanım, olmadı.
Bilakis, rutin olarak her sene iştirakler yılı kapattıktan sonra sizinle sunum yapıp o senenin nasıl geçtiğine dair bir özet geçerdik.
İlk toplantımızda da, benim daha iki buçuk ayım olmuştu
Medya AŞ'de.
Bana tam olarak şunu söylediniz, onu çok net hatırlıyorum:
“Aman Pınar hanım, mümkün olduğunca havuzda çok fazla firma alıyorsunuz değil mi?
Hem bakış açısı açısından hem yaratıcılık açısından. Aman rahatsız olmasınlar, mümkün olduğunca çok firma, her taraftan firmanın havuzunuzda bulunmasına dikkat edin.”
🔺️Ekrem İmamoğlu:
Tabii sizden önceki dönem olduğu için analiz edilmemiş olabilir ya da önünüze düşmemiş olabilir. Az önce 2025 rakamlarıyla ilgili konu geçti. Ben de gördüğümde üzülmüştüm.
Medya AŞ yılı 200 milyonu aşan bir zararla kapattı. Ne yazık ki bu kumpas operasyonuyla beraber zarar etti.
Orada aklıma şu geldi. Sizden önceki dönemde bir TRT dizisine, daha doğrusu bir yapımcıya, TRT'ye değil, yapımcıya yaklaşık 4,5 milyon dolar civarında sponsorluk parası ödendi Medya AŞ tarafından.
Yani bugünün rakamlarıyla neredeyse tam da o zarar kadar, 200 milyon liranın üzerinde bir rakam.
Milletin parası, İstanbul halkının parası, 16 milyon insanın parası bir dizi için ödendi. Başka örnekler de var ama şimdi onlara girmeyeceğim.
Size böyle bir talimat verildi mi? Ya da buna benzer bir talimat gelseydi, siz böyle bir şey yapar mıydınız?
Pınar Türker:
O konuyu ben Medya AŞ'ye ilk başladığımda, az evvel de söyledim, yaptırdığım ilk denetimlerde fark ettim.
Diziyle ilgili önce bir sunum yapılmış. Sonrasında da Medya AŞ tarafından sponsorluk verilmiş.
Bu zaten bizim kamu iştiraki olarak asla yapamayacağımız bir şeydir. Çünkü biz karşılığında bir hizmet ya da mal almadığımız hiçbir şeye sponsor olamayız. Sadece sponsorluk amacıyla para aktaramayız.
Bize de böyle bir talep ya da istek asla gelmedi.
Ekrem İmamoğlu:
Evet. Bu tespitlerimizin de yine, ne yazık ki, kötü anılarınızda anlattığınız gibi savcılık tarafından görmezden gelindiğini, yargılama aşamasına sokulmadığını ya da kamu zararına yol açan bu tür işlerin hasır altı edildiğini burada tekrar Yüce Türk Yargısı huzurunda beyan etmiş olalım."